Mürekkep balığıyla kızkardeşi balina

'Mürekkep Balığı ve Balina'yla tanınan Noah Baumbach, ikinci çalışması 'Kızkardeşim Evleniyor'da da yine aile içi dertleri perdeye taşıyor. Filmin başrollerinde Nicole Kidman, Jennifer Jason Leigh var
Haber: UĞUR VARDAN / Arşivi

 

 

FİLMİN FOTOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYIN

YAPIM NOTLARI İÇİN TIKLAYIN

KIZKARDEŞİM CANIM BENİM...ERMAN ATA UNCU YAZISI İÇİN TIKLAYIN

 

Aileler dert yükü.. 80’lerde ‘Sıradan İnsanlar’, 90’larda ‘Buz Fırtınası’, 2000’lerin başında ‘Amerikan Güzeli’, sonlarına doğru ‘Tutku Oyunları’, orta sınıf ailelerin açmazları üzerine kafa patlatan filmlerdi ve karakterleri, hayal kırıklarıyla dolu ilişkilerini bazen hesaplaşmalarla ama çoğu kez de kaçamak yollarla çözmeyi deniyordu. The Village People dergisi sinema yazarı Georgia Brown’ın 1969 doğumlu oğlu Noah Baumbach ise, yönetmen olarak imzasını koyduğu iki filminde de ‘aile tablosu’na çocukların gözünden bakmayı deniyor çoğu kez. İki sezon önce izlediğimiz ‘Mürekkep Balığı ve Balina’ otobiyografik özellikler içeriyordu ve orta sınıf dertlerinden çok, entelektüel ebeveynlerin yaşadıkları açmazların çocukların üzerine düşen gölgelerini takip ediyordu. Karakterlerinin sorunlarını zekice ve hüzünle karışık bir tebessümle seyircisine geçiren filmi, kuşkusuz parçalanmış aile fertleri (elbette perdede kendilerini bulmaktan mütevellit) daha çok sevmişti.
Bugünden itibaren gösterime giren ‘Kızkardeşim Evleniyor’la (Margot at the Wedding) kimin özdeşleşeceği ve bu yüzden daha çok seveceği, bu coğrafyadan bakıldığında biraz muamma. Çünkü film fazla Amerikan ve fazla New York’lu. Kuşkusuz global bir dünyanın parçası olarak Türkiye’de de bu türden dramlar yaşayanlar vardır ama 70 milyonda kapladıkları yer elbette tartışmalı. Öte yandan film, kimi anları ve karakterlerinin dışavurumlarıyla evrensel tatlar da taşıyor. Lakin, (önce kişisel saptamamalı yapayım; zeka ve espri seviyeleri yerlerde sürünen filmlerin kendisini dahi sanan yönetmeni) Wes Anderson’un ‘Suda Yaşam’ında senaristlik de yapan Baumbach, ne yazık ki ikinci uzun metrajlı çalışmasında ‘Mürekkep Balığı ve Balina’daki derinliği yakalayamıyor. ‘Kızkardeşim Evleniyor’, aslında Londra’da geçen son üç filmini saymazsak sinema serüveni boyunca Manhattan’lı entelektüelleri anlatan Woody Allen’ın yapımlarını anlatıyor. Çoğu yerde çok geveze ve ne diyalogların içeriği, ne de karakterlerinin kaygıları, bütün bu gevezelikleri doldurmuyor. Belki de şöyle düşünmek lazım, Baucbach, karakterlerinin ipliğini pazara çıkarıyor, “İşte bakın, ne kadar boş şeylerle uğraşıyorlar” diyor.
Peki nedir bu boş şeyler derseniz, özetleyeyim: New York’ta yaşayan orta halli yazar Margot Zeller, oğlu Claude’la birlikte, kızkardeşi Pauline’in düğününe katılmak üzere, aile ocağı olan New England’a doğru yola çıkar. Onu, burada geçmişe ait kimi hesaplaşmalar beklemektedir. Pauline, bahçedeki ağacın komşuya taşmasından dolayı sorun yaşamaktadır. Ayrıca, anlattıklarının ve yaşadıklarının, kardeşinin kimi romanlarına konu olmasından dolayı, önceki evliliği dağılmıştır. Ressam ve müzisyen olan yeni damat adayı Malcolm ise, ‘loser’ görünümüyle ortalıkta boş boş dolaşıp geleceğe ait hiç bir güven telkin etmezken Margot, eve kendi sorunlarını da taşımıştır. Kocası Jim’den nefret eden genç kadın, New England’a eski flörtü yazar Dick’le yeniden görüşmek için de gelmiştir. Oğlu Claude ise bir yandan ergenliğin dertleriyle başa çıkmaya çalışırken öte yandan annesinin kararsız kişiliğinin acılarını ruhunda taşımaktadır. Biz de bu arada seyirciler olarak bu Amerikan kırsalındaki burjuvaların incir çekirdiğini doldurmayacak dertlerine ortak oluruz.
Baumbach, Freudyen ögelerle de süslediği filminde kızkardeşler arası rekabete, orta yaşlı erkek-genç kız ilişkisine, şehirli-taşralı çocuk çelişkilerine değiniyor. Margot karakterinin abartılı bir şekilde yansıtıldığı ve narsizmiyle herkesi bezdirdiği filmde, yer yer iyi espriler de yok değil. Lakin bütün bunlara rağmen ‘Kızkardeşim Evleniyor’, yönetmenin ilham kaynakları arasında önemli bir yer tutan Bergman sinemasındaki Slav hüznünü ya da Eric Rohmer’den esinlenmeye çalıştığı dramatik ama kayıp giden anlatımı, başarıyla öyküsüne yayamıyor. Dolayısıyla Bergman da, Rohmer de (keza Woody Allen da), filmin kenar süsleri gibi duruyor ve hikaye, bir noktadan sonra cazibesini kaybediyor.
Ya altı çizilmesi gereken yanlar? Filmin en iyi sahnelerinden birinde Margot, kendisinin hala ayakta kaldığını göstermek adına, tıpkı eski günlerde olduğu gibi ağaca tırmanıyor. Lakin tırmanmayı başarıyor ama ya çıktığı yerden inmek; işte o zordur. ‘Şov’un sonraki kısmına itfaiye yetişiyor. Bu tür filmlerdeki ‘simgesel okumalar’ beni genellikle yorar (çünkü çoğu zaman zorlama gelir), burada da ağaç, dallardan ve yapraklardan çok simge barındırıyor. Margot ona tırmanıyor, komşu kesilmesini istiyor, Pauline ve Malcolm, onun altında evlenmek istiyor vs. Galiba Baumbach, ağaç metaforuyla kökleri kastediyor, lakin o köklerden de filmin başında haberdar oluyoruz: Margot ve Pauline, gençken babaları tarafından kemerle dövülüyormuş. Kızlar da, tepkilerini önüne çıkanla yatarken gösteriyorlarmış. İkili, sonradan bu ‘özgür seks’in tepkiden çok en iyi yaptıkları iş olduğuna karar veriyorlar.
Neyse, ‘Kızkardeşim Evleniyor’da bu tür diyaloglardan çok var. Bir başka ilginç not da, filmin, popüler sinema dergilerinin arada bir yaptıkları ‘En iyi bilmem ne sahneleri’ne vereceği bir kare var; o da Nicole Kidman’ın mastürbasyon yapması... Benden tavsiye, büyük gazetelerin her gün verdikleri magazin ekleri, bu sahneyi ‘Berlin in Berlin’deki Hülya Avşar’la karşılaştırıp bazılarından uzman görüşü bile alabilir.
Ya oyunculuklar derseniz, yıllar önce ‘Practical Magic’te cadı kızkardeşlerden birini canlandıran Kidman, bu kez ruhu cadıya benzeyen Margot’da karşımıza çıkıyor. Sanki Kidman’ın soğukluğu, bu karakterden nefret etmemizdeki en büyük etkenmiş gibi geldi bana. Diğer kızkardeş Pauline’de Jennifer Jason Leigh (ki kendisi aynı zamanda yönetmen Baucbach’ın karısı), filmde daha iyi gibi duruyor. Jack Black ise aynı rollerde sıktı sanki.
Sonuç olarak ilk filmi kadar başarılı bir performans gösteremeyen Baumbach, ‘Cehennem başkalarıdır’ diyen Sartre’a karşılık, ‘Cehennem ailedir’ tezinde ısrar ediyor. Siz de bu görüşteyseniz, 93 dakikanızı bu filme ayırabilirsiniz.