Kibar hırsızlar

Kibar hırsızlar
Kibar hırsızlar

?Cash?te, Jean Dujardin, Valeria Golino ve François Berleand.

Bu haftanın filmlerinden Cash, çoğumuzun bayıldığı kibar hırsız filmlerinin son örneklerinden. Filmin kozları çekici Jean Dujardin ile Valeria Golino
Haber: ERMAN ATA UNCU / Arşivi

 

FİLMİN FOTOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYIN

NEŞELİ SOYGUN...SEVİN OKYAY'IN YAZISI İÇİN TIKLAYIN

YAPIM NOTLARI İÇİN TIKLAYIN

HAFTANIN DİĞER FİLMLERİ İÇİN TIKLAYIN

“Suç sadece insan gayretinin entrikalı şeklidir”. John Huston, anılarında kendi filmi The Asphalt Jungle/Elmas Hırsızları’nı, senaryodan alınma bu replikle tanımlıyor. Elmas Hırsızları, soygun filmleri kategorisinin ilk örneklerinden sayılan bir klasik. Onun ve çağdaşlarının açtığı yol çeşitlendi, dallandı, her biri kendine has özelliklere sahip farklı alttürler yarattı. Bu hafta gösterime giren Ca$h/Cash bu alttürler arasında seyri gayet zevkli ürünler vermiş bir kategorinin son temsilcilerinden; kibar hırsız maceralarından biri. Haliyle görmek isteyeceğimiz gibi lüks hayat, bol şampanya, Riviera, güzel cevval kadınlar, kibar maskülen erkekler filmimizin en öne çıkan unsurları.

Eric Besnard imzalı Cash’de erkeği Jean Dujardin, güzel ve cevval kadını ise Valeria Golino canlandırıyor. Dujardin’in karakteri Cash, GQ’dan fırlamış gibi duran bir sima. Gayet maskülen ama bir o kadar da şık bir gardırobu var. Kadınlara jest yapmakta usta. Aynı zamanda kalpazan, hırsız ve dolandırıcı. Valeria Golino’nun karakteri Julia, hırslı bir polis. Terfi edip etmemesi, Cash’i tutuklamasına bağlı. Görüldüğü gibi sırf hikayede bile referanslar gayet belirgin... Kanunun farklı tarafındaki kadın ve erkek karakterlerin akla Thomas Crown Affair/Kibar Soyguncu‘yu veya Out of Sight/Aşk ve Para‘yı getirmesi kaçınılmaz. Artık filmlerde, gözalıcı mekânlar ve karmaşık hırsızlık planları biraraya gelince hemen Ocean’s... serisinin hatırlandığı da malumumuz.

O hikayeyi perdeye getirme tarzında da değişen bir durum yok. Kibar Soyguncu‘nun, zamanında çok “artistik” bulunup eleştirmenlerce neredeyse dalga geçilmiş stilistik denemeleri (sık sık ikiye, üçe bölünen perde vs.), Ocean’s... serisinin jazzy soundtrack’i, şık erkekleri Cash‘de kendine yer buluyor. Tabii, belli ki bunlar bilinçli göndermeler. Ama insan şimdiye kadarki soygun filmlerine bakınca ayrıntılı soygunları perdeye getirmenin illa ki stilistik şıklıklar gerektirip gerektirmediğini düşünebilir.

Doğuştan havalı En başa gidelim. Sonrasındaki soygun filmlerinin önünü açan, Jules Dassin imzalı kara film Rififi‘ye. İnce ince işlenmiş yarım saatlik soygun sekansı, Rififi‘yi “caper movie” tabir edilen soygun filmlerinin her türünün atası yapıyor.

Tarzın öne çıktığı bu denkleme kibarlığın girdiği nokta, Alfred Hitchcock. Mizahla gerilimi Hitchcock kadar ustaca harmanlayanına şimdiye kadar rastlanmadı. Dolayısıyla bir soygun hikayesini ihtişamına odaklanarak anlatmak, o çelişkinin tadına varmak sözkonusu olduğunda Hitchcock’un varlığını göstermesi de gayet doğal. Yönetmenin To Catch a Thief/Hırsızlar Kralı Grace Kelly’si, Akdeniz dekorlu hikayesi, ihtişamlı balolarıyla kibar hırsız filmlerinin miladı. Filmde emekliye ayrıldığına kimsenin inanmadığı hırsızı Cary Grant’in canlandırmasını da Hitchcock’un dehasına bağlayabiliriz. Zira komik durumlara düşmekten, alaya maruz kalmaktan imtina etmeyen jön, kibar hırsızlığın üst noktasını teşkil edecek bir karizmanın sahibi. Yine karizmatiklerden Steve McQueen’in sert hallerinin kibarlığa halel getireceğini düşünüyorsanız Kibar Hırsız‘ı görmemişsiniz demektir. Sonra Pierce Brosnanlı bir yeniden çevrimi de çekilecen Thomas Crown Affair‘de McQueen, hobi olarak hırsızlığı seçen bir işadamını canlandırıyor. Soyduğu bankanın kaybı sigorta şirketince karşılanıyor ama şirket, işin aslını öğrenmek için Faye Dunaway’i görevlendiriyor. Zaten kibar hırsız maceralarının ortak unsuru, çalınan paranın, mücevherin, verilen zararın sonradan karşılanacak olması. Başka bir deyişle hırsızla özdeşleşen seyirciyi vicdanen rahatlatacak bir şeyler sunmaları... (Kibar hırsızların atası Arsene Lupin’in iyi niyetini düşünün) Cash’te çalınması planlanan elmasların, şaibeli uğraşlar sonucu alınmış olması gibi. Yarın Son Gündür’de kibar gangsterler Yılmaz Güney ile Fatma Girik’in de canayakınlıkları bu gereksinimden.

Türler arasında kibar hırsız maceraları, klişeleri kullanmak konusunda muhtemelen en rahat olanı. Hatta bu klişeleri sağladıkları oranda izleyici memnuniyeti sağladıkları bile söylenebilir. Misal Robert De Niro, Marlon Brando, Edward Norton gibi bir kadroyla bir soygun hikayesi anlatan The Score/Komplo‘dan, bu klişelere meyletmediğinden şikayetle çıkan bayağı bir izleyici vardı. Film ve edebiyat teorisyeni Leo Braudy sanatta kullanılan bir unsurun klişe sayılmasını, o unsurun izleyicinin deneyimini, akıl yürütüşünü ve duygusal beklentilerini karşılamadaki başarısına bağlar. Burada kısıtlı bir dökümünü sunabildiğimiz kibar hırsız maceraları, bunun ayırdına en çok varılan türlerden. Bir soygun filminin beklentileri doyurup doyurmamasının listesi belli. Keyfimiz alengirli soygun planları, kurnaz hırsızlar, şaşırtıcı durumlara bağlı. Türün, Topkapi (Jules Dassin), Pembe Panter (Blake Edwards) gibi başyapıtlarının koyduğu eşik gayet yüksek. Topkapi‘da Mel Ferrer, Melina Mercouri gibi oyuncuların ihtişamına, Pembe Panter‘in en otantik haliyle sunduğu 1960 başları zarafetine erişmek pek kolay değil. O yüzden türün günümüzden ilk akla gelen temsilcisi Ocean’s... serisi kalabalık bir yıldız kadrosunun varlığına gerek duyuyor. Ve o klişeler takip edildikçe izleyici memnuniyeti sağlanmaya devam ediliyor. Bu da en azından kibar hırsız maceraları kapsamında klişelerin gerçekten değersiz olup olmadığını düşünmemize vesile olabilir. Suç, insan gayretinin entrikalı şekliyse, o entrikaların şaşırtıcılığını hakkıyla aktaracak klişelerden niye vazgeçelim?