Neşeli kadın müzikali

Neşeli kadın müzikali
Neşeli kadın müzikali
Haber: SEVİN OKYAY / Arşivi




FİLMİN FOTOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYIN     

YAPIM NOTLARI İÇİN TIKLAYIN


Bazı filmlerden önce böyle uyarılarda bulunmak zorunda kalıyoruz. Hayır, ukalaca uyarılar değil. Sadece bir kesimin hiç hoşlanmadığı bir filmden başka bir kesimin hoşlanabileceği yolunda tüyolar diyelim. ABBA şarkıları üzerine kurulu aynı adlı müzikalden beyazperdeye uyarılan ‘Mamma Mia!’ gibi. Sonuç olarak karşımızda şarkıları iki İsveçli tarafından yazılmış, adı İtalyanca olan ama Yunanistan’ı mekân edinmiş, Yunanlı karakterler arka plandaki bir koroyu oluştururken, ana karakterlerin hepsinin İngilizce isimler taşıdığı bir film var. Ancak bu film bir kadın filmi, özellikle de orta yaşlı kadınlara çekici gelecek bir film. Bir tarafta, daha önce gruplarıyla şarkı söyleyen üç hanım, öte yanda ise gelinin babası olmaya aday üç erkek! Mesele şurada ki, anne, hangisinin baba olduğunu hatırlamıyor.
Donna, bir Yunan adasındaki köhne otelin sahibi. Kızı Sophie’yi tek başına yetiştirmiş. Sophie (Amanda Seyfried) ise, düğünde babasının onu damada teslim etmesini istiyor. Ancak babasının kimliğini bilmediği için, Donna’nın günlüğünden ilişki kurduğunu tespit ettiği, doğumundan dokuz ay öncesine denk düşen üç kişiye, annesinin ağzından mektup yazıyor ve muhtemel babalarını düğüne davet ediyor. Evet, Donna’mız biraz uçarıymış.
Tam bu noktada niye tüyo verdiğimizi açıklayalım. Bazı eleştirmenler, özellikle ciddi İngiliz eleştirmenler filmden çok sıkılmış, hatta rezalet bulmuş. Oysa kadınların hiç de bu fikirde olmadığı anlaşılıyor. Aslında, haklılar da. ‘Mamma Mia!’, çok eğlenceli bir film. Gerçi insan dördüncü, beşinci şarkıdan sonra ‘Allahım, acaba daha kaç tane ABBA şarkısına dayanabilirim?’ diye bir şüpheye kapılmıyor değil ve fakat ‘Waterloo’ finalinin sonuna kadar dayanılıyor. Grubu çok seviyorsanız zaten mesele yok.
Bence ‘Mamma Mia!’nın en hoş tarafı, tepeden bakmadan, ironiye başvurmadan, kendini olduğu gibi kabul ederek, esprisinin tadını herkes kadar çıkarmasında. Böyle bir yol seçtiği için, müzikali sahneye de koymuş olan Phyllida Lloyd’un zeki bir yönetmen olduğunu düşünüyorum.
Hepsi şarkı söyleyemiyor, tabii. Streep, daha ‘Postcards from the Edge’ ile, sesinin olduğunu kanıtlamıştı. Buna karşılık Brosnan, pek hoş ve komik ama, şarkıcılıktan nasibini almamış. Doğrusu, sesten de almamış. Olsun varsın! Allah da her orta yaşlı kadına, eski sevgililerinden üçünü Pierce Brosnan (Sam), Colin Firth (Harry) ve Stellan Skarsgard’ın (Bill) suretlerinde yollamaz. Kız tarafı da şirin, güzel genç kızımız Seyfried’den (aynı zamanda, yetenekli bir komedyen) ve anne ile onun iki eski arkadaşından oluşuyor: Gençliklerinin grubu Donna and the Dynamites’in ‘dinamit’ bölümünü oluşturan iki üyesi, Rosie ile Tanya ya da Julie Walters ile Christine Baranski. Ta ‘Educating Rita’dan beri hayranlıkla izlediğimiz Walters da, ‘Cybill’ ve ‘Frasier’ ile Emmy ve Altın Küre adayı olmuş Baranski de harikaydı. Özellikle, 60’a merdiven dayadığını rahatça itiraf eden uzun bacaklı Baranski’nin bir delikanlıyla flörtü pek lezizdi.Mia!’ hafifçe, 1968 yapımı bir Gina Lollobrigida filmine yaslanıyor: ‘Buona Sera, Mrs Campbell’. Efsanevi Lollo, İkinci Dünya Savaşı sırasında üç Amerikalı havacıyla (Telly Savalas, Peter Lawford, Phil Silvers) birlikte olmuş bir İtalyan güzeliydi. Sonra üçü birden, eşleriyle, havacıları yeniden bir araya getiren bir toplantı için kasabaya geliyordu. Çiftler ve Gina’nın kızı, gerçeği öğreniyorlardı.
Abba meselesine gelince, 1994 yapımı ‘Muriel’s Wedding’i hatırlayacaksınız. Toni Collette, Avustralya’dan sıkılan ve vaktini düğününü hayal edip Abba şarkıları dinleyerek geçiren iri-yarı bir kızı oynuyordu. O zaman ABBA sevenlerin sayısı da daha çoktu ama.
Olsun, önemi yok. Hikâyenin de, Brosnan’ın sesinin de, hiçbir şeyin. Eski hippilerin mutlu bir gününe buyurun. Kızımızı evlendiriyoruz, üstelik üç babası var. Mübarek olsun!