İsviçre'de sansür

İsviçre'de sansür
İsviçre'de sansür
'Gitmek'in hikâyesi bizzat başrol oyuncusu Ayça Damgacı'nın yaşadığı gerçek bir hikâye. Film sonuçta, İsviçre'deki sinema salonu sahiplerinin inisiyatiflerini kullanması sayesinde gene girdi. Hatta sanırım daha da fazla sayıda salonda...
Haber: SEVİN OKYAY / Arşivi

FİLMİN FOTOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYIN

BU AŞKA HERKES ENGEL OLUYOR...UĞUR VARDAN'IN YAZISI İÇİN TIKLAYIN

YAPIM NOTLARI İÇİN TIKLAYIN

GÖSTERİMDEKİ DİĞER FİLMLER İÇİN TIKLAYIN

Bizim bildiğimiz sansürde, filme oynatma yasağı koyarsın. Ya da belki senaryo aşamasında müdahale edersin, hani filmin sahibinin destek için başvurduğu bir merci isen. Tanrı’ya şükürler olsun ki, her günle birlikte yeni sansür şekilleri ortaya çıkıyor. Bunlardan (geri tepen) bir tanesini, belgeselci olarak tanıdığımız Hüseyin Karabey, ilk kurmaca uzun metrajı ‘Gitmek/My Marlon and Brando’ ile yaşadı.
‘Gitmek’, İsviçre’de T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın desteğiyle düzenlenen ‘Culturescapes-Türkei’ adlı organizasyona dahil edilmiş olmasına rağmen, bir bakanlık bürokratının (Kültür ve Turizm Bakanlığı Tanıtım Genel Müdür Yardımcısı İbrahim Yazar) müdahalesiyle etkinlik programından çıkarıldı. Neden peki? ‘Bir Türk kızı Kuzey Iraklı bir Kürt’e âşık olamaz’ da ondan. Bu kadar basit yani, olamayacak şeyler üzerine bir film yaparsan işte böyle kesip çıkarırlar. Festival yöneticisi Jurriaan Cooiman, ‘Gitmek’ programdan çıkarılmadığı takdirde, 400 bin avroluk para yardımının da kesileceğini bildirmiş. Bu tehdide boyun eğmeseler iyiymiş, ama eğmişler işte.
Saçmalamanın belli bir türü ve derecesi, insanı neredeyse ağızsız-dilsiz bırakıyor. Buradaki ‘olamaz’ da böyle bir saçmalama örneği. Karabey’in aslen bir belgeselci olarak daima gerçeği yansıtmış olduğunu bir yana bıraksak bile, ‘Gitmek’in hikâyesi bizzat başrol oyuncusu Ayça Damgacı’nın yaşadığı gerçek bir hikâye. Film sonuçta, İsviçre’deki sinema salonu sahiplerinin inisiyatiflerini kullanması sayesinde gene gösterime girdi. Hatta sanırım daha da fazla sayıda salonda...
Şunu da belirtelim: Kültür ve Turizm Bakanlığı Telif Hakları ve Sinema Genel Müdürlüğü yaklaşık iki yıldır, filmin senaryo sürecinden itibaren yapımı, dağıtımı ve festivallerde gösterilmesine yardımcı olmuştu. Karabey bir toplantı yaptı, SİYAD (Sinema Yazarları Derneği) durumu protesto etti. Ben de bir film eleştirisinin neredeyse yarısını bu yasağa ayırdım, çünkü böyle olayları yok sayarsak sonunda eleştirecek film bulamayız. İnisiyatifini ‘sansür’e yönlendirenlerin de sayıyla kendine gelmesinde fayda var. Türkiye açısından asıl negatif propagandaya yol açan, festivallerde pek çok ödül alan, başta Cineaste olmak üzere yabancı sinema yayınlarında övülen ‘Gitmek’in keyfi şekilde yasaklanmasıdır.
Filmin yönetmeni Hüseyin Karabey’i, yetkin bir belgesel yönetmeni olarak tanıyoruz. Ağırlıklı olarak insan hakları konularına değinen 10 belgesel ve beş kısa film çekmiş bir yönetmen. ‘Gitmek’ onun ilk kurmaca uzun metraj filmi. Gerçeklere dayanan bir film olduğu için, tam da kurmaca sayılmayabilir.
Bu, Ayça ile Hama Ali Han’ın aşklarının hikâyesi. Özellikle Süpermen’in Irak versiyonuyla tanınmış Kuzey Iraklı aktör Hama Ali ile Ayça bir film setinde karşılaşıyor ve evlerine dönmeden önce tutkulu bir aşk yaşıyorlar. Ne var ki birbirlerinden uzaktalar, sonunda da savaş patlak veriyor. Gerçi Hama Ali, Kuzey Irak’taki köyünden Ayça’ya kimi çok komik olan video mektuplar gönderiyor, Ayça da ona aşk dolu cevaplar yazıyor ama yetmiyor. Kendi şehrinde yalnızlıktan boğulan Ayça, Hama Ali ona gelemediğine göre kalkıp sevgilisine gitme kararı alıyor. Zaten Amerikan işgalinin de eli kulağında. Ancak yol hem uzak, hem çetin. Habur’dan Irak’a giremeyince, nihayet telefonda konuşuyor ve İran’da buluşmaya karar veriyorlar.
Hüseyin Karabey, usta bir belgeselcidir. Bu filmin de, belgesel denecek bölümleri daha başarılı. Yolda rastlanan insanlar, Ayça’nın Doğu’daki genç şoförü (Volga Sorgu, bu filmle ve ‘Başka Semtin Çocukları’ ile Antalya’da En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödülü aldı), yolda rastlanan Kürt düğün kafilesi gibi bölümler gerçekten çarpıcı. Kadın seyirciler, Ayça’nın İran’da bir kadın olarak çektiklerini görünce umarız titreyip kendilerine gelecekler.
Türkiye dışında Saraybosna, Kudüs ve Tribeca ödülleri olan filmin senaryosu Hüseyin Karabey ile Ayça Damgacı’ya ait. Kendi aşkının hikâyesinde oynayan Ayça’da, ruha ferahlık veren bir Anna Magnani yırtıcılığı var. Onun performansı da festivallerde ödüllendirildi. Karakterlerinin doğallığı, filmi daha da inanılır kılıyor. Karabey, aşkın perdesi altında savaş ve insanın önünü kesen sınırların yapaylığı üzerine bir film yapmış. Zaten görmeye layık ama, desteklemek için de görün diyoruz.