Lost adasında aşk terapisi

Lost adasında aşk terapisi
Lost adasında aşk terapisi
Oahu adasının 800 dönümlük Kaplumbağa Sahili'nin el değmemiş plajları, lobisi ve yakındaki helikopter pisti Aşkzede'nin yapımcılarına sayısız mekân seçenekleri sundu. Lost dizisinden tanıdığımız sahiller filme ev sahipliği yaptı






FİLMİN FOTOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYINIZ

 YETİŞKİNLİK ZOR ZENAAT...ERMAN ATA UNCU'NUN YAZISI İÇİN TIKLAYINIZ

Yönetmen: Nicholas Stoller
Oyuncular: Jason Segel, Kristen Bell, Mila Kunis, Russell Brand, Bill Hader, Paul Rudd, Jonah Hill
Yapımcılar: Judd Apatow, Shauna Robertson
Senaryo: Jason Segel 



"Fun With Dick and Jane”in ortak senaryo yazarı olarak tanıdığımız Nicholas Stoller’ın ilk yönetmenlik sınavı olan “Forgetting Sarah Marshall”da sırılsıklam âşık olduğu televizyon yıldızı kız arkadaşı Sarah Marshall’ı (Kristen Bell) altı yıl boyunca taptıktan sonra bir köşeye atılmanın acısını yaşayan genç müzisyen Peter Bretter’ın (Jason Segel) hayata yeniden tutunma mücadelesi anlatılır.
Zavallı Peter, televizyon yıldızı kız arkadaşı Sarah Marshall’ı o kadar sevmektedir ki, altı yıllık ilişkisi boyunca hep bir köşede kalmaya bile razı olmuştur. Paparazzilerin çektiği fotoğraflarda Sarah’ın çantasını tutan, ödül törenlerinde çekilen resimlerde fotoğraf karesine kazayla bile girmesine izin verilmeyen erkek olmuş, ancak bunların hiçbirisini umursamadan Sarah’ı sevmeye devam etmiştir. Kısaca o sevgilisince ihmal edilen, önemsenmeyen, değer verilmeyen, özen gösterilmeyen milyonlarca erkeğin bir temsilcisidir.
Günün birinde Sarah tarafından adeta çöpe atılırcasına terk edilince Peter’ın dünyası adeta başına yıkılır. Kendisini hiç beklemediği bir anda yapayalnız ve sokağa atılmış şekilde buluvermiştir. Hepsi de başarısızlıkla sonuçlanan birkaç çapkınlık girişiminden sonra kesin kararını verme noktasına gelir: Artık onun hayatında Sarah diye birisi yoktur; Sarah’nın hayatını sonsuza dek mahvetmesine de izin vermeyecektir.
Aklını başına toplamak için Hawaii’deki Oahu adasına giden Peter, otele kaydını yaptırırken hayatının daha da büyük kâbusuyla karşılaşır. Eski sevgilisi Sarah da oradadır. Üstelik tek başına değildir ve yeni sevgilisi İngiliz rocker Aldous Snow (Russell Brand) ile birlikte aynı otelde kalmaktadır. Peter, Sarah’ın yeni yaşamını en canlı şekilde yakından görmenin acılarını yaşarken aradığı huzuru Rachel (Mila Kunis) adlı resepsiyon görevlisi kızla flört etmekte bulur. Rachel’ın rahat ve dingin yapısı onu “ölüler dünyasından” çıkmaya ve yeniden “canlılar dünyasına” katılmaya davet etmektedir. Aradığı huzuru bulmasında Rachel’ın yanısıra yüzlerce meyve kokteylinin de faydasını görecektir.


Yapım Notları

Derinden sevme kapasitesi, çılgınca âşık olma isteği, insanoğlunun en temel ihtiyaçlarıdır. Âşık olmak güzel olmasına güzeldir de, kalplerimizin acılarla dolmasına yol açtığı gibi bu acıların üstüne bir de ayrılık gerçekleştiğinde içinden çıkılmaz ve tarifsiz üzüntüler yaşarız. Ancak ruhumuzun en karanlık köşelerinde bile her şeye rağmen bir tutam mizah olduğunu da unutmayalım.
Judd Apatow ile Jason Segel, kara mizah adı verilen olgunun vazgeçilmez tadının hep farkındaydılar. İkisinin beraber ilk çalışması 1999 yılında Apatow’un yarattığı televizyon klasiği “Freaks and Geeks”te gerçekleşmiş, Segel o dizide 80’li yılların kafası karışık lise öğrencisi Nick rolünde oynamıştı. Sonra 2001 yılında Apatow’un kısa ömürlü olan ama eleştirmenlerin beğenisini kazanan “Undeclared” adlı televizyon şovunda bir kez daha işbirliği yaptılar. 2007 yılında ise yapımcı Shauna Robertson ile birlikte gişe rekortmeni “Knocked Up”a imza attılar.

Jason Segel’in aklında birkaç yıldır Apatow ile tartışmakta olduğu ilginç bir fikir vardı. Romantik erkeklerin ruhunu iyice ezdikten sonra onları terk ederek hayatlarını karartan bir kadının yol açtığı büyük gönül yaralarını konu alan bir komedinin senaryosunu yazıp başrolünde oynamak istiyordu. Komedi boyutunun sadece çiftlerin beraber yaşadığı anlarda değil, o ilişkinin kaçınılmaz sonlanmasından sonrasında meydana gelen kötü olaylarda da bulunabileceğine inanıyordu. Segel’in elinde o kadar çok materyal vardı ki, başlangıçta iki bin sayfa yazdığı senaryo taslağını istemeye istemeye 120 sayfaya indirmek zorunda kalmıştı.


Segel bu fikrini Apatow’a anlattığında ünlü yapımcının hoşuna gitti. İlk kez senaryo yazarlığını deneyen Segel’e yönlendirmeler yaparak elindeki taslağı kapsamlı bir senaryoya dönüştürmesine rehberlik etti.


Judd Apatow, Segel’in yazdığı senaryoyla ilgili şu yorumu yapıyor: “Elime bitmiş bir senaryo tutuşturup, düşüncelerimi öğrenmek isteyince çok şaşırdım. Jason bir ara ortadan kaybolup Hawaii’ye gitmişti. Oraya aslında senaryosunu yazmak için gittiğini öğrendim. Segel’in senaryosunun çok iyi olması karşısında herkes şok oldu diyebilirim. Delicesine âşık olmak, kıskançlık ve çılgınlık üzerine eğlenceli ve karşı konulmaz bir senaryoydu.”


Judd Apatow’un “The 40-Year-Old Virgin”, “Knocked Up” ve “Superbad” gibi ilgi gören filmlerde işbirliği yaptığı yapımcı ortağı Shauna Robertson da, çiçeği burnunda senaryo yazarı Jason Segel’in yapıtından aynı derecede etkilenmişti.
Ünlü yapımcı düşüncelerini şu sözlerle ifade ediyor: “Jason’un verimli bir yazar olduğunu düşünüyorum. Yazdığı senaryo hepimizi heyecanlandırdı. Hayatında ilk kez senaryo yazmayı denemiş olmasına rağmen yıllardır bu işi yapanlar kadar sürükleyici ve başarılı bir yapıt ortaya koymayı başardı.”


Segel’in senaryosunu yazdığı sıralarda Apatow’un “Fun With Dick and Jane” adlı filmde işbirliği yaptığı yazım ortağı Nicholas Stoller da, ilk yönetmenlik sınavına soyunacağı iyi bir senaryo arayışındaydı. “Forgetting Sarah Marshall”ın senaryosunun bir kopyası eline geçtiğinde senaryoyu o kadar beğendi ki, Segel ile beraber tam bir buçuk yıl boyunca üzerinde çalışmaya karar verdi. Sonrasında kafa kafaya vererek çalışmaya başlayan Nick Stoller – Jason Segel ikilisi, kadının erkeği terk ettiği, erkeğin dünyasının yıkıldığı ve erkeğin kadını her konuda suçladığı bir konu akışı geliştirdiler.


Judd Apatow bu konuda şöyle bir yorum getiriyor: “Nick ile Jason’un mizah anlayışı birbirine çok benziyordu. Her ikisi de geçmişte kadınlar tarafından terk edilerek adeta mahvedildiği için bu durum işlerine yaradı. Geçmişteki kötü deneyimlerini bu senaryoya taşıdılar. Aradıkları esin kaynağını terk edilme duygusunda buldular. Aslında filmin setinde çalışan hemen herkes bu duyguyu yakından tanıyordu. Yüreğinde aşk ve terk edilme acısı olan herkes materyali çok iyi anladı.”


Jason Segel ise gülerek şu yorumu yapıyor: “Sonuçta kötü giden ilişkilerimizden kaynaklanan şeytanlarımızı salıvermemiz için Universal film şirketi bize milyonlarca dolar ödedi.”


Oyuncu Tercihleri

Senaryo, yönetmen ve başroldeki erkek oyuncu hazır olunca sıra tropik adada komik olaylar yaşayacak diğer karakterleri oynayacak aktörlerin bulunmasına geldi.


Yönetmen Stoller, “Forgetting Sarah Marshall”ın yapımın ilk anından son dakikasına kadar her aşamada tam bir esneklik olması gerektiğini hissediyordu. Bu noktada Apatow yapımlarının değişmez bir ilkesi devreye girdi. Segel’in yazdığı senaryodan yola çıkılarak yapılan filmde rol alacak aktörlerin zaman zaman senaryodan ayrılarak özgürce oynaması, yani doğaçlamaya başvurması hedeflendi.
Örneğin “Forgetting Sarah Marshall”ın orijinal senaryosunda Sarah’ın Peter ile ilişkisini noktaladığı sahnede Peter’in çıplak olduğu, sonra giyindiği yazılıydı. Çekimler yapılırken bu sahne değiştirildi ve Peter karakteri terk edilme sahnesinin tamamında çıplak kaldı. Başta Stoller olmak üzere tüm yapımcılar, Peter’ın çıplak kalmasının daha eğlenceli olacağını düşündükleri için değişiklik yapıldı.
Oyuncu seçme süreci, filmin başkarakteri Sarah Marshall’ı oynayacak kadın oyuncunun aranmasıyla başladı. Sarah Marshall karakterinin özelliği, ben-merkezci ama sempatik, erkeklere hükmetmeyi seven ama sevimli bir kadın olmasıydı. Yapımcılar bu rol için “Crime Scene: Scene of the Crime” adlı televizyon şovunun yıldızı Kristen Bell üzerinde karar kıldılar.


Judd Apatow bu rol için neden Kristen Bell’in tercih edildiğini şöyle açıklıyor: “Kristen’in oynadığı Sarah Marshall ile Jason’un oynadığı Peter Bretter karakteri arasında mükemmel bir çekim gücü vardır. Sarah’ın emir vermeyi seven alaycı mizacı ile Peter’ın yavru-köpek kırılganlığı birbirine tezat gibi görünse de aslında harika bir uyum oluşturur. İkisi bir araya gelince çok ilginç ve eğlenceli bir çift ortaya çıkar. Kristen’in oynadığı karakter eğlenceli bir yaklaşımla geliştirilmişti. Show dünyasında insanları taşlamayı hicvetmeyi daima eğlenceli bulmuşumdur. Kristen Bell’in televizyon dünyasında kendisine yer etmiş bir oyuncu olması nedeniyle bu işin altından kalkacağına inanıyordum.”


Kristen Bell ise, filmdeki rol arkadaşının yazdığı senaryoyu çok beğendiği için bu filmde oynamayı istediğini belirterek şunları söylüyor: “Romantik komedilerin çoğunda filmin sonunu önceden tahmin edebilirsiniz. Ancak bu filmin senaryosunda belli bir gerçekçilik boyutu vardı. Jason kesinlikle üç boyutlu bir öykü yazmıştı. Herkes elinden gelenin en iyisini yapmaya çalıştı. Sonuçta öykü akışında meydana gelen her durumun çok farklı boyutlarını görebiliyorduk.”


Yapımcı Shauna Robertson da şu yorumu yapıyor: “Bence Sarah Marshall rolü için Kristen kesinlikle doğru oyuncuydu. İzleyicinin bu karakteri bazen çok severken, bazen de ondan nefret etmesi gerekiyordu. Kristen karakterin her iki tarafını da(sempatik ve antipatik) başarıyla oynayarak izleyicinin bazen karakteri sevmesini, bazen karakterden nefret etmesini sağladı. Sonuçta ortaya izleyiciyi kahkahaya boğan bir Sarah Marshall karakteri ortaya çıktı.”


Peter’ın Hawaii’de bulduğu ve beynini kurcalayan sorulardan kurtulmasına yardımcı olan mantıklı ve sağduyulu sevgilisi Rachel Jansen rolünde Mila Kunis kamera karşısına geçti.


Senaryo yazarı / oyuncu Jason Segel bu karakterin özelliklerini şu sözlerle anlatıyor: “Filmin başında Peter’ın sevdiği ve beğendiği herşeye tam tezat oluşturacak bir karakter oluşturmak istedim. Rachel Jansen karakterinin özelliği, Sarah Marshall’ın tam anlamıyla antitezi olmasıdır. Onun hiç kimse tarafından aşırı sevilmeye, başkalarından takdir görmeye ihtiyacı yoktur. Sarah Marshall herkesçe pohpohlanmaya ne kadar meraklıysa Rachel’de tam tersi özellikler vardır.”


Rachel Jansen’in portresini çizen Mila Kunis aslında Apatow / Robertson prodüksiyonlarının yabancısı değildi. “Knocked Up” projesinin oyuncu seçmelerine katılmış ve bir rol kapamamıştı. Yapımcılar ona daha uygun düşecek bir proje çıktığı zaman çalışmak üzere onu akıllarının bir köşesinde tutmuşlardı. “Forgetting Sarah Marshall”daki Rachel rolünün ortaya çıkmasıyla Mila’nın beklediği fırsat çıkmış oldu.


Mila Kunis’in filmdeki rol arkadaşı ve filmin konusuyla ilgili yorumu şöyle: “Jason’un yazdığı senaryoyu çok sevdim. Ayrılık olayına bir erkeğin bakış açısından bakan bir senaryo açıkçası hoşuma gitti. Jason’un dürüstlüğü çok tatlıydı. Bir yazar olarak iyi bir senaryo yazabileceğini göstermiş oldu. Senaryosunu yazdığı filmin başrolünde de kendisi oynadığı için 10 tane farklı kadınla seks sahnesi koymuş. Hatta birden fazla kadınla aynı anda yatağa girdiği sahne için bile yer bulmuş. Gerisini siz düşünün!”


“Forgetting Sarah Marshall”ın oyuncu seçmelerine katılanlar arasında İngiliz stand-up komedyeni Russell Brand da yer alıyordu. Beline taktığı çeşit çeşit kemerlerle süslediği deri pantolonu, darmadağınık yapılı uzun saçları ve siyah göz farlarıyla stüdyoya gelen Russell Brand herkesi şaşırttı. Yapımcılar önceleri ondan nasıl yararlanacaklarını bilemediler ama onun komedi yeteneğini görünce Russell’ın görünümüne uygun düşecek rock yıldızı karakterini yarattılar.


Filmin yardımcı oyuncu kadrosunda ayrıca “The 40-Year-Old Virgin” ve “Knocked Up”ın gedikli oyuncularından Paul Rudd ile Jonah Hill de yer aldı. Bu iki oyuncu sırasıyla sörfçü Chuck ve garson Matthew rollerinde kamera karşısına geçtiler.

Ağlamayı Bırak, Sıçramaya Bak: Dublör Çalışmaları ve Eğitim

Jason Segel’de yükseklik korkusu olduğu bilinir. Bu korkuyu yenmesi için filmin başkarakterinin sarp bir kayalığın tepesinden atlaması nasıl olurdu?

Yönetmen Stoller ve ekibi, Hawaii’deki Oahu adasının kuzey sahilindeki Laie Point’te okyanusa 180 derece manzaralı harika bir nokta buldular. Oradaki 100 metre yüksekliğindeki kayalığın tepesine çıkan Hawailli gençler, gözünü kırpmadan aşağıda adeta beton etkisi yapan okyanusa atlıyorlardı. Peter’ın tepedeki kayalığın kenarında hayata tutunmaya çalıştığı, Rachel’ın aşağıdaki okyanus sularında ilerlemeye ve Peter’ı atlaması için cesaretlendirmeye çalıştığı sahnenin çekimi için usta işi bir kamera çalışması yapılması gerekiyordu.
Kayalıkların üzerinde kurulan sete görünüm olarak akbabayı çağrıştıran dev vinçler kurulurken prodüksiyon ekipleri Laie Point bölgesinde konuşlandı. Kayalıkların olduğu bölgeye ışık sistemleri, kameralar ve teknik ekipler yerleştirildi. Aşağıdaki okyanus sularında ise üç tane emniyet botu sürekli hazır bekliyordu. Başlarında da rüzgâr ve okyanus koşullarını aralıksız gözlemleyen dünyaca ünlü deniz bilimciler vardı. Prodüksiyon ekipleri artık Peter’in Sarah’tan ruhen kaçışını çekmeye hazırdı. Lojistik açıdan zor olacağı kesindi ama bu sahne tamamen imkânsız da değildi.

Segel’in uçurumdan düşme sihir yaratmak için gereken donanımı dublör koordinatörü Tim Trella dizayn etti. Aktöre ihtiyaç olduğunda onu güvenle geri çekecek emniyet kemeri ve teller bağlandı. Alınan tüm önlemlere rağmen Segel’in uçurumdan salınırken hayati tehlike atlattığı ve düzeneği hazırlayanlara, “Öteki dünyada tepenize bineceğim” diye bağırıp çağırdığı görüldü.

Oyuncuları bekleyen en kolay görev ise, kristal mavisi Hawaii sularında sörf dersleri aldıkları anlar oldu. Özellikle Segel, Brand ve Rudd’un sörf yapmayı öğrenmesi gerekiyordu. Daha önceden birkaç kez deneyen Kristen Bell ile Mila Kunis ise Hawaii sularında sörf yapmayı çok sevdiler. Özellikle Kristen Bell, “Sörf yapmayı öğrenmek favorilerim arasındaki yerini aldı. Yakın gelecekte profesyonelleşmeyi bile düşünüyorum” diyerek mutluluğunu dile getirdi.


Aloha Ruhu: Oahu’daki Çekimler

Senaryo yazarı Jason Segel, “romantik felaketler komedisi” olarak nitelediği senaryo için gereken esin kaynaklarını toplamak amacıyla Oahu adasının kuzey kıyısındaki bir bungalowa çekildi. Senaryodan kafasını kaldırdığı zamanlarda ise Kuzey Kıyısı’nın tek büyük otel kompleksi olan Turtle Bay Resort’a giderek yemek yedi ve içkisini yudumladı. Söz konusu otele gidişinin tek sebebi sadece yemek yemek ve içki içmek değildi. Yarattığı başkahramanının yaşadığı çaresizlikler, çıkmazlar ve eğlenceli olaylar için bu otel iyi bir ortam oluşturuyordu. Yemek servislerinden sörf etkinliklerine ve çeşit çeşit açık hava aktivitilerine kadar her türlü olanağı sunan Turtle Bay Resort tesisleri, “Forgetting Sarah Marshall”ın birçok sahnesinde arka plan işlevi gördü.

Çekimlerin başlamasından önce prodüksiyon ekiplerine efsanevi Kahu spritüalisti Auntie Netty tarafından Hawaii’nin geleneksel kutsama töreni yapıldı. Prodüksiyonun başarılı ve güvenlik içinde yürümesi için Netty filmin yapımcılarıyla oyuncularının kafalarını tek tek avuçlarının içine alarak Hawaii dilinde sevgi dolu dualar fısıldadı. Auntie Netty’nin duaları işe yaramış olmalı ki, Oahu’daki 33 günlük çekim süresi boyunca havalar hep güzel gitti ve hiçbir sorun yaşanmadı. Oyuncu kadrosuyla teknik ekiplerin yürekleri Aloha ruhuyla doldu.

Yaklaşık 800 dönümlük alana yayılan Turtle Bay Resort, “Forgetting Sarah Marshall”ın çekimlerinde bir nevi çekim stüdyosu işlevi gördü. El değmemiş plajlarından lobisine ve yakındaki helikopter pistine kadar çeşitli birimleriyle film yapımcılarına mekân seçenekleri sundu. Eğlence sektörü camiasının yabancısı olmayan Turtle Bay Resort, yıllar önce çekilen “Magnum P.I.” dizisinden başlayarak çok sayıda film ve televizyon prodüksiyonuna ev sahipliği yaptığı için yeterli donanıma sahipti.

Prodüksiyon ekipleri ayrıca Oahu adasının Turtle Bay dışındaki kesimlerinde de çekim yaptılar. Tercih edilen yerler arasında Laie Point’teki dramatik görünümlü uçurumlar, bir ara “Lost” dizisine de ev sahipliği yapan Mokuleia Sahili ile Keawa’ula Körfezinin turkuaz rengi suları ve bembeyaz kumlu plajlarıyla ünlenen sahilleri vardı. Filmin sörf sahnelerinin çekimleri ise, ünlü su altı görüntü yönetmeni Don King tarafından Haleiwa sahillerinde gerçekleştirildi.

Kostüm tasarımcısı Leesa Evans’ın elinde Hawaii stiline uygun giydireceği çok sayıda karakter vardı. Başroldeki iki kadın karakter için Hawaii stili giyinme tarzına uygun giysiler tasarladı. Sarah karakteri için tropikal tasarımcı elinden çıkmış kıyafetler düşünürken yerel halkı temsil eden Rachel için daha rahat görünümlü kıyafetler hazırladı. Erkek karakterlerden İngiliz rock and roll’cu Aldous Snow karakteri deri pantolonunu giymeye devam ederken ayaklarına Hawaii usulü tokyo terlik geçirdi. Filmin başlangıcında kalbi kırık bir erkek olan, ancak sonlara doğru hayata umutla bakan Peter Bretter karakterinin kıyafetlerinde bu değişimi yansıtacak özelliklere yer verildi.
Prodüksiyon tasarımcısı Jackson De Govia yönetiminde çalışan sanat departmanı ise, çağdaş tasarım unsurlarıyla Hawaii yerel sanatı etkilerini birleştiren bir tasarım anlayışı izledi. Set tasarımcısı K.C. Fox ve ekibi, Oahu’daki yerel dükkânarı dolaşarak bulabildikleri el yapımı çanak çömlek, Polinezya usulü ağaç oymalar, tablolar ve kumaşları topladılar. Otel lobisi, Peter’in Kapua’daki lüks süiti, otel bungalowları, Ola’nın restoranı ve diğer setlerin hepsi bunlarla dekore edildi. Dekorasyonda kullanılan bütün eşyalar, Hawaii adalar grubundaki Haleiwa, Kailua ve Kaneohe gibi kasabalardan bulundu.

Öte yandan sanat departmanı da, Turtle Bay’in (Kaplumbağa Sahili) renk şemalarını çok güzel toprak tonları ve turkuazın tonlarıyla yeniden yorumladı. Bakır eşyalar ile bambu mobilyalarda ise beyaz ve nötral renklere ağırlık verildi. Yerel halka bir saygı göstergesi olarak çekimler bittikten sonra bu dekorlar toplanmayıp olduğu yerde bırakıldı.

Yönetmen Stoller ve görüntü yönetmeni Russ T. Alsobrook’ın hedeflerinden birisi de, Kaplumbağa Sahili ve diğer Oahu mekânlarını çevreleyen doğal güzellikleri olduğu gibi yakalamaktı. Bu nedenle kamerayı okyanusa doğru çevirdikleri zamanlarda kıyıdaki şamandıraların hepsi kaldırıldı. Çekilen görüntülerin hepsinde doğallık ve şiirsellik gibi unsurlar göz önünde bulunduruldu.
Yapımcı Shauna Robertson bu konudaki yaklaşımını şu sözlerle açıklıyor: “Günbatımı manzaralarından ‘luau’ olarak bilinen yemekli Hawaii eğlencelerine ve ateş dansçılarına kadar her şeyi yakalamaya çalıştık. Hawaii’de bulunduğumuz süre boyunca çevremizi kuşatan Aloha ruhunu tüm ekiplerimiz takdirle karşıladı. Oradaki günlerimiz bittiğinde hepimiz memnun ayrıldık.”

Komedyen Russell Brand ise Hawaii’de yaşadığı deneyimi şu sözlerle özetliyor: “Orada gerçekten harika günler geçirdim. Hawaii insanlarını son derece içten ve rahat buldum. Sahilde kaplumbağaları gördüm. Hatta bir balina bile gördüm. Çok güzel dansçı kızlar vardı. Oradan ayrılmayı hiç istemedim.”


Son Sözler

“Forgetting Sarah Marshall”ın sinema dünyasının ilk “romantik felaketler komedisi” olduğunu gururla söyleyen yapımcı Judd Apatow’un filmle ilgili son sözleri şöyle: “Bu cümledeki ‘romantik felaketler komedisi’ sözünü boşuna söylemiyorum. Çünkü filmde Jason’un ifade ettiği acıların tamamını kapsayan ve çok hoşuma giden bir tanımlamadır. Ayrıca geniş izleyici kitlelerinin bu filmle kolay bağlantı kuracağını düşünüyorum. Sonuçta bir ilişki yaşayıp da öyle veya böyle kalbi kırılmayan, kendisini damgalanıp bir köşeye atılmış hissetmeyen insan yok gibidir. Hepimiz bizi bozguna uğratan sevgililerimizden çektiğimiz acıları hissettik. Peter karakteri bu filmde eski sevgilisinin olumsuz etkilerinden kurtulmak için çırpınır. Umuyorum ki, bu filmi izleyecek olan herkes Peter’ın içinde bulunduğu çaresizlikten kurtulmak için sergilediği çabaları gösterecektir.”

Filmin genç yönetmeni Stoller ise şu yorumu yapıyor: “Bu filmi izleyenlerin, ‘Ben de bu adam gibiydim’ veya ‘Ayrılık sonrasını yaşayan bu kadın gibiydim’ diye düşüneceğini umuyorum. Sonuçta bu evrensel nitelikli bir ayrılık acısı filmidir ve diğer Apatow projelerinin hepsinde olduğu gibi herşey romantik komedi çerçevesi içinde gerçekçilik temeline oturtulmuştur.”

Filmle ilgili en son sözü ise senaryo yazarı / oyuncu Jason Segel söylüyor: “Bu film bana yıllar boyunca kimi zaman beni keyiflendiren, kimi zaman da bana işkence ederek tüketen duygularımı dile getirme fırsatını verdi. Aşk durduğu yerde durmayan akışkan bir olgudur. Her an her yöne akabilir. Bu filmdeki hiçbir karakterin kötü insan olarak algılanmasını istemem. Sonuçta herkes mutluluğu bulmak için kendi inançları doğrultusunda elinden gelenin en iyisini yapıyor.”