İsmi de Bolt, karakteri de...

İsmi de Bolt, karakteri de...
İsmi de Bolt, karakteri de...

Disney?in son animasyonu ?Bolt?un özellikle ilk bölümü soluksuz izleniyor.

Kendini 'süper' sanan bir köpeğin, gerçek dünyada 'gerçek' kişiliğini ve yeteneklerini keşfetmesini anlatan 'Bolt', minikler kadar ebeveynlerin de zevk alabileceği, üç boyutlu bir animasyon
Haber: UĞUR VARDAN / Arşivi

FİLMİN FOTOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYINIZ

YAPIM NOTLARI İÇİN TIKLAYIN

GÖSTERİMDEKİ DİĞER FİLMLER İÇİN TIKLAYIN

Usain Bolt’un damgasını vurduğu bir yılın sonuna da Bolt gibi bir köpek yakışırdı doğrusu... Disney’in son animasyonu ‘Bolt’, klişe deyimiyle ‘ailece zevkle izlenebilecek’ yapımlardan. Özellikle ilk bölüm, minikler kadar ebeveynlerin de soluksuz bir biçimde kendisini kaptıracağı sahnelere sahip. Hikâyenin özü şu: Süper köpek Bolt, sahibesi Penny’nin profesör babasını kaçıran Yeşil gözlü kötü adama karşı mücadele etmektedir. Lakin işin ilginç yanı Bolt çok tutmuş bir te-levizyon dizisinin kahramanıdır ama bunun farkında değildir. Günün birinde, ikamet ettiği karavandan dış dünyaya çıkmak zorunda kalır, üstüne üstlük bir tesadüf eseri paketlenip New York’a kadar gider. İlk kez yaşadığı bu ‘hayat’ deneyinde ‘ebeveyni’ Penny’siz bir şekilde, kendi ayakları üzerinde durmaya çalışır ama nafile, ‘süper’ güçleri ona yardımcı olmaz. Mittens adlı sokak kedisi ve Rhino adlı, onu televizyondan tanıyan hayranı hamsterla birlikte atıldıkları serüvende, tekrar yaşadığı topraklara, Los Angeles’a dönmek için çabalar.

Sanki ‘Matrix Reloaded’
Genelde kediler için geçerli olan, ‘Önünde sonunda mutlaka evlerine dönerler’ tezini, bir köpek etrafında inşa eden ‘Bolt’, üç boyutlu bir animasyon. Bu tekniğin elbette, hikâyeye kazandırdığı birçok avantaj var. Ki bunların en önemlisi, yaşınız kaç olursa olsun, içinizdeki çocuğu bir yerinden yakalaması. Bazen karakterlerin sempatikliği, bazen bir çimen efekti, ama asıl olarak yukarıda da bahsettiğim gibi açılış bölümü, ‘Bolt’u heyecan verici bir deney haline getiriyor. İlk bölümde film, bağlı bulunduğu coğrafyanın en önemli refleksi olan ‘aksiyon’ sinemasına fazla göz kırpıyor ve biz Bolt’la Penny’nin kötülere karşı verdiği savaş sırasında kendimizi, neredeyse ‘Matrix Reloaded’ın kareleri (Neo’nun, özellikle ‘Hayalet ikizler’le otobandaki kaçma kovalamaca sahnelerini kast ediyorum) arasında buluyoruz. Ya da sanki bir Michael Bay filminin görüntüleri içinde kan ter içinde kalıyoruz gibi. Lakin daha sonra iş, ‘Üç arkadaş’a dönüşüyor ve kör kızın (Penny, içi kan ağlasa da sisteme ayak uydurmuş ve yeni bir Bolt’la, diziyi devam ettirmeye koyulmuştur), ‘gözlerinin’ yeniden açılmasının ve ‘gerçek’ Bolt’una kavuşmasının öyküsünü izliyoruz.

Yer yer zihin açıcı
Geçmişte Pixar’ın medarı iftiharı birçok yapımın yaratıcısı olarak bilinen John Lasseter’ın (ki bu haftaki ‘Törkiş Newsweek’de ‘Küresel seçkinler’ başlığı altında sunulan ‘Dünyada 2009’un en güçlü 50 ismi’ listesinde 35. sırada yer alıyor) prodüksiyon amirliğindeki proje, belki hazretin eski başyapıtları düzeyinde değil ama yine de eğlendirici ve yer yer zihin açıcı. Aslında bence filmin en büyük başarısı, başta köpek karakterini tüm sevimliliği ve gerçekliğiyle bize yansıtması. Özellikle ilk sahnelerde, yani Penny’yle Bolt’un tanıştıkları bölümde, minik izleyicilerin dimağında oluşacak hayvan sevgisine yönelik, çok hoş ve öğretici kareler var. Belki şöyle özetlemek gerek: Bu filmden sonra birçok çocuk, ebevenylerine “Artık benim de bir köpeğim olmayacak mı?” diye sorabilir. Üstelik ‘Bolt’, (ki yönetmenliğini Chris Williams ve Byron Howard üstlenmiş, senaryosunu da Williams’la birlikte Dan Fogelman’ın kaleme almış), sadece köpek karakterini değil, alaycı üslubuyla ve zekice dokundurmalarıyla dişi kedi Mittens’ı da derinlikli ve cezbedici olarak izleyicisinin önüne atıyor. Yani minikler, köpekler kadar kedileri de bu film dolayısıyla sevebilirler. (Öte yandan ‘şöhret budalası’ hamster Rhino’yu o kadar sevmek mümkün mü, bilemiyorum).

Elbette bir ‘Vol.İ’ değil

Ayrıca Bolt’un, Jim Carrey’nin canlandırdığı ‘The Truman Show’un kahramanı Truman Burbank’inkine benzer şekildeki yapay dünyasının, sokağa adım attıktan sonra tuzla buz olması da, kuşkusuz hayatın dinamiklerini öğretmek açısından da önemli gibi geldi bana (Vallahi bir filmde bu kadar ‘ders’ sizi ve çocuğunu sıkar mı bilemiyorum ama söyleyelim dedim).
Sonuç? Kazık kadar bir yetişkin olarak en son izlediğim üç boyutlu film olan ‘Arzın Merkezine Seyahat’te, bir noktadan sonra çok fazla sıkılmıştım. Çünkü orada hikâye bizi resmen aptal yerine koyuyordu. Fakat ‘Bolt’, benzer bir duyguyu yaşatmadı. Evet, yolculuk bölümünde film hızını ve heyecanını biraz yitiriyor ama yine de bu katlanabilir bir yan. Öte yandan final, gereksiz bir kahramanlık gösterisi ama ne yapalım, hem öykü Hollywood’da sonlanıyor, hem de bu bir Hollywood yapımı... Bir de filmin ‘Vol.İ’ türünden entelektüel okumalara çok da açık olmadığını söylemek gerekiyor galiba...