Macera devam ediyor

Macera devam ediyor
Macera devam ediyor
Central Park'taki hayvanat bahçesine dönmeye çalışan dört kahramanın hikayesi devam ediyor. Madagaskar adasından sonra uçsuz bucaksız Afrika'da mahsur kalan sevimli kahramanlar kendi türdeşleriyle ilk defa karşılaşacak



FİLMİN FOTOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYIN

GÖSTERİMDEKİ DİĞER FİLMLER İÇİN TIKLAYIN



MADAGASKAR 2


Yönetmen : Eric Darnell, Tom McGrath
Senaryo : Etan Cohen
Seslendirenler : Sacha Baron Cohen, Ben Stiller, Chris Rock, Jada Pinkett Smith, David Schwimmer, Cedric the Entertainer , Andy Richter
Yapımcı : Mireille Soria
Müzik : Hans Zimmer

 

 

FİLMİN KONUSU


New York’lu kahramanlarımız bu engeli aşmak için işleyeceğini düşündükleri bir plan geliştirmişlerdir. Yere çakılmış eski bir uçağı ele alan penguenler, bu uçağı askerler kadar iyi tamir ederler. Uçağa bindiklerinde Afrika’nın uçsuz bucaksız düzlüklerini dolaşıp her yeri görecek kadar uzun süre havada kalmayı başaramazlar. New York’taki hayvanat bahçesinde doğup büyümüş kahramanlarımız, Afrika macerasında hayatlarında ilk kez kendi cinslerinden hayvanlarla karşılaşacaktır.
Afrika çok geniş ve büyük bir yer gibi gözükmektedir. Peki ama Central Park’taki kendi yuvalarından daha iyi ve daha güvenli midir?


YAPIM NOTLARI

2005 yaz sezonunda gösterime giren “Madagascar”, dünyanın her köşesinde izleyicinin gözdesi oldu. Tüm dünyada elde ettiği yarım milyar doların üzerinde gişe hasılatıyla da yılın bir numaralı aile komedisi unvanını kazandı. Hayal gücü kuvveti aslan Alex, geveze zebra Marty, her zaman endişeli zürafa Melman ve zeki su aygırı Gloria, o sezonun en popüler dörtlüsü oldular.
Senaryo yazarı / yönetmen Eric Darnell, “Madagascar”ın izleyici tarafından kabul görmesi karşısında derin bir nefes alarak rahatladığını, ama gösterilen ilgiye aslında çok da fazla şaşırmadığını belirterek duygularını şu sözlerle ifade ediyor:
“Madagascar’ın elde ettiği büyük başarının temelinde izleyicinin kolayca benimseyebileceği sevimli ve eğlendirici karakterler vardı. Daha da önemlisi izleyiciyle insani düzeyde bağlantı kurabiliyorlardı. Tüm kusurlarına, endişelerine rağmen karşılaştıkları problemler ne olursa olsun izleyici onlara empati duydu, karşılaştıkları sorunlardan bir an önce kurtulmalarını istedi.”
Sözü devralan yazar / yönetmen Tom McGrath şöyle devam ediyor: “Ben Stiller, David Schwimmer, Chris Rock ve Jada Pinkett Smith ile kafa kafaya vererek yarattığımız karakterlere hepimiz aşık olduk. İzleyici de onları çok sevdi. O filmde vahşete ve acımasızlığa karşı uygarlık temasını ele aldık. Hayvanat bahçesinde kalan dört hayvanın başının derde girmesi üzerine aralarındaki arkadaşlığın sınavdan geçtiği bir dostluk öyküsüne dönüştürdük. Daha ilk filmi tamamladığımız günlerde –hit filme dönüşmeden önce- bile bu karakterlerle yapacağımız daha çok şey olduğunu düşünüyorduk.”
New York’taki hayvanat bahçesinin dört sakininin macelarına devam etme isteğinin o günlerde filizlendiğini söyleyen Tom McGrath sözlerini şöyle sürdürüyor:
“DreamWorks Animation’un Başkanı Jeffrey Katzenberg ile birlikte ilk filmin galası için Avrupa’ya uçarken bu konuyu konuşuyorduk. İlk film popüler olmadan önce de elimizdeki karakterlerle bir film daha yapmak istemiştik. Hatta o uçakla Avrupa’ya giderken yeni öyküyü oluşturmaya başladığımızı hatırlıyorum. Karakterlerimiz bu kez anavatanları olan Afrika’ya gidecekti. Dört New York’luyu Afrika’nın geniş düzlüklerine götürmek, ilk filmdeki ‘sudan çıkmış balık’ hikayesine devam etmenin harika bir yoluydu.”
İlk “Madagascar”ın yönetmeni ve yapımcısının yeni öykü için çalışmaya başladığı günlerde film de gösterime girdi ve dünyanın her köşesindeki izleyicinin coşku dolu heyecanıyla karşılaştı. Yeni projenin şekillendirilmeye başladığı günlerde ekibe yapımcı Mark Swift de katıldı. Filmin senaryosunu ise Tom McGrath, Eric Darnell, Etan Cohen üçlüsünün yazması gündeme geldi.
Yapımcı Mark Swift’in senaryo ile ilgili yorumu şöyle: “Kadroya kim katılırsa katılsın elimizde iyi ve işe yarar bir öykü olmadığı takdirde bu macerayı sürdürmenin anlamı olmayacağında hemfikirdik. Bence herşeyden önce öykü gelir. ‘Madagascar’da herkesin sevdiği karakterler olduğu için o karakterleri geri getirmemiz gerekiyordu. Onlar olmadan aynı başarıyı tekrarlayamazdık. Bu nedenle yeni film için etkileyici bir öykü üzerinde odaklandık.”
Yazar / yönetmen Eric Darnell de şöyle bir yorum getiriyor: “Aslında bu zincirleme bir reaksiyon gibidir. Dört kahramanımızı Madagascar’a giden uçağa yerleştirirken uçakta başka kimler olmalı diye sorduk. Öncelikle penguenlerimiz mutlaka olmalıydı. Uçağa pilotluğu onlar yapacaktı. Penguenlerin uçağa alınması böyle oldu. Julien, Maurice ve Mort’u da arkada bırakamazdık. Onlar da komik karakterlerdir. Tıpkı sevimli şempanzelerimiz Phil ve Mason gibi onlar da grubun parçasıdır. Ayrıca bu karakterleri korurken onların Afrika’da karşılaşacağı yeni karakterler üzerinde de odaklanmamız gerekiyordu. Sonuçta büyük bir dengeyi tutturma çalışması içine girdik.”
İlk “Madagascar”da sadece dört kahramanımız değil, penguenler ve şempanzeler de izleyicinin beğenisini kazanıp popüler olmuşlardı. Bu nedenrle yeni “Madagascar”da onlara da önemli ölçüde yer vermek gerekiyordu. Ancak filmin kısıtlı süresi içinde hepsine birden yer vermek kolay değildi. Yazar / yönetmen McGrath’ın bu konudaki yorumu şöyle:
“İlk filmdeki karakterlerin hepsi çok sevildiği için izleyici onları perdede daha uzun süre görmek isteyecekti. Ancak hepsi için bağımsız öykü çizgileri üretip kısıtlı zamana sıkıştırmak kolay iş değildi. Karşımıza çıkan zorluklardan birisi bu oldu. Sonuçta ikinci düzey karakterlerin hepsini ana öyküye destek verecek şekilde yapılandırdık. Elimizde 13 karakter olduğu için başka çaremiz yoktu.”
Senaryo yazarları bu noktada yeni öykünün merkezine New York’un Kralı aslan Alex karakterini yerleştirmeye karar verdiler. New York’ta hayvanat bahçesi ziyaretçilerine showmanlik yapan Alex, ailesini görmek üzere Afrika’ya gitmek ister. Ancak büyük kentteki yetenekleri Afrika’nın geniş düzlüklerinde işe yaramayacaktır. Daima sürüden ayrılma hayalleri kurmuş olan sevimli zebra Marty de, Afrika’da kalabalık zebralar grubu içerisinde ne yapacağını bilemez. Biraz daha olgunlaşmış olan su aygırı Gloria ise, yeni bir ilişki fırsatı bulunca bir ilişkinin ne olduğunu keşfetmek için zaman bulur. Zürafa Melman’a gelince, o da sadece kendisini zürafalar ordus içinde bulmakla kalmaz, aynı zamanda su aygırı Gloria’ya karşı gerçek duygularıyla da yüzyüze gelir.


SESLENDİRENLER HAKKINDA
Film yapımcılarının yeni “Madagascar”daki öncelikli hedefi eldeki karakterleri daha da derinleştirmek oldu. Komedi yanları yine olacaktı ama biraz daha fazla duygusal derinlik katılacaktı. Peki, ilk filmde bu unutulmaz karakterleri seslendirmiş olan aktörler, yeni filmdeki yeni yaklaşıma sıcak bakacak mıydı? Aktörlerin hepsi ışığı görüp yeni yaklaşımı benimseyince aynı kadro eksiksiz geri döndü.
Karakterleri daha ileriye taşımaya kararlı olan film yapımcılarının elindeki en değerli kaynak, ilk filmde mikrofon arkasında görev yaparak o karakterlere sesini veren aktörlerdi. Alex, Marty, Gloria ve Melman adlı dört hayvanat bahçesi sakinlerinin girdisini çıktısını, kısacası herşeyini çok iyi biliyorlardı. Daha da önemlisi o karakterler üzerinde doğaçlama yapma becerileri de vardı.
Yeni “Madagascar”ın seslendirmesinde görev yapan aktörleri destekleyen en önemli unsur, öyküdeki ana parametreler oldu. Konunun Afrika’da geçmesine karar verilmesinden itibaren senaryo üzerinde bunu destekleyecek mantıksal geliştirmeler yapıldı. Dört New York’lunun anavatanlarına gidince orada doğal ortamda yaşayan kendi türdeşleriyle tanışmaları başta olmak üzere yeni parametreler eklendi.
Ancak film yapımcılarının en çok önem verdiği karakter Alex oldu. Hayvanat bahçesinin starı olan Alex’in eve dönüşüyle birlikte anne ve babasıyla yeniden kavuşmasına ağırlık verildi. Henüz küçük bir yavru aslanken izini kaybettiği anne-babasıyla yeniden kavuşması sahnesi önem kazandı. İki tarafın da birbirinden belirli beklentileri olacaktı ama show dünyasında rahar ortamda çalışmaya alışmış bir aslan, Afrika’nın vahşi dünyasına nasıl uyum sağlayacaktı?
Alex karakterine sesini veren Ben Stiller’in bu karakterle ilgili yorumu şöyle: “Sevimli aslanımız Alex’in Afrika’da karşılaştığı engeller çok büyüktür. Ayrıca karşısında uçsuz bucaksız bir dünya vardır. Bunun yanısıra babası da gururuna çok düşkün bir aslan olduğu için Alex’ten beklentileri yüksektir. Alex başlangıçta herşeyin kontrol altında olduğunu düşünür. Sonuçta evine dönmüştür ve New York’taki başarılarını ailesine kanıtlama zamanı gelmiştir. New York’un aslan kralı olduysa bunun boşuna olmadığını ailesine kanıtlamaya kararlıdır. Ancak bu noktada farklı kültürlerin getirdiği anlaşmazlıklar devreye girer. Alex artık bu yeni dünyanın kurallarına göre oynamak zorundadır. Orada kaybedenlere yer yoktur ve yok olmaya mahkumdurlar. Karşılaştığı bu yeni dünya Alex için tam bir şoktur.”
Zebra Marty’e gelince, onun bu yolculuğa çıkma sebebi aslında farklılıkları keşfetmek değil, vahşi doğadaki türdeşlerini bulmaktır. Hayvanat bahçesinde geçen hayatı boyunca hep vahşi doğada kendi türdeşleriyle beraber özgürce dolaşmayı hayal etmiştir. O şans artık kapısını çalmıştır.
Zebra Marty’nin seslendirmesini yapan Chris Rock’ın bu karakterle ilgili yorumu şöyle: “Bu dünyada yaşadığı ortamdan memnun olmayan, dışarıdaki hayatın daha gösterişli ve daha iyi olduğunu düşünen çok insan var. Aslında bu, Marty’nin çevresindeki arkadaşlarını takdir etmediği anlamına gelmez. Onların dostluğundan da memnundur ama çevresinde kendi cinsinden olan başka zebralarla olmak ister. Yüzeyden bakınca bu mantık doğrudur. Çevrenizde size benzeyen ne kadar çok insan varsa daha mutlu olacağınızı düşünürsünüz. Ancak psikologlar bunun her zaman doğru olmadığını, farklılıkların grupları zenginleştireceğini söyleyeceklerdir.”
Chris Rock sözlerine şöyle devam ediyor: “Aslında bunu en iyi arkadaşlarınızın sizin gibi davranmasına, sizin gibi giyinip sizin gibi konuşmasına benzetebiliriz. Başlangıçta bu durum egonuzu patlatabilir ama bir süre sonra sıkılmaya başlarsınız. Şimdi bu durumu alalım ve yüzlerce benzerinizle bir arada olduğunuzu düşünelim. Marty’nin çevresinde tıpkısının aynısı yüzlerce zebra var. Hayvancağızın yaşayacağı hayal kırıklığını düşünün. Çevreniz sizin yüzlerce benzerinizle doluyken nasıl hissedersiniz?”
Hastalık hastası zürafamız Melman ise, meşhur kuruntularından az da olsa kurtulacağı yeni yerler ister. Central Park’taki Hayvanat Bahçesinden (ve tabii ilaçlarından) uzaklaşan Melman, Madagaskar adasının harika ortamında biraz olgunlaşmıştır. En azından artık daha az gergindir. Ancak orada da uğraşacağı yeni sorunlar bulmayı başarır. Yeni sorununun ismi, su aygırı Gloria’ya duyduğu platonik aşkıdır.
Melman’ı seslendiren David Schwimmer, sesini verdiği bu karakteri şu sözlerle tanımlıyor: “Melman’ın başına bu kez oldukça dramatik şeyler gelir. Bindikleri uçağın yere çakılacağından artık emin olduğu bir noktada Gloria’ya aşkını itiraf etmeyi başarır. Ancak ne yazık ki Gloria o sırada uyuduğu için duymaz. Kendi kendine öğrendiği tıbbı bilgiler sayesinde diğer zürafaların büyücü doktorluğu ünvanını elde eder. Hayatının sona ermek üzere olduğunu bir kez daha düşündüğü anda Gloria ile arkadaşlarını kurtarmak için kendisini gönüllü olarak kurban etmeye karar verir.”
Su aygırı Gloria’nın kendi imajıyla ilgili herhangi bir problemi yoktur. Bir su aygırı olduğunun farkındadır ve bundan memnundur. Kendine güvenli ve çok tatlıdır. Su kaynağının başında bir su aygırları sürüsüyle karşılaştığında hepsini sevgiyle kucaklar. Onlar da aynı coşkuyla karşılık verirler.
İlk filmde de seslendirmesini yaptığı Gloria karakterine bir kez daha dönmekten heyecan duyduğunu ifade eden Jada Pinkett Smith, duygularını şu sözlerle dile getiriyor:
“Çocuklarımla beraber izleyebildiğim ilk filmim Madagaskar 1 oldu. Daha önce birçok filmde oynadığım halde onları çocuklarımla izleyememiştim. Gloria karakterini onların da yakından tanımasını istedim. Gloria özgüven düzeyi yüksek bir karakterdir. Kendi halinden memnundur. Dış görünümünden mutlu olmayan genç kızlara bu filmin sağlam bir mesaj göndereceğini düşünüyorum. Bence önemli olan, insanın kendisini önemli algılamasıdır. Bu filmde her zamanki gibi bol bol eğleniyoruz ama aynı zamanda küçük bir mesaj da gönderiyoruz.”


AFRİKA HAKKINDA
Alex, Marty, Melman ve Gloria’nın Afrika’ya varışlarından itibaren edindiği ilk izlenim, uçsuz bucaksız Afrika manzaralarıdır. Film yapımcıları bu konuyu bir önceki filmde kararlaştırmış, Madagaskar’daki ortamı fantezi bir ülke yaratmaya yönelik bir geçiş olarak görmüşlerdi. Ancak dünyanın en güzel ve en fotoğrafik ülkelerinden birisi olarak bilinen Madagaskar’ın gerçek manzaralarıyla yakından ilgilenmeye başlayınca işin içine bir miktar gerçekçilik de katılması gündeme geldi. Gerekli araştırmaya filmleri, fotoğrafları, kitapları ve interneti izleyerek başladılar.
Senaryo yazarı / yönetmen Eric Darnell’in bu konudaki yaklaşımı şöyle: “Jeffrey Katzenberg bize ihtiyaç duyduğumuz her yere gidip kendi gözlerimizle görmemiz gerektiğini söyledi. Açıkçası oraya gidene kadar hepimizin aklında sadece ağaçlar, geniş çayırlar vardı. Los Angeles’taki Simi Vadisi gibi bir yer düşünüyorduk. Ancak oraya gittiğimiz zaman bambaşka bir ortam olduğunun farkına vardık. Bugüne kadar Afrika’da bir safariye gitmeyi aklımdan bile geçirmemiştim ama orada son derece büyüleyici bir deneyim yaşadım. Ayrıca ekip arkadaşları olarak da bağlılık düzeyimiz arttı. Kreatif ekipler olarak gittiğimiz savanalarda kurduğumuz çadırlarda birkaç gün hep beraber yaşadık. O manzaraları ve yerleri bizzat gidip yerinde görmek, hepimiz için paha biçilmez bir deneyim oldu. Özellikle Masai Mara bölgesinde günbatımında zebraları izlemek bambaşka bir keyifti. Filmi yaparken Afrika’da yaşadığımız deneyimden çok önemli ölçüde yararlandık.”
Tom McGrath şunları ekliyor: “Afrika’ya gittiğinizde orasının ne kadar büyük ve geniş bir yer olduğunun farkına varıyorsunuz. Evet, ağaçlar, çayırlar, bitkiler, bunların hepsi tanıdık gibiydi ama farklı olan bir şey vardı. Oraya gittiğiniz zaman karşımızda o kadar geniş alanlar açılıyordu ki, dünyamızın yuvarlaklığını bile hissedebiliyorduk. Artık elimizde Afrika’yı yansıtabileceğimiz çok önemli veriler vardı. Bize düşen ise Afrika’nın güzelliklerini filmin her karesine yansıtmaktı.”
Yapımcı Mark Swift ise Afrika izlenimlerini şöyle anlatıyor: “Afrika’da beş farklı bölgeyi ziyaret ettik. Bu kıtada hangi ülkeye giderseniz gidin büyüleyici bir ortamla karşılaşırsınız. Karşınıza televizyonda veya filmlerde gördüklerinizden yola çıkarak hayal bile edemeyeceğiniz güzellikler çıkar. Afrika’nın bizi görsel açıdan en çok etkileyen yönünün adeta uçsuz bucaksız gökyüzü olduğunu söyleyebilirim. Yeryüzü alabildiğine düzdü ve uzak mesafelerde çok güzel volkanlar vardı. Ancak bizim için en önemli unsurlar gökyüzü ve bulutlar oldu. Ayrıca geniş düzlüklerde birbirine karışmış şekilde dolaşan hayvan sürülerini görünce bu film için kalabalık hayvan grupları sistemine gerek olduğunun farkına vardık.”

ÇEKİM NOTLARI
Prodüksiyon ekipleri bu sahneleri yaratabilmek için DreamWorks tesislerini kullanmaya karar verdiler. Yapımcılardan Mireille Soria bu konuyla ilgili olarak şu açıklamayı yapıyor:
“Bu filmde karşımıza çıkan en büyük zorluk, kalabalık hayvan grupları oldu. Filmin öyküsü öyle gerektirdiği için kahramanlarımız Afrika’da kalabalık zebra sürüleriyle, çok sayıda su aygırıyla, aslan gruplarıyla karşılaşıyorlardı. Burada bizim ilgilenmemiz gereken nokta farklı boyutlardaki çok sayıda hayvanı aynı kareye alabilmekti. Bunu nasıl başaracağımız üzerinde uzun uzun düşündük. Sonuçta gökyüzü, kalabalıklar, kısacası herşey daha büyük ve gösterişli oldu.”
Mireilla Soria’nın sözünü ettiği bu unsurların görsel orkestrasyonunu yapma görevini orijinal “Madagascar”ın ve “Madagascar: Escape 2 Africa”nin prodüksiyon tasarımcısı Kendal Cronkhite üstlendi. İlk film için hazırladığı tasarımlar daha fantastik ama bir o kadar da sadeydi. Devam filmi için hazırladığı dünya ise daha somut ve sofistike oldu. Ekran üzerinde daha önce hiç görmediğimiz bir Afrika yaratırken gerçekçiliğe ağırık verdi ama herşeyi bir animatörün bakış açısısıyla filtreden geçirmeyi de ihmal etmedi. Özellikle otlar ve çayırlar olmak üzere çevresel unsurları başarıyla birleştirmek suretiyle dikkat çekici ölçüde epik kalite yaratmayı hedefledi.
Hayvanat bahçesi sakinlerinin bindiği uçağın farklı bir ülkeye gidişiyle ilgili sahneler de bazı zorlukları beraberinde getirdi. İlk “Madagascar”ın konusunun büyük kısmı ormanlarda geçiyor ve karakterleri adeta flora duvarının önünde sunuyordu. İkinci filmin konusunun geçtiği Afrika ise bambaşka bir görselliğe sahipti. Uçsuz bucaksız ufuk manzaraları ve geniş düzlükleriyle farklı bir ortam yaratıldı.
İlk filmde olduğu gibi ikincisinde de karakter animasyonlarını hazırlayan Rex Grignon, yeni filmde uygulanan yaklaşımı şu sözlerle açıklıyor:
“İlk filmde oluşturduğumuz stili terk etmedik. Çünkü bu dünyanın çok önemli bir parçasıydı. Ancak bu filmde elimizdeki karakterlerin biraz daha fazla kişisel dünyasına girme fırsatını elde ettik. Bol miktarda eğlence yine var ama baş karakterlerimizin iç dünyasına daha çok yaklaştığımızı izleyici de hissedecek. Özellikle Alex karakterinin kendi geçmişini öğrendiği sahnede son derece samimi yaklaşımlar var. Ancak böyle samimi ve duygusal sahnelerin yanısıra penguenlerin jip kaçırdığı türden hareketli sahnelere de yer verdik. Kısacası keyif ve eğlence boyutunu hiç kaybetmedik. Sadece biraz duygusallık kattık.”
Günümüzde artık bilgisayar animasyonu ile bilgisayar destekli görüntüleme teknolojisi arasındaki pencerenin hızla daraldığı gözleniyor. Bunun sonucunda “live-action” yönetmenleri ile animasyon yönetmenlerinin dünyaları giderek birbirine yaklaşıyor. Dolayısıyla “live-action”dan animasyona, animasyondan “live-action”a geçişler hız kazanıyor. Bu durumun en son örneği, “Pan’s Labyrinth”in Oscar ödüllü görüntü yönetmeni Guillermo Navarro’nun “Madagascar: Escape 2 Africa” ekibiyle sözleşme imzalaması oldu.
Yazar- yönetmen Tom McGrath, bu katılımın gerekçesini şu sözlerle açıklıyor: “İlk filmde görüntü yönetmenliği boyutunda çok önemli bir çabamız olmamıştı. Görüntüleri adeta bir kartpostal serisi gibi arka arkaya dizmekle yetinmiştik. Yeni filmde bu konuyu geliştirmek, farklı alanlar arasında hareket eden bir kamera olmasını istedik. Bu film için daha sinemasal bir görüntü dili oluşturulmasında bize live-action alanında faaliyet gösteren bir görüntü yönetmeni katkı yapabilirdi. Mireille’nin girişimleri sayesinde Guillermo kadroya katıldı. Görüntü yönetmenliği alanında gözümüzü açan büyük destek sağladı.”
Eric Darnell’in yorumu ise şöyle: “Gerçek dünyada gerçek kamera ile yapabileceğimiz herşeyi artık sanal kameralarımızla da yapabiliyoruz. Öne zoom, geriye zoom, farklı mercekleri birleştirme, kamerayı istediğimiz gibi hareket ettirme gibi işlemler sanal kameralarla da yapılabiliyor. Hatta daha da fazlasını yapabiliriz. Bir helikopter sahnesi çekmek için helikopterin kendisine gerek yok. Özellikle de bu film için görüntü yönetmenliği konusu kritik önem taşıdığı için live-action çerçeveleme teknikleri konusunda deneyimli bir görüntü yönetmenine ihtiyacımız vardı.”


EFEKTİ BOL FİLM
Görsel efektler süpervizörü Philippe Gluckman, ilk filmdeki görsel efektleri hazırlanırken çok fazla zorlandığını, imkansızı başardığını düşünüyordu. Ancak “Madagascar: Escape 2 Africa”da kendisini bekleyen zorlukları görünce ilk filmde karşılaştığı güçlükleri mumla aradı.
Gluckman iki film arasında şöyle bir kıyaslama yapıyor: “İlk filmdeki ormanı yaratırken bitki yoğunluğuna ağırlık vermiştik. O zamanlar için büyük bir başarıydı bu… Karşımıza çıkan en büyük zorluk ise hayvan dostlarımızın kürklerinin animasyonuyla ilgiliydi. O filmde orman için fazla sayıda bitki efekti hazırladık ama öndeki bitkilerin arka planı maskelemesi nedeniyle arka planlarla fazla ilgilenmedik. Ancak bu yeni filmdeki doğal manzaraların alabildiğine geniş düzlükler halinde olması gerekiyordu. Animasyonda hazırlanması en zor unsurlardan birisi aslında otlar ve çayırlardır. Bu filmde ufuk çizgisine kadar geniş çayırlık alanlar var. Ayrıca uzak mesafede hayvan grupları göreceksiniz. Geniş çayır alanların yanına hayvan gruplarını da ekleyince ne kadar zorlu bir efekt çalışması gerektiğini anlayacaksınız.”
Ekiple beraber Afrika gezisine çıkan Gluckman, efekt çalışması sırasında karşısına çıkacak problemin sadece uçsuz bucaksız gökyüzü olmayacağının, bulutların da ayrı bir problem yaratacağının farkına vardı. Gökyüzündeki bulut yerleşimlerinin ve ışığı yansıtma şekillerinin başlıbaşına büyüleyici bir görüntüsü vardı ve doğanın önceden kestirelemez yapısının ekrana yansıtılması gerekiyordu.
Doğanın öngörülemez yapısını ve bulutlardaki ışık gölge oyunlarını yaratmak için 3 boyutlu bulut üretebilen çok özel bir yazılım geliştirildi. Seri halde 3 boyutlu bulut üreten bu yazılım sayesinde bulutlardan sızan ışıklar da bilgisayar ortamında yaratıldı.
Gluckman yapılan çalışmayı şu sözlerle açıklıyor: “Teknolojinin limitlerini sonuna kadar zorlayarak bulutların arasından sızan ışıkları şeffaf şekilde elde etmeyi başardık. Böylece aslında 3 boyutlu unsurlar olan bulutlarımızda gerçekten büyüleyici görüntülere ulaştık. Bulutların bir kısmı da ressamlarımız tarafından el çizimiyle yapıldı. Bu ikisini birleştirince ortaya büyüleyici görüntüler çıktı.”
“Madagascar: Escape 2 Africa”nın en ince detaylarına kadar mükemmel bir film olması için yapılan bilgisayar çalışmasında rekorlar kırıldı. 2005 yılındaki ilk “Madagascar”ın yapımı için 12 milyon işlemci saati çalışma yapılmıştı. Devam filminin tamamlanması için yapılan çalışmanın boyutları 30 milyon işlemci saatini bulurken yeni rekorlara imza atıldı.


AFRİKA DÜZLÜKLERİNİN ÜZERİNE GÜNEŞ DOĞARKEN… “Madagascar: Escape 2 Africa” projesini tamamlamak için yıllarını veren film yapımcılarının hepsinin kendine özgü hedefleri ve amaçları vardı. Ancak hepsinin ortak hedefi, Madagaskar adasında mahsur kalan sevimli hayvan dostlarımızın Central Park’taki hayvanat bahçesine geri dönebilmek için yaptığı girişimlerin öyküsünü izleyiciye en büyüleyici şekilde sunmaktı.
Yapımcı Mark Swift bu konudaki düşüncelerini şu sözlerle özetliyor: “Bu fillmdeki karakterlerin hepsi kendi çapında olgunlaşır. Alex açısından bu deneyimin en büyük getirisi, Afrika’da kendisini gerçek bir aslan gibi hissetmektir. Hayvanat bahçesi şovmeni kimliğinden uzaklaşıp kendi özünü hissettiğini görürüz. Diğer karakterlerin de kendine özgü olgunlaşma süreçleri vardır. Örneğin zebra Marty, ömründe ilk kez kendi türdeşleriyle beraber geniş düzlüklerde koşma fırsatını bulur. Bu onun her zaman hayalini kurduğu birşeydir. Ancak çevresinin sadece kendi türdeşleriyle sarılı olması ilerleyen süreçte pek de hoşuna gitmez. Su aygırı Gloria için yeni bir ilişkiye başlamanın zamanıdır. Erkek su aygırlarıyla ilk kez karşılaşırken aradığı aşkı onlarda bulmaya çalışır. Zürafa Melman’ın öyküsü ise aslında bir keşfetme öyküsüdür. Gloria’ya aşık olduğunu keşfettiğini görürüz.”
Yapımcılardan Mireille Soria ise kişisel duygularını şu sözlerle dile getiriyor: “Kahramanlarımız daima New Yorklu olarak kalacaklardır. Çünkü onlar sözde değil özde New Yorkludurlar. Afrika onların anavatanıdır ama oraya New York’tan gelmişlerdir. Bu nedenle ilk hedefleri New York’taki hayvanat bahçesine geri dönmek olur. Aslında bu konuda kendi aramızda yoğun tartışmalar yaşadık. Kahramanlarımız Afrika’da kalmalı mı, yoksa geri dönmeli mi sorusunu kendimize sorduk. Çünkü artık Alex’in bir ailesi vardır. Şahsen benim de bir ailem var. Çocuklarım büyüse bile onların evden ayrılmasını istemem. Evet, hedefimiz bağımsız ruhlu çocuklar yetiştirmek olmalıdır, bunu kabul ediyorum. Ama günün birinde ailesinden ayrılacak olsa bile onları unutmamalıdır. Alex’in ailesi örneğine dönecek olursak, çocuklarının bir New Yorklu olduğunu kabullenmek durumundadırlar. Ancak bu onların bölünmüş bir aile olduğu anlamına, birbirlerini sevmedikleri anlamına gelmez. İzleyicimizin büyük bölümünün çocuk olması nedeniyle belki çocuklar bu mesajı yeterince algılayamaz ama filmi seyredecek olan ebeveynlerin bu mesajı alacağına eminim.”
Filmle ilgili son sözleri yazar / yönetmen Tom McGrath söylüyor: “Bu film daha görkemli, daha iyi ve daha eğlenceli oldu. Ancak aynı zamanda izleyicinin kendisini biraz daha iyi hissedeceği mesajlar koyduk. Bence izleyiciler özellikle ailevi konular, kimlik konuları ve sevgi gibi konularda kolayca bağlantı kurabilecekler. İzleyiciyi yine güldürmek istedik, öncelikli hedefimiz buydu ama aynı zamanda biraz da duygulandırmayı hedefledik. İzleyiciye harika bir öykü anlatmak ve ilkinden daha fazla duygulandırmak için bu ikincisinin mükemmel bir fırsat olduğunu düşünüyorum.”