O kadar da 'derin' değildi...

O kadar da 'derin' değildi...
O kadar da 'derin' değildi...
Ulusal yarışma filmlerinden 'Derin Düşün-ce', ensest çağrışımları nedeniyle seyirciden tepki gördü, 'Elveda Katya' bol bol alkış aldı. Eleştirmenler ise iki filmi 'sıradan' buldu
Haber: UĞUR VARDAN - ugur.vardan@radikal.com.tr / Arşivi

Açılış töreni, açılış filmi derken Antalya’da ‘Ulusal Yarışma’ da kendi gündemini dayatmaya başladı. Bu yılki 10 filmlik toplamın ilk hamlesi pazar günü saat 15.00’te gösterilen ‘Derin Düşün-ce’ydi. 2008 tarihli ‘Vali’nin yanı sıra kimi TV dizilerinin de yönetmeni olarak bilinen Çağatay Tosun imzalı çalışma, “Bismillah” der demez tartışmaların odağına oturdu. Film İstanbul ’un Anadolu yakasında dışarıdan eski bir köşk izlenimi veren, içeriden de yaldızları dökülmüş bir aristokrasinin izlerini süren bir evde adeta tek başına yaşayan Derin adlı küçük bir kızın ‘tuhaf hikâyesi’ni anlatıyordu. Kendisini odasına kapatan annesinin depresif koşuşturmaları arasında kendi dünyasını kuran ve hayatı sürekliliği olan bir oyuna çeviren minik Derin’in öyküsü, bu kadarla kalsa iyiydi. Seks bağımlısı baba, bir süre sonra gelinini taciz ettiği anlaşılan dede, bir mafya örgütlenmesini andıran ve uyuşturucu ticareti yaptığı izlenimi verse de aslında kadınlara makyaj aletleri satan babanın patronu ve iş arkadaşları derken ‘Derin Düşün-ce’ yavaş yavaş seyircisini de derin düşüncelere gark etti. Gösterim sonrası düzenlenen basın toplantısında yönetmen Çağatay Tosun, “Yanlış anladınız, ben de zaten sizinle aynı fikirdeyim, konu vahim ama ben ensesti anlatmadım” dese de yapıtına serpiştirdiği onca ima, onca diyalog, onca sahne, izleyiciye “Bu film ensestle ilgili bir şeyler anlatıyor” demekten başka şans bırakmıyordu. Böyle bir durum ortaya çıkınca da ilk tepki, filmin sonundaki alkışlara tavrını yüksek sesle belirten kadın bir izleyiciden geldi: “Burada çocuk pornosu çekiliyor, siz alkışlıyorsunuz.”

Hicap ile gerçek arasında
Bu tartışma basın toplantısına da yansıdı, ilk olarak mikrofonu eline alan ve “Ben bir babayım, bu filmi izlerken hicap duydum, size yazıklar olsun” diyen izleyiciden sonra, ‘Karşı cephe’ de devreye girdi ve “Bu bir Türkiye gerçeği, birçok ensest vakası yaşanıyor ama örtbas ediliyor. Bu film, bizim gerçeğimiz” cevabını verdi. Basın toplantısı bu minvalde seyrederken karşıtlar ve yandaşlar kendi lehlerine konuşma yapanları sürekli alkışladı, iş taraftar atışmasına döndü. Bence filmin ensesti anlatmasında bir problem yok, evet, bu da bizim gerçeğimiz ama ‘Derin Düşün-ce’nin problemi sinemasal. Anlatımı kopuk kopuk, kendini ifade etmekte zorlanıyor ve yönetmeni de göndermelerine sahip çıkmadı. Mesela Derin’in bira alırken oynadığı oyunlar var ve nihayetinde, küçük kız bakkaldan poşet alırken arkasını dönüp tuhaf hareketler yapıyor. Şimdi gelin de bu sahnenin içinden çıkın. Geçelim, bir başka sahnede de baba bira içerken sızıyor, ayaklarında da kızı yatıyor. Sonraki sahnede biz babanın fermuarını yarı açık görüyoruz. Peki bu durumda biz bu sahneyi nasıl yorumlayacağız? Neyse, ‘Derin Düşün-ce’, daha önce ‘Hayat Var’ gibi bir başyapıtın ya da ‘Atlıkarınca’ gibi eli yüzü düzgün bir yapımın geçtiği yollardan, yeni bir şey söylemeden ve göstermeden geçiyor, asıl problem bence buydu…
Jürinin daha ilk filmde kendi içinde tartışmaya soyunması ve bu tartışmaya, etraftaki kimi sinema yazarlarının tanıklık etmesi de ilginçti tabii ki. Böylece basın da aradığı malzemeyi ilk günden bulmuş oldu.
‘Ulusal Yarışma’ mönüsünün ikinci adımı bir ilk filmdi. Ahmet Sönmez imzalı ‘Elveda Katya’, ‘Her gördüğün Rus Nataşa değildir’ türü bir kıssadan hissenin peşine düşen ve sırtını melodrama sonuna kadar dayayan bir yapımdı. Trabzonlu Yunus Kaptan, yıllar önce gemisini Batum’da demirlerken bir Rus kızla kısa süreli aşk yaşar. Daha sonra da yollar ayrılır. Ne var ki bu aşktan Katya doğar ve annesinin zamansız ölümünün ardından bir yetimhaneye verilir. Bu geçmişi 19 yıl öncesine dayalı meselenin günümüzdeki uzantısında ise 18 yaşını doldurduğu için yetimhaneyi terk eden Katya’yı karşımızda buluruz. Lakin kızcağız adımını dışarıya attığı anda lüks bir arabadan inen bir kadın, ona hayatıyla ilgili sırları aktarır. Babası Yunus Kaptan’dır ve Trabzon’da yaşamaktadır. Genç kız, babasını bulmak üzere soluğu Trabzon’da alır, ama üç çocuklu bir ailenin reisi olan Yunus Kaptan Katya’yı kabullenmekte zorlanacak, öte yandan aile düzeni de sarsılacaktır.
Denizcisiniz, kendi kamaranızda sevişiyor ve karşınızdakine, ona âşık olduğunuzu inandırıyorsunuz. Heyhat duvarda karınız ve çocuğunuzun olduğu fotoğrafı unutuyorsunuz. Geçelim bir başka sahneye, Katya tek kelime Türkçe bilmiyor ama sabah ezanında soluğu daha önce hiç görmediği babasının evinde alıyor. Oraya o saatte (hava daha karanlık) nasıl gelmiş, niye o saatte gelmiş, yolu nasıl bulmuş; bunların hiçbiri belli değil. Ayrıca 64 yaşındaki Kadir İnanır’ın yaşlılık dönemini canlandırdığı karakterin 19 yıl öncesinde 32 yaşındaki Caner Cindoruk’u bulmak da biraz garip kaçmış. Ama yönetmen Ahmet Sönmez, bir kere melodram yapmayı ve duygularımızı esir almayı kafasına koymuş, bu uğurda mantığın hiçbir önemi yok.
‘Elveda Katya’, alttan alta dini mesajlar pompalayan (film boyunca üç kez sabah ezanı duyduk ve üç kez Yunus Kaptan eşliğinde camiye gittik, sinema yazarı arkadaşım Cüneyt Cebenoyan konuyu şöyle özetledi: “İşte Yılmaz Erdoğan’ın özlemini çektiği film, ezan sesinden geçilmiyor.”) ama ‘Öteki’nin, yani Rus kızın da hakkını veren çalışma olmuş. Bir de filmin hakkının verilmesi gereken bir yanı var; o da onca klişesine rağmen finalde bizi beklenen noktanın uzağına götürmesi ve en azından bu yanıyla, farklı bir şeye soyunması.
Lakin ‘Derin Düşün-ce’nin ardından seyircinin hem film boyunca esirgemediği alkışlar hem de basın toplantısındaki coşkulu destek, sanki ‘Halkın portakalı’nın sahibini belli eder gibiydi. Peki jüri bu filmi nasıl bulmuştur. Bunun yansımasını da ödül gecesi göreceğiz

‘Saba’ bugün görücüye çıkıyor
Uluslararası yarışmada yer alan tek yerli yapım ‘Saba’ bugün görücüye çıkıyor. Geçen yıl üçlemenin ilk filmi olan ‘Hicaz’ ile ulusal yarışmada boy gösteren Erdal Rahmi Hanay’ın yönettiği filmde Öykü Çelik, Memet Demir, Berke Üzrek, İhsan Ustaoğlu ve Deniz Gökhan Erensayın rol alıyor. ‘Saba’, mecazi ya da ilahi aşkı simgelemeyen, derin hüzün ve pişmanlık içeren makamdan esinlenilerek siyah beyaz olarak çekildi. Filmde, yönetmenin tanık olduğu bir öyküden yola çıkılıyor. Yılın altı ayı karla kaplı bir Anadolu kasabasında 22 yıl önce geçen olayı konu edinen film, 22 yıl önceki gerçek mekanlarında tamamlandı. Film bugün saat 15.00’te Migros Cinemaximum Salon 1’de gösterilecek.

Selçuk Yöntem’e büyük ilgi…
Bence aktarılmaya değer bir anekdotla ilk gün notlarını kapatalım: Her iki filmde de aynı ritüel yaşandı. Jüri toplu halde salona girerken üyelerden Selçuk Yöntem, ‘Saz arkadaşları’ndan daha sonra salona intikal etti. Jüri girdiğinde özellikle Hülya Avşar’a ilgi büyüktü ve ‘Başkan’ alkışlarla karşılandı. Ama asıl ilginin Selçuk Yöntem’e olduğu ise o kadar açıktı ki, deneyimli aktör iki filmde de en büyük alkışı aldı. Yani halk,’ Adnan Bey’ini (Ne alaka diyenler için zorunlu bir açıklama; ‘Aşk-ı Memnu’yu kastediyorum)
hâlâ unutmamış…