İlk filmin heyulası

İlk filmin heyulası
İlk filmin heyulası
Onu ilk kez bundan 14 yıl önce 'Before the Rain' ile tanıdık. Müthiş bir tanışmaydı. Belki Ken Loach'un 'Land and Freedom/Ülke ve Özgürlük'ü hariç, Beyoğlu Sineması'nda bundan uzun süreyle oynayan film olmamıştı
Haber: SEVİN OKYAY / Arşivi

 

 

FİLMİN FOTOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYIN 

YAPIM NOTLARI İÇİN TIKLAYIN

GÖSTERİMDEKİ DİĞER FİLMLER İÇİN TIKLAYIN

Onu ilk kez bundan 14 yıl önce ‘Before the Rain’ ile tanıdık. Müthiş bir tanışmaydı. Belki Ken Loach’un ‘Land and Freedom/Ülke ve Özgürlük’ü hariç, Beyoğlu Sineması’nda bundan uzun süreyle oynayan film olmamıştı. 35 yaşındaki Makedonyalı yönetmen, üç parçalı filminin iki parçasında, 1991’de başlayan ve Balkanlar’ı tarumar eden komşu savaşı öncesi havada sezilen yağmur kokusunu, etnik gruplar arasındaki düşmanlığı anlatıyordu. Rade Serbedjiza, Grégoire Colin gibi oyuncuları bu sayede tanımıştık. Asıl önemlisi ‘Yağmurdan Önce’, insanın sinema konusunda beslediği umutları tazelemesi için sebep oluşturan filmlerden biriydi.
İlk film çekmek, bu ilk filmi beğendirmek zor iştir. Daha da zor olanı ise arkasından onun kadar iyi bir film çekmek. Birçok yönetmen gibi Malko Minchevski de bunun altından kalkamadı. İlk filmi, yıldızlı 10 almış bir çocuk gibi orada durup mukayese kıstası yaratıyor. ABD’de yaşayan Manchevski, sinemaya bir kısa filmle başlamış; ’Opasna baba’ (1985). Hemen arkasından ‘Before the Rain/Yağmurdan Önce’yi çevirerek efsane halini aldı ’And Ya Don’t Stop: Hip Hop’s Greatest Videos, Vol. 1’in (2000) ‘Tennessee’ bölümünü çekmiş. Araya çok sevdiğimiz ‘The Wire’ın bir bölümünü sıkıştırmış.
İlk filminden başka iki filmi var: Gene Makedonya’da geçen ve 100 yıl arayla iki ayrı hikâye anlatan ‘Dust’ (2001/I) ile son filmi ‘Senki/Shadows’ (2007); yani ‘Gölgeler’. Manchevski bu sefer de hikâyesini anlatmak için sevgili Makedonya’sına dönmüş. Filme adını veren gölgeler, başka bir boyuta geçmeyen huzursuz ruhların gölgeleri.
Kahramanımız ise, tuzu kuru genç bir doktor. Lazar Perkov (Boris Nacev) evli, küçük bir oğlu, güzel bir karısı var. Kendince iktidar sahibi doktor annesi Dr. Vera Perkova (Sabina Ajrula-Tozija) ona kol kanat geriyor. Maddi durumları iyi, onlara aile halinde deniz kenarında sefa sürerken rastlıyoruz. Hatta öğreniyoruz ki eşi-dostu Lazar’a ‘Lucky/Şanslı’ dermiş. Ancak görünenin aksine, karısının (Filareta Atanasova) aldırmazlığı ve annesinin baskıcılığı onu hayli tedirgin ediyor. Kendisi de pek derinlikli bir şahıs sayılmaz.
Derken bir gün bir araba kazası geçiriyor, malum ışıklı tüneli bile görüyor. Ancak ölmüyor, kurtuluyor. Bir yıllık istirahat ve baş ağrısı gibi normal şikâyetlerin ardından işine dönüyor.
Hayatı da ondan sonra karmaşık bir hal alıyor. Aslında renklendiği de söylenebilir. Evinde çok yaşlı bir kadın buluyor, onun temizlikçi olduğuna hükmediyor. Ancak kadına bazen bir kurt eşlik etmekte. Bir de yürüdükçe ayaklarından kan sızan yaşlıca bir adam (‘Dust’ta ve ‘Takva’da oynamış olan Salaetin/Selahattin Bilal) var. O da her yere durmadan ağlayan bir bebeği taşıyor.
Lazar, yaşlı kadının anlaşılmaz bir lehçe ile söylediklerini tercüme ettirmek için bir profesöre başvuruyor. Adam bir seyahatte ama genç ve güzel karısı Menka (Vesna Stanojevska) ona yardımcı oluyor. Bin zahmet sonucu elde edilen iki cümleyi şöyle çeviriyor: ‘Sana ait olmayanı iade et. Saygı göster.’ Ancak Lazar, bilgisi dahilinde, kendisine ait olmayan bir şey almamış. Yoksa sorumlu kişi, yakın çevresinde mi?
Bu sefer yakın tarihin olaylarına dönüp bakmıyoruz ama, daha eski bir tarihten kalma bir olayın kurbanları zaman zaman kendilerini hatırlatıyor: Yaşlı kadının içlerinden biri olduğu Egeli mülteciler (Memnuniyetle söyleyeyim ki, bizimle bir ilgileri yok. Yunan İç Savaşı ve İkinci Dünya Savaşı’yla ilgili).
Manchevski, günümüz Makedonya’sının atmosferi ile birlikte, o dönemin ruhundan bir parçayı da filmine katmayı başarmış. Kayıp ruhları, varlıklarını Ölüler Gecesi ile hissettiğimiz başka bir âlemin temsilcileri. Bu temayı işleyen daha iyi filmler olduğu söylenebilir ama Manchevski kendi hikâyesini, kendi sembolleriyle anlatmış. Üstelik sevdiği o güzel ülkeyi, gelenekleri ve folkloruyla perdeye taşımasını biliyor.
Seks sahneleri bence, artık yaş icabı mı bilmem, gerçekten haddinden fazla ve nispeten anlamsız olsa, başrol oyuncusu karakterinin içinde bulunduğu açmazı yansıtmakta başarısız kalsa bile, Manchevski’nin büyük bir avantajı var. Daha önce Bernardo Bertolucci, Roberto Benigni ve Abel Ferrara ile de çalışmış çeyrek asırlık görüntü yönetmeni Fabio Cianchetti’nin yarattığı dünya.