Nalet olsun içimdeki gişe kaygısına

Nalet olsun içimdeki gişe kaygısına
Nalet olsun içimdeki gişe kaygısına
Haber: UĞUR VARDAN / Arşivi

 

FİLMİN FOTOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYINIZ

YAPIN NOTLARI İÇİN TIKLAYIN

GÖSTERİMDEKİ DİĞER FİLMLER İÇİN TIKLAYIN


‘Kurtlar Vadisi’, kendi içinden post çıkarmayı sürdürüyor. Önce 2006’nın başında Polat Alemdar ve ekibini, Irak’ta, Amerikan emperyalizmine karşı ‘direnirken’ ve bu arada, Türk’ün şanlı geçmişini Ortadoğu’da tekrar hatırlatırken ve de en önemlisi, ‘Çuval meselesi’yle kırılan gururumuzu tamir ederken izlemiştik. Malum, bazı gerçeklerin rövanşını şimdilik sadece perdede alabiliyor ve ‘sokaktaki adam’ın hislerine, ancak salonlarda tercüman olabiliyoruz. ‘Vadiciler’ kuşkusuz meselenin salonlardan hayata yansıyabileceği günlerin de özlemi içindeler ama sorun yok, o günlere kadar bu hikâyeler de işe yarıyor; onların kasası doluyor... 

Dizinin içinden çıkan bir ara karakterin sinema serüveni niteliğindeki ‘Muro: Nalet Olsun İçimdeki İnsan Sevgisine’ye gelince... ‘Vadiciler’in sola olan nefreti malum. Muro ise diziye sonradan ‘eklemlenen’ ve ‘kreatif’ ekibin, Türk siyasetini kendi açılarından yorumlamalarının tezahürü olarak ortaya çıkmış bir karakter. Eski bir PKK itirafçısı. Lakin üslubu, daha çok solu eleştirmeye çalışırken karikatürize bir prototip çizen demode bir anlayışın uzantısı. Adım başı ‘burjuvazi’den dem vuruyor, adım başı ‘devrim’ diyor, adım başı ‘özeleştiri, polemik’ türünden sözcükler kullanıyor. Doğrusu diziyi (çok şükür ki) izlemedim. Çok başlarda, Osman Sınav yönetmeliğindeki bölümlerine takılmışlığım var. 

Ergenekon’la birlikte yeni sulara açılan ve güncel politikayı, kendince yorumlayan ‘Pusu’ kısmıyla ise, orada burada yazılanlar dışında bir ilişkim yok. Muro’yu dizi içinde üç-dört dakika izledim, bir de magazin programlarında rastladım.
Filme gelince; elbette salona önyargıyla hareket ettim. Solu eleştirme ve kendilerince yargılama işi (karikatürize etmeleri ve içini boşaltmaları zaten başlı başına bir problem) doğrusu ‘Vadiciler’e mi kaldı? Hamasete soyunmak istemiyorum ama onca işkenceden geçmiş, her darbede fatura kendilerine kesilmiş insanları Muro mu simgeleyecek. Üstelik, zaten hedef belli; PKK’yı görsel yönden de vurmak. Fakat anladığım ve okuduğum kadarıyla, Muro karakteri dizinin seyredenleri tarafından sevilince, ‘evdeki hesap çarşıya uymamış’. Bugün artık Muro baştaki, kendisini ameliyat eden doktoru bile öldüren ‘şerefsizden’ (bu bilgiyi ‘müdavimlerinden’ ve internette okuduğum bir yazıdan aldım), çok uzak bir portre sunuyor. 

Filme gelince, gerçek hedef kuşkusuz Muro’nun sempatikliğini yeni bir gelir kaynağına dönüştürmek. Ana karakter, dizi bilgileriyle öyküsüne başlıyor ve sonradan başka yollara sapıyor. Hapisten çıkan Muro ve yardımcısı Çeto, içerdeyken kendilerinden habersiz iki Rus kadınıyla para için evlendirilmiştir. Bu işlemi yapan muhtar, onlara durumu açıklayınca ‘ikili’ meseleyi çözmek için İstanbul’a dönüyorlar. Burada da artık iyice ‘kayganlaşan zemin’de kendi doğruları üzerinde ayakta durmaya çabalıyorlar. 

‘Muro: Nalet Olsun İçimdeki İnsan Sevgisine’, sanırım komedi filmi olmak adına yola çıkıyor. Fakat dizinin müptelası olmamanın yarattığı bir sorun mu bilemiyorum ama filmin ilk bir saatinde gülmeye değer bir şey bulamadığımı söylemeliyim. Daha sonrasında hikâye biraz yerine oturuyor ve belki de, karakterlerle en azından film yoluyla kurulan ilişki sonucu, sonlara doğru nispeten gülünüyor. Ve bir noktadan sonra her şey sempatik de geliyor. Aslında konu, ‘ortada ‘devrim’ mücadelesi olmayınca Muro da ‘ahlak’ mücadelesine girişiyor ve arkadaşı Muzo üzerinden, kokuşmuş burjuvaziye saldırıyor’ şeklinde özetlenebilinir. Ya da filmi şöyle mi okusak: ‘Mustafa’ Atatürk’ün, ‘Osmanlı Cumhuriyeti’ padişahın, Muro da eski PKK’lı bir devrimcinin insani yönlerini bize anlatıyor... Bu tabii ki çok iyi niyetli bir yaklaşım olurdu, biliyorum. Ama öte yandan sonlara doğru karakterin insani yönlerine eğilinmiş. Bir de film İstanbul’u Aksaray’dan ibaretmiş gibi gösteriyor.

‘Sonbahar’ı bekleyin
Sonuç? Şimdi önümüze atılan soru bu filmin ‘A.R.O.G.’ karşısında ne kadar gişe yapabileceği. Magazin basını bu ‘büyük sorunsal’ın peşinde. Kuşkusuz dizinin müdavimleri, Muro’ya olan sevgilerini ‘box-office’ listelerinde gösterecektir. Helali hoş olsun. Film ise bana kalırsa sadece bir esinti olarak geçip gidecektir. Muro’daki Mustafa Üstündağ’ı ‘Zeynep’in Sekiz Günü’nde çok beğenmiştim. Umarım aynı sözcükler üzerinden benzer cümleleri, defalarca başka başka kurmaya soyunmayacağı karakterler de bulur. Çeto’da Şefik Onatoğlu’nun da çok başarılı olduğunu düşünüyorum. ‘Fasulye’yle parlayan Selim Erdoğan, bu kez ‘Muro’da karşımıza çıktı. Ona da ‘Eh işte’ yargısında bulunalım.
Toparlarsak, bu ülke sineması sola bakarken ‘Sonbahar’ı da üretiyor, ‘Muro’yu da. Aralarındaki kalite ve sıklet farkını ‘fark etmek’ de seyirciye kalıyor, derim...