scorecardresearch.com

Lanetli bankacı

Lanetli bankacı
08/10/2009 15:55
Örümcek Adam serisinin yönetmeni Sam Raimi imzalı korku filmi Kara Büyü, evinden tahliye ettirdiği yaşlı müşterisinin lanetine uğrayan bankacı kadının 'az kanlı' hikâyesini konu alıyor

 

Adobe Flash Player YükleAdobe Flash Player Yükle



FİLMİN FOTOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYIN

GÖSTERİMDEKİ DİĞER FİLMLER İÇİN TIKLAYIN


KARA BÜYÜ

Tür : Gerilim / Korku
Yönetmen : Sam Raimi
Senaryo : Sam Raimi , Ivan Raimi
Görüntü Yönetmeni : Peter Deming
Müzik : Christopher Young
Yapım : 2009, ABD , 99 dk.
Oyuncular: Alison Lohman (Christine Brown) , Justin Long (Clay Dalton) , Lorna Raver (Mrs. Ganush) , Dileep Rao (Rham Jas) , David Paymer (Mr. Jacks) , Adriana Barraza (Shaun San Dena)

FİLMİN KONUSU

Christine Brown (Alison Lohman), Los Angeles’ta yaşayan bir ev kredisi uzmanıdır. Mesleğinde hırslı ve tutkuludur. Clay Dalton (Justin Long) adında yakışıklı bir erkek arkadaşı vardır. Hayatında herşey tam istediği gibidir. Ta ki, esrarengiz görünümlü Bayan Ganush’un (Lorna Raver) aldığı konut kredisinin vadesinin uzatılması talebiyle bankaya gelişine kadar…
Christine bu noktada kararsız kalır. İçgüdülerinin sesini dinleyip yaşlı kadına istediği süreyi vermeli midir? Yoksa patronu Bay Jacks’ı (David Paymer) etkilemek için süre uzatma talebini reddetmeli midir? İkincisini seçerse ikramiyesini alacaktır. Christine ikincisini seçer; borcuna karşılık evden tahliye edilmesi için gerekli talimatı vererek Bayan Ganush’u zor durumda bırakır.
İntikam hırsına kapılan yaşlı kadın Christine’ye Lamia adıyla bilinen çok güçlü bir büyü yapar. Artık Christine’in hayatı cehenneme dönüşmüştür. Şeytani güçlerin saldırıları ve karamsar erkek arkadaşı tarafından yanlış anlaşılması üzerine ruhunu ebedi lanetten kurtarmak amacıyla Rham Jas (Dileep Rao) adlı bir kahinin yardımına başvurur. Hayatı kabusa dönen Christine’in normal hayatına dönmesi için kahin büyüyü tersine çevirecek çılgınca bir süreç başlatır.

YAPIM NOTLARI


Sam ve Ivan Raimi kardeşler, “Drag Me to Hell”in senaryosunun ilk taslağını bundan 10 yıl önce kaleme almışlardı. Senaryo taslağı ilk şeklinde kısaca “The Curse” (Lanet) adını taşıyordu. “Lanet fikrini ikimiz de daima sevmişizdir. Sıradan bir insanın lanete uğraması ve olağanüstü koşullar altında kalması halinde başına neler geleceği üzerinde düşünmeyi severiz” diyor Ivan Raimi…
Bu filmde kendi kontrolü dışındaki lanetli olayların bir bankada konut kredilerinden sorumlu görevli olarak çalışan Christine Brown’ın başına geldiğini görürüz. Bayan Ganush adında yaşlı bir kadının, kredi süresinin uzatılması için yaptığı talebi kabul etmez ve o andan itibaren başına gelmeyen kalmaz.
Filmini, “Baş kahramanı gerçekten iyi bir kız olan basit ve sade bir ahlaki öykü…” sözleriyle tanımlayan Sam Raimi, “Los Angeles’ta ayakta kalmaya çalışan bir kızdır. Gerçekten çok sevdiği bir erkek arkadaşı vardır. Onun gönlünü kazanmak için kötü bir şey yapar. Kararını günaha batmak yönünde verir. Christine’in verdiği bu karar, adeta kartopu gibi hızla büyür ve sonunda kefaretini ödemek zorunda kaldığı bir günah olarak geri döner.”
Ivan Raimi de şunları ekliyor: “Christine karakterini ahlaki açıdan karmaşık yaptık. O herkes gibi işinde ilerlemeye çalışan bir kızdır. Hepimizde var olan davranış biçimlerine sahip normal bir insandır. Siyah ve beyazın keskinliği yerine gri tonlarıyla donatılmış gibidir. Christine karakterini ilginç yapan bence bu özelliğidir. Suçuna karşı orantısız ceza aldığı koşullar altında kalır. Uğradığı lanetle nasıl başa çıkacağını görmenin heyecan verici olduğunu düşünüyorum.”
Sam ve Ivan Raimi kardeşler, bugüne kadar hep “zoraki kahraman”ı keşfetmeye eğilim gösterdiler. “Darkman”den “Army of Darkness”e; “Spider-Man 2” ve “Spider-Man 3”e kadar tüm filmlerinde hep böyle oldu. Christine karakteri de tıpkı “The Evil Dead”in kahramanı Ash Williams ve “Spider-Man”in ikinci benliği Peter Parker gibi ortalama bir insandır. Kendisini bildiğimiz dünyaya paralel fantastik bir dünyanın içine sürüklenmiş bulur. Herhangi bir uyarı olmadan normal hayatında çılgınca şeyler olmaya başlar. Arabasında bir yabancının sürpriz saldırısına uğrar; mantıkdışı gibi gözüken kanlı bir burunla karşılaşır; kötü kabuslar birbirini izler. O artık sürreal (gerçeküstü) bir seans yaşar gibidir; başkaları tarafından belirlenmiş kaderinden kaçabilmek için soluk soluğa bir mücadele içindedir.
Raimi kardeşler senaryoyu yazarken Christine’in doğaüstü işkencecisinin ne olabileceğini hayal ederek işe başladılar. Sonunda filmin kötü karakteri olarak mistik ve şeytani yaratık Lamia’yı kullanmayı seçtiler. Lamia bugüne kadar birçok kültürde farklı şekillerde hayal edilmişti. Çocuklarının Hera tarafından çalınmasıyla birlikte katile dönüşen Yunan tanrıçası; yarı insan – yarı keçi şeklinde bir yaratık; insan eti yiyen bir canavar ve dişi şeytan varyasyonları bunlardan sadece birkaçıydı. Bu efsanelerin hepsinin ortak yanı ise Lamia’nın şeytani bir güç olmasıydı. Öfkeyle uyandığı anlarda eline geçirdiği kurbanlarını cehenneme sürüklemesiyle tanınıyordu. Hepsindeki ortak tehdit buydu.
Sam ve Ivan Raimi, “Drag Me to Hell”in olay örgüsünü yazarken Christine karakterinin baştan sona kadar her sahnede görüneceği şekilde kurguladılar. Böylece filmin öyküsü, Christine’nin bakış açısının korkunç öyküsü olmaktan bir an bile uzaklaşmadı. İzleyiciyi de bu korkunç yolculuğa çıkartırken Christine’in daima ön planda olduğu tekinsiz ev stilindeki bir ortama götürmeyi hedefledi. Aynı şekilde alt öyküler de, Christine’in giderek büyüyen panik duygusunu ve başına gelen bela karşısındaki çaresizliğini izleyiciye tam olarak hissettirecek şekilde düzenlendi.
Christine’in deneyimlediği korku ve panikleme duygusunun karşıtı olarak rasyonel ve entelektüel düşünen erkek arkadaş Clay karakteri yaratıldı. Christine’in erkek arkadaşı olan Clay, Bayan Ganush’un lanetleme yapabileceğine inanmadığı için sevdiği kızı bu saplantısından vazgeçirmeye çabalayan bir profesördür. Lanet gibi, büyü gibi kavramlara inanmaz. Ancak Christine’e duyduğu sevgi o kadar büyüktür ki aklı karışır. İnanmakla inanmamak arasında bocalamaya başlar.
Sam Raimi ilk taslağı tamamladığı günden itibaren bu filmi çekmeye istekliydi. Ancak diğer projeler devreye girince “The Curse” adını verdiği projesini bir kenara koymak zorunda kaldı. Arka arkaya gelen üç “Spider-Man” filmi neredeyse on yılını aldı. Böyle olunca da 2007 sonlarına kadar “Drag Me to Hell”e zaman ayıracak fırsatı bulamadı.
2007 yılına gelindiğinde Sam Raimi’nin Ghost House Pictures’taki yapımcı partneri Rob Tapert ile bugüne kadar beş kez işbirliği yaptığı Grant Curtis, projenin hayata geçirilmesi için destek olmaya karar verdiler. Böylece filmin finansörlüğünü Ghost House Pictures üstlenirken ABD dağıtımı ile bazı uluslararası bölgelerdeki dağıtımını Universal Pictures üstlendi.

Senaryonun yazılması ve prodüksiyona yeşil ışık yakılmasının ardından Raimi ve yapımcılar, filmin en önemli karakteri Christine Brown için oyuncu aramaya başladılar. Alison Lohman’ı buldukları için talihli olduklarını ifade eden Sam Raimi, “Alison’un çok güçlü bir kişiliği var. İzleyicinin beyazperdede gördüğü anda hemen bağlandığı oyunculardan birisidir. İzleyicinin kendisini bu karaktere yakın hissetmesini istediğim için bu rolde Alison’un oynaması çok önemliydi. Christine izleyicinin kolayca anladığı ve daha filmin başında kendisine yakın hissetiği oyunculardan birisidir” diyor.
Raimi sözlerine şöyle devam ediyor: “Christine karakterinin girdiği karanlık yollarda izleyicinin ona verdiği desteğin film boyunca giderek çoğalacağını hissediyorum. Christine’nin başına gelen kötü durumdan kurtulabilmek için her aşamada daha karanlık tercihler yaptığını görürüz. Aslında bu noktada izleyicinin ondan soğuması tehlikesi vardır. Ancak benim hedefim, filmin sonuna kadar yaptığı zor tercihler sırasında izleyicinin Christine’nin yanında kalmasını sağlamak oldu.”
Christine rolünde kamera karşısına geçen Alison Lohman, korku filmlerini seyretmekten hoşlanmadığı halde neden böyle bir filmin kadrosuna katıldığını şu sözlerle açıklıyor:
“Aslına bakarsanız kadroya katıldığımda öyle aman aman korku filmi hayranı değildim. Korku filmlerinden hoşlanmayışımın tek nedeni, seyrederken aşırı heyecana kapılmamdır. ‘Filmi seyrederken hep gözlerim kapalı olacaksa neden ekran karşısında oturayım ki?’ diye düşündüğüm için hiç seyretmemeyi tercih ederdim. Ancak bana teklif edilen Christine karakterinin derinlikli bir karakter olarak yaratılması hoşuma gitti. Christine filmin başında tbir hata yapar. Sonrasında giderek daha sempatik bir karakter haline gelir. Ayrıca film boyunca tehlikeli ve zor hareketlerin hepsini kendim yaptım. Vücudumun çeşitli yerleri yara berelerle dolu hale gelmesine rağmen çok eğlendim.”

Filmin ikinci önemli karakteri, Christine’in kuşkucu ama sempatik erkek arkadaşı Clay karakteridir. Bu rolde oynayan Justin Long, Clay karakterinin pragmatik ve karamsar kişiliği olduğunu; bu yönleriyle babasını hatırlattığını belirterek şöyle bir yorum getiriyor:
“Babam felsefe profesörüdür. Bu nedenle rasyonel, katı ve mantığa önem veren bir insandır. Yaşanan herşeyin belli bir açıklaması olduğuna inanan bir düşünce ekolünden gelir. Akılcı yaklaşım gösteren herkese saygım sonsuzdur ama ben şahsen doğanüstü olaylara, hayaletlerin varlığına inanan birisiyim. Çevremde doğaüstü birşeylerin döndüğünü hissedebiliyorum. Bu nedenle filmde portresini çizdiğim Clay’i oynarken kendi düşüncelerimi değil, babamın rasyonel yaklaşımını örnek aldım.”
Christine’in hayatında Clay’in rolünün çok önemli olduğunu söyleyen Justin Long’un bu konudaki yorumu da şöyle: “Clay’in kız arkadaşına karşı destekleyici davrandığını görürüz. Onun deli olduğunu söylemek ve çekip gitmek yerine yanında kalıp destek olmayı tercih eder. İkisi arasındaki ilişkinin yapısı bu şekildedir. Ancak Christine’nin en büyük destekçisi olmakla birlikte, Lamia’nın yaptığı saldırılar sırasında yanında olmadığı için kafasının karıştığı anlar da olur. Christine’in yanında olduğu sıralarda böyle saldırıların neden olmadığına bir türlü anlam veremez.”

Filmin izleyici açısından sevimsiz karakterlerinden birisi hiç kuşkusuz Bayan Ganush karakteridir. Bu rolde, Hollywood’a gelmeden önce New York ve Chicago’daki tiyatro sahnelerinde boy gösteren Lorna Raver kamera karşısına geçti. Bugüne kadar çok fazla sinema filminde oynamadığı için izleyicinin pek tanımadığı bir sima olan Lorna Raver, bu rolü nasıl aldığını şöyle anlatıyor:
“Rolü geleneksel oyuncu seçme prosedürü sonucunda aldım. Yapımcılarla protokolümüze göre ilk aşamada senaryonun küçük bir bölümünü görebildim. Dolayısıyla kısa boylu yaşlı bir kadının bankaya gittiği ve evine el konulmaması için ricada bulunduğundan daha fazlasını bilmiyordum. Senaryonun tamamını daha sonra gördüğümde ‘Oh tanrım, müthiş!’ dediğimi hatırlıyorum.”
Lorna Raver bu filmdeki rolüne hazırlanırken Macarca diyalekt hocasıyla birlikte çalıştı. Hatta hocasından bir ricada bulunarak senaryonun bazı bölümlerini Macarca’ya çevirmesini istedi. Bunların hepsi filmin çeşitli sahnelerinde işe yaradı. Bayan Ganush’un Christine’ye yönelik saldırıları sırasında bazı Macarca sözcükleri kullanması fırsatı ortaya çıktı.

Kısa sürede Christine’in sırdaşı haline gelen medyum Rham Jas rolünde genç aktör Dileep Rao kamera karşısına geçti. Genç aktör filmle ilgili düşüncesini şu sözlerle aktarıyor:
“Filmin öyküsünün klasik korku filmi temalarına çağdaş yaklaşım getiren yapısını çok sevdim. Bence senaryonun en ilginç yanı, karakterlerin kimliği konusunda modern yaklaşım getirmesi; bunu yaparken benim de çok hoşuma giden klasik korku filmi stilini geri plana atmamasıydı. Senaryonun her yeri gizemli gelişmeler, doğaüstü olaylarla doluydu.”
Yapımcı Grant Curtis’in Dileep Rao ile ilgili yorumu şöyle: “Dileep ilk geldiğinde senaryodaki karaktere kıyasla biraz genç gibi geldi bana… Ancak provalar sırasında o kadar iyi performans gösterdi ki, Sam bana dönüp, ‘Bilgeliğin yaşı yoktur’ dedi. Dileep daha sonra senaryodaki bilge rolüne tam anlamıyla yansıtmayı başardı. Kamera karşısına geçtiğinde de Alison’un çok bunaldığı anlarda yaslandığı güvenilir omuz işlevini rahatlıkla gördü.”

Bu işle artık daha fazla başa çıkamayacağını anlayan Rham Jas, Christine’yi Shaun San Dena adlı bir kahinle tanıştırır. Shaun San Dena, dünyada Lamia ile tanışmış olan ve öyküsünü bilen tek kadındır. Bu rolde, “Babel” adlı filmdeki çalışmasıyla Oscar ödülüne aday gösterilen Meksikalı oyuncu Adriana Barraza kamera karşısına geçti.
Oynadığı medyum karakterini, “Ruhlarla başa çıkması için gereken çok özel güçlerle donatılmış bir kadın…” sözleriyle tanımlayan Adriana Barraza, filmde oynarken neler hissetiğini şu sözlerle açıklıyor: “Bugüne kadar hep dramatik rollerde oynadığım için güzel bir değişiklik oldu. Çocukluk yıllarımdan beri korku filmlerini hep sevmişimdir. Küçükken her türde korku filmi seyretmiştim. Korku edebiyatının en saygın yapıtlarıyla dolu geniş bir kütüphanem vardır.”
Filmin diğer önemli rollerinden banka patronu Bay Jacks rolünde David Paymer oynarken, bunun dışındaki rollerde Sam Raimi’nin önceki filmlerinin müdavimlerinden Joanna Baron, Tom Carey, Molly Cheek, Aimee Miles, John Paxton, Ted Raimi, Bill E. Rogers, Chelcie Ross ve Octavia Spencer gibi oyuncular kamera karşısına geçtiler.

“Drag Me to Hell”de yer alan ürkütücü sahnelerin hepsi farklı tekniklerle hayata geçirildi. Bunlar arasında yeşil ekran, kuklalar, protezler, insan yapımı destek malzemeleri ve kısaca CGI olarak bilinen bilgisayar kökenli grafik çalışmaları vardı. Sam Raimi’nin kamera arkasındaki yaratıcı ekibinde yer alan isimlerin bir kısmı yönetmenin daha önceki filmlerinde işbirliği yaptığı isimlerdi. Diğerleri ise korku ve şiddet dünyasının en iyi tanınan isimlerinden seçildi.
ÇEKİM NOTLARI
Christine’in doğaüstü dünyanın derinliklerine aşama aşama çekildiği sahnelerin hayata geçirilmesinde görüntü yönetmeni Peter Deming görev yaptı. Daha önce Raimi ile “Evil Dead 2: Dead by Dawn” adlı filmde çalışan ve iki “Scream” filmiyle “From Hell”de görev yapmış olan Peter Deming, bu sahnelerin çekiminde gerçekçi ışıklandırma tekniği kullandı.
Deming bu süreci şu sözlerle anlatıyor: “Çok sayıda ışıklandırma kaynağı kullandık. Herşeyin mavi-yeşil olduğu garajdaki gibi tuhaf ışıklar üzerinde herhangi bir düzeltme yapmadık. Normalde ampuller üzerinde bazı düzeltmeler yapılır ama sokak çekimleri de dahil olmak üzere herşeyi olduğu gibi bırakmaya karar verdik. Herşeyi doğal şekliyle bırakmayı tercih edince ortaya birçok tuhaf ışık kaynağı çıkmış oldu. Bu da filmin gerçekçilik boyutunu artırdı.”
Görüntü yönetmeni Deming, daha zengin bir renk paletine sahip olan seans sahnesinde ise ilave ışık kaynakları kullanma yoluna gitti. Buna kamera sallantılarını da ekleyerek endişe ve gerilim boyutu yükseltti. Böylece Christine’in çıkış yolu kalmadığına izleyicinin inanması sağlandı.
Senaryoda izleyicinin Christine karakterine yakın ilgi duymasına odaklanan bir yapı vardı. Buna bağlı kalmak için yoğun çaba gösterdiğini söyleyen Deming, “Başlangıçtan itibaren izleyicinin film boyunca hep Christine ile beraber olması gerektiğini düşündüm. Çoğu zaman bu rolde oynayan Alison Lohman’ın yüzüne odaklandık. Ekstra yakın çekimler verecek şekilde görüntü düzenlemesi yaptık. Çünkü izleyicinin kendisini onun yerine koymasını istiyorduk” diyor.
Filmin özel makyaj efektlerinin yönetimini, bu konudaki çalışmalarıyla tanınan KNB EFX Group ortakları Greg Nicotero ile Howard Berger üstlendi. Daha önce Raimi ile çeşitli filmlerde çalışan Nicotero ile Berger, yönetmenle önce 1986 yılında “Evil Dead 2”de; daha sonra da “Army of Darkness” adlı filmde işbirliği yapmışlardı.
Projeyi öğrendiğinde büyük miktarda geleneksel efekt kullanılacak olmasından mutluluk duyduğunu belirten Nicotero, “Görsel efektler eğlencelidir ama özel ekiplerin kablolar döşediği ve kuklaları hareket ettirdiği geleneksel efektler de keyiflidir. Sam Raimi’nin hala böyle şeylere ilgi duyması çok güzel…” diyor.
Yönetmen Sam Raimi ise, daha önce çektiği korku filmlerinden farklı olarak bu filmde çok fazla kanlı sahneye yer vermek istemediğini belirtiyor ve şöyle diyor: “Daha önce yaptığım şeyleri tekrarlamak istemedim. Bu defa çok fazla kan olsun istemedim.”

İkinci ünite yönetmeni ve görsel efektler süpervizörü Bruce Jones ve mekanikçiler ekibini bekleyen zor görevlerden birisi de, Lamia’nın Christine’i cehennemin içine çekmeye çalıştığı sahneydi. Bunu başarmak için büyük bir hidrolik silindir inşa ettiler. Ayrıca Alison Lohman’ın oturacağı ve uzanacağı iki farklı tipte sandalye hazırladılar. Çevresini yeşil ekran ile donattıktan sonra Alison Lohman’ı silindirin içerisine doğru indirmeye başladılar.
Bruce Jones bu sahnenin nasıl çekildiğini şöyle anlatıyor: “Sandalyeleri içinden ışığın geçebileceği özel yöntemlerle hazırladık. Silindirin içinde de protez elleri olan yeşil kıyafetli KNB görevlileri vardı. Bunlar Alison Lohman ile fiziksel iletişime girerek aşağıya doğru çekme işlemini yaptılar. Silindir çukurunun içini bilgisayar ortamında hazırlanmış kayalar ve molozlarla doldurduk.”
Ekipler ayrıca 3 boyut uyumlu hareketler de kullandılar. Böylece post-prodüksiyon aşamasında demiryolu rayları eklenebildi. Alçı ekipleri de demiryolu raylarındaki gerçek taşların boyutunda yapay taşlar ürettiler. Silindirin içerisi alçı taşlarla dolu olduğu için Alison Lohman bunların arasından aşağıya doğru çekildi. Böylece görüntü yönetmeni Deming de, onun toprağa doğru çekiliyormuş şeklindeki illüzyonunu yakalamayı başardı.

Yönetmen Sam Raimi’nin kan unsuruna yer verdiği az sayıdaki sahnelerden birisi, Christine’in kanlı burnunun gösterildiği sahneydi. Makyaj sanatçısı Nicotero, filmdeki en ekstrem epistaksis (burun kanaması) sahnesini yaratmak için Alison Lohman’ın kulağının arkasına bir tüp yerleştirerek burnuna doğru uzattı. Sonra burun deliğinin içerisine küçük bir hazne yerleştirdi. Böylece hazne içerisindeki kanın küçük bir delikten fışkırarak patlaması sağlandı.
KNB ekiplerinin “Drag Me to Hell”e sağladığı katkılar arasında Bayan Ganush karakterinin çeşitli enkarnasyonları (yeniden bedenlenme) sahneleri de vardı. Bu konuda yaptıkları çalışmalar arasında Christine’in uyanınca bulduğu mumyalanmış beden; kabuslarında gördüğü çürümüş ceset ve mezarlıktaki “huzur içinde yatan” beden görünümleri yer alıyordu.
Makyaj ve SFX (özel efekt) uygulamalarının yapılması sırasında Lorna Raver’in çeşitli beden ve yüz görünümlerine uyum sağlamak için çok fazla zaman ayırması gerekti. Nicotero bu konuda yapılan çalışmayı şu sözlerle aktarıyor:
“Lorna harika bir oyuncuydu. Tüm taleplerimize olumlu karşılık verdi. Ona sadece çok çeşitli yüz ifadeleri yapmakla kalmayıp ayrıca Burbank’taki Cyber Effects adlı efekt şirketine gitmesini istedik. Orada tepeden tırnağa kadar her yerini scan ederek bedeninin üç boyutlu replikalarını hazırladılar. Biz de ayrıca onun ağzı açık, süper çılgın, iğrenç, tiksindirici, korkunç acuze gibi çeşitli görünümlerini scan ederek çalışma yaptık.”

Filmin prodüksiyonuna Kaliforniya’daki Tarzana bölgesinde başlandı. Buradaki artık kullanılmayan eski bir banka şubesi, yeniden tasarlanıp dekore edilerek filmdeki Wilshire Pacific Bank haline getirildi. Christine karakterinin bu bankada çalıştığı ortamın toprak tonlarındaki donuk ortamı, daha önce Raimi ile “Spider-Man 2”de sanat yönetmeni olarak çalışan prodüksiyon tasarımcısı Steve Saklad tarafından hazırlandı.
Saklad’ın hazırladığı setlerdeki asimetrik açılar ve alışılmadık bakış açıları gibi unsurlar, “Drag Me to Hell”e özgün bir yapı kazandırdı. İlginç setlerden yaratıcı açılara ve seçkin makyaj hilelerine kadar her yönde detaylı teknik destek alan Sam Raimi, böylece tüm konsantrasyonunu öyküye, karaktere ve performanslara yönlendirme fırsatı buldu.

Saklad’ın tasarladığı set alanlarının her biri, ardarda gelen drama boyutunun sergilenmesine olanak sağladı. Başlangıçtaki soğuk ve donuk banka ortamının hemen ardından çok renkli ve gösterişli renkler hakim oldu. Olağanüstü olaylar zincirine ev sahipliği yapan egzotik görünümlü seans odasındaki kırmızı ağırlıklı renkler, filmin en kritik anlarında gotik ve klostrofobik ortam sağlayan mezarlık gibi ortamlar izleyiciyi şok edecek görüntüleri beraberinde getirdi. Senaryodaki gerilim ve korku boyutuna ulaşmayı hedefleyen prodüksiyon departmanı, bunu başarmak için bazen gerçek mekanlarda çalışırken bazen de setleri sıfırdan kurma yoluna gitti.
Prodüksiyon tasarımcısı Steve Saklad, bu konuda uyguladığı yaklaşımı şu sözlerle açıklıyor: “Rham Jas ve Christine için arka plan öyküleri yarattık. Böylece onlar için hazırladığımız odalar, ekranda gördüğümüz olaylar öncesindeki hayatları ve aile tarihleri ile dolu oldu. Bu mekanları gerçekçi şekilde yapmamış olsaydık büyük hata olurdu. Sam ancak ona gerçek bir dünya verebildiğimiz sürece aksiyon sahnelerindeki fikirlerini sergileyebilirdi. Kızın fırlatıldığı duvarın yapay olduğunu izleyicinin hissetmesi halinde işe yaramayacaktı. Kısacası gerçeğe ne kadar fazla yaklaşırsak korku duygusu da o kadar fazla olacaktı.”
Christine’in yatak odası ile seans odası setlerinin her ikisi de, 20th Century Fox stüdyolarında inşa edildi. Bu odaları portatif duvar ve tavanlarla tasarlayan Saklad, bu mekanları hareketli sahnelere uygun olarak hazırlamak amacıyla ikinci ünite yönetmeni / dublör koordinatörü Randy Backman’a danıştı.
Seans odasının hazırlanmasından sonra set dekoratörü Don Diers devreye girerek bu mekanı egzotik nesnelerle doldurdu. Diers bu konuda yaptığı çalışmayı şöyle anlatıyor:
“Seans odasının 30 yıldır kullanılıyor gibi görünüme sahip olması gerekiyordu. Bol miktarda kitap alarak bunlara eski görünüm sağladık. Böylece sanki 40 yıldır orada duruyormuş gibi oldular. Antika mobilyalar bulup onları tel fırçalarla yıprattık. Tüm bunların sonunda seans odasının uzun yıllardır kullanıldığı havasını vermeyi başardık.”

“Drag Me to Hell”deki farklı dünyaya bir katkı da kostüm tasarımcısı Isis Mussenden’dan geldi. Filmdeki her karakterin öyküsünü giysiler aracılığıyla anlatmak istediğini söyleyen Mussenden, yaptığı çalışmayı şu sözlerle açıklıyor:
“Christine başlangıçta bir bankada çalışan hırslı ve tutkulu bir kızdır. Bankadaki kurallara uygun olarak muhafazakar ve sade giyinmeye çalışır ama kendine özgü bir stili vardır. Doğaüstü varlıkların tehdidine uğramaya başladığı andan itibaren ruh sağlığı giderek bozulur. Karşılaştığı olaylar sonucunda artık çözülmeye başlamıştır. Bunu giysiler aracılığıyla yansıttık. Moralinin hızla bozulduğunu gösteren kıyafetleri ön plana çıkarttık.”
“Drag Me to Tell”in kostüm tasarımları, Christine karakterinin ofisteki kıyafetlerinden başlayıp kahin Rham Jas’ın ilginç kıyafetlerine kadar geniş bir spektruma yayıldı. Her karakter için ayrı otantizm sağlamayı hedefleyen Mussenden, bu konuda oyuncularla yakın işbirliği halinde çalıştı.
Kıyafetlerin bir kısmı satın alınırken bir kısmı sıfırdan üretildi. Mussenden bu konudaki yaklaşımını şu sözlerle aktarıyor: “Lorna’nın canlandırdığı karakterin dönüşüm geçirmesi nedeniyle iki değişikliğini de yansıtan herşeyi hazırladık. 60’lı yıllara özgü eski bir ceket hazırladık. Bunun içerisine sıcak renklerle donatılmış bir gömlek yerleştirdik.”
Çeşitli küçük kararlar sonucunda “Drag Me to Hell”in dünyası için çok farklı bir karakter yaratıldı. Yapımcı Grant Curtis’in bu konudaki yorumu şöyle:
“Filmin setine girip detaylara baktığınızda Steve’in prodüksiyon tasarımları, Don’un set dekorasyonu ve Ellen Freund’un sahne donanımları sayesinde doğaüstü ortamı iliklerinize kadar hissediyor; o dünyanın Christine’den çok da uzak olmadığını fark ediyorsunuz. Bu kimi zaman onun omuzunun arkasından görünen tuhaf bir resim, kimi zaman tuhaf görünümlü bir eşya, kimi zaman da şeytani görünümlü bir nesne aracılığıyla ortaya çıkıyor.”

 

ETİKETLER:

haber

http://www.radikal.com.tr/9582509582501

YORUMLAR
(1 Yorum Yapıldı)
Tüm Yorumları Gör

Farksız - Marlene

Bildiğimiz klasik hollywood yapımı korku filmi. Bankacımız sakin bir hayat sürmektedir, aşk-meşk işleri de yolundadır. Ancak birden bire herşey altüst oluverir. Alison Lohman'ın oyunculuğu da berbat bana kalırsa, heran gülecekmiş gibi duruyor. Justin Long için ise aynı şeyi söyleyemem. Filmde iyi olan tek şey görsel efektler, hakkını vermek gerekirse basit değillerdi.