Hınzır kadın kardeşliği

Hınzır kadın kardeşliği
Hınzır kadın kardeşliği

?Kadınlar?ın hınzır bilmiş kadınları Jade Pinkett Smith, Annette Bening, Meg Ryan ve Debra Messing.

Bu hafta gösterime giren Diane English filmi Kadınlar, hikâyesini New York'lu kadınlar üzerine kurgulayan son eserlerden. Kahramanlar yine dört New York'lu kadın
Haber: ERMAN ATA UNCU / Arşivi

 

 FİLMİN FOTOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYIN 

YAPIM NOTLARI İÇİN TIKLAYIN

GÖSTERİMDEKİ DİĞER FİLMLER İÇİN TIKLAYIN


Meg Ryan, Annette Bening, Candice Bergen, Bette Midler, Debra Messing, Jade Pinkett Smith, Debi Mazar, Eva Mendes, Carrie Fisher ve bir kadın filmi. Başka söze gerek var mı?



New York’un filmlere bu kadar yakışan bir kent olması, onu bir Amerikan şehrinin ötesine taşıyor. Bir de New York’lu prototipi var ki o da bir Amerikalıdan öte. Kariyer odaklılık, şehirlilik, bohemlik... New York’lu olmak bunların hepsinin eridiği bir pota gibi. New York kadınlığı da pek farklı bir durum değil. Amerika’ya özgü olmaktan çok evrensel. Bizde televizyondaki Sex&The City çakmalarını bir kenara bırakın, ‘Nişantaşı kadınının’ köklerine bakın, New York kadını mefhumunun nerelere kadar temas ettiği anlaşılır. Bu hafta gösterime giren Diane English filmi The Women/Kadınlar, hikâyesini New York’lu kadınlar üzerine kurgulayan son eserlerden. Kahramanlar yine dört New York’lu kadın. Odakta da yine ilişki meseleleri var. Yani Sex&The City’yle kanbağı bariz.

Ama filmin esin kaynağı Sex&The City öncesinden. Kadınlar, George Cukor’un Joan Crawford’lu 1939 yapımı komedisinin yeniden çevrimi. Asıl kaynak ise Clare Boothe Luce’nin, zamanının ilerisinde bulunmuş oyunu. Haliyle aşk ilişkilerinin perdeye geliş tarzında 1930’lardan bu yana epey fark var. Hatta filmde Meg Ryan da annesi rolündeki Candice Bergen’a “1930’lardan bir filmde mi yaşıyoruz?” diyerek duruma bilinçli bir gönderme de yapıyor. İşin ilginci ise 1930’lardan 2000’lere geçişte bir zorlanma izine rastlanmaması. Özellikle de odakta aldatma gibi, takınılan tavrın döneme göre değiştiği bir tema varken.

Her ne kadar botokslu suratı durumun inandırıcılığını zedelese de Meg Ryan, kocası için kariyerini bir kenara bırakmış ve -inandırıcılığın zedelendiği nokta burası- bakımına falan özen göstermeyen, herdem iyimser Mary Haines’i canlandırıyor. Aldatıldığının ortaya çıkmasıyla yakın çevresindekilerin de kadınlık hallerini bir bir izliyoruz. Hırslı, işkolik, lafı gediğine oturtan editör Sylvia Fowler (Annette Bening), sürekli hamile kalan, evcimen Edie Cohen (Debra Messing), parti canavarı, lezbiyen Alex Fisher (Jade Pinkett Smith) Mary’nin yakın arkadaşları. Ancak filmin kadın yelpazesi, benzerlerinin aksine Mary’nin arkadaşlarıyla sınırlı değil. Hınzır annesi Catherine, manikürcü Tanya (Debi Mazar), dört koca eskitmiş, Betty Ford Kliniği’nin daimi hastası Leah Miller (Bette Middler) ve hatta Mary’nin kocasını elinden alan Crystal da (orijinal filmde Joan Crawford’un canlandırdığı karakteri Eva Mendes devralıyor) Kadınlar’ın sunduğu yelpazenin ayrılmaz parçaları. Zaten film de sanki Mary’nin aldatılma hikâyesini, bu karakterlerin kadınlara has stereotiplere uyum sağlamasına zemin sağlamak için kullanıyor.

Yüzleş bununla
Haliyle bu tür hikâyelerde insanın gözü hınzır diyaloglar arar. Söz konusu kadınlardan hazırcevaplılık, konuşmaları beklenmedik yerlere götüren manevralar beklenir. Sebep meçhul, ama deyim yerindeyse, kadınlar görmüş geçirmişlikleriyle insanın suratına gerçeği çarpıcı esprilerle vuracak varlıklardır. Yerli televizyon dizisi Yol Arkadaşım’dan ve öncülü birçok diğer diziden tanıdık bir durum bu. Lafı gediğine oturtmak söz konusu olduğunda esaslı kadınlara başvurulur. (Duruma Kadınlar’dan bir örnek: Pazarlamacı: “Bir yüz kaldırma operasyonu düşünür müsünüz?” Sylvia: “Benim suratım bu şekerim, yüzleş bununla”.)

Oyuncu seçiminden de anlaşılacağı üzere Kadınlar da bu beklentinin farkında. Hiçbir karesinde bir erkeğe rastlanmayan Kadınlar’da hikâyeden çok bu diyaloglar önemli. Başlarda Sex&The City ile Şeytan Marka Giyer’in yarattığı furyadan nemalanmaya çalışan melez bir proje seyredecekmiş gibi hissedebilirsiniz. Hayal kırıklığına hemen paye vermemek lazım. Kadınlar, beklentiyi karşılayacak hınzırlıkta diyaloglar içeriyor. Meg Ryan’ın botokslu suratının yabancılaştırıcı etkisini atlattıktan sonra Candice Bergen, Bette Midler gibi efsaneleri tam şanlarına layık karakterlerde izleme fırsatı da cabası.

Zaten son dönemde hangi New York’lu kadın portresi hayal kırıklığına sebep oldu ki? Sex&The City de, Şeytan Marka Giyer de, Dadım Âşık da cevval kadınlar arasında geçen hınzır diyaloglara koşullanmışların beklentilerini layığıyla doyurdu. Böyle bir furyanın olası sebepleri muhtelif. Tabii ki Sex&The City rüzgarının, bu tür projelere yeşil ışık yakılmasında doğrudan etkisi olması da muhtemel. Ne var ki New York kadınlarının haleti ruhiyesinin bu kadar geniş bir kesime temas edebilmesi yine de kaydadeğer. Seyirci, sadece perdede gördüklerini model belleyen pasif bir varlık olmadığına göre, hınzır kadın karakterlerle bir dert ortaklığı mı söz konusu?