Her yönüyle tutarlı bir prodüksiyon!

Her yönüyle tutarlı bir prodüksiyon!
Her yönüyle tutarlı bir prodüksiyon!
"Devlet Tiyatroları, neden 'Herkesin Bildiği Sırlar'ı sahneliyor?" sorusunun sebebi, oyunun tüm unsurları
Haber: ZEYNEP AKSOY / Arşivi

90’lar Yavuz Özkan’ın en üretken dönemiydi. Kadın -erkek ilişkilerinin sıradan ve klişe “karmaşıklığı” üzerine bir sürü film çekti. Hatta ‘İki Kadın’da işin içine heteroseksüel erkek fantezisi noktasından bir lezbiyenlik katmaya çalışmışlığı bile vardır. Fallik dönem takıntılı yönetmenimiz meğer o yıllarda hızını alamayıp konuyla ilgili iki oyun da kaleme almış. Bunlardan 1999’da yazdığı ‘Herkesin Bildiği Sırlar’ (niyeyse?) İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda sahnelenmeye başladı.
‘Sırlar’, Özkan’ın favorilerinden, anlaşamayan üst-orta sınıf çift diyarında geçiyor. Evden taşınmaya karar veren “Kadın” (Ebru Unurtan) kötü hava ve “Adam”ın (Burak Şentürk) ısrarıyla o gecelik gidemez. İlişki, bol şarap eşliğinde masaya yatırılır. Kadınla Adam, ilişkileriyle ilgili acaba ne yapacaktır? ‘Sırlar’ metinden rejiye, oyunculuklardan dekor ve ışığa o kadar büyük bir kolektif facia ki, artık böylesine çok ender rastlandığı için drama öğrencilerine ibretlik olarak izlettirilmeli. Şöyle müthiş diyaloglar var: Adam: “Benim insan yanım erkek yanıma ağır basar”. Kadın: “Senin erkekliğinle benim kadınlığımı tartsan geriye geleneksel erkek barbarlığın kalır”. Yönetmen Hidayet Erdinç, metni “güncelleştirerek” sahneye taşıdığını söylüyor. Oyun 17. yüzyıldan olmadığı için, güncelleştirmeden kastı, dekorda kullanılan cep telefonu ve bir laptop. Müzik ise yönetmenin iddiasıyla anakronik; “Stand by me” gibi seçimler içeriyor. 70’li yılların sonlarından, durumu iyice bir seks işçisinin evi hissini veren bembeyaz, açık barlı, neon ışıklı dekor nasıl bir fanteziye hizmet ediyor belli değil. Sahneyi hiçbir gölge bırakmamacasına yıkayarak sıkıcı beyazın beyazlığına güç katan cascavlak ışık, fiziksel olarak bile rahatsız ediyor. Herhalde bir renk katsın diye sokuşturulmuş, kadının kırmızı şemsiyesi ve bavulu sinir bozuyor. Oyunculuklar son derece yüzeysel, ilişki kurmaktan aciz ve klişe. Şentürk’ün tuhaf aksanından bıyığına ve sahne prezansına kadar her şeyi ‘démodé’, Unurtan gülme krizi geçirdiği sahne dışında, her daim tutuk. Yazık, İDT’nin imkanları çok kısıtlı, hiçbir metne ulaşamadı da bunu seçti diye düşünüyor insan. Klasiklere, iyi modernlere, yeni yerli yazarların oyunlarına filan kıran girdi zahir. Metnin klişeliğinin prodüksiyonun hücrelerine yapışarak içinde boğulunası bir klişeler okyanusu yarattığı ‘Herkesin Bildiği Sırlar’ın hakkını yememeli yalnız, her boyutunda aynı berbatlık düzeyini yakalamasıyla son derece tutarlı bir prodüksiyon.