Hellboy'lum, 'Altın' yazmalım

Hellboy'lum, 'Altın' yazmalım
Hellboy'lum, 'Altın' yazmalım

Guillermo del Toro ?Hellboy 2: Altın Ordu?da, ilk filmin kadrosunu korunmuş. Yani Hellboy?u Ron Perlman, ?Ateş kız? Liz Sherman?ı Selma Blair, Abe Sapien?i Doug Jones canlandırıyor.

Toro'nun 'Hellboy'u yine perdede. Filmde Elf prensi Nuada insanlığı yok etmek için robot askerlerden kurulu 'Altın Ordu'yu yeniden uyandırmaya çalışıyor
Haber: UĞUR VARDAN / Arşivi

 

 

FİLMİN FOTOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYIN

YAPIM NOTLARI İÇİN TIKLAYIN

GÖSTERİMDEKİ DİĞER FİLMLER İÇİN TIKLAYIN

UMUDUMUZ HELLBOY...  SEVİN OKTAYIN YAZISI İÇİN TIKLAYIN


Türkiye’de de zaman zaman başvurulan bir reçete, bu aralar sinemada pek bir moda. Evet, canı sıkılan ‘orduyu göreve çağırıyor’... Çok değil, birkaç hafta önce ‘Mumya’ serisinin üçüncü adımı ‘Mumya: Ejder İmparatoru’nun Mezarı’nda, eski hükümdar Qin, ‘Terracota ordusu’nu yüzyıllık uykusundan uyandırıp iktidarı yeniden ele geçirmeyi arzuluyordu. Şimdi de Elf kralının oğlu Prens Nuada, binlerce askerden oluşan ‘Altın Ordu’yu, benzer bir şekilde uykusundan uyandırıp insanoğlunu yeryüzünden silmenin hesaplarına girişiyor (Hoş ben bir tek ‘Altınordu’ bilirim, o da İzmir futbolunun Altay, Göztepe ve Karşıyaka’dan sonraki dördüncü temsilcisi ya...).
Lakin ‘Altın Ordu’nun yeniden uyandırılış mücadelesini anlatan filmin ‘esas oğlanı’ Prens Nuada değil, onu durdurmaya çalışan tuhaf kahraman ‘Hellboy’. Biz malum şahısla perdede, 2004’te tanışmıştık. ‘Canavarlı filmler’in yönetmeni Meksika kökenli Guillermo del Toro, Mike Mingola’nın yarattığı çizgiroman karakterini, dört yıl önce peliküle taşımıştı. İkisi de törpülenmiş boynuzları, Kaptan Onedin’le Kötü Kedi Şerafettin karışımı uzun favorileri, kıpkırmızı derisi, boğumlu, koca bir pençeyi andıran sağ eli ve kuyruğuyla, yeterince farklı bir fizyonomiye sahip olan Hellboy, şeytanın akrabası olmasına karşın iyilerin safında bir kahramandı. ‘Men In Black’ misali ‘Amerikan Paranormal Araştırmalar Bürosu’ benzeri bir kuruluşun başına buyruk bir elemanı olarak çalışan kahramanımız, ilk filmde Rasputin ve sadık hizmetçileri Kroenen’le Ilsa’ya karşı mücadele ederken bu kez Prens Nauda’nın tekerine çomak sokmaya çalışıyor.

Hobbit öncesi son durak
‘Kızıl kahraman’ın sinemadaki ikinci adımı, tabii ki sadece bir film olarak değerlendirmenin dışında da anlamlar barındırıyor. İlk filmi izlediğimizde yönetmen koltuğuna oturan kişi, daha ‘Cronos’, ‘Mimic’, ‘Blade II’ gibi yapımların da yaratıcısı Guillermo del Toro’ydu. Ama şimdi ‘Hellboy II: Altın Ordu’nun yönetmeni, en son ‘Pan’ın Labirenti’ adlı başyapıtını izlediğimiz Guillermo del Toro. 2006 yapımı ‘Pan’ın Labirenti’nde, David Cronenberg-Ken Loach karışımı bir stille, fantastik sinema adına son derece zorlu bir denemeden alnının akıyla ayrılan Meksikalı yönetmen, ‘Hellboy II’de, sanki ulaştığı bileşimi yeniden parçalara ayırmış ve işin sadece fantastik kısmına yüklenmiş gibi. Film, ilk adım kadar katıksız bir çizgiroman ruhu sunuyor sunmasına ama nedense artık çok malzemeyle yüklenmiş günümüz seyircisi için, hep başka sinema serüvenlerinden hatırlatmalarla donanmış bir görüntüler silsilesi sunuyor. Del Toro, bundan sonraki projelerinde Tolkien’in ‘Hobbit’ine el atacak. Dolayısıyla bu film, bir anlamda onun Elf’lerle yakın gelecekte girişeceği ilişki için bir tür eskiz niteliği de taşıyor. Fakat ben yine de film bittiğinde, yönetmenin en büyük eğlencesi olan farklı yaratık tasarımlarının dışında, kaliteli ve yer yer sürükleyici bir eğlencelik ötesine geçememiş bir yapım bulduğumu söyleyebilirim. “İyi de bir çizgiroman uyarlamasından daha ne bekliyordun?”, diyebilirsiniz. Evet, haklısınız ama ‘Pan’ın Labirenti’yle aşılan eşiğin ardından ‘Hellboy II’, ‘çok çok iyi’yi ya da ‘mükemmel’i aramak zorunda bırakılan bizler açısından sadece ‘iyi’ tanımlamasını hak ediyor.

Hellboy: 2, Altın Ordu: 0

Bazen yargıyı önce söyleyip, daha sonra filmin koridorlarında dolaşmak gerekiyor. ‘Hellboy II’nin koridorlarına gelince; ‘Kırmızılı kahraman’ın, ‘ateşli’ kız arkadaşı Liz Sherman ve balıkçıl Abe Sapien’den oluşan yakın çevresine bu kez Alman ‘ruhu’ Johann Kraus’u da ekliyor (Kraus, öyküye kendi ruhunun yanı sıra Germen ruhunu da katıyor). İlk film bize bol bol puro ve bira içen, kedi seven ve aşk acısı da çeken bir kahraman sunmuştu. İkinci film ise Hellboy’la Liz Sherman arasındaki romantizmin yanına yeni bir halka daha ekliyor : Prens Nuada’nın bir anlamda tek yumurta ikizi olan Prenses Nuala’yla Abe Sapien birbirlerine sevdalanıyorlar. İkizinin tersine tavrını insanlıktan yana koyan Nuala’nın aynı zamanda asli bir hedefi var; Altın Ordu uykudan kalkmasın diye yüzyıllar önce üçe ayrılan taçın bir parçasını ısrarla kaçırıyor.
Filmin kayda değer görselliklerine gelince; ‘Star Wars’taki uzay barını hatırlatan ‘Troll Pazarı’ (ki bana ‘Harry Potter’daki insanlarla paralel bir evrende varolan ‘büyücü pazarı’yla ‘Total Recall’daki barı daha çok çağrıştırdı), envai çeşit yaratığıyla son derece etkileyici. Keza, Nuada’nın sadık ve güçlü yaratığı Wink, çekirge sürüleri mantığıyla çıkan her şeyi silip süpüren ama yakından bakıldığında da ‘Raid, sineksavar reklamları’ndaki sevimli sineği anımsatan ‘diş perileri’, keza İrlanda’da karşılarına çıkan meleğimsi yaratık (ki ‘Pan’ın Labirenti’ndeki ‘Pale Man’i de hatırlatıyor), Del Toro’nun hayal dünyasındaki figürlerin filmdeki temsilcileri olarak çok başarılılar. Ayrıca filmin başında ‘çıkan kısmın özeti’ kabilinden yer alan ve Elflerle insanların savaşını anlatan hikâyenin Danimarka yapımı ‘İpler’e (Strings) olan benzerliğini de, bir saygı duruşu olarak ele almak gerekiyor sanırım.

Bu labirent başka labirent
Onca maskeli ifadenin ardındaki isimlere gelince; bir zamanların sevilen dizisi ‘Güzel ve Çirkin’in ‘Aslan adam’ı Vincent’ı Ron Perlman, ‘Hellboy’ rolünde yine koca cüssesiyle hikâyeye damgasını vuruyor. (Tam da bu noktada bir şeyin altını çizmek isterim; ‘Hellboy’un kadın-erkek ilişkilerine bakışı da FHM yada Esquire tarzı modern erkek dergileri gibi. ‘Kırmızılı dev’, Liz’le olan ilişkisini tarif ederken “Onun için hayatımı feda ederim ama o bulaşık yıkamamı da istiyor” diyor). Selma Blair hoş bir kadın ama canlandırdığı Liz kadar perdeye ateş yaydığını söyleyemeyiz. ‘Pan’ın Labirenti’nde Pan’ı ve Pale Man’i canlandıran Doug Jones, bir kez daha Abe Sapien’de nazik (ve de romantik) tavrını sürdürüyor. Daha önce Del Toro’yla ‘Blade II’de de çalışan Luke Goss, Prens Nuada’da hem varlığıyla, hem de arada bir uzayan mızrağıyla yeterince ‘kötü’ olmayı başarıyor.
Sonuç olarak çağrışımları güçlü, kendi başına da belli oranda etkileşici ve sürükleyici olmayı başaran bir film ‘Hellboy II: Altın Ordu’. Sadece labirentleri Pan kadar derin ve felsefi değil. Ama zaten anlatılan da klasik bir iyi ve kötü mücadelesi. Bu mücadelenin de formülü hep bellidir. Del Toro, bu formülle değil, denklemin bileşenleriyle görsel açıdan oynamaya çalışmış ve bunu da başarmış.