İhtiyarlara yer yok aptallara var

İhtiyarlara yer yok aptallara var
İhtiyarlara yer yok aptallara var
Coen Kardeşler, derin ve felsefi tatlar taşıyan 'İhtiyarlara Yer Yok'tan sonra komediye dönüyor. Lakin 'Aramızda Casus Var', birinci sınıf oyuncularla çekilmiş vasat bir casusluk taşlaması
Haber: UĞUR VARDAN / Arşivi

 

 

 FİLMİN FOTOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYINIZ

YAPIM NOTLARI İÇİN TIKLAYIN

GÖSTERİMDEKİ DİĞER FİLMLER İÇİN TIKLAYIN


Geçen sezonun ihtiyarlara yer bulamayan yönetmenleri Coenler, bu sezon da ajanlara yer bakıyor. Amerikan sinemasının bağımsız karakterli en popüler kardeşleri, son filmleri ‘Burn After Reading’de (nedense kötü bir çevrim olan ‘Aramızda Casus Var’ Türkçe ismiyle vizyona giriyor), ‘ağır ve felsefi’ takılmayı bırakıp tekrar komedinin ve ‘aptallığın’ sularına atlamışlar. Tekrar diyoruz, çünkü kendi deyimleriyle film, ‘Nerdesin Be Birader’ (O Brother Where Art Thou’) ve ‘Dayanılmaz Zulüm’le (Intorebla Cruelty) birlikte ‘Aptallık üçlemesi’nin son ayağıymış. Doğrusu, ‘Bırakın bu ayakları’ demek de istemiyorum ama ‘İhtiyarlara Yer Yok’undan da öyle ağır ve derin dersler ya da sinemasal anlar yakalayamadığım Coenler, bana kalırsa ‘Aramızda Casus Var’da da, filmografilerindeki en sıradan işlerden birine imza atmışlar. Peşin hükümler elbette kötüdür ama merak etmeyin, yargımı açmaya çalışacağım.


‘Siz de ajan olabilirsiniz’

Lakin önce kısaca öykü: CIA’de analist olarak (ki biz buna ‘modern zaman casusu’ diyoruz, sağolsun böylesi bir mesleğin varlığını Harrison Ford’lu ‘Patriot Games’ ve ‘Clear and Present Danger’ adlı filmlerinden öğrendik. Kısacası ‘Bond’un ya da Bourne’un ‘değili’ olarak da anlayabiliriz) çalışan Osbourne Cox (nitekim Bourne-Osbourne ses benzeşmesi meseleyi daha da açık bir hale getiriyor), üstleri tarafından görevinden alınır. Gerekçe olarak da içki bağımlılığı (yani alkolikliği) gösterilir. Çocuk doktoru olan eşi Katie, kendisini bir ajan olan Harry Pfarrer’la aldatan (tabii ki bu yasak ilişkiden haberdar değildir) Osbourne, yaşadıklarını yazmaya karar verir. Kendisinden ayrılmak için harekete geçen ve avukatından “Aslında siz de ajan olabilirsiniz” şeklinde bir ‘iltifat’ alan Katie, eşinin bilgisayarındaki her şeyi bir CD’ye yükler. Fakat bu CD, bir şekilde Hardbodies adlı bir fitness salonunun çalışanları olan Chad Feldheimer ve Linda Litzke’nin eline geçer. Chad sanki hayata, sarışın erkeklerin de aptal olabileceğini kanıtlamak üzere gelmiştir. Litzke ise patronu Ted’in kendisini olan ilgisinin farkında olmaksızın internet üzerinden sürekli partner arar. Ama asıl derdi fazla yağlarını aldırmak ve de yüzünü gerdirmektir. Lakin ameliyat için aradığı parayı bulamaz. İkili, CD üzerinden Osbourne’a şantaj yaparlar. Fakat işler istedikleri gibi gitmeyince, bu kez de Rus Konsolosluğu’nun kapısını çalarak uluslararası sulara açılmayı denerler.
Coenler’in daha önce ajanlar üzerine bir komedi yapmaması, bu konunun Amerikan sineması tarafından kullanılmadığı anlamına gelmiyor elbet. O zaman, ne yapıyoruz, daha önceden yapılmışların üzerine çıkmayı hedefliyoruz. Oysa ‘Aramızda Casus Var’, daha önce benzerlerinden çokça seyrettiğimiz, ‘İşin içine aptallar karışınca her şey sarpa sarar’ modelinin iyi ve ‘birinci sınıf’ oyuncularla oynanmış yeni bir tekrarı olmaktan öteye gidemiyor. Bir-iki yerde sırıtmamızı sağlayan espriler, abartılı karakterler ve de performanslar ve sonuçta alabildiğine sıradan bir komedi. Olaya bir de işlevsel açıdan bakalım: Biz bu filmden ne çıkaracağız? Soğuk Savaş’ın bittiğini hâlâ anlamayan Washington’lı sıradan vatandaşların olduğunu ve bunların, gerektiğinde Rusya’nın kapısını çalabileceklerini mi, ya da CIA’nin ne kadar aptal (ki filmde daha çok ‘moron’ sözcüğü kullanılıyor) adamların eline düştüğünü mü? Yanlışlık olmasın, son sekiz yılda George W. Bush’un yönettiği bir ülkeden bahsediyoruz. Bu durumda ortada bir çelişki olabilir mi? Kimbilir, internette gerçek aşkın bulunamacağı da filmin bir başka ‘Kulağınızı küpe olsun’udur.
Oyunculuklara gelince; Osbourne’da John Malkovich, karısında Tilda Swinton, karısının sevgilisinde George Clooney iyi ama çok abartılılar. Joel Coen’in gerçek hayattaki karısı Frances McDormand, abarttığı her sahnede ‘Fargo’daki şerif karakterini akıllara getiriyor ve bence tekrara düşüyor. Brad Pitt ise bu filmin belki de en seyredilesi ismi. Hem değişik bir karakter sunuyor, hem de uzaktan uzağa saçları ve tipiyle, eski filmlerinden ‘Johnny Suede’ ve ‘Cool World’ü selamlıyor. Keza iki patron da çok başarılı. Yani hem spor salonunun patronu Ted’de Richard Jenkins, hem de CIA’nin patronunda JK Simmons (onu en son ‘Juno’nun babası rolünde izlemiştik)...


İzledikten sonra imha et

Sonuç? Geçen yılki Oscar başarısının yeni yılda Coenler’in yanından geçmeyeceği kesin. Çünkü ‘Aramızda Casus Var’, izlendikten sonra unutulacak (ki ‘imdb.com’da bir okur filmin orijinal ismi olan ‘Burn After Reading’e yani ‘Okuduktan Sonra İmha Et’e ithafen ‘Burn After Watching’, yani ‘İzledikten Sonra İmha Et’ esprisine soyunmuş). Dolayısıyla yaşlı üye sayısı fazla olan Akademi’nin önümüzdeki 22 Şubat’a kadar bu filmi hatırlayabileceklerini sanmıyorum (Ayrıca ‘hatırlama’ haklarını ‘The Dark Knight’tan yana kullanacakları kanısındayım). Ama yine de Coenler’in 24 yıllık meslek yaşamlarındaki 13. film olan ‘Aramızda Casus var’, bize şunu hatırlatmayı bir borç biliyor; masa başı ajanları (yani analistler) böyle aptal olan bir kurum, her daim Jason Bourne gibilere ihtiyacımız olduğunu gösteriyor. Bu arada küçük bir not: filmin afişi ise özellikle yazı karakteriyle ‘Hitchcock klasiği ‘Vertigo’su kadar ‘Bir Cinayetin Anatomisi’ne de göndermede bulunuyor.
Toparlarsak, Coen’ler geçmişte ‘Raising Arizona’ ya da ‘The Hudsucker Proxy’ gibi çok başarılı komedilere imza atmıştı. ‘Aramızda Casus Var’ ise ‘The Ladykillers’ türü sıradan işlerinden biri. Ve son bir tüyo; The Guardian’ın sinema eleştirmeni Peter Bradshaw da filme ilişkin “Uzun süredir Coenler’in yaptığı en vasat iş” yorumunda bulunmuş. En azından yargımda yalnız olmadığımı biliyorum.