Mevsim normallerinin altında bir 'Sıcak'

Mevsim normallerinin altında bir 'Sıcak'
Mevsim normallerinin altında bir 'Sıcak'
Abdullah Oğuz imzalı 'Sıcak', bir günah etrafında üç kişiyi buluşturuyor. Hazım Körmükçü, Ebru Akel ve Cem Özer'in başrollerini paylaştığı film, inandırıcı olmayı başaramayan atmosferiyle sıradan bir çalışma
Haber: UĞUR VARDAN / Arşivi

 

FİLMİN FOTOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYINIZ

YAPIM NOTLARI İÇİN TIKLAYIN

GÖSTERİMDEKİ DİĞER FİLMLER İÇİN TIKLAYIN


Dikkat, bu yazı filmin gelişmelerini aktarmaktadır, uyarırız: Bu aralar yollara düşüp ilişki hesaplaşmasına girişen çiftler çok moda. Önce ‘İklimler’, sonra ‘İki Çizgi’, şimdi de ‘Sıcak’... Fakat ‘Sıcak’ın ilginç bir durumu var; çiftler ilişkilerini tam olarak tartmaya girişemeden film, ‘Üç Maymun’un temel meselesine kayıyor. Yusuf’la Meryem (yani İsa’nın ‘ebeveynleri’), Bozcaada’ya giderken gece yarısı aşırı yağmurda bir nesneye çarparak yoldan çıkıyor ve bir ağaca tosluyorlar. Kazanın etkisi geçtikten sonra neye çarptıklarına bakmak için yola döndüklerinde, bir jandarmayı öldürdüklerini fark ediyorlar. ‘Üç Maymun’daki siyasetçiden farklı olarak suçu birine yüklemektense, cesedi ortadan kaldırmayı yeğliyorlar. Daha doğrusu Yusuf’un çözümü bu, yoksa Meryem polise gitmekten yana. Fakat bürokraside vakit kaybetmek istemeyen Yusuf, kendi göbeğini kendi kesmeyi tercih ediyor. Lakin müteveffa asker Adem’in, yörenin ‘gönül adamı’ Niko’yla, sıkı bir dostluğu vardır. Üstelik, sekiz aylık bebeğini ilk defa kendisine gösteren karısı, daha sonra yazdığı mektupta başka bir adama kaçacağını belirtmiştir. Adem de nöbette cinnet geçirerek firar etmiştir. Dolayısıyla jandarma, kaçak erin ve tüfeğinin peşindedir. Ve işin kötüsü, cesedi gömdükleri yer, bir yol inşaatının üzerindedir.

Kötü yazılmış bir polisiye gibi
Yukarıda konusunu özetlediğimiz ‘Sıcak’, beceriksiz bir katilin amatörce yaptığı hataları içeren, ama kendisi de kötü yazılmış bir polisiyeyi andırıyor. Filmin derdi, bir günahın taşıdığı yük İki aylık hamile karısını aldatan şehirli Yusuf, geçmişinde acı yaşamış Adalı Niko’yla, bu günah etrafında ister istemez bir hesaplaşma yaşıyor. Ne var ki, öyküdeki polisiye izler o kadar zarafetten yoksun ki: Askeri gömüyorsunuz künyesini unutuyorsunuz, arabanın torpido gözünde duran bir ‘yasak’ mektup, sonuçta pantolonunuzun arka cebinden karınıza ulaşıyor. Hele ki askerin geride bıraktığı cep telefonu trüğü var ki, saç baş yolduruyor. Telefon karşı taraftan arandıkça, Meryem zil sesinden bunalıma girip duruyor. Üstüne bir yastık atmak ya da telefonu uzaklaştırmak akıllarına gelmiyor.
Ama filmin bu tür ‘kör parmağıma’ unsurlarının dışında, ciddi bir atmosfer problemi de var. Daha baştan arabaya konulan mektupta, karakterini ortaya döken Yusuf’un, her türlü haltı yiyeceği o kadar belli ki, sonradan onun olaylar karşısındaki yargılarının pek bir esprisi yok. Öte yandan Niko’nun geçmişinin deşifre edildiği sahne (Yusuf, Niko’nun evinde künye ararken yerel bir gazete buluyor ve her şeyden haberdar oluyor), o kadar Hollywood kokuyor ki, filmde yama gibi duruyor.
Oyunculuklara gelince; ‘kardan adam’lıktan ‘aldatan adam’lığa terfi eden Hazım Körmükçü çok kötü oynuyor. Ebru Akel, ortalıkta moda dergilerinden fırlamış gibi dolaşıyor, Cem Özer de ‘Adem’in Trenleri’nin ardından bu kötü filmde fazla irtifa kaybediyor (hele Akel’le karşılıklı ağladıkları bir sahne var ki...)
Sonuçta Abdullah Oğuz, iyi bir ‘O Şimdi Mahkûm’ ve ‘idare eder’ tadındaki ‘Mutluluk’tan sonra ilk filmi ‘Asmalı Konak’ı hatırlatan bir çalışma ortaya koymuş. Yani bu ‘Sıcak’lık, mevsim normallerinin çok altında.