On kaplan gücünde olmasa da...

On kaplan gücünde olmasa da...
On kaplan gücünde olmasa da...
Ata Demirer- Hakan Algül ikilisi 'Eyyvah Eyvah' serisinden sonra 'Berlin Kaplanı' ile karşımızda. Film beklentileri karşılamayı başarsa da biraz aceleye gelmiş gibi.
Haber: ŞENAY AYDEMİR / Arşivi

Artık şu tespiti rahatlıkla yapabiliriz: Ata Demirer bu ülkede ‘namusuyla’ eli yüzü düzgün komedi yapan üç-beş isimden birisi. En azından şimdiye kadar yaptığı işlerin ‘samimiyeti’ konusunda aklımızda hınzırca bir soru işareti oluşmadı. Umudumuz bundan sonra da oluşmaması.
‘Neredesin Firuze’deki küçük rolünün ardından ‘Osmanlı Cumhuriyeti’ ile bir filmi sürükleyebileceğini ispatlayan ve ‘Eyyvah Eyvah’ ile hem yazarlık hem de oyunculukta rüştünü ispatlayan Demirer için asıl sınav belki de bundan sonra başlıyor. İki filmlik ‘Eyyvah Eyvah’ serisi hem seyirciden hem de eleştirmenlerden hatırı sayılır övgüler aldı. Bu övgülerin gişe başarısı ile birleşmesi de ayrıca kayda değer.

“Demirer için asıl sınav bundan sonra başlıyor” dedik. Bunu biraz açalım. Demirer ve ‘Eyyvah Eyvah’ta birlikte çalıştığı yönetmen Hakan Algül (umalım ki bu ortaklık devam etsin) ‘endüstriyel baskılar’ ve ‘sinemasal kaygılar’ arasında bir noktada duruyorlar. Bir yandan üretim şehveti ve tüketim fırsatları açısından önemli bir yerdeler. Seyircinin Ata Demirer hikâyelerine, oyunculuğuna ilgi gösterdiği bir dönemde belli aralıklarla piyasaya yeni ürünler sunmak elzem. Öte yandan, yakaladıkları seviyeyi korumak ve hatta yukarılara çıkarmak da zorunlu. Bu bakımdan, hızlı olmanın yanında dikkatli ve daha özenli de olmak gerek.

Berlin’de yalnız bir adam
Bu zorunlu giriş, ‘Demirer-Algül’ ikilisinin bugün vizyona giren son filmleri ‘Berlin Kaplanı’ için hazırlık olarak okunabilir. Filmle ilgili söyleyeceklerimizi birkaç cümle ileriye erteleyerek hikâyeye kısaca bakalım. Ayhan Kaplan, ailesiyle bağlarını koparmış, Berlin’de yaşayan bir boksördür. Çok gençken (minikler kategorisinde) bir Almanya şampiyonluğu bile vardır. Ama artık yaş kemale ermiştir. Antrenörü Cemal -ki Cemal Kamacı geliyor burada akla. Bu arada Türkiye ’nin ilk ve belki de bu filme kadar tek boksör filminde kendisi başrol oynamıştır- ile birlikte hayata tutunmaya çalışmaktadırlar. Yaptıkları son maçı kaybedince sponsorları desteğini çeker. Üstelik yüklüce bir fatura çıkartarak. Ayhan bu borcu ödemek için eline geçen ‘yasadışı’ fırsatı da tepince ödenmesi gereken fatura daha da kabarır. Tam bu sırada akrabaları gelip Ayhan’ı Türkiye’ye gitmeye ikna ederler. Çünkü Ayhan çok değerli bir arazinin ortaklarındandır ve bu arazinin beş yıldızlı otel yapılmak için satılması gerekmektedir. Tabii Ayhan’ın da imzası... Ve olaylar gelişir... Ayhan’ın çocukluğuna benzeyen bir yeğen, ona âşık olan bir kadın ve aç gözlü akrabalarla akıp giden seyirlik bir komedi ‘Berlin Kaplanı.’

Filmle ilgili ilk elden söyleyebileceklerimiz şöyle: Ata Demirer’in senaryosu ve oyunculuğu, Hakan Algül’ün yönetmenliğiyle ortaya çıkan ‘Berlin Kaplanı’ vasatın üzerine çıkmayı başaran ve seyircisine ‘hoşça’ vakit geçirtme vaadine sadık kalan bir yapım. Demirer’in ‘Eyyvah Eyvah’taki Trakya şivesinden Almancı aksanına dönüşü, o karaktere bürünmedeki başarısı takdire şayan. Yine filmin giriş jeneriğinde ve ilerleyen bölümlerinde Berlin’in mekân olarak kullanımı da iyi. Necati Bilgiç’i yıllar sonra bir filmde, özellikle de ‘Arabesk’teki performansını yakalamış olarak görmek sevindirici. ‘Eyyvah Eyvah’lar kadar ‘komik’ olmasa da gülümsetmeyi başarıyor, samimiyetine halel getirmiyor.

Eksik olan bir şeyler var...
Ama yine de eksik olan bir şeyler var. Sanki her yıla bir film çıkarma hevesi ‘Berlin Kaplanı’nın biraz aceleye gelmesine neden olmuş gibi. Ortada ticari bir ürün var, evet. Sakin sakin bir anlatım beklemek haddimize değil. Seyircinin beklentisi bu değil çünkü. Ama ‘Berlin Kaplanı’ gereğinden fazla hızlı ilerliyor. Karakterlerin dönüşümleri bir anda oluyor, sorunlar hızla çözülüyor. Bu belki izleyicide hoş duygular yaratabilir ama ortaya da ‘ikna’ konusunda sıkıntılar çıkartıyor.

Toparlarsak, ‘Berlin Kaplanı’ beklentileri karşılıyor. Ama benim gibi Demirer-Algül ikilisinden beklentisi daha yüksek olanlar için “Olmuş” demek kafi. Bu ikili ‘endüstriyel kaygı’ ile ‘ sinema tadı’ arasındaki dengeyi daha iyi kurabilecek potansiyeli taşıyor çünkü...