Herkes 'aynı' olsun!

Herkes 'aynı' olsun!
Herkes 'aynı' olsun!
Cristian Mungiu, onun gibi düşünmeyeni 'düzeltme' dürtüsünün önüne geçemeyen insanoğlunun 'kötücül refleksleri'ni test ediyor.
Haber: MURAT ÖZER - cinemozer@gmail.com / Arşivi

Önceki filmi ‘4 Ay, 3 Hafta, 2 Gün’le (4 Luni, 3 Saptamâni si 2 Zile) Avrupa sinemasının harika çocuklarından (çok genç değilse de) biri olacağını işaret eden Cristian Mungiu’nun yeni filmi ‘Tepelerin Ardında’ (Dupa Dealuri), ‘kötülük’ün nasıl ve nereden geldiğine bakmaksızın yarattığı tahribatı damarlarımıza enjekte eden bir çalışma. İki genç kız var hikâyenin merkezinde, tıpkı ‘4 Ay, 3 Hafta, 2 Gün’de olduğu gibi... Biri manastıra kapanmış, kendini Tanrı sevgisine adamış; diğeriyse yetimhanede birlikte büyüdükleri en yakın arkadaşı (belki de sevgilisi olmuş bir zamanlar). İkisinin yollarının yeniden kesişmesiyse, Almanya ’daki kızın Romanya’daki manastıra gelip diğeriyle birlikte ısrarla ‘gitmek’ istemesiyle gerçekleşiyor. Ama ‘şeytan çıkarma’ ayininin de devreye girdiği bir dizi ‘iyilik’ temelli fenalıksa hikâyenin içindeki trajediyi söküp çıkarıyor, geriye ‘insan müsveddeleri’ bırakıyor...
Cristian Mungiu, ‘Tepelerin Ardında’yla insanoğlunun fotoğrafını çekiyor adeta. ‘Öteki’yle ilişkisini ‘düzeyli’ bir şekilde sürdürürken onu hiçleştiren insan, burada dinsel bir motivasyonla hareket ediyor ve ‘iyi insan’ maskesinin arkasına saklanarak yapacağını yapıyor bir kez daha. Onun gibi düşünmeyeni/hissetmeyeni reddetmiyor gibi görünüyor, ama her daim ruhuna yapışmış olan ‘düzeltme’ dürtüsünün önüne geçemiyor. Filmde dinsel inanç eksenli yürüyen durum (ki tanıdık bir şey bu), dil, ırk, cinsel tercih, politik görüş, yaşam biçimi bağlamlarında da değerlendirilebilir kuşkusuz.

Kaçınılmaz trajedi
Daha küçük ölçekte, okuduğun kitap , izlediğin film, dinlediğin müzik ya da seçtiğin hediye olarak da kendini gösteren bu ‘hastalık’, insanoğlunun ‘beyin yıkama’ alışkanlığının yan etkisi gibi de görülebilir.
Trajediyse kaçınılmazlaşıyor böylesi bir resmin içinde, ki Mungiu’nun ‘Tepelerin Ardında’da göstermeye çalıştığı da bu oluyor. Yönetmen, sadece manastırdakiler tarafından değil, çevresinde kümelenen herkesçe ‘itilen’ (aynı zamanda çekilen) genç kızın yazgısıyla çağları peşine takan bir tespite soyunuyor. Ancak bu tespitin anlaşılıp özümsenemeyeceğiyse aşikâr. Herkesi nehrin bu yakasında toplamaya çalışanlar, insanlık tarihi boyunca idrak edemediklerini ‘Tepelerin Ardında’yla anlayacak değiller!


    ETİKETLER:

    Almanya

    ,

    kitap

    ,

    Müzik

    ,

    Hediye

    ,

    Kız

    ,

    Avrupa

    ,

    Yaşam

    ,

    politik

    ,

    dizi

    ,

    film

    ,

    genç

    ,

    ırk

    ,

    İnanç

    ,

    beyin