Kassovitz'den iç karartan aksiyon

Kassovitz'den iç karartan aksiyon
Kassovitz'den iç karartan aksiyon
Kassovitz, dibine kadar türünün gereklerine sadık, distopik aksiyon filmi Babil M.S. ile yönetmenliğini tescilliyor
Haber: ERMAN ATA UNCU / Arşivi


FİLMİN FOTOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYIN

YAPIM NOTLARI İÇİN TIKLAYIN

GÖSTERİMDEKİ DİĞER FİLMLER İÇİN TIKLAYIN

‘Amelie’de tanıyıp sevdiğimiz, ‘Nefret’le kendini belli eden, ‘Gothika’yla şaşırtan Mathieu Kassovitz, yeni filmi ‘Babil M.S.’yle yönetmenliğini tescilliyor
Mathieu Kassovitz’in kariyerinden umut ne zaman kesildi? Milat noktası Gothika mıydı? Sebep La Haine/Protesto’daki gibi cesaret gerektiren sert meselelere imza atan bir yönetmenden iddiasız bir doğaüstü gerilim beklenmemesi miydi? Yoksa Kassovitz’in yönetmenliğinde kusurlar mı başgösterdi?
Bu hafta gösterime giren Babylon A.D./Babil M.S., Kassovitz’e dair bu kafa karışıklığını derinleştirebilir. Zira son Kassovitz filmi de dibine kadar türünün gereklerine sadık, distopik bir aksiyon. Hikâye, Vin Diesel’in canlandırdığı sert mizaçlı, lafı gediğine oturtan paralı asker Toorop’un, her yanından azizelik akan Aurora’yı (Melanie Thierry) Rusya’daki manastırından New York’a sağsalim götürmesi üzerine. Aurora’nın diğer eşlikçisi rahibe Rebeka’nın (Michelle Yeoh) yeri geldiğinde Uzakdoğu dövüş sanatındaki ustalığını konuşturması, Charlotte Rampling ile Gerard Depardieu’nün eksantrik kötüler olarak filme dahil olması, Babil M.S.’nin aksiyon gereklerini nasıl da yerine getirdiğini daha iyi gösteriyor.
Mathieu Kassovitz’in, dağıtımcı 20th Century Fox’un yaptığı değişiklikler yüzünden filminin son halini sahiplenmek istememesini, eleştirmenlerin aksiyon sahnelerinin koreografisine (haklı da sayılabilecek) laflar etmesini boşverin. Bazıları için Charlotte Rampling’i soğukkanlı, cinsiyetsiz bir kötü olarak seyretmek, Vin Diesel’in sert repliklerini dillendirişini görmek bile yeterince çekici. Kaldı ki stüdyo son kurguda ne yapmış olursa olsun, Babil M.S.’de Kassovitz’in yeteneğini konuşturduğu distopik atmosfer baki.
Bu distopik atmosferdeki yaratıcılıkta Kassovitz’e pay vermenin sebebi önceki filmleri. Adettendir, bir yönetmen söz konusu olduğunda her filmdeki ortak unsurlara bakılır. İmzanın baskınlığı, yaratıcılığı da tesciller.
Rüya proje
Kassovitz söz konusu olduğunda ortak unsur bulmak biraz zor. Zira yönetmenin ilk uzun metrajlıları Metisse veya Protesto’daki gibi Paris’te ırklar arasındaki gerilime odaklanarak devam etmedi. Önce Jean Christophe Gangé polisiyesi Les rivières pourpres/Kızıl Nehirler’i yönetti. Sonrasında ilk İngilizce yapımı, “Bir Kassovitz filmi” ibaresini görmenin beklenmeyeceği türden bir gerilim olan Gothika’ydı. Filmin gerçeklikle fantezi arasında sınırları bulandıran hikâyesi, Altıncı His, Diğerleri ve Vanilla Sky gibi hit gerilimlerin takipçisiydi. Yani Kassovitz ta baştan ikinci elden yaratıcılıkla mimleneceği bir yol seçti. Gothika’nın düşük bütçesinden kalan kâr sayesinde de rüya projesi Maurice Georges Dantec romanı Babylon Babies’e el attı ve ortaya bu haftanın filmi Babil M.S. çıktı.
Amelie, Münih, Amen gibi prestiji sağlam filmlerde oynamasını dahi, işin oyunculuk kısmını da görüp yönetmenliğine katkı sağlaması ve diğer yönetmenlerin çalışma koşullarını görmek için kabul ettiğini söyleyen Kassovitz’in, hikâye anlatma isteğindeki samimiyetini sorgulamamalı. Dolayısıyla, dil değişimiyle beraber filmlerinde anlattığı hikâyelerde ortaya çıkan farklılıkları da yönetmenin bu konuda samimiyetine bağlamalı. Zaten kendi beyanatlarını bilmesek dahi Kassovitz, hikâyelerine nasıl iştahla yaklaştığını filmlerinden belli ediyor. Gothika’nın “sıradan Hollywood filmine has” kabul edilebilecek taraflarını sahiplenen bir tavrı vardı sanki. Halle Berry’nin oyunundan, karakter gelişiminden, pek de sürpriz olmayan sürpriz finalin verilişinden belli bir tavırdı. Benzeri bir tavır, Babil M.S.’de de mevcut. Ne kadarından sorumlu bilinmez ama Kassovitz, Vin Diesel’in B filmi repliklerinden, Gerard Depardieu’nün karikatürize makyajından, Charlotte Rampling’in katıksız acımasızlığından gayet memnun gibi. Türün sınırlarının farkında ve kendini aklama çabası yok. Hatta onunki Tarantinovari kendi kendinin farkında bir muziplik de değil. El attığı türü sevip klişe addedilenleri aslında hikâye anlatmanın önünde bir engel değil, aksine bir fırsat olarak gördüğü hissediliyor. Ne de olsa daha Metisse zamanı (henüz 26 yaşındayken) Fransız sinemasında yeni bir dalgaya öncülük edip etmeyeceğini soran New York Times muhabirine “Fransız yönetmenler sanatçı olmayı saplantı yapmışlar. Jurassic Park’la dalga geçiyorlar ama bu ülkede yapılan çoğu şeyden daha dürüst ve eğlenceli bir iş” demiş birisi. Ki Babil M.S.’yi seyredip de kusurları dahil has bir aksiyon seyretmenin zevkine varınca Kassovitz’e hak vermeli.