Mahkumların özgürlük yarışı

Mahkumların özgürlük yarışı
Mahkumların özgürlük yarışı
Yakın geleceğin yoksul dünyasında katil ruhlu dokuz mahkum sevilen realiy programı 'Ölüm Yarışı'na katılır. Yarışı kazanan özgürlüğüne kavuşur, kaybeden ölür

 

FİLMİN FOTOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYIN

GÖSTERİMDEKİ DİĞER FİLMLER İÇİN TIKLAYIN

ÖLÜM YARIŞI

Yönetmen : Paul W.S. Anderson
Senaryo : Paul W.S. Anderson, J.F. Lawton
Oyuncular : Jason Statham, Tyrese Gibson, Ian McShane, Joan Allen, Robin Shou, Max Ryan, Jason Clarke, Natalie Martinez, Robert La Sardo, Janoya Stephens, Ruth Chiang
Yapımcı : Tom Cruise, Paul W.S. Anderson, Jeremy Bolt, Paula Wagner, Roger Corman


FİLMİN KONUSU

Ekstrem sporlara ve reality kanallarındaki yarışmalara duyulan büyük ilgi, reality TV ekranlarını kan gölüne çevirmiştir. Sıra artık dünyanın en ekstrem yarışına gelmiştir ve katılımcıları katil ruhlu mahkumlardır. Özel donanımlı arabalar, birbirinden acımasız ve tehlikeli mahkumlar, yarışın seyrini belirleyen yöneticiler el ele vererek dünyanın en çok rating alan dizisini yaratmışlardır. “Ölüm Yarışı”nın kuralları basittir: Beş yarış kazan, özgürlüğünü al. Kaybedersen ölürsün!
“Transporter” filmleriyle “The Bank Job”dan tanıdığımız uluslar arası aksiyon yıldızı Jason Statham, filmde yarış pistlerinde üç kez şampiyonluk kazandıktan sonra vahşice bir cinayet işlemekten hapishaneye düşen mahkum Jensen Ames rolünde oynadı.
“Ölüm Yarışı” adlı reality TV programının efsanevi sürücüsü Frankenstein’ın maskesini giymek zorunda kalan Jensen Ames’e (Jason Statham), hapishanenin acımasız müdiresi Claire Hennessey (Joan Allen) tarafından tercih yapma şansı sunulur. Ya maskeyi giyip ölüm yarışına katılacak ya da geride bıraktığı küçük kızını asla göremeyecektir.
Yüzünü maskeyle kapatan Jensen Ames, özgürlüğüne kavuşmak amacıyla üç gün sürecek çılgınca bir yarışa katılacaktır. Ancak ödülü almak için aralarında ülkenin en azılı katili Makineli Tüfek Joe’nun da (Tyrese Gibson) yer aldığı en vahşi suçlulara karşı ölüm kalım mücadelesi vermek zorundadır. Üzerine iki adet mini-top, alev makinesi ve napalm monte edilmiş Mustang V8 Fastback yarış aracını kullanmak için antrenöründen (Ian McShane) eğitim alan bu masum adam, dünyanın en tehlikeli sporunun büyük ödülü özgürlüğe ulaşmak için yoluna çıkan herşeyi yok edecektir.



YAPIM NOTLARI

İngiliz film yapımcıları Paul W.S. Anderson ile Jeremy Bolt’un, Roger Corman imzalı “Death Race 2000”in hayranı olmaları şaşırtıcı değildir. İkilinin dünya çapında şöhrete kavuştuğu “Shopping” adlı filmlerinin konusu yakın gelecekte geçiyordu ve yarış tutkunu gençleri konu almıştı. Dolayısıyla yeni projeleri için esin kaynağı ararken yapımcı Roger Corman ile yönetmen Paul Bartel’in 1975’te çektiği “Death Race 2000”i seçmeleri son derece doğal bir tercihti.
Paul W.S. Anderson, orijinal filmden aklında kalanları şu sözlerle anımsıyor: “İngiltere’de geçen gençlik yıllarımda Corman’ın filminin sıkı hayranıydım. Ailelerin görmemizi istemediği tipte bir filmdi. Çünkü her karesinde olağanüstü şiddet ve aşırı dozda çıplaklık vardı. Bu yüzden o filmi çok sevmiştim.”
Corman ile 1994 yılında düzenlenen 7. Tokyo Uluslararası Film Festivali’nde “Shopping”in gösterimi sırasında tanışan yapımcı Bolt ile yönetmen Anderson, “Death Race 2000”in günümüz izleyicisi için yeniden çekilmesi fikri üzerinde konuşmuşlardı. Anderson ile Bolt o günlerde Paramount için “Event Horizon”u çekiyorlardı. Dolayısıyla Paula Wagner ve Tom Cruise ile tanışma fırsatı buldular. O günlerde C/W Productions adını verdikleri yapım şirketini yeni kuran Paula Wagner ile Tom Cruise, “Death Race”in güncellenmesine ilgi duyduklarına ifade etmişlerdi.
Ancak projenin tam anlamıyla şekillenebilmesi için aradan 14 yıl daha geçmesi gerekti. Günümüz izleyicisinin reality televizyon olgusuna aşırı ilgi duymasından esinlenen Anderson ve yapımcılar, filmin konusunun distopik yakın gelecekte geçmesine karar verdiler. Reality TV olgusunun en ekstrem boyutlarını kullanmak suretiyle yarışçıları gladyatör tarzı bir mücadeleye girmek zorunda bırakılan mahkumlara dönüştürdüler.
Bugüne kadar “Resident Evil” ve “AVP: Alien vs. Predator” gibi başarılı aksiyon filmlerinin senaryosunu yazıp yönetmiş olan Anderson, “Death Race” projesinin senaryo yazımını da üzerine alıp Universal’e getirdi. Anderson’un filmde portresi çizilen dünya ile ilgili yorumu şöyle:
“Günümüzün dünyasına kıyasla daha sert ve acımasız bir dünya vardır. Ama o dünyayı bugünden de hissedebiliriz. ‘Death Race’ projesine yol açan etkenlerin başında suç oranlarının patlama yapması ve reality televizyon olgusunun hızla büyümesi gelir. Dokuz yarışçı ölümüne bir yarışa girişirler. Onlar günümüzün gladyatörleridir, yarış pisti de günümüzün kolezyumudur. Bu aksiyon-gerilim filmi, Corman’ın klasik yapıtından hayli farklıdır ama değişmeden kalan bir şey vardır: Favori yarışçılarının rakiplerini katletmesini seyredenler, ortalık kan gölüne döndükçe tıpkı arenadaki seyirciler gibi mutlu olurlar.”

 

 

OYUNCULAR

Star sürücü Jensen Ames rolünde Jason Statham
“Death Race”in oyuncu kadrosunu oluşturmaya başlayan film yapımcıları, Anderson’un hayal ettiği sert ve acımasız dünyayı hayata getirecek oyuncu arayışına girdiler. İngiliz aktör Jason Statham ile tanışan Anderson, filmin baş karakteri Jensen Ames için en uygun aktör olduğunu düşündü.
Filmde portresi çizilen gelecek boyutunu Jensen Ames karakteri aracılığıyla kuran Anderson, bu karaktere ne gibi özellikler yüklediğini şu sözlerle açıklıyor:
“Yakın geleceğin şiddet yüklü yoksul dünyasında insanların çok az umut kalmıştır. Ancak Ames’in yaşamak için bir sebebi vardır. Aslında durumu hiç de iyi değildir. Çelik işçisi olarak çalıştığı fabrikanın kapanmasından sonra işini kaybetmiştir. Daha önce de hapishaneye girmiş, sert mizaçlı bir adamdır. Dolayısıyla hapishane ortamına alışkındır. Sevdiği bir kadın olmasa dışarıdaki dünyaya geri dönmeyi bile aklına getirmeyecektir. Ancak sevdiği kadından bir çocuğu vardır ve bu yarış tek şansıdır.”
Gerçek yaşamında iyi bir sporcu olan Jason Statham için “Death Race” gibi bir aksiyon filminde rol almak çok büyük bir zorluk getirmeyecekti. Daha önce oynadığı “The Transporter”, “Crank” ve “The Bank Job” gibi aksiyon ağırlıklı filmlerde bol miktarda dövüş sahnesi yapmıştı.
“Death Race” projesinin aksiyon boyutu ve hızlı arabalar nedeniyle dikkatini çektiğini ifade eden Jason Statham, “Ancak Anderson’un geleceği ilişkin vizyonu beni daha çok etkiledi. Bu filmde anlatacağı öykü hakkında geniş kapsamlı bilgi verdi. Arabaların görüntülerinden karakter duygularına kadar her detayı kafasında çok iyi canlandırdığını gördüm. Senaryonun son derece coşkulu, keyifli, karanlık, şiddet yüklü ve seksi olduğunu görünce Jensen Ames rolünü kabul ettim” diyor.
Projeye ilgi duymasının bir sebebinin de arabalar olduğunu belirten Statham, Anderson’un kendisine gösterdiği araba çizimlerini çok beğendiğini, özellikle Hennessey’e ait ‘Frankenstein’ adlı Mustang’dan etkilendiğini vurgulayarak, “Daha önce de nitrus oksidli arabalar görmüştük ama Anderson’un bu film için düşündüğü gibi bir arabaya hiç rastlamamıştım” diyerek sözlerini sürdürüyor.
Hapishane Müdiresi Claire Hennessey rolünde Joan Allen
Ames karakterini star sürücü olmaya zorlayan hapishane müdiresi ve Ames’i yarışa hazırlayan antrenörü rolleri için karakter oyuncuları yerine dramatik yönü ağır basan oyuncu isteyen film yapımcıları sırasıyla Joan Allen ile Ian McShane’i tercih ettiler.
Terminal Adası’nın tüm iktidarını elinde tutan hapishane müdiresi Claire Hennessey rolünde Joan Allen kamera karşısına geçti. Bugüne kadarki kariyerinde üç kez Oscar adaylığı alan, bir kez de Tony ödülü sahibi olan Joan Allen’ın “Death Race” projesiyle ilgili yorumu şöyle:
“Harika bir senaryosu vardı. Özellikle karakter oluşumları beni etkiledi. Arabalar büyüleyici olduğu gibi konsept de heyecan vericiydi. Genel görünüm olarak bana ‘Road Warrior’ ve ‘Blade Runner’ı anımsattı. Anderson ile tanıştıktan sonra konuya ne kadar hakim olduğunu görünce katılmak istedim.”
Filmde üstlendiği hapishane müdiresi Claire Hennessey rolünün benzerini bugüne kadar hiç oynamadığını belirten Joan Allen, portresini çizdiği karakteri şu sözlerle tanımlıyor:
“Claire Hennessey kelimenin tam anlamıyla acımasız bir sosyopattır. Medyayla son derece içli dışlı olduğu için aklı sadece program reytinglerindedir. Sayılara kafasını o kadar takmıştır ki, insanların hayatını tehlikeye attığını aklına bile getirmez. ‘Death Race’i seyircinin izlemek istediği çok popüler bir program olarak görür. Bundan gurur duyar ve hissesine düşeni alır.”
Frankenstein’ın Antrenörü Rolünde Ian McShane
Frankenstein’ın antrenörü rolü için film yapımcılarının tercihi, son dönemde Daniel Sullivan’ın Harold Pinter’den Broadway için uyarladığı “The Homecoming” ile adını duyuran Ian McShane’den yana oldu.
“Death Race” projesi için “Hapishane içerisinde ölümüne NASCAR yarışı” yorumu yapan ünlü aktör, oynadığı karakteri şu sözlerle tanımlıyor: “Aslında iyi ve dürüst bir adamdır. Uzun süredir hapishane ortamında olduğu için oraya uyum sağlamış, evi gibi görmeye başlamıştır. Usta mekanikçi olduğu için tüm arabaları iyi bilir ama özellikle Frankenstein’ın Mustang’ı üzerinde çalışmaktadır.”
Makineli Tüfek Joe Rolünde Tyrese Gibson
Filmin önemli karakterlerinden birisi olan Makineli Tüfek Joe rolünde oynayan müzisyen ve aktör Tyrese Gibson, acımasız bir katili oynamanın zorluğunu bile bile bu işe kalkıştığını belirterek, “Makineli Tüfek Joe tam bir şeytandır. Mahkumların lideri bir katildir. Ürkütücü bir karakteri oynadım. Filmin setinde kamera karşısında kötü ruhlu bir katili oynadıktan sonra verilen çekim aralarında normal halime dönmekte epeyce zorlandım. Gülmek, espri yapmak bile zor geldi” diyor.
Seksi ve Sert Mizaçlı Case Rolünde Natalie Martinez
Kadınlar hapishanesinden getirilen seksi ve sert mizaçlı kadın mahkum Case rolünde Natalie Martinez oynadı. Bu karakterin özelliklerini Natalie Martinez’den dinleyelim:
“Case’in görevi, Frankensten’ın Death Race’de zafere ulaşmasına yardımcı olmaktır. Ancak sebebini sadece kendisinin bildiği bazı sinsice hareketleri vardır. Hapishanededir ve müdire Claire’in vaad ettiği özgürlük rüzgarından o da etkilenmiştir. Başkalarının isteklerinden kolayca etkilenip manipüle edilen bir yapısı olduğu için atacağı adımların nereye varacağını önceden kestiremezsiniz.”
Cehenneme Hoşgeldiniz
Yönetmen Anderson ile yapımcıların yaratmak istediği yakın geleceğin yozlaşmış dünyası üzerinde odaklanan prodüksiyon tasarımcısı Paul Denham Austerberry, aradığı uygun mekanları Kanada’nın Montreal kenti yakınlarında buldu. Pointe St. Charles yakınlarında bulunan ve günümüzde artık kullanılmayan Alstom istasyon alanı ile depoları, Terminal Adası için uygun geniş alanlar sunuyordu. Bu bölgelerin dış mekan çekimleri için uygun olmasının yanısıra endüstriyel depoları da prodüksiyona ev sahipliği yapabilecek olanaklara sahipti. Ayrıca mahkumların koğuşları için set kurmaya müsait yeterli boş alanlar da vardı. Çevresini tel örgüyle çevirip çalışmaya başlamak yeterliydi.
Yönetmen Anderson’un mekanlar konusundaki yorumu şöyle: “Bu mekanlar sanki film için inşa edilmiş gibi görüntüye sahipti. Projeye ayrı bir prodüksiyon değeri katacakları belliydi. Filmin senaryosunun bu mekanlar için yazılmamış olması nedeniyle senaryoyu yeni baştan ele aldım ve bulduğumuz fantastik mekanlara uygun düşecek şekilde yeniden yazdım.”
Alstom’da artık kullanılmayan depoların arasına adeta ölüm tuzağını çağrıştıran yarış pistinin kurulmasına karar verildi. Prodüksiyon tasarımcısı Austerberry, yapılan çalışmayı şöyle anlatıyor:
“İki yanda iskelet görüntüsü veren dev vinçlerin arasındaki yarış pistinin fantastik görüntü sağlayacağını düşündük. Özellikle geceleri bakılınca sanki başka bir gezegen görünümü veriyordu. O bölgeyi görünce üzerinde çalışmaya değer olduğunu anladık. Buradaki ana yaklaşımımız, her detayıyla tam kapsamlı bir yarış pisti yaratmak oldu.”
Terminal Adası’ndaki cehennem çukuru ile yarış pistinin setini inşa etmeye başlayan Austerberry ve ekibi, adeta 3 boyutlu bir puzzle’ın parçalarını birleştiriyormuş duygusuna kapıldılar. Anderson’un yaklaşımı belliydi. Adanın bilgisayar ortamında yaratılması yerine gerçek mekanlar kullanmak istiyordu. Bu durumda Austerberry ve ekibinin her parçayı ayrı ayrı yaratıp, sonra bunları yanyana getirerek kesintisiz bir dünya yaratması gerekiyordu.
Terminal Adası’ndaki hapishane tesislerinin dış mekan çekimleri için 20. yüzyıl başlarında kurulmuş olan ve günümüzde boş olan St. Vincent de Paul hapishanesinde çalışma yapıldı. Yaklaşık 10 yıl önce kapatılmış olduğu halde burası, geniş dış mekanları ve iç avlularıyla bir hapishane için ihtiyaç duyulan herşeye fazlasıyla sahipti. Aslında birçok açıdın da Franklin J. Schaffner’in unutulmaz hapishane filmi “Papillon – Kelebek”in görüntülerini akla getiriyordu.
Makineli Tüfek Joe rolünde kamera karşısına geçen Tyrese Gibson, mekanların son derece gerçekçi olması nedeniyle kendilerini hapishanede gibi hissettiklerini söyleyerek izlenimlerini şöyle anlatıyor:
“Aslında öyle bir ortamda oyunculuk gücüne bile gerek yoktu. Çevremize bakınca sadece eski ve büyük duvarlar, dış dünyayla aramıza set çeken tel örgüler görüyorduk. Kendimizi sürekli hapishane avlusunda gibi hissettiğimiz için rol yapmamıza dahi gerek kalmıyordu. St. Vincent hapishanesinin koğuş gibi iç mekanları artık çürümeye yüz tuttuğu için oralarda çekim yapmak tehlikeliydi. Bu nedenle Terminal Adası’ndaki iç mekanlarla ilgili çekimler için Pointe St. Charles’taki depolara gittik.”
Filmin açılışında Ames karakterini ilk tanıdığımız çelik fabrikasıyla ilgili çekimlerde de gerçeklik yaklaşımı öncelik kazandı. Prodüksiyon yetkilileri çelik fabrikası yönetiminden özel izin alarak işler durumdaki fabrikada belgesel tadında çekim yaptılar. Bu sahnelerde Jason Statham’ın yanında gerçek işçiler görev yaptı. Arka planda eritilmekte olan çelik görüntülerine yer verildi.

 

 

 

 

ÇEKİM NOTLARI 

“Death Race”in yapımında görev alan prodüksiyon ekipleri, çekimler tamamlandığında hayli yorgun düşmüşlerdi. Hepsinin ortak umudu ise, bunca emeğin sonunda ortaya izleyicinin hoşuna gidecek bir aksiyon gerilim filmi çıkmış olmasıydı.
Jason Statham yaşadığı deneyimi ve beklentilerini şu sözlerle dile getiriyor: “Ortaya yetişkinlere uygun eğlence ürünü çıkarttığımızı düşünüyoruz. Açıkçası böyle bir film benim kişisel beğenilerime tam anlamıyla uydu diyebilirim. Hapishane var, soluk soluğa araba yarışları var, ölümüne mücadele var, bir aksiyon filminden daha fazla ne isteyebilirsiniz?”
“Death Race” projesiyle ilgili son sözleri ise, çocukken izlediği bir kült filminden esinlenerek bu filmi hayata geçiren yönetmen Anderson söylüyor:
“Bu filmi yaparken ‘Death Race 2000’in sıradışı tonuna sadık kalmak istedim. Ancak bunu yaparken ucuzluğa ve bayağılığa kaçmamaya özen gösterdim. Daha ciddi bir öykü anlatmak istedim. Ortaya çıkan yapıtı ürkütücü olarak niteleyenler olacaktır ama içerisinde herşeye rağmen bir miktar komedi de vardır. Çok farklı bir film yaptım ama içinde çok az toplumsal yorum da vardır. Tıpkı orijinal ‘Death Race’ta olduğu gibi…”