Ortadoğu'da teksin!

Ortadoğu'da teksin!
Ortadoğu'da teksin!
Terörizm ve Ortadoğu konusunda uzman David Ignatius'un aynı adlı romanından uyarlanan casusluk filminde DiCaprio Ortadoğu'daki kötü adamların peşine düşüyor. Yönetmen Ridley Scott'la dördüncü kez çalışan Russell Crowe işleri zorlaştırıyor

 

 

FİLMİN FOTOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYINIZ

'YALANLAR ÜSTÜNE' YENİ BİR YALAN...UĞUR VARDAN'IN YAZISI İÇİN TIKLAYIN

GÖSTERİMDEKİ DİĞER FİLMLER İÇİN TIKLAYIN


YALANLAR ÜSTÜNE
Yönetmen : Ridley Scott
Senaryo : William Monahan, David Ignatius, David Ignatius (Kitap)
Oyuncular : Russell Crowe, Leonardo DiCaprio, Carice van Houten, Vince Colosimo, Michael Gaston, Clara Khoury, Alon Abutbul, Jamil Khoury, Shredi Jabarin
Yapımcı : Ridley Scott, Donald De Line
Görüntü Yönetmeni : Alexander Witt
Müzik : Marc Streitenfeld


FİLMİN KONUSU
Roger Ferris (Leonardo DiCaprio) ABD istihbaratının sahada ve insan yaşamının, elde edilecek istihbarattan daha değerli olmadığı yerlerde sahip olduğu en iyi adamdır. Kendisini dünyanın dört bir yanına götüren operasyonlarda, Ferris'in bir sonraki nefesi çoğunlukla güvenli hattın diğer ucundaki sese, deneyimli CIA ajanı Ed Hoffman'a (Russell Crowe) bağlıdır. Banliyöde dizüstü bilgisayarından strateji üreten Hoffman, dünyanın en karmaşık istihbarat ağından kaçmayı başaran ve bir dizi bombalama eylemi düzenleyen bir terör örgütü liderinin peşindedir. Teröristi açığa çekmek isteyen Ferris onun bulanık dünyasına girmek zorundadır; ancak Ferris hedefe yaklaştıkça güven kavramının hem tehlikeli, hem de hayatını kurtaracak tek şey olduğunu keşfeder.


YAPIM NOTLARI
Günümüzde yüksek bedelli küresel casusluğun bulanık yeraltı dünyasında, güç yalnızca silah ve teknolojiyle değil, alınan ve kontrol edilen –ya da öyle görünen— önemli bilgilerin miktarıyla ölçülür.
“Bilgi, en son nokta,” diye belirtiyor yönetmen Ridley Scott, “filmin altmetnine ilişkin olarak ‘Kimseye güvenemezsiniz, en iyi dostunuza bile. Arkanızı bir an döndüğünüzde kullanılırsınız. Ulusal güvenlik açısından önemli bir teşkilatı yönetiyorsanız, bu tavır olmadan daha zayıf ve savunmasız olursunuz. İşin tanımı bu...”
“Yalanlar Üstüne/Body of Lies” 10 yıl boyunca Wall Street Journal için CIA ve Ortadoğu olaylarını izledikten sonra Washington Post’a geçerek yardımcı editörlük ve köşe yazarlığı yapan yazar David Ignatius’un aynı adlı romanından uyarlandı. Kitabı henüz taslak halindeyken okuyan Scott, “ön saflarda gerçekte neler olduğuna ve fark yaratan insanlara alışılmışın dışında net bir bakış açısı getiriyor,” diyor.
Yapımcı Donald De Line şöyle diyor: “David’in kitabı bir ülkeye, kültüre ve son olarak düşmana sızmak için gereken tipte insanlar ve hile düzeyi üzerine çok zekice ve ustaca hazırlanmış bir casusluk öyküsü. Harika bir film için gereken her şeye sahip olduğunu hissettik.”
Scott romanın karamsar aciliyetini ve kavgacı karakter dinamiklerini perdeye yansıtabilmek için Oscar ödüllü senaryo yazarı William Monahan’la sıkı bir çalışma içine girdi. Yönetmen, “Hikâyenin pek çok boyutu gibi, konunun gelişimi ve karakterlerin ayak uydurup değişmeleri de ilginç. Bu çok heyecan verici bir macera,” diye belirtiyor.
Daha önce William Monahan’la “The Departed/Köstebek”te çalışan Leonardo DiCaprio, “Monahan’ın uyarlaması muhteşemdi. Bilgilendirme, yanlış bilgilendirme ve karakterler arasındaki kedi fare oyunu konularında bir harika,” diye anlatıyor.
“Hikâye gerçekten çok sürükleyici; tüm sürprizlere ve dönüşlere dikkat etmelisiniz,” diyor De Line. “Üstelik Ridley’nin çok iyi becerdiği ve kendine has tarzıyla çektiği heyecan verici aksiyon sahneleri de var.”
DiCaprio bu konuda hemfikir. “Bu filmde muazzam aksiyon öğeleri var ama konu oldukça karmaşık. Günün sonunda, ilgimizi ateşleyip bizi bağlayan şey CIA’in düşünce tarzının ne kadar gelişmiş olduğu ve bunun öyküye nasıl yansıtıldığıydı. Film üzerinde çalıştıkça, böyle bir teşkilatın çok yabancı bir dünyada, bulunması aşırı derecede zor bir düşmana karşı nasıl çalıştığı, bizi giderek daha da büyüledi.”

DiCaprio teröristlerin lideri CIA ajanı Roger Ferris rolünde…Ferris’in dönüşü olmayan planı ivme kazanırken, en yakın iki müttefikiyle yaşadığı çelişkiler, onu tamamen savunmasız bırakacak bir vicdan azabıyla birleşir. Hoffman başkalarına yaptığı gibi ona da ihanet mi edecektir? Bu sırada, Ürdün istihbaratının başı Ferris’in El-Selim’i kapana kıstırmak için gizli bir operasyon yürüttüğünü öğrenirse, Ferris’in Ürdün’deki ömrü dakikalarla ölçülecektir. Son tahlilde, Ferris’in hayatta kalması ve görevin başarısı, güvenebileceğini bildiği tek kişiye bağlı olabilir: Kendisi…
Ed Hoffman rolündeki Russel Crowe, “Tabii ki bu bir film ve gerçek olarak kabul edilmemeli ama benim için, insanlara, özellikle bariz bir kültür çatışması yaşanan bir yerde CIA gibi bir teşkilatı yürütmenin aldatma anlamında neler gerektirdiği konusunda fikir vermek önemliydi. İşlerin nasıl bu hale geldiğini görmek için çok geriye bakmanız gerekir,” diye anlatıyor.
“Bir yazar olarak hep ilgimi çeken bir konu aldatma ve rakiplerimizi aldatmamıza yarayan süreç olmuştur,” diyor Ignatius. “Sızılması neredeyse imkânsız olan bir teşkilata nasıl gireceğinizi düşünmeye başladım. İçeri giremezseniz, içeride olduğunuzu düşünmelerini sağlayabilir misiniz? Casusluk gazeteciliğe çok benzer. Bir şeyler bilen insanları saptarsınız, onların güvenini kazanırsınız ve sonra da sınırı geçip başlangıçta istemedikleri şeyleri söylemelerini sağlarsınız.”
Scott’ı özellikle etkileyen, istihbarat görevlilerinin gerçek yaşamlarına bu çıplak ve acımasız bakış oldu. “Sahadaki ve yönetimdeki adamlar arasındaki zıtlıkları keşfetme fikri hoşuma gitti,” diyor yönetmen.
Monahan şöyle anlatıyor: “Hikâye istihbarat dünyasını aşağı yukarı olduğu gibi, daha fazla pragmatizmle ve gerçek CIA’de bulacağınızdan daha az politik öğeyle gösteriyor. Ed Hoffman’ın zayıflıkları bana çekici geldi… Hepimiz bir Hoffman tanıyoruz. Ferris’in hikâyesi ise tamamen bireysel vicdanla ilgili olduğu için çekiciydi.”
21. yüzyıl casusluk yöntemlerini dünyanın en tehlikeli bölgelerinden birinde uygulamak, bilgi almak için her yolu kullanmak ve bildiklerinizin en değerli varlığınız ya da en büyük ayak bağınız olabileceği bir dünyada hayatınızı ortaya koymak demektir.

Kimse sahadaki baskıyı, terrorist operasyonları hakkında gerçek zamanlı istihbarat toplamak için görevlendirilmiş, olağanüstü yetenekli saha ajanı Roger Ferris’ten fazla hissedemez. “Ferris terörizmi durdurmaya ömrünü adamış ve bunun için her gün hayatını tehlikeye atan biri,” diyor DiCaprio. “Silah eğitiminde ve yakın dövüşte çok iyi yetişmiş ama ayrıca kendisini Ortadoğu kültürüne boğmuş, çok zeki ve hayli etkili bir saha ajanı. Dili ve kültürü tanıyor, insanların tavırlarına ve adetlerine saygı duyuyor. İlişki kurmakta ve terörist şebekelerine sızmakta çok becerikli hale gelmiş.”
“Ferris olayı parmak uçlarında hisseden biri,” diyor Ignatius. “Halk ve kültür, benim olduğu gibi onun da içine işlemiş.”
Fİlm için yapılan hazırlıkların bir parçası olarak, DiCaprio Ignatius’un kitabına gömüldü, yazara ve birkaç eski CIA üyesine danıştı. “CIA operasyonları hakkında mümkün olduğunca çok şey öğrenmeye çalıştım,” diye anımsıyor oyuncu. Bu, dünyanın her yerine dağılmış ve bulabildikleri her ipucunu yakalamaya çalışan bir grup insan. Böyle bir teşkilat olmasaydı dünyanın ne kadar tehlikeli olabileceğini düşünmek endişe verici. İşleri çok zor… Ve her an çok yüksek bedeller söz konusu.”

Başarı bir yana, böyle tehlikeli bir ortamda hayatta kalmak kişinin muhbir bulmak ve ittifak kurmaktaki gizliliğinden fazlasına bağlı. Scott “Bu tür bir iş yapan biri, etkili olmak için yerleşik bir metodoloji izlemeli…. Çoğunlukla şiddetli olmanızı gerektiren bir metodoloji,” diye anlatıyor.
Bu tür bir iş ayrıca Ferris’in gizli görevdeyken, bir hücre evine sızarken ya da Amerikalı bir bankacı gibi davranırken Arapça tonlamalarını değiştirdiği akıcılıkta farklı kimliklere bürünmesini gerektiriyor. DiCaprio’ya göre, Roger Ferris rolünü oynamak, hayatta kalabilmek için birçok kişi olabilme yeteneğine sahip olması gereken birinin yaşadığı yoğun gerçekliği dolaylı olarak deneyimlemesini sağladı. “Karakterim yakalandığı anda asılacağının farkında. O nedenle tüm bu farklı senaryolarda hayatı için mücadele verirken yüksek bedellerle yüzleşiyor. Bu, bir oyuncu olarak yaptığınız şeye çok fazla gerilim ve gerçekçilik katıyor.”
“Leo birlikte çalıştığım en ilginç aktörlerden biri çünkü çok rahat ve eğlenceli ama bir o kadar da işini ciddiye alıyor,” diyor Scott verimli oyuncu hakkında. “Çok zeki ve gayretli bir profesyonel; yaptığı hazırlık da kusursuz. Birlikte çalışması muhteşem biri. Çalışmalarından her zaman etkilenmiştim ama şimdi düşündüğümden daha çok etkilendim.”
Bu duygular karşılıklı. “Ridley Scott’la çalışmayı istemişimdir hep,” diyor DiCaprio. “O günümüzün en büyük sinemacılarından biri ve her türde şaşırtıcı filmler yapıyor. Yani bu film, benim için başlangıçtan beri heyecan vericiydi.”

CIA’in Ortadoğu’daki istihbarat operasyonlarının çıkarlarını –ve görünüşte Ferris’i— koruyan Ed Hoffman, saha ajanlarından oluşan sıkı bir ağı Washington’dan dizüstü bilgisayarı ve cep telefonuyla yöneten, kendisini mide bulandırıcı derecede güvenceye almış, dahi bir stratejisttir. “Hoffman’ın düzeyinde, mesele satranç oyuncusu olmakta değil,” diye belirtiyor Russel Crowe. “Mesele yedi ayrı düzleme yerleştirilmiş yedi satranç tahtasını görebilmek ve tüm çoklu olasılıkları aynı anda yönlendirebilmekte.”
Çocuklarını okula götürürken ya da son teknoloji ürünü “Predator System” ile Ferris’in hareketlerini izlerken, Hoffman acımasız bir etkinlik ve Ferris gibi bir doğrudan temas ajanına yabancı bir duyarsızlıkla birçok işi bir arada yürütmektedir. “Ed Hoffman kinik biri, başkalarını kullanmak için doğmuş bir adam,” diyor Ignatius. “Yaptıklarının bedelini ödeyen insanlara aldırmıyor. Ferris sonuna kadar umursayan biri. İnsanları kullanıyor ama bunu yaptığı için rahatsızlık duyuyor.”
Savaş halindeki genç ajan, Hoffman’ın kararlarının sonuçlarını ilk elden yaşamanın bedelini, ödemektedir. “Ferris sürekli görevin iyiliği için başka insanların yaşamını feda etmek konusunda ahlaki kararlarla yüzleşiyor,” diyor DiCaprio. “Bu insanlardan bazılarıyla duygusal olarak yakınlaşmaya başladığında işler daha da karmaşık hale geliyor.”
Scott gözlemlerini şöyle anlatıyor: “Ferris fark yaratabileceğine gerçekten inanan biri. Kendisini bu dünyayla bütünleştirmiş, gerektiği gibi davranıyor. Ama en büyük zaafı, vicdanı... Bu işi yapıyorsanız, vicdanınız olamaz. Varsa, artık işe yaramazsınız demektir. Kendiniz ve teşkilat için bir tehlike oluşturursunuz.”
Ferris’in görevinin katı gerçeği, sivil kayıpları görmezden gelmesini zorlaştırır ama Hoffman’ın büyük resme dair sorumluluklarının karamsar doğası, vicdanını kapıda bırakmayı gerektirmektedir. “Hoffman bir sürü yalan söylemek ve zor kararlar almak zorunda ama iyiliğe içtenlikle inanıyor,” diyor De Line.
“Hoffman, yapmak zorunda oldukları konusunda herhangi bir pişmanlık duymuyor,” diyor Scott. “Suçluluk duygusu yok. Yapılması gerektiğine inandığı şeyi yapma konusunda oldukça agresif.”
Hoffman’ın, gizli operasyonların bedelini ödeyen insanları görmezden gelmesi, Ferris’in tek endişesi değildir. Bu adamların yaşadığı, ikili oynamanın geçerli olduğu ölümcül dünyada herhangi birine, sizi kollaması gereken kişiye bile güvenmek öldürücü olabilir. Ferris kendisini koruyamadığı zaman onu koruyacak olan Hoffman’a bir ölçüde güvenmek zorunda ise de, Hoffman’ın güç ve akıl oyunlarını, Ferris’in dikkatle topladığı istihbaratı tehlikeye sokan şüpheli taktiklerini ve artık işine yaramayan insanları nasıl kolayca gözden çıkardığını iyi bilmektedir. DiCaprio’ya göre, “Ferris tutkuyla işini yapmaya çalışıyor ama Hoffman sürekli onun altını kazıyor. Tek yolun kendisininki olduğunu düşünüyor.”
Ferris’in avantajlı durumda kalmasının ve Hoffman’ın sanal satranç tahtasında kayıp bir taş olmaktan kurtulmasının tek yolu içgüdülerini izlemek, sahip olduğu tüm becerileri kullanmak ve komplocu şefin bir adım önünde olmaktır. Ama Scott’ın dikkat çektiği gibi, “Hoffman zeki biri ve iyi bir stratejist. Muhbirlerden oluşan ağıyla genellikle Ferris’ten daha çok şey biliyor. Neredeyse hep bir adım önde olacak.”
“Yalanlar Üstüne, canlandırdığı Hoffman rolü Russell Crowe’un “Gladiator,” “A Good Year” ve “American FGangster”dan sonra Ridley Scott’la dördüncü işbirliğini oluşturuyor. “Ridley’le çalışmayı seviyorum,” diye belirtiyor aktör. “’Gladiatior’ü çekerken birbirimiz hakkında çok şey öğrendik. Paylaştığımız bir iş ahlakı, estetik ve mizah anlayışı var; bu üç şey varsa, birlikte sette olmak kolay.”
“Russell her şeyi yapabilir,” diyor Scott. “Rol için kimliğini, aksanını ve dış görünüşünü değiştirmeyi seviyor. Bu da onunla birlikte çalışmayı ilginç kılıyor. Bence o, dünya üzerindeki en iyi aktörlerden biri.”
“Ridley beni arayıp dedi ki ’23 kilo almak konusunda ne düşünüyorsun?’” diye anımsıyor, kariyeri boyunca pek çok karakter için fiziksel görünüşünü –ki bunlara Oscar adayı “The Insider”daki Jeffrey Wigand rolü de dahil— değiştiren Crowe.

Aktör gerçekten de Hoffman’ı canlandırmak için 23 kilo aldı. Ayrıca karakterinin geçmişi konusunda David Ignatius’la fikir alışverişinde bulundu. Yazari “Russel bana Hoffman’ın aslen nereli olduğunu sordu,” diye anlatıyor. “’Arkansas’a ne dersin? Bence o Arkansaslı. Arkansaslılar anlattıkları en zor şeyi bile yumuşatan bir tarzda konuşurlar’ dedi.”
“Russel, Hoffman karakterine beklemediğim bir ağırlık ve mizah katıyor,” diyor Donald De Line. “Hoffman ahlaki açıdan sorgulanabilir bir karakter; onun hakkında ne hissedeceğinizden her zaman emin olamıyorsunuz. Ama kim olduğu ve neye inandığı konusunda o kadar doğrudan olması bir bakıma rahatlatıcı. Bu yüzden ona neredeyse kızamıyorsunuz.”

Hoffman onu El-Selim adında, palazlanan bir terörist liderinin gölgelerden güç aldığı Ürdün Amman’daki ABD istihbarat operasyonlarını yürütmesi için görevlendirdiğinde, Ferris için tehlike büyür. Her seferinde kaçmayı başaran Ferris, El-Selim’i yakalamak için, İngiliz film ve televizyon oyuncusu Mark Strong’un canlandırdığı, güvenilirliği şüphe götürür biri olan Hani Selim’in yönettiği Ürdün Genel İstihbarat Birimi’yle işbirliğine girmek zorundadır.
Kusursuz denecek derecede görgülü ve rafine biri olan Hani, Hoffman’ın küstah ve dikbaşlılığına karşı bir o kadar sessiz ve kendine hakimdir. Yine de Hani’nin seçkinliğinin ardında, kraldan sonra Ürdün’de en fazla güce sahip bir adama yakışan gaddarlığın izlerine rastlanmaktadır. Strong, “Bence Hani’nin kendisine bu kadar dikkat edip özen göstermesi, aynı özen ve dikkati işine de gösterdiği anlamına geliyor. O, bulaşmamanız gereken biri,” diye gülümsüyor.
“Hani inanılmaz derecede güçlü bir karakter ve Mark Strong onun özünü gayet iyi yakaladı,” diyor Scott. “Kendisini tamamı ile karaktere dönüştürdü. Aksanı mükemmeldi ve seçkinliği zahmetsizce, kendi kendine ortaya çıktı.”
“Mark Strong bir oyuncu olarak beni tamamen etkiledi,” diyor DiCaprio. “Onunla çalışırken harika vakit geçirdim. Onu izlerken manyetik alana girmiş gibi hissediyorsunuz. Babam bile Hani’nin ne kadar fiyakalı biri olduğundan ve bu kadar sert biri olduğu için onun gibi giyinmek istediğinden söz ediyor.”
Hani Ferris’e bir sorgu ve istediği iyilikleri ya da sırları vermeleri için piyonlarını ve rakiplerini Ignatius’un deyimiyle “kurnazca baştan çıkarmanın” ustası olduğunu gösterir. “Hani Ferris’e hiçbir şiddet tehdidi olmadan birini sizin hesabınıza çalışmaya ikna etmenin yolunu gösteriyor,” diye tanımlıyor Strong. “İşleri Hoffman’dan çok daha narin ve daha az belirgin bir şekilde hallettiği için kendisiyle gurur duyuyor. Yöntemleri kafesi sarsmayı değil, balığı nazikçe oltaya almayı öngörüyor.”
Bununla birlikte, Hani’nin işbirliği bir uyarıyla birlikte geliyor: “Hani içten içe Ferris’e güvenebileceğini hissediyor, Ferris’in Arapça’yı doğru düzgün öğrenmek için zaman harcamış olması hoşuna gidiyor. Ona göre bu bir saygı göstergesi,” diyor Strong. “Ancak Hani’nin işi, ülkesini ve halkını korumak… Bu yüzden Ferris’e, birlikte çalışacaklarsa kendisine asla yalan söylememesi gerektiğini empoze ediyor. Sözün özü bu.”
Scott. “Eğer size güvenmezse, hiçbir yere varamazsınız. Onun güvenini kazanmak için, şeffaf olmalısınız. Ama işinin doğası gereği, Ferris ona yalan söylemek zorunda.”
Kurdukları belli belirsiz ittifak, Hani’yle yapacağı yüksek gerilimli bir karşılaşma için Hoffman’ın Amman’a uçmasıyla sınanır. Crowe, Ferris’in dikkatle hesaba kattığı kültürel ayrıntılara canlandırdığı karakterin görünüşteki umursamazlığını “Hoffman’ın Hani’yle baş etmesi, neredeyse sinir bozucu,” diye anlatıyor. “Ama bunu kendi avantajına kullanabilir. Eğer Amerikalılar küstahlıklarıyla ün salmışlarsa, Hani’nin inandığı da buysa, o halde Hoffman ona istediğini verecek.”
“Birbirlerine karşı muhtemelen gizli bir saygı duyuyorlar ama bunu asla itiraf etmiyorlar,” diye özetliyor Strong. “Hoffman Hani’yi görmezden geliyor, Hani ise Hoffman’ın yöntemlerinde yabani olduğunu düşünüyor. Ama ikisi de istediklerini elde etmelerini sağlayacaksa herkesi sonuna kadar kullanacak türde insanlar.”
Hoffman’ın, sözüm ona ortaklıklarını daha açık hale getirmeyi reddetmesi Ferris’i zor duruma sokar ve Al-Saleem’e yaklaşırken rakiplerinin çapraz ateşine maruz bırakır. “Ferris bu iki kişi arasındaki güç mücadelesinin ortasında, CIA’e olan sadakati ile Hani’ye verdiği sözler arasında kalıyor,” diyor DiCaprio. “Asıl şaşırtıcı olan şeyse hepsinin son tahlilde aynı amaç için hareket ediyor olması.”
Ferris, Amman’da yerel bir klinikte hemşirelik yapan ve bir mülteci kampında gönüllü olarak hizmet veren, Ürdün-İran kökenli bir kadın olan Aisha’da işinin tehlikelerine karşı bir ölçüde huzur bulur.
Aisha’yı, ilk kez bir Amerikan filminde rol alan İranlı aktris Golshifteh Farahani canlandırıyor. “Onu bulduğumuz için çok talihliydik,” diyor Scott. “Golshifteh İran’ın en önemli aktrislerinden biri. Onu önce bir video kaydında gördüm; o harika, klasik bir oyuncu. Sonra nihayet onunla tanışabildim. Kendisnde tanımlaması zor, özel bir enerji var. Çevresine güç ve saygınlık yayıyor, üstelik baş döndürücü derecede güzel. Kamera onu gerçekten çok seviyor.”
“Aisha bir hemşire ama eğer daha gelişmiş bir ülkede doğmuş olsaydı, muhtemelen bir doktor olurdu,” diyor Farahani kliniğe gelip duran gizemli adamın büyüsüne beklenmedik bir şekilde kapılan zeki, saçmalığa taviz vermeyen genç kadın hakkında. “Başlangıçta, Ferris’i ilginç buluyor ama ciddiye almıyor. İyi bir yüreğe sahip olduğunu anladığında, daha da yakınlaşıyor. İçtenlik onu savunmasız bırakıyor.”
Bununla birlikte, hissettikleri çekim Aisha’nın erkekleri evlenmemiş kadınlara dokunmaktan men eden kültürünün kısıtlamaları nedeniyle karmaşık bir hale gelir. Asıl kimliğinin ortaya çıkması ne kadar tehlikeli ise, Amerikalı bir erkekle arkadaşlık etmesi de Aisha için o kadar tehlikelidir. “Kızın elini bile sıkamıyor çünkü bunun çok kötü olabileceğini biliyor,” diyor Scott.
“Golshifteh muhteşem bir aktris,” diye belirtiyor DiCaprio. “Batı filmlerinde anlatılan erkek-kadın ilişkilerine aşina olmamasının büyük bölümü Aisha ve Ferris’in ilişkisine yansıdı. Ferris Aisha’ya karşı güçlü bir çekim hissediyor. Kızın kültürüne ve geleneklerine saygı duyuyor, bir yandan da onunla bir ilişki geliştirmeye çalışıyor.”
“Leo harikaydı,” diyor Farahani. “Çok cömert ve beni çok rahatlattı. Bana oldukça yardım etti. Onunla birlikte rol yapmak büyük bir şeref…”
“Golshifteh ve Leo içten bir bağ ve kimya oluşturdular, birbirlerini aydınlattılar,” diyor De Line. “Kamera önüne geçtikleri ilk günde bile bunu hissedebiliyordunuz.”
“Yalanlar Üstüne’nin ana kadrosunu tamamlayan isimler ise Roger Ferris’in El-Selim’i saklandığı yerden çıkarmak için kullandığı, her şeyden habersiz piyonu Omar Sadiki rolündeki Ali Suliman; gizemli Al-Saleem rolündeki Alon Aboutboul; Ferris’in Samarra’da sahadaki müttefiki Bassam rolünde Oscar Isaac ve Sadiki’yi Al-Saleem için bir tehdit gibi gösterecek şekilde teknolojiyi yönlendiren tek kişilik savaş odası Garland rolündeki Simon McBurney.


ÇEKİM NOTLARI
Verimli bir sinemacı olan Ridley Scott “Yalanlar Üstüne gibi büyük uluslararası bir projeyi yönetmenin getirdiği çok boyutlu gereksinimleri kolaylıkla karşıladı. “Ridley gibi bir ustanın çalışmasını izlemek büyük bir zevk,” diyor Donald De Line. “İçgüdüsel, işbirlikçi ve tüm filmi zihninde canlandırmasını sağlayan bir yeteneğe sahip biri. Etrafındaki herkesten daha fazla enerjisi, kondisyonu ve konsantrasyonu var; herkesin içindeki en iyiyi ortaya çıkarıyor.”
Eski bir prodüksiyon tasarımcısı olan Scott kendi storyboardlarını çizip anahtar birimlerin başlarındakilere verilecek eskizleri hazırlayarak belli bir set, kostüm ya da özel efekt için öngördüğü şeyi detaylandırıyor. “Ridley gibi bir yönetmene sahip olmak işleri kolaylaştırıyor çünkü çizimleriyle kendisini canlı bir biçimde ifade ediyor,” diyor uzun süredir Scott’ın prodüksiyon tasarımcılığını yapan Arthur Max.
Scott’ın belirgin çekim tarzı—set başına ortalama dört ila sekiz kamera kullanıyor—sahneleri tümüyle en az çekimde tamamlanmasını sağlıyor. “Farklı açılardan bu kadar fazla kamerayı nasıl koordine ettiğine ve çekim yaptığına çok şaşırmıştım,” diyor DiCaprio hayretle. “Arkaplanda 20 patlamanın gerçekleştiği bir sahne çekiyorsunuz; üç buçuk mil uzaktaki bir ağacın üzerindeki bir adam yüzünüze zoom yapıyor ve bunu bilmiyorsunuz bile. Uçarak geçmek için bekleyen iki helikopter, Ridley’nin telsizi eline almasıyla geliveriyorlar. Ve bu arada, farklı monitörleri izliyor ve kafasında filmi kurguluyor. Bence seyircinin gözüne açılan bir kanalı var. Ridley bu yüzden yaptığı işte çok iyi çünkü büyük resmi görüyor.”
Eşzamanlı çekim yapan çok sayıda kameranın koreografisi aynı zamanda Scott’ın öykü anlatımına kattığı nefes kesici ivmeyi yaratmasını sağlıyor. “Çok hızlı hareket etmeyi seviyorum, mümkün olduğunca hızlı çünkü o zaman gerçekten yaşadığınızı hissediyorsunuz,” diye açıklıyor yönetmen. “Benim işim aktörlerin dengesini azıcık bozmak çünkü o zaman hepsi dikkatlerini veriyor ve bu da spntane ve enerjik bir hava yaratıyor.”
“Çekim yapma tekniği beni hayran bıraktı,” diyor Mark Strong. “Bir aktör olarak bunu harika buldum çünkü zor bir sahneyi defalarca tekrarlamanıza ve devamlılığı sorun etmenize gerek kalmıyor; böylece inanılmaz derecede çabuk olabiliyorsunuz.”
Scott’la birlikte çalıştığı dördüncü filmde, Crowe ekipte yönetmenin çalışma tarzına en aşina aktördü. Ancak birlikte çalışmaktan son derece zevk alırken, Crowe’un işaret ettiğine göre, “insanlar her şeyde anlaştığımızı varsayıyor. Bu çok gülünç bir fikir. Herhangi bir konuda neredeyse yüzde yetmiş oranında içgüdüsel bir fikir ayrılığına düşüyoruz. Ama zaman içinde konuşmadan tartışma sanatını mükemmelleştirdik ve sorun çözme sürecini seviyoruz.
“Ben Ridley’yi can kulağıyla dinliyorum, bu da bence onu bazen korkutuyor,” diye devam ediyor Crowe gülerek. “Ama bunu takdir ediyor çünkü başlangıçta bir şey söylüyor, sonra da başka detaylarla uğraşıyor. Ama hikâyede ilerledikçe başlangıçtaki fikirlerini canlı tutacağımı biliyor.”
Kendisini “yeni çocuk” olarak tanımlayan DiCaprio, Scott/Crowe tarzı film yapımına çabucak uyum sağladı. “Birlikte o kadar kısa bir şekilde anlaşıyorlar ki sorunları anında nasıl çözeceklerini iyi biliyorlar. Bu tür enerjiyi seve seve kabul ederim; böyle insanlarla çalışmak gerçekten sonuç veren ve heyecan uyandıran bir şey. Sahneyi prova ettiğiniz ve sonucun ne olacağını kabaca belirlediğiniz zaman, Ridley tüm kameraları çalıştırıyor ve çekim başlıyor. Russel ise oldukça gerçek ve kendini veriyor,” diye ekliyor daha önce 1995 yapımı Western filmi “The Quick and the Dead”de Crowe’la birlikte rol alan DiCaprio. Bence o çağımızın en büyük oyuncularından biri, onunla tekrar birlikte çalışmak harikaydı. Bu filmde birlikte çok güçlü dinamik, kavgacı sahnelerimiz oldu. Karşınızda yaptığınız her şeyi karşılayan ve daha fazlasını geri veren bir başka aktör oturduğunda zevkini çıkarıyorsunuz. Tam bir adrenalin sağanağı.”
“The Quick and the Dead”i çektikleri sırada DiCaprio hâlâ bir ergendi; Crowe şöyle diyor: “O zamandan beri Leo’ya çok şey oldu. Tüm başarısının altında hâlâ aynı kişi olduğunu görmekten dolayı çok memnunum. Birlikte çok güldük.”

Ferris’in terörist El- Selim’i yakalamak için çıktığı yolculukta neredeyse devreye giren, bir düzine ülkeye yayılan 100’den fazla setin yaratılmasında gerçekçilik önemli rol oynuyordu. Her bir ülkede çekim yapmak makul olmadığından, filmin mekânlarının çoğunun hazırlanması için Fas seçildi.
“Fas’ı iyi biliyorum; bu, Kuzey Afrika’da çektiğim dördüncü film,” diyor çöl devleti Quarzazate’nin başkenti Rabat’ta “Kingdom of Heaven,” “Gladiator,” “Black Hawk Down” filmlerini çeken Scott. Bu bölge size inanılmaz seçimler sunuyor, her seferinde yeni şeyler buluyorum. Fas halkını seviyorum. Bu filmde bizimle çalışan, harika yeteneklere sahip zanaatkârları var.”
“Ridley dünyanın bu kısmını bugün Hollywood’da çalışan herhangi bir yönetmenden daha iyi biliyordur muhtemelen,” diyor De Line. “Burayı ve halkını gerçekten seviyor. Bence buranın hissini ve atmosferini çok güzel bir şekilde yakaladı.”
Bölgenin değişken mahalleleri geniş bir mekân yelpazesi oluşturdu. “Çoğu epik filmde yaptığımız gibi devasa setler kurmadık ama çektiğimiz sokak sahneleri epik ölçüdeydi,” diyor var olan mekânların içinde ve çevresinde setler kuran sanat departmanının başındaki Arthur Max. “Her lokasyonda, aktörlerin kendilerini içinde hissedecekleri bir çevre oluşturmak için 360 derecelik bütün setler kurmaya gayret ettik.”
Görüntü yönetmeni Alexander Witt’le yakın bir işbirliği içine giren Scott, “Predator System” tarafından izlenen Ferris’i farklı kamera açılarıyla gösteren, kalabalık bir pazaryerinde geçen tempolu bir takip sahnesi hazırladı.
“Predator System”in bakış açısını yerdeki aksiyonun üç kilometre yukarısındaki bir helikoptere yerleştirilmiş bir HD kamera kullanarak yansıtan Scott, “Predator System” hep orada olan bir ‘büyük birader’ karakteri gibi” diyor.
Max’in ekibi, oldukça detaylı hava çekimlerinde gerçekçi görünmeleri için setleri en geniş ölçekte giydirmek zorundaydı. Ekip ayrıca Fas’ın canlı, renkli arazisini daha toprak rengi bir renk paletiyle nötralize etti. “İşimin bir parçası genellikle çok göz alıcı olan ortamlardan renkleri çıkarmak ve böylece izleyicinin dikkatinin dağılmamasını sağlamak,” diyor Max.
Var olan lokasyonlarda sırıtmayacak setler kurmanın tehlikeleri, set dekoratörü Sonja Klaus’un, bir bahçıvanı Rabat Olimpik Stadı’nı ABD Ürdün Büyükelçiliği’nin bakımlı bahçesine çevirmekle görevlendirdiğinde ortaya çıktı. Bahçıvanın diktiği çimleri koruyacak parmaklıklar olmadığından, yerli halk çekimler sonrası koyun ve keçilerinin otlamasına izin verdi. “Ertesi sabah çimleri kontrol etmek için oraya gittiğimde, sadece birkaç parça kök kalmıştı,” diye anımsıyor Klaus.
Klaus kimi zaman o kadar gerçekçi bir iş çıkarıyordu ki oyuncu kadrosu yapay bir sette olduğunun farkına bile varmıyordu. Ferris’le Hani arasında devasa bir çöplükte geçen önemli bir karşılaşma için Klaus’un ekibi sarp ve engebesiz yamacı tonlarca “temiz” çöple doldurdu. “O kadar gerçekçi görünüyordu ki film için yaratıldığı aklıma bile gelmedi,” diyor Strong.
“Fas ilginç bir yer. Zorlu bir deneyimdi ama burada kaldığım süre çok zevkliydi,” diyor DiCaprio. “Buranın halkını ve kültürünü çok sevdim. Marakeş’teki pazaryeri, dünyadaki herkesin en az bir kez mutlaka görmesi gereken bir yer, özellikle de seyahat etmeyi çok sevenlerin. Muhteşem bir manzara.”

KOSTÜM
Geniş bir karakter kadrosu için kostüm yaratmak ve geniş bir kültür yelpazesini temsil eden 3.000 civarında figüranı gerçeğe uygun bir şekilde giydirmek, kostüm tasarımcısı Janty Yates ve ekibi için büyük bir sınavdı. Yates, “Her şeyi kılı kırk yararak hazırlamak, yaşlandırmak ve yıpratmak gerekti.”
Yates, Ferris için ihtiyaç duyduğu her kültür ve duruma uyum sağlamasına yardımcı olacak bir gardırop hazırladı. “Leo işbirliğine çok yatkın biri,” diyor tasarımcı. “Tüm detaylarla inanılmaz bir şekilde ilgilendi. Yeni bir kostüm hazırladığımızda, giyeceği ortamı, daha önce ne olduğunu ve sonra ne olacağını bilmek istiyor.”
İnatçı CIA şefi Ed Hoffman için kıyafetler ikinci planda kalıyor. “Hoffman giyimini değil dünyayı kurtarmayı umursuyor,” diye düşünüyor Yates.
Tam tersine, Ürdün İstihbarat lideri Hani Salaam’ın gardırobu, Ridley Scott için büyük önem taşıyordu. “Hani’nin, gerçek bir beyefendinin mükemmel derecedeki seçkin görünümüne sahip olmasını istedim,” diye onaylıyor yönetmen.
Yates, el yapımı takım elbiseler için alanında dünyanın en iyilerinden biri olan özel giyim firması Huntsman’e gitti. Ancak el yapımı bir Huntsman takımının üretimi beş ay sürüyordu ve Yates’in oyuncu Mark Strong’u giydirmesi için çekimlere kadar sadece beş haftası vardı. Bir zekâ ve cömertlik pırıltısıyla harekete geçen satış amiri Johnny Allen Huntsman’in deposunu yağmaladı ve Yates’in eline 20’den fazla takımdan oluşan bir koleksiyon geçmesini sağladı. Strong kıyafetleri denediğinde şaşırtıcı biçimde “Şu meşhur kalıp gibi üzerine oturdu,” diyor Yates, “Sanki onun için özel üretilmişti.”
Strong, Huntsman’in kıyafetleri için “kumaş ve işçilik muhteşem,” diyor. “Hani bugüne kadar canlandırdığım karakterlerin içinde en iyi giyinenlerden biri.”
Amman’da yürüttüğü gizli operasyonlar sırasında Ferris’le arkadaş olan, sessiz bir ışıltıya sahip İranlı hemşire Aisha için hazırlanan kostümler, çağdaş Ürdün kadınının giyiminden hareketle hazırlandı. “Başlarını sürekli kapatıyor, uzun kollu ve yüksek yakalı bluzlar giyiyor olsalar da Ürdünlü kadınlar dar kesim jeanler ve yüksek topuklu ayakkabılar da giyiyor,” diyor Yates. “Aisha için alçak gönüllü bir cazibe yaratmak istedik.”

Filmin özel efektleri, Scott’ın gerçekçilik isteği doğrultusunda sette yaratıldı. Scott, özel efekt süpervizörü Paul Corbould’la yakın bir çalışma içine girdi. Kimi efektler, gerektiğinde post prodüksiyon aşamasında asgari bilgisayar desteğiyle güçlendirildi.
Benzer şekilde, dublör gerektiren aksiyon sahneleri de mümkün olduğunca inandırıcı –ve tabii ki güvenli— olacak şekilde dikkatle. Hazırlandı. “Dublör koordinatörü G.A Aguilar “Ridley gerçekçi görünmesini istiyor,” diyor. “Hiçbir şeyin sahteymiş gibi görünmesini hatta kokmasını istemez.”
DiCaprio, büyük bir patlamadan kaçması ve vahşi köpekler tarafından bacaklarının ısırılması dışındaki tüm sahnelerde bizzat yer aldı. “Çok gerilimli ve zor aksiyon sahneleri vardı. Peşimde kuduz köpeklerle Rabat’ta koşturmak, bıçak dövüşü… Bunlar zor sahnelerdi, özellikle de çöl sıcağında. Ama Ridley bu tarz şeyler için öyle iyi hazırlanıyor ki sizi de sanki sıradan bir günlük çalışmaymış gibi rahatlatıyor.”
Aguilar, “Gangs of New York” ve “The Departed” da da birlikte çalıştığı DiCaprio için “Fiziksel işlerde çok iyi,” diyor. “Bir sahneyi prova ederken karakteri için doğru olduğunu hissettiği değişiklikler yapardı. Karakterinin yapacakları ve yapmayacakları hakkında belirgin bir görüşü var. Ona bir şablon veriyoruz, o da kendisine göre dolduruyor.”
Her şeyin gerçekçi olması, DiCaprio’nun birkaç farklı lehçeyle Arapça öğrenmesini gerektiriyordu. Bu, aksanlar konusunda doğuştan yetenekli bir oyuncu için bile zor bir işti. “Aktör olarak üstlendiğim en zor şeylerden biriydi,” diye itiraf ediyor. “Diyalekt koçum Sam Sako’nun benim için ne kadar değerli olduğunu anlatamam. Farklı lehçeleri çözümledi ve çekimden önce haftalarca prova yaptık.”
“Arapça konuşmayan insanların Arapça öğrenmesi çok zor çünkü seslerin çoğu gırtlaktan geliyor,” diye açıklıyor Irak doğumlu deneyimli bir Hollywood çalışanı olan Sako. “Amerikalılar ağızdan konuşur, o nedenle sözünü ettiğim ses kaslarını kullanmaya alışkın değillerdir. Leo harika bir öğrenciydi.”
Sako, kimi zaman Scott’ın talimatı üzerine DiCaprio için doğaçlama diyalog üretiyordu. “Bir şeyi nasıl söyleyeceğini anlatıyordum ve o da not alıyordu. İki dakika sonra çekim yapıldığında, kusursuz bir şekilde konuşuyordu. Telaffuzu hayret uyandırıcıydı.”
Aktörün yer aldığı, fiziksel ve ruhsal açıdan en zorlu sahnelerden biri, öykünün sonundaki sorgu sahnesiydi. Bu sahne, eski bir Portekiz kalesinde iki günde çekildi. DiCaprio “bu sahne için kendimi aylar öncesinden hazırlamıştım,” diye açıklıyor. “Kendinizi zorlayıp karakterinizin bu senaryoda yapıp söyleyeceklerine tüm düşünce ve enerjinizi yönlendiriyorsunuz, fiziksel açıdan yorucu ve tüketici bir hale geliyor. O kadar gerçekçi oluyor ki sonrasında vücudunuz bir bakıma kendisini kapatıyor. Ama bu yoğunluk olmasa, film aynı ağırlığa ve gerçekçiliğe sahip olmazdı.”
“Oyuncuların tümü filme odaklandı,” diyor Ridley Scott. “Kadro ve ekipteki herkes en baştan beri tamamen kendilerini adadı. Çekimlerin ilk haftasından beri hiç durmadık ama bence bu şekilde en iyi sonucu alırsınız. Hızlı ilerlemeyi seviyorum ama eğlenmek de önemli; böylece yaptığınız her şeye değiyor.”