Kurda kuşa yem olmak meselesi...

Kurda kuşa yem olmak meselesi...
Kurda kuşa yem olmak meselesi...

Tutulma da seriye eklenen yeni karakter olarak, Yenidoğanlar ordusu nun lideri Riley (Xavier Samuel) dikkat çekiyor.

'Teenage'lerin gözde serisi 'Alacakaranlık'ta üçüncü adım olan 'Tutulma', Türkiye'de de bugünden itibaren gösterime giriyor. Bella adlı genç kızın vampir Edward'la kurt adam Jacob arasında gidip gelen hislerine tercüman olan seride 'Kızıl vampir Victoria'ya karşı verilen ortak mücadele anlatılıyor.

UĞUR VARDAN

Her ev kadını ‘umutsuz’ olmuyor. Örnek mi? Hemen adını zikredeyim; Stephenie Meyer. Eşi Christian ve üç oğlu Gabe, Seth ve Eli’yle mutlu mesut yaşayan, bir yandan özellikle alkol ve sigaraya karşı duran ‘The Church of Jesus Christ of Latter-day Saints’ adlı dini örgütlenmenin üyesiyken günün birinde o güzelim talihi, daha da güzelleşiyor. Kaleme aldığı kısa öyküsü ‘Twilight’ı romana dönüştürüyor ve ortaya ‘Alacakaranlık serisi’ çıkıyor. Serinin kitapları özellikle ‘teenage’ okur tarafından çok tutuluyor, peşi sıra ‘bir modernizm’ gerekliliği olarak sinemaya uyarlanıyor ve biz de neredeyse her yıl serinin bir macerasını beyazperdede izliyor oluyoruz...

‘Adeta Aşk-ı Memnu’
Efenim, 24 Aralık 1973 doğumlu Meyer’in, biraz da ‘JK Rowling’in ‘ Harry Potter ’ıyla aşık atan serisi ‘Twilight’la başlamış, ardından ‘New Moon’ ve ‘Eclipse’ gelmiş, hikâye 2008’de ‘Breaking Dawn’la son bulmuştu. Serinin beyazperde serüveninde ise bugünden itibaren dünya henüz üçüncü adım olan ‘Eclipse’le (Tutulma) haşır neşir olacak. Tabii bu tür çok tutmuş serilerin sinema maceraları hakkında bir eleştirmen olarak ahkâm kesmek bir anlamda nafile bir çaba oluyor. Çünkü ortada eser ve hayran kitlesi arasında kendi içlerinde dönen bir alışveriş var (alışveriş sözcüğünü hem hissiyat, hem de ekonomik anlamda söylüyorum). Dolayısıyla sen bir sinema yazarı olarak ister iyi, ister kötü de, fikriyatın sonucu etkilemeyecek. Rakamlarla konuşmak gerekirse ilk uyarlama olan ‘Twilight’ 37 milyon dolarlık bütçesiyle gişede 400 milyon dolar yapmış, ikinci adım ‘New Moon’ ise yapım aşamasında 50 milyon dolar ‘yemiş’, karşılığında da 700 milyon dolar kazandırmış. ‘Eclipse’in ‘kazanç serüveni’ni de kısmet olursa, ‘Breaking Dawn’ın eleştirisi sırasında paylaşırız...

Tüm bu bilgiler ışığında yine de ‘Eclipse’ özelinden yola çıkarak hem son filmi, hem de seriyi şöyle bir yoklamaya girişirsek, ben ilk filmi yani ‘Alacakaranlık’ı zamanında izleyip yazmıştım. İkinci film olan ‘Yeni Ay’ı, vizyon serüveni sırasında izleyemedim, kısmet birkaç gün öncesineymiş. Pazar gecesi DVD’de, Arjantin-Meksika maçının ardından ‘Kurtarma yazılısı’na çalıştım ve ertesi sabah üçüncü adım olan ‘Tutulma’nın öngösterimine, eksik parçaları tamamlayarak gitmiş oldum. Öncelikle şunu hemen söylemem lazım, üst üste iki film hiç mi hiç çekilmiyor. Özellikle ‘Yeni Ay’ adeta bizim ‘Aşk-ı Memnu’ tadında ve ‘kitsch’liğinde. Kamera dizi estetiğine teslim olmuş, sürekli yüzleri gösteriyor ve öykü sıkıcı bir muhabbetin etrafında dönüyor. Arada da birkaç aksiyon sahnesi devreye girerek ortam hareketlendirilmeye çalışılıyor.

‘Vampir-kurt adam açılımı’
İlk filmden sonra yazdıklarıma baktım, tabii ki orada ‘Öne çıkanlar’ itibarıyla meseleyi ‘İnsan-Vampir aşkı’ olarak yorumlamış ve ‘Vampirlere gelin olmak’ üzerine kalem oynatmışım. Meğerse Stephenie Meyer hanım, sonradan işin içine bir de kurt adam meselesi katmış ve hikâyenin asıl temelini ‘Üçlü bir aşk öyküsü’ne çevirmiş. Serinin bir anlamda ‘arzu nesnesi’ olan Isa ‘Bella’ Swan, hem vampir Edward’a hasta, hem de içten içe kurt adam Jacob’a ilgi duyuyor. Üç öyküyü birbirine bağlayan unsur ise ilk filmde sevgilisi öldürülen Victoria. Namı diğer ‘Kızıl vampir’, takmış bir kere Bella’yı öldürerek intikam alacak. Bu uğurda da kendisine ‘Yenidoğanlar’dan bir ordu oluşturuyor (bu ‘Yenidoğanlar’ meselesi de, ısırıldıktan sonra vampirleşen insanlar anlamına geliyor). Hikâyenin geçtiği Forks kasabasının sakinlerinden olan ve yaklaşık bir yıldır ortalıkta gözükmeyen (ailesi onu aramakla günlerini geçiriyor) Riley’i, hedefine varma yolunda kullanan ve sevgilisi yaparak ordusunun başına geçiren Victoria’nın bu olası taarruzuna karşı aralarında tarihsel bir husumet olan vampirlerle kurt adamlar ortak bir ‘savunma paktı’ oluşturuyorlar. Peki bütün bunlar neden derseniz, ortada vampir-kurt adam ilgisine muhatap olan Bella var ve iki topluluk da, bu güzelim kızcağızı kurtarmak adına ‘açılım’ peşinde koşuyor ve bir anlamda barış imzalıyorlar.

Serinin ‘En iyi’si ilk filmdi
Gelelim ‘seri mantığı’nda ister istemez giriştiğimiz sınıflama esprisine... İlk filmi Catherine Hardwicke çekmişti, ikinci adımda kamera arkasına Chris Weitz geçti, son hamlenin yönetmeni ise David Slade (bu arada İngiliz Slade’i ‘Hard Candy’ ve ‘30 Days of Night’ filmleriyle hatırlıyoruz). Serilerde özellikle ilk filmler pek beğenilmez, çünkü ana karakterleri tanıtma uğruna öykünün yaklaşık bir saati heba edilir, son bölüm ise ikincisine kapı aralamakla meşgul olur. Lakin ‘Alacakaranlık serisi’nde toplam üç filme bakıldığında en iyisi birincisi gibi duruyor. Diğerlerine gelince ‘iki’ (Yeni Ay) ‘Pek olmamış’, üç (Tutulma) de ‘Eh işte’ tadında. Ama madem konumuz üç, biraz daha bu filme eğilelim. ‘Tutulma’da, Bella’nın Edward’ın yanı sıra Jakob’a da fazla göz kırptığı ve nihayetinde onu öptüğüne şahit oluyoruz (hayranları bu meseleleri gayet iyi bildiği için, filmin sırlarını ifşa ediyorum türünden bir suçluluk duymama gerek yok sanırım).

‘Evlenmeden olmaz’
Öte yandan ‘Yeni Ay’ın sonu, Edward’ın Bella’ya ‘Evlen benimle’ teklifiyle bitiyordu; ‘Tutulma’ da bu replik üzerinde start alıyor. Lakin hikâyenin bir yerinde Bella’nın sevişme isteğini Edward bir anlamda “Evlenmeden olmaz” mantığıyla reddediyor. Bu noktada yazar Meyer, üyesi olduğu kilisenin bir refleksini mi gösteriyor demeden edemedim. Ve fakat asıl sorunsal, üç filmin nihayetinde bu iki ‘özel’ adamın Bella’da ne bulduğuydu. Tamam hoş bir genç kız ama öyle solgun ve halsiz görünüyor ki, adamın hayat sevincini alıp götürecek cinsten bir havası var. Zaten Edward’ın ilgisini anlayabiliriz, ilk filmden de biliyoruz ki o 1918’de doğmuş, dolayısıyla genç fiziğine rağmen ‘içi geçmiş’ olabilir. Peki ama plajda hava atacak cinsten alabildiğini şişirdiği vücuduyla ortalıkta salına salına dolaşan Jacob, Bella’nın bezginliğinde ne buluyor, doğrusu ben çözemedim. Sadece “Aman kızı bir vampire kaptırmamayım” türünden ‘kökensel’ bir refleks olabilir. Bu arada bir başka uyuşuk karakter de Bella’nın babası Charlie. Öyle uyuşuk, öyle yavaş ki; al koy bizim dizilere üç-dört yıl boyunca kurtarsın seni. Edward’ın ait olduğu Cullen ailesi ise başka bir âlem. Değme burjuvalar; şık evleri, şık hayatları, şık güzellikleri ve kusursuzluklarıyla, adeta Monaco prensliğinin üyeleri gibiler. Rainer, Caroline, Stephanie ve Albert dörtlüsü solda sıfır (Ayrıca Jakob hariç öyküdeki bütün erkeklerin ‘androjen’ havaları da ayrı bir durum).

Bir ilkokul problemi
Sonuç? ‘Tutulma’, ‘Yeni Ay’a daha yakın duruyor. Yine bol bol kafa çekimleri var ve araya bu kez daha fazla aksiyon serpiştirilmiş. Ana karakterler Bella’da Kristen Stewart, Edward’da Robert Pattinson, Jakob’ta da Taylor Lautner, üzerlerine düşenleri fazlasıyla yerine getiriyor (sakız gibi uzadıkça uzayan bir aşk meselesini yani). Üçüncü adımda Victoria’yı bu kez Rachelle Lefevre yerine Bryce Dallas Howard canlandırıyor. Dakota Fanning ise minik kız rollerinden sonra seride fazla itici duruyor. Riley rolündeki Xavier Samuel’in yolu da açık görünüyor.
Son adımda, yani ‘Breaking Dawn’da Bella’nın seçimi ‘Edward’yen mi olacak yoksa ‘Jacob’yen mi takılacak; bilmiyorum (çünkü seriyi okumadım, muhatapları biliyordur sanırım) ama bu kızdaki sebebi hikmeti daha bir anlayabilirsek sevineceğim. Ya da meseleyi o meşhur ilkokul sorusuna dönüştüreyim: Elinizde bir kurt, bir vampir ve bir kuzu var, onları nehrin karşı tarafına nasıl geçirirsiniz?..
Neyse, biliyorum, seri ve hayranları arasında fazla girdim; ‘Oğlan(lar) memnun, kız memnun, çektiğiyle kalsın Leyla ile Mecnun’ der, önümüzdeki ‘gişe’lere dikkat çekerim. Ama bana sorarsanız üç filmi toplasınız, bir ‘Gir Kanıma’ (Let The Right One In) etmez...


    ETİKETLER:

    Harry Potter