Meselenin 'Kökler'iyle oynayınca...

Meselenin 'Kökler'iyle oynayınca...
Meselenin 'Kökler'iyle oynayınca...
Quentin Tarantino 'Zincirsiz'de, çok sevdiği bir tür olan 'spaghetti western'lere bir kez daha saygı duruşunda bulunuyor. İç savaş öncesinde geçen filmin siyah ana karakteri ve öyküsü ABD'de bazı yönetmen ve eleştirmenlerin tepkisini çekti.
Haber: UĞUR VARDAN - ugur.vardan@radikal.com.tr / Arşivi

Quentin Tarantino’nun “Tarihi, beyazperdede yeniden yazmak mümkün” fikri mevcudiyetini koruyor. Hatırlanacağı gibi 49 yaşındaki yönetmen bir önceki filmi ‘Soysuzlar Çetesi’nde (Inglourious Basterds), Hitler’i Paris’te bir küçük sinema salonundaki yangında yok etmişti. Bugünden itibaren gösterimde olan son çalışması ‘Zincirsiz’ (Django Unchained) ise karşımıza iç savaşa iki kala (yani yıl 1858), ortalığı toza dumana katan siyahi bir kovboyun destanını anlatıyor.
Malum, her Tarantino filminde klasik bilgilerimizi tazeliyoruz; zamanında çok film seyreden ve yedinci sanata olan aşkını, eline kamera aldığında eskinin güzelim yapıtlarını kimi rötuşlarla ve yorum farklarıyla tekrarlamaya giden Tarantino, post-modernizmin sinemadaki belki de bir
numaralı adresi. ‘Zincirsiz’ de yönetmenin asil damarlarında hiç durmadan gezinen bu refleksin yeni bir tezahürü. Stilistik göndermeler ve genel üslup 60’la 70 arası en iyi ürünlerini veren ‘spaghetti western’ler; kah-
ramanın siyah olması da ‘Zincirsiz’i yine 70’lerin bir başka sinemasal ifade biçimi olan ‘blaxploitation’a bağlıyor (ki Tarantino eski filmlerinden ‘Jackie Brown’ dolayısıyla aynı sularda daha önce de yüzmüştü).
Ve bir başka genel çerçevede altı çizilmesi gereken nokta; ‘Inglourious Basterds’ın ilham kaynağı İtalyan yönetmen Enzo G. Castellari’nin 1978 tarihli filmi ‘The Inglorious Bastards’ın eğilip bükülerek önümüze atılmasıydı (adı da orijinal filmin isminin kimi harfleriyle oynanmasına dayanıyordu). ‘Djanco Unchained’ın esin kaynağı da bir başka İtalyan yönetmen Sergio Corbucci’nin, 1966 tarihli çalışması ‘Django’.

‘Kır zincirlerini Django’ Bu önbilgileri paylaştıktan sonra kısaca konu diyelim: Alman kökenli eskinin dişçisi, şimdinin ödül avcısı Dr. King Schultz, peşine düştüğü üç adamı tanıyan tek kişi olan Django’yu köle tacirlerinin elinden kurtardıktan sonra, “İşte sana özgürlük, birlikte çalışalım” der. Django’nun derdi ise plantasyonlardan birinde olduğunu düşündüğü karısı Broomhilda’yı (Almanlar yetiştirdiği için Germen ismi vardır ve çok iyi Almanca konuşmaktadır) bulmaktır. İkili hem kanun kaçaklarının peşine düşer hem de Broomhilda’yı ararlar. Nihayetinde genç kadının, kendisine ‘Mösyö’ şeklinde hitap edilmesini isteyen Fransız hayranı Calvin J. Candie adlı genç bir beyaz köle tüccarının ‘Candyland’ adlı plantasyonunda olduğunu öğrenirler…
‘Zincirsiz’, elbette bir göndermeler çağı yapıtı olarak kimi sinemasal ve edebi referanslarla donanmış. Filmin, siyahların yanında olan ve köleliğe karşı duran beyaz kahramanı Dr. King Schultz karakterinin Alman kökleri akla bu, “İşi Nazizme vardırmadan önce böyleydiler türünden soğuk bir Tarantino esprisi olabilir mi?”yi getiriyor. Ayrıca Dr. Schultz’u canlandıran Christoph Waltz’ın ‘Soysuzlar Çetesi’nin acımasız Nazi subayı olması da bu ‘şüphe’yi güçlendiriyor (Bu arada Amerikalı bir eleştirmen de karakterin King isminin Martin Luther King’e gönderme olduğunu yazmış).
Başka bir hoşluk, orijinal ‘Django’ filminin başrol oyuncusu Franco Nero’ya, ‘Mösyö Candie’nin köşkünde, ‘Mandingo dövüşü’ izlerken rastlamamız (bir başka hatırlatma; bu ‘Dövüş bölümü’ de Richard Fleischer’ın 1975 tarihli ‘Mandingo’ filmine gönderme)... Ayrıca ‘ustalara saygı’ bölümü Franco Nero’yla sınırlı değil; Bruce Dern, Robert Carradine, Russ Tamblyn ve Don Johnson gibi isimler de ara rollerde gözüküyor. Öte yandan Dango-Dr. Schultz dostluğunu, Alman yazar Karl May’ın Kızılderili kahramanı Winnetou’yla ‘Old Shatterhand’ ikilisine benzetenler de var (bizim nesil Winnetou’yu özellikle Milliyet Çocuk’un çizgi roman şeklinde verilen ekleri sayesinde tanımıştı).

Eastwood varken Tarantino da neymiş
Peki tüm bu göndermeler, referanslar, alt okumalar vs’nin dışında ‘Zincirsiz’in ne türden özellikleri var? Bu sorunun cevabı Tarantino sinemasına olan mesafenizle doğru orantılı netleşiyor. Mesela kendi adıma meseleyi kişileştirirsem, ‘Soysuzlar Çetesi’ vesilesiyle de yazdığım gibi Tarantino bana uzun süredir Joel Amiel imzalı ‘Copycat’i hatırlatıyor. Söz konusu filmde ünlü seri katillerin izinden giden ve benzer cinayetleri yeniden işleyen ama bir türlü orijinal olamayan bir ‘genç kuşak katil’in öyküsünü izliyorduk. Tarantino da zamanında izlediği ve hayranı olduğu yapıtları, kendi meşrebince yeniden çekiyor, üzerinde kimi kurgusal oyunlara soyunuyor, deformasyonlara gidiyor ve önümüze atıyor.
Aslına bakarsanız siyah bir ana karakterden western’e göz atmak da yeni bir şey değil, Mel Brooks 1974’te çektiği ‘Blazing Saddles’ta meseleye ilk ve belki de en neşeli noktayı koymuştu (bu enfes komedi, kötülere karşı mücadele veren siyah bir şerifi anlatıyordu). Dolayısıyla türü yenilemek, bambaşka bir bakış açısıyla yeniden gündeme getirmek, derinlemesine tartmaksa dert, Clint Eastwood’un ‘Affedilmeyen’i (Unforgiven) böylesi bir tartışmanın en bariz ve en soylu örneğidir. Bu filmde gördük ki, türün gerçek sahibi çıkıp son noktayı koydu. Tarantino’nun yaptığı ise zannımca çok da ciddiye alınmayacak bir iz sürücülükten öteye gidemiyor.
Ama galiba ‘Zincirsiz’i asıl önemli kılan şey türe yaptığı katkı ya da tekrar değil, ülkesinde başlattığı tartışma. Malum, taş yerinde ağırdır ve tam da Lincoln’ün hem ‘Vampir Avcısı’ (Yön: Timur Bekmambetov), hem de ‘başkan’ (Yön: Steven Spielberg) olarak tekrar gündeme geldiği bir dönemde, aynı tarihsel dilimde gezinen ve meseleyi tersten okumaya çalışan bir western elbette tartışılacaktı. Nitekim filme ilk taşı Spike Lee attı ve ‘Zincirsiz’i izlemenin atalarına saygısızlık olacağını söyledi. Geçmişte ‘Malcolm X’in hayatını da çeken siyahi yönetmen kölelik tarihine spagetti western yaklaşımını saygısızca bulduğunu belirtti.
Örneğin siyah bir eleştirmen olan Tim Cogshell, Tarantino’nun kölelik nakaratına sığınmadığını ama siyahların hâlâ bu mirasın acılarını yaşadığını söylerken şunları yazdı: “Bu nedenle de Tarantino belki ‘Soysuzlar Çetesi’nde intikam fantezisiyle hedefi vuruyordu ama ‘Zincirsiz’de aynı sonucu alması mümkün değil. Çünkü siyahlar toplum olarak hâlâ ırkçılıkla karşı karşıya. ‘Soysuzlar’daki her şey artık fantezi ama siyahlar açısından aynı değil, çünkü hâlâ gerçek olanın bir ağırlığı var. Bu ülkede Barack Obama’ya bile belli oranda ırkçı bir tepki var. Quentin bunun bir kara komedi olmasını istiyor, fakat Amerika’nın siyah tarihiyle yüzleşmek için buradan oraya sadece bir filmle gidemezsiniz. Film iyi niyetli bir çaba ama olmamış.”
Tampa Bay Times gazetesi sinema ve TV eleştirmeni Eric Deggans ise bir siyah olarak filmi savunuyor: “Evet, köleliğin kaba tasvirleri filmin kusuru olarak görülüyor. Üstten bir yaklaşımla konunun halının altına süpürülmesi estetik olarak idare edilebilir ve hatta gereklidir de... ‘Nigger’ (zenci) sözcüğünün bu denli çok kullanılması ise ‘Eski Batı’da siyahlara nasıl muamele edildiğini doğru tasvir etmek için gerekli. Böyle bir dili yadsımak, filmlerde siyah karakter yoktu veya beyazlarla eşittiydiler demek gibi bir şey.”

Fransızca bilmeyen bir ‘Frankofon’
Ara not: Bütün bunları dışarıdaki tartışmaları da sayfalarımıza taşımak kabilinden aktardım! Ya oyunculuklar derseniz Jamie Foxx ‘Djando’da Franco Nero’yu asla utandırmıyordur sanırım. Christoph Waltz yine her zamanki gibi ‘humour’ yüklü. Leonardo DiCaprio, Fransızca bilmeyen Frankofon ‘Mösyö Candie’de gayet iyi. Samuel L. Jackson da ‘davayı satan’ ve ‘beyazdan daha beyaz’ Stephen’da döktürürken bir yandan da karakteri fazla karikatürize etmekten kaçamamış. Tarantino da kendisini ‘aptalca’ bir karakterle hatırlatmış.
Sonuç? Bazı Amerikalı eleştirmenlerin de dediği gibi “Zincirlerinden kopan Django değil de Tarantino” mu bilemem ama ‘Zincirsiz’i, sinemayı siyasi ve tarihi konjonktüründen kopartılmaya değer bir eğlence sanatı görenlerin simge ismi Tarantino’nun kendi doğrularını tekrarlayan yeni bir adımı olarak görmekten yanayım. Gerçekler için belki de ‘Kökler’i, ‘Amistad’ı ya da Spike Lee filmlerini yeniden izlemek gerekir.

BUNLAR DA VAR

Hansel ve Gretel: Cadı Avcıları Sonunda bu da oldu. Masalları farklı farklı vesilelerle perdeye getirme furyasında (bu sefer ‘kötünün’ gözünden aktarılan masallar, şimdiye kadar törpülenen sertliklerine odaklanılan masallar vs.) sinemanın girişimcileri Hansel ve Gretel’den aksiyon kahramanı çıkarmayı da başardılar. Bu sefer cadılarla mücadelelerinde ekmek kırıntılarına değil de envai çeşit silaha güvenen Hansel ve Gretel, Tommy Wirkola imzalı bu üç boyutlu maceralarında komik duruma mı düştüler, yoksa aksiyon kahramanlığını kaldırabiliyorlar mı, bu haftadan itibaren göreceğiz. Artık yetişkin yaşa gelip cadılardan intikam almak için yola koyulan ikiliyi Jeremy Renner ve Gemma Arterton oynuyor.

Çatlak Film “Yine mi kısa filmlerin bir araya getirildiği çok yönetmenli bir deneme mi?” diye söylenmeden önce durup bir düşünün. ‘Çatlak Film’in kısa filmlerini kesiştiren ortak tema, aynı şehirde geçmeleri veya aşk, tutku gibi meselelere odaklanmaları değil, absürdlüğün ta kendisi... Peter Farrelly’den Bret Rattner’a 12 yönetmen, Kate Winslet’tır, Hugh Jackman’dır, Gregg Kinnear’dır sayısız Hollywood yıldızını akla gelmeyecek utandırıcılıktaki sahnelere taşıyor. Zaten hikaye de ünlülerin olmadık sahnelerini biraraya getirmeye çalışan bir prodüktörde birleşiyor.