Malum, boyut değil işlevi önemli

Malum, boyut değil işlevi önemli
Malum, boyut değil işlevi önemli
Jules Verne'in ünlü klasiğinin üç boyutlu versiyonu niteliğindeki 'Dünyanın Merkezine Yolculuk', değişik bir görsel deney olmaktan öteye gidemiyor. Filmin en büyük handikabı öyküyü son derece basite indirgeyen senaryosu
Haber: UĞUR VARDAN / Arşivi

 

 

 

FİLMİN FOTOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYIN



Hiç pahalı, zevkli, ilk elinize aldığınızda acayip heyecan duyduğunuz ama bir noktadan sonra sıkıldığınız ve bir daha elinize almakta zorlandığınız oyuncağınız oldu mu? Hangi oyuncağımdı bilmiyorum ama böylesi duyguları tattığımı hatırlıyorum. Bugün gösterime giren ‘Dünyanın Merkezine Yolculuk’ (Journey to the Center of the Earth 3D) insanda işte böyle bir etki yapıyor. İsmini daha çok, gayet iyi bildiğimiz birçok filmdeki (mesela ‘The Abyss, ‘Total Recall’, ‘Men In Black', ‘Twisted', Signs’, ‘The Village’, ‘The Day After Tomorrow’ gibi) özel efektleriyle duyuran, bugüne kadar iki de Oscar kapan ('Hook' ve 'Pearl Harbor' filmleriyle) Eric Brevig’in imzasını taşıyan film, Jules Verne’in ünlü romanının üç boyutlu modern versiyonu. Araştırma yaparken kaybolan kardeşini aramak için yeğeniyle birlikte İzlanda’nın yolunu tutan profesör Trevor Anderson, burada rastladığı Hannah Asgeirsson adlı 'sağlam ve güzel' bir rehberle, ‘arzın merkezi’ne doğru sıkı bir yolculuğa çıkıyor. Kardeşinin ve Hannah’nın babası Sigurbjörn Asgeirsson’un ünlü kitabın izlerini süren “Verne’iyan”lardan olduğunu fark eden Trevor, romanda yazılan olay örgülerinin benzerlerini yaşamaya başlıyor.
Filmin üç boyutlu olması (tekniği ismi Real D), bu çok iyi bildiğimiz öyküye 'yeni bir boyut' eklemiş elbette. Öngösterim öncesi filme ilişkin bir konuşma yapan Mars Entertainment Group Başkanı Muzaffer Yıldırım, sinemanın geleceğinin artık bu teknikte olduğunu ve Hollywood’un bu yöndeki projelere ağırlık verdiğini söyledi. Benim de naçizane görüşüm , iş böyleyse yedinci sanata artık rahmet okumanın zamanı geldiği yönünde. Bu tür filmler demek, zorlama öyküler ve bu tekniğin gerektirdiği aksiyona hizmet eden ve mantık tanımayan sahneler demektir. Doğrusu daha önce ‘Beowulf’ deneyimini yaşayan ve o filmden son derece keyif alan bendeniz, üçüncü boyut suyunda çok da fazla yıkanılamayacağı kanaatindeyim. Nitekim ‘Dünyanın Merkezine Yolculuk’ da pahalı ama kof bir oyuncak hissi veriyor. Yerin bilmemkaç bin metre dibinde, 'rollercoastler' benzeri bir madenci rayları bulmak, size böyle bir filmde bile ne kadar inandırıcı gelebilir ki? Neden böyle bir şey var, çünkü bizim seyirci koltuğunda üç boyutun tadına varmamız için bu tür lunapark eğlencelerine katılmamız gerekiyor.
Allahtan bu konuda yalnız değilim, Amerikalı eleştirmenlerden biri de Eric Blevig’in Lumiere kardeşlere benzer bir tarihsel role sahip olduğunu söyledikten sonra filmi yerin dibine batırmış ve asıl probleminin senaryosu olduğunu dikkat çekmiş. Ve eklemiş: 'Verne’in romanın aptalca değildi."
Oyunculuklara gelince, bu kadar görsel efekt harikası filmde oyunculara ve oyunculuklara gerçekten ihtiyaç var mıdır, dersiniz? Neyse, yine de ‘Mumya’ filmlerinden bu yana 'modern Indiana Jones' olmaya niyetli Brendan Fraser, hikayeyi sürüklüyor. Yanında da yeğen rolündeki Josh Hutcherson ve film boyunca ‘Bakalım bunlar ne zaman öpüşecekler?’ diye beklediğimiz Anita Briem var.
Evet, hikaye aptalca gelebiler ama yine de bu gözlükler eşliğinde izleyeceğimiz farklı deneyimi kaçırmayın derim. Ayrıca hakkını vermek lazım, ‘manyetik kayalar’ bölümü çok çok heyecan verici, bu sahneler için benim gibi yükseklik korkusu olanları uyarırım.