Memleketten Filmekimi manzaraları

Memleketten Filmekimi manzaraları
Memleketten Filmekimi manzaraları
Sonbahara ilaç gibi gelen filmlerin festivali Filmekimi, İstanbul'un ardından Vodafone Freezone sponsorluğunda sekiz Anadolu şehirlerine uğradı. İşte Ankara, İzmir, Diyarbakır, Gaziantep, Bursa ve Van'dan izlenimler

Ankaralı festival filminde mısır yemez! 
10 yılı geride bırakan Filmekimi’nin yarattığı ‘film sonbaharı’ bu sene ilk kez Ankara ’ya da ulaştı. Bilenler bilir; Ankaralı sinema seyircisi seçicidir, her şeyi beğenmez ama bir şeyi sevdiğinde de ona sahip çıkmasını bilir. Ankara’daki festivaller ve bu festivalleri takip eden sadık kitle de bu sağlam sinema kültürünün vücut bulmuş halidir. Gözlerimle görmesem inanmam ama Antalya Film Festivali’nde seyirci tarafından yuhalanan ‘Canavarlar Sofrası’, Ankara’da ayakta alkışlanır mesela.
Ankaralı sinemaseverler ilk yıl heyecanının da etkisiyle Filmekimi’ne de sahip çıktılar ve kısa sürede tüm gösterimlerin biletleri tükendi. ‘Acı’, ‘Havana’da 7 Gün’ ve ‘Tepelerin Ardında’ filmlerine ek seanslar konuldu hatta. Bu film sonbaharına kuşkuyla bakanlar da yok değildi. “Bizi alıştıracak; sonra da ortadan kaybolacaklar” diyerek İstanbul merkezli festivallere güvenmediklerinin altını da çizdiler. Filmekimi’nin Ankara’ya gelerek çok iyi ettiğini söyleyenler çoğunlukta. Ama üç günü az buluyorlar.
Filmekimi’nin Ankara ayağında en çok ilgi gören ve sevilen filmler ise; ‘Sevmek Gibi’, ‘Acı’, ‘Tepelerin Ardında’, ‘Onur Savaşı’ ve ‘Kayıp Çocukluk’ oldu. Emin Alper’in ‘Tepenin Ardı’ ve Rezan Yeşilbaş’ın Cannes ödüllü kısa filmi ‘Be Deng’inin sürpriz bir şekilde yer alması memnuniyet yarattı. Filmekimi’nde Ankara’nın oldukça sakin ve naif seyircisini bir kez daha sevdim. Ankaralılar mısıra ‘popcorn’ demez ve onu bir festival filmi izlerken asla yemez.(SİNAN YUSUFOĞLU /ANKARA:)

Diyarbakır’da ‘Sessiz’le ateşli buluşma 
Son 10 yılda sinemanın en etkin ve gelişkin kültürel alanlardan birini oluşturduğu Diyarbakır’da ikinci yılını deviren Filmekimi, bu kez daha da güçlü bir seyirciyle yoğun bir üç gün geçirdi. Geçtiğimiz yıl da gösterimin yapıldığı Avrupa Sineması’nın daha iyi teknik koşullarla ve Türkiye ’nin birkaç kadın makinistinden olan Yüksel Şengüner kaptanlığında ev sahipliği yaptığı mini festival, Diyarbakır’ın kendine has, deneyimli ve çetinceviz izleyicilerinin yaklaşımını takip etmek açısından ilgi çekiciydi. Akşam seanslarında daha yoğun ilginin yaşandığı programın ilk günkü yıldızı tahmin edildiği gibi Cristian Mungiu’nun ‘Tepelerin Ardında’ filmi oldu. Filmi çok beğenenler ve hiç beğenmeyenler olarak keskin bir şekilde ikiye ayrılan seyircinin, gece seansında ‘Havana’da 7 Gün’ filminden beklediğini bulamadığı hissediliyordu.
İkinci günün yoğun programı, katılım açısından ilgi gören Pablo Larrain imzalı ‘No’ ve Diyarbakır’daki festivalin en fazla izlenen filmi olan Kim Ki-duk’un ‘Acı’sıyla devam etti. Güney Kore dahil gösterildiği her yerde büyük tepkiler alan film, Diyarbakır’da salondaki koltuklara sığmayarak sandalyelere taşan ve filmi sonuna kadar izleyen seyirciler tarafından takip edildi. Günün son filmi Haneke’nin ‘Aşk’ıydı; film, karamsar ruhuna uygun bir havada izlense de yönetmenin önceki filmlerine göre daha az etki uyandırdığı anlaşılıyordu. Filmekimi Diyarbakır’ın en ateşli buluşması ise pazar günü Cannes’dan Altın Palmiye ödüllü kısa film ‘Sessiz’ ve İstanbul’de en iyi film seçilen ‘Tepenin Ardı’ filmlerinin gösterildiği sabah seansında gerçekleşti. ‘Sessiz’in gösteriminin ardından seyircinin özellikle Kürtçe anadille ilgili olan sorularının yer yer tali konulara uzanması ve yönetmen Rezan Yeşilbaş’la karşılıklı yaşanan gerginlik söyleşi boyunca devam etti. (ÖVGÜ GÖKÇE/ DİYARBAKIR)

Van’ın festivale ihtiyacı var 

Depremin üzerinden tam bir yıl geçmiş. Depremin izlerinin ve acılarının hâlâ taze olduğu bir şehir, Van. Belediye başkanının KCK davası nedeniyle tutuklu olduğu bir şehir... Bu koşullar altında Filmekimi ilk kez Van’ı ziyaret etti. Dört filmlik, tek günlük bir festivaldi. Açılış filmi ‘Sevimli Kahramanlar’ydı. Birkaç okul kaçkınıyla birlikte izledik. Sinema yedinci kattaydı ve çocuklar hâlâ yüksek binalardan korkuyorlardı. ‘No’ ve ‘Çocuklar’ ile devam etti tek günlük programımız. Kapanış filmi ‘Aşk’tı ve gün boyu aradığımız seyirci sonunda gelmişti. Bir festivalin bir kente verebileceği çok şey var ve depremin birinci yılının anıldığı şu günlerde Van’ın da buna gerçekten ihtiyacı var. (SİNAN ÖNELGE/ VAN)

Alışveriş merkezinde festival
Türk sinemasında taşra romantizminin yavaş yavaş suyu çıkarken hissiyatın yan etkilerinden biri İstanbullu-Ankaralı film festivallerinin taşraya gitmeleri oldu. Yıllardır yapılan Gezici Festival, denk geldikçe çok severek katıldığım bir etkinlik. (Bu yıl da Sinop’a gidecekler.) Filmekimi de bir süredir filmlerini Anadolu’ya taşımaya karar verdi. Böyle festivallerde genellikle her şey yerel yönetimlerin iki dudağı arasında olur. Gezici Festival’in efsane Kars yolculuğu beş kere tekrarlanmış, birçok filmde de yankısını bulmuştu. Altıncısı yapılamadı. Bu konuda Filmekimi’nin kurumsal ağırlığı olduğu düşünülebilir. Ama tabii bu sene gittiğim Gaziantep’teki Filmekimi de İstanbul-Ankara dışı şehirlerdeki çoğu festival gibi aslında alışveriş merkezlerinin himmetine mecbur. (Antalya ve Adana da kısmen böyle; filmin yarısı kadar bir süre alışveriş merkezlerine gidip dönüyorsunuz.)
Gaziantep’teki festivale gelen çoğu seyirci özellikle kısa film ‘Sessiz’ ve ‘Tepenin Ardı’nın bir arada olduğu programa ilgi gösterdi. Gaziantep’te iki filmin neden birlikte sunulduğu ile ilgili bir hassasiyet oldu. Böyle şeylerin genellikle filmin politik içeriğiyle ilgili olduğu hissine kapılıyor insan, Diyarbakır’da da ‘Sessiz’le ilgili tam tersi bir tepki olmuş. Ama Filmekimi annesi Azize Tan olayı cesurca göğüsledi, Anadolu festivallerinin seyircisi de olayı büyütmeyecek kadar nazik. Gerçekten öyle, bu tarz bir sürtüşme İstanbul’da rahatlıkla gayet saçma polemiklere yol açabilir.
Onun dışında Anadolu şehirlerindeki festivaller katılan büyük şehirliler için öğretici; Gaziantep’te güzel, eski ve özenle korunan binalarda İstanbul’un eski Aksaray-Laleli kahvelerini, Çınaraltı’nı hatırlatan, aktif bir ‘kafe ortamı’ var. Gösterişli Zeugma Müzesi’nin yanı sıra hemen her Anadolu şehrinde olduğu gibi, biraz tozlu da olsa şaşırtıcı bir arkeoloji müzesi (aslında bir sürü özel, yarı özel müze), güzel restore edilmiş bir kale, ancak yerinde anlaşılabilecek rafine yemek kültürü de cabası. Anadolu şehirlerinde gezmenin bıraktığı izlenim şu; oralarda ne kadar mütevazi de olursa olsun hâlâ şehir olmaya dair bir bilinç, hatta gurur var. Bunu giderek kaybeden ise İstanbul’un ta kendisi. (FATİH ÖZGÜVEN / GAZİANTEP)

İzmir ikinci yılda Filmekimi’ne alıştı
Hâlâ alışveriş merkezi takısı almadan film gösteren sinemalar var! İKSV’nin 5-7 Ekim tarihleri arasında İzmir’de ikincisini düzenlediği Filmekimi, işte böyle bir sinemada, Alsancak’taki Karaca Sineması’nda gerçekleşti. Karaca Sineması, Emek’li günleri hatırlattı, fuayede ve kapının önünde bulunan herkesin derdi film izlemekti. Hatta Karaca’nın kapı komşusu barı da Han Kafe’ye çevirdik, oldu bitti. Geçen yıl daha çekingen ve mesafeli olduğunu gözlemlediğimiz İzmir Filmekimi seyircisi bu yıl kıvamdaydı, seanslar dolup taştı. İzmir Filmekimi Fatih Akın’ın ‘Cennetteki Çöplük’ filmiyle açıldı. Salon, üç gün boyunca bir filmden diğerine savrulmaya hazırdı. Bertolucci’nin ‘Ben ve Sen’i, Haneke’nin ‘Aşk’ı, Kim Ki-duk’un ‘Acı’sı, Brian de Palma’nın ‘Tutku’su beklendiği üzere gösterimden önce “Fazla bilet var mı?” akapellasını dinlememize vesile oldu. Ama bizim gözümüz büyük usta Ken Loach’taydı. ‘Meleklerin Payı’ndan çıkan herkes gibi biz de viski içmek istedik, baktık son zamlarla mümkün değil, biraya talim ettik! (ÇİĞDEM ÖZTÜRK/İZMİR)

Bursalılar ‘festival ortamını’ özlemiş 
Filmekimi Bursa’ya ikinci kez konuk oldu. İpek Yolu Film Festivali’nin sonlandırılması, Gezici Festival’in yolunun uzun zamandır Bursa’ya düşmemesi İstanbul’un yanıbaşındaki komşusunun sinemaseverlerini festivalsiz bırakmıştı. Bu festivalsizlik ortamında kentlerine gelen Filmekimi’ne Bursalılar geçen yıla oranla daha yoğun ilgi gösterdi. Üç gün süren ve 16 filmin yer aldığı program İstanbul programının neredeyse en konsantre haliydi. Abbas Kiarostami’nin ‘Sevmek Gibi’siyle başlayan festival, Kim Ku duk’un ‘Acı’sı ile sona erdi. 16 filmin arasında en fazla ilgiyi diğer kentlerde de olduğu gibi Michael Haneke’nin ‘Aşk’ı ile Kim Ku Duk’un ‘Acı’sı gördü. İzleyiciler programdan duydukları memnuniyeti dile getirirken izlemek istedikleri bazı filmlere yer bulamadıklarını ya da her filmin bir kere gösterilmesinden dolayı zamanın uyuşmaması nedeniyle bazı filmlere gidemediklerini belirttiler. Filmekimi, komşusunu gelecek yıl da ziyaret edecekmiş gibi görünüyor.(SİNAN ÖNELGE / BURSA)