Kahkahası bol hassas bir mevzu

Kahkahası bol hassas bir mevzu
Kahkahası bol hassas bir mevzu

?Zohan?a Bulaşma?da, John Turturro (solda) Filistinli, Adam Sandler ise İsrailli.

Ortadoğu'nun aşina simalarıyla dolu, Saturday Night Live usulü komedi fimi, İsrail-Filistin konusuna hassas olanları biraz kızdıracak cinsten
Haber: ERMAN ATA UNCU / Arşivi



FİLMİN FOTOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYIN

BERABER BARIŞTIK BİZ BU NEW YORK'TA  UĞUR VARDAN'IN YAZISI İÇİN TIKLAYIN

YAPIM NOTLARI İÇİN TIKLAYIN

HAFTANIN DİĞER FİLMLERİ İÇİN TIKLAYIN



Adam Sandler’in başrolünde oynadığı ‘Zohan’a Bulaşma’, Filistin-İsrail çatışmasını bir de delidolu ve sulu komedi penceresinden gösteriyor

Yetiştirdiği Chevy Chase, Eddie Murphy gibi komedyenlerle bir ekol haline gelmiş televizyon programı Saturday Night Live’ın tarzı ile Filistin-İsrail çatışması... Biraraya getirmenin pek hayırlı olmayacağı iki unsur... Edep tanımayan Saturday Night Live usulü bir komediye Filistin-İsrail çatışması konu edilince, hem de bölge insanlarıyla ilgili ne kadar stereotip varsa içine boca edilince siyaseten yanlışlık duyargalarının açıldıkça açılması da gayet doğal. Bu hafta gösterime giren son Adam Sandler komedisi You Don’t Mess With The Zohan/Zohan’a Bulaşma’nın (yön: Dennis Dugan) konuyla ilgili hassasiyete sahip izleyicinin damarına basması kuvvetle muhtemel. Zira Adam Sandler’ın canlandırdığı üstün güçlere sahip komando Zohan, giyiminden aksanına kadar tam bir İsrailli karikatürü. Onun karşısında, bomba üzerine bomba patlatan Filistinli militan Phantom (John Turturro) Araplarla ilgili ne kadar klişe varsa bünyesinde toplamış bir karakter. Hikâyenin Amerika ayağında bu klişeler ayyuka çıkıyor. Çünkü işin içine Filistinli taksi şoförleri, İsrail göçmeni elektronik eşya satıcıları da giriyor. Yani onlara dair stereotiplerin üretildiği yerde haliyle klişelerin altı da iyice çiziliyor. Ama işin tuhafı, tüm bu stereotip kullanımına, siyaseten yanlış esprilere rağmen Zohan’a Bulaşma’nın değme duyarlı filmden daha hassas bir noktaya temas edebilmesi.
Siyaseten doğruluk meselesi, sinema söz konusu olunca o kadar direkt bir seyir izlemiyor. Bazen hassas filmler tam da bu hassasiyetleri yüzünden, kaçtıkları tuzaklara düşebiliyor. (İlk akla gelen örnek, ağır temalarla ilgili meram dile getirmek için hikâyeleri kesiştiren çoklu filmler.) Diğer taraftan bile bile o stereotiplerin üzerine giden filmler, onları aşan bir mizah anlayışına vesile olabiliyor.

Farelly’lerin halefleri
İronik olan, bu çelişkinin, siyaseten doğruculuk konusunda en hassas olunan 1990’larda ortaya çıkması. ‘Küstah’ komedinin pirleri Farrelly biraderleri yıldızlaştıran Ah Mary Vah Mary utanmaz bir şekilde siyahları, kadınları, yaşlıları, hayvanları acımasız esprilerine malzeme yapıyordu. Ne var ki sonuçta bu esprilerle eğleniyor olmanın suçluluk duygusuna yol açtığı kanısına varılabilir mi, orası kuşkulu. Farrelly’lerin 2000’lerdeki takipçisi de denilebilecek senarist, yönetmen ve yapımcı Judd Apatow ve şürekâsının tüm o sözde erkek bakışına rağmen kadın karakterlere sunduğu fırsatları da es geçmemeli. Judd Apatow’un, yazıp yönettiği filmlerden 40 Yıllık Bekâr ve Kaza Kurşunu, kadın komedyenlere son zamanlardaki en ayrıntılı karakterlerden bazılarını sunmasıyla hatırlarda.

Zohan’a Bulaşma’nın yazarlarından biri Judd Apatow, diğeriyse bu tür komedilerin gediklisi başrol oyuncusu Adam Sandler. İkisinin işbirliği gayet manidar. Zira Apatow ardı sıra gelen leş esprileriyle, kadın erkek rollerinde ‘saygın’ filmlerden çok daha fazla yol katederken, Adam Sandler da ‘ciddi’ oyunculukla Saturday Night Live anlayışı (kendisi de programın kadrolu oyuncularındandı) komedyenlik arasındaki sınırları yıkmakla meşgul.

Gerçi bunun yolunu daha önce Jim Carrey, Will Smith ve Ben Stiller gibileri açmıştı. Ne var ki Sandler’ın Punch Drunk Love gibi bir auteur işi (söz konusu yaratıcı yönetmen, Paul Thomas Anderson), daha sakin bir modda seyreden komedi Spanglish, melodram Reign Over Me/Hayatı Yakala ve 50 İlk Öpücük, Zohan’a Bulaşma gibi arsız komediler arasında gidiş gelişi daha yumuşak gibi. Belli ki farklı türlerdeki performanslarında ortak bir nokta olması bu kabulün sebebi.

Ama Adam Sandler’ı bir istisna da kabul etmemeli. Bir geçiş söz konusuysa Jack Black de, Ben Stiller da, Owen Wilson da farklı tarzda hikâyelere göz kırpan ama saygın sayılmayan türden komedilere çıkmaktan da imtina etmeyen komedyenler. Sight & Sound’da yeni Hollywood’la ilgili bir makale kaleme alan Henry K. Miller’a göre Wes Anderson, Sofia Coppola gibi yönetmenlerin hüküm sürdüğü günümüz Amerikan bağımsız ortamıyla Saturday Night Live ekolünden gelme oyuncular arasında bir pakt var. Yani eğer yeni Hollywood karakterlerine hem serinkanlı bir biçimde uzak durabilen hem de onlara şefkatle yaklaşan Wes Anderson, Sofia Coppola, Alexander Payne gibilerini barındırıyorsa, işin diğer tarafında da ona bağlantılı bir sulu komedi anlayışı var. Bu komedilerin başrolündeki yıldızların delidolu performansları, klişeleri yeniden üretmeleri belki sizinle o karakter arasında korunaklı bir duvar olabilir. Ama o stereotipler bu delidolu performansla şişirile şişirile patlatılınca samimiyet de kaçınılmaz.

 

Montreal’li Dalia

Montreal’in Kuzey Amerika’daki en kozmopolit kentlerden biri olduğu malum. Son dönem Hollywood’un Ortadoğulu güzel kontenjanını doldurması muhtemel Emmanuelle Chriqui de Montreal’den. Zohan’a Bulaşma‘da Adam Sandler’ı allak bullak eden Filistinli Dalia rolündeki Chirique, 1977’de Fas göçmeni bir anne ve babanın kızı olarak doğmuş. Hayatı boyunca Toronto, Vancouver gibi türlü Kanada şehrini mesken tutan Chiriqui’nin ilk profesyonel işi, 10 yaşında çıktığı fastfood zinciri reklamı. Aktrisin sonrasında boş durmadığı kesin. Zohan’a Bulaşma öncesi en dişe dokunur işleri ise Campell Scott’la karşılıklı oynadığı Adam and Eve ve bizde Digiturk’te yayınlanan TV dizisi Entourage. Ama söylemeye gerek var mı? Chiriqui uzun bir süre Zohan’ın aşkı olarak anılacak.