İşte gerçek 'küresel' kriz

İşte gerçek 'küresel' kriz
İşte gerçek 'küresel' kriz
Uzaylı Klaatu 'Dünyayı kurtaran adam' rolüne soyundukça Cüneyt Arkın'ı çağrıştırıyor. Üstelik küreler birden fazla olunca Klaatu'nun hasılatı toplamaya geldiğini düşünüyorsunuz. Bence en kötüsü finali
Haber: UĞUR VARDAN / Arşivi

 

FİLMİN FOTOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYINIZ

SAVAŞ KARŞITI BİR UZAYLI...SEVİN OKYAY'IN YAZISI İÇİN TIKLAYIN

YAPIM NOTLARI İÇİN TIKLAYIN

GÖSTERİMDEKİ DİĞER FİLMLER İÇİN TIKLAYIN

Mümkünse dünya durduktan sonra okuyunuz: Ne hikmetse koca dünyada başka adam kalmamış gibi herkes Keanu Reeves’ı ‘seçiyor’. Sanal âlemciler de, uzaylılar da... ‘Matrix’in ‘Neo’su, şimdi de gezegenin hal ve gidişatına yön vermek için tekrar aramızda. ‘Dünyanın Durduğu Gün (The Day The Earth Stood Still), aslında bir yeniden çevrim. 1951 yapımı filmde, kamera arkasına ünlü Robert Wise (‘Batı Yakasının Hikâyesi’ ve ‘Neşeli Günler’in de yönetmenidir kendileri) geçmiş ve siyah-beyaz bir şaheseri, sinema dünyasına armağan etmişti. Eldeki kıt kaanat imkânlarla çekilen yapımda, Beyaz Saray’ın bahçesine bir uçan daire iniyor, içinden çıkan Klaatu adlı uzaylı barış için adım atmaya vakit bulamadan bir askerin panikle açtığı ateş sonucu yaralanıyor, ardından da koruyucu robotu Gort devreye giriyordu. Mesajını sadece ABD’ye değil, bütün dünyaya iletmek isteyen Klaatu, insanlığın o dönemki siyasi konjonktüründe ortak bir çizgiye ulaşamadıklarını görüyor, kaldığı evin küçüğü Bobby sayesinde dünyayı daha iyi tanıyor ve sonuçta, “Eğer aranızdaki kavgaya son vermezseniz biz biliriz yapacağımızı” diyordu.

Yeni nesiller de öğrensin Ve yıllar sonra işte bu klasik, bitpazarına nur yağma mantığının son adımı olarak yeniden karşımızda. Bu kez kamera arkasına, içeriğinden çok atmosferi ve görüntü çalışmasıyla dikkat çeken ‘The Exorcism of Emily Rose’la tanınan Scott Derrickson geçmiş. Genç yönetmen yola çıkarken şu gerçeği kabul etmiş: “Wise’ın 1951 tarihli orijinal filminden daha iyisini yapamam.” Eh, o zaman niye böylesi bir projeye soyunmuş? Cevap: “Yeni nesilleri de bu hikâyeden haberdar etmek için.” Doğrusu ilk filmin, Türkiyede dahil olmak üzere dünyanın birçok yerinde DVD’si çıktı. Yani haberdar olmak isteyenler, çoktan haberdar oldu bile. Nitekim ben de anıları taze tutmak adına Wise’ın filmini geçen hafta izledim. Doğrusu ilkini izlemek ikincisi açısından handikap oluşturuyor. Çünkü oradaki naiflik ve sıcaklık, ikincisinde yok, ama buna mukabil, 2008’in teknolojik ve sinemasal imkânları içinde, değişik bir deneye tabi tutulmak da kötü bir fikir değil.
ABD ve İngiltere’yle aynı günde bizde de gösterime giren yeni versiyonda, günümüz insanının daha ‘kuşkucu’ olacağı kanısıyla ilk filmden farklı yollara sapılmış. Mesela ilk filmde Klaatu’nun neden insan vücudunda karşımıza geldiğinin açıklaması sadece sözle aktarılıyordu. Yeni versiyonda ise ilk kez 1928’de, Karakurum dağlarına geliniyor ve buradaki bir dağcıdan alınan DNA örneğiyle, yeni bir insan yaratılıyor. Hoş o kişi de, Keanu Reeves oluyor.
İlk filmde Klaatu’ya yakınlık gösteren kadın, Albert Einstein’ı andıran profesör Barnhardt’ın sekreteriyken bu kez bir astro-biyolog olan Helen Benson oluyor. Bu role Jennifer Connelly’nin seçilmesi de, tıpkı Reeves gibi ilginç bir tesadüf olmuş. Meslek kariyerine ‘The Rockeeter’ın kız arkadaşı Jenny olarak başlayan Connelly, daha sonra ‘Akıl Oyunları’nın kahramanı ünlü matematikçi John Nash’in karısı Alicia oldu, en nihayetinde de Hulk’un sevgilisi, bilim kadını Betty Rose... Eh, bu kadar bilimle uğraşırsan, gelen uzaylıyı da sen karşılarsın...
Neyse, yeni versiyonun değişiklikleri sadece Helen Benson’ın konumundan ibaret değil. Klaatu’yu eskiden ‘frizbi’ şeklinde bir araç getirirken şimdiki aracın formu son derece iri bir küre. Keza, sadece şiddete tepki veren koruyucu Gort’un boyutları da değişmiş. Ayrıca minik Bobby’nin yerini, Helen Benson’ın siyahi üvey oğlu Jacop almış. Üstelik olayların gelişimi de bu kez çok çabuk oluyor ve dünyanın, Klaatu’nun durumunu tartışacak zamanı yok. Öte yandan uğranılan gezegenin durumu da farklı. Malum, ilk film 1951’in Soğuk Savaş döneminin ürünüydü. Dolayısıyla o zamanlar ‘uzaylı’ demek aynı zamanda, komünistleri tarif etmekti. Robert Wise ise, filminde uzaylıyı farklı bir mantıkla insanlığın önüne atmış ve iki kutuplu dünyayı birleştirmenin unsuru olarak ortaya koymuştu. Şimdiki zamanın Klaatu’su ise çevreci mesajlar peşinde koşuyor. Temel derdi, dünya barışını sağlama değil (çünkü eni konu, yalandan da olsa sağlanmış durumda), güzelim gezegeni, kıymetini bilmeyenlerin elinden kurtarmak...

‘Dünyayı kurtaran adam’
Derrickson imzalı yeni film, atmosferi ve görselliğiyle etkileyici. Son zamanlarda izlediğimiz felaket filmleri arasında yer yer ayırt edici özelliklere sahip. Bu arada toplumsal korkuları açısından Shyamalan’ın ‘The Happening’ini de çağrıştırıyor. Lakin öte yandan insanın aklına ‘G.O.R.A.’ ve ‘A.R.O.G.’dan dolayı Arif de gelmiyor değil. Klaatu’yla bizimkinin, gittikleri yerde tavırları öyle farklı ki... Aslında ‘Dünyanın Durduğu Gün’ün öyküsünden dolayı, insanı tebüssüm ettiren yanları çok fazla. Uzaylılar ilk kez 1928’de geliyorlar ve daha sonra, 2008’de, yani 80 yıl sonra yeniden uğruyorlar. Doğrusu insanoğlunu çözmek için o kadar beklemeye gerek var mı? Klaatu, bir McDonald’s’ta daha önceden gelmiş Uzakdoğulu kılığındaki bir ‘uzaylı’yla buluşuyor (evet, ‘Osmanlı Cumhuriyeti’ ve ‘Muro’dan sonra uzaylılar da ‘fast-food’çulara uğruyor). Burada, ‘Men In Black’i hatırlatan öyle komik diyaloglar geçiyor ki, film de zaten bu noktadan sonra sarkmaya başlıyor. Yeni ve eski uzaylıların muhabbetinden şu sonuç çıkıyor: Bu dünyalılar, adam olmaz.
Öte yandan Klaatu, ‘Dünyayı kurtaran adam’ rolüne soyundukça Cüneyt Arkın’ı anmadan geçemiyorsunuz. Üstelik kürelerin bir tane değil, dünyanın çeşitleri yerlerine çokça yerleştirildiğini görünce de, Klaatu’nun hasılatı toplamaya geldiğini düşünüyorsunuz. Ama bence en kötüsü final. Çünkü sonuçta bu bir Hollywood filmi ve malum, her büyük Hollywood yapımının hikâyeyi bağlama konusunda problemleri vardır.

‘Değişebiliriz’
Öte yandan filmin bana kalırsa istendiğinde güncel açıdan okunacak mesajları da var. Başkan, tıpkı ilk filmde olduğu gibi Klaatu’yla görüşmüyor. Ama bu kez sekreteri yerine Savunma Bakanı’nı yolluyor. Kathy Bates’in canlandırdığı kadın bakan nedense bende Condaleeza Rice etkisi (aslında ‘şahin’ yaklaşımlarıyla hafiften Donald Rumsfeld’i de hatırlatıyor) yarattı. Barış yerine sürekli saldırıdan bahseden ‘görünmeyen’ başkan da Bush olabilir mi?
Daha ötesi, insanlık adına Klaatu’ya yalvaran Helen Benson’ın kullandığı ‘We can change’ (Değişebiliriz) cümlesinin, Barack Obama’nın seçim kampanyasının sloganları olan ‘Change’ ve ‘Yes, we can’i hatırlattığını söylersem, öküz altında fazla mı buzağı ararım? Ayrıca filmin, şu aralar gerçekte ‘küresel mali kriz’ yaşayan gezegenin genel sorunları için de bir uzaylıyı göreve davet etmesi fikrine sıcak bakmasını da, ‘Ordu gelsin kurtarsın’ olarak algılamak da mümkün müdür? Neyse, iyi ya da kötü fikirleri ve yanları bir yana ‘Dünyanın Durduğu Gün’, görselliğinin yanında insanda bu tür zihin jimnastiğine de yol açıyor, bilginize...