Özgür kız Shirley MacLaine

Özgür kız Shirley MacLaine
Özgür kız Shirley MacLaine

MacLaine, filmlerde hem kalbi kırılan hem kırık kalbini etrafa göstermekten çekinmeyen altmışların gerçekten özgür ruhlu şehirli kızlarından biriydi.

Filmlerde fosur fosur sigara içen, hem aşık olan hem aşkla dalgasını geçen, altmışların gerçekten özgür ruhlu şehirli kızı Shirley MacLaine'i 'Kayıp Yüzük'te görmek hoş
Haber: FATİH ÖZGÜVEN / Arşivi

 

FİLMİN FOTOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYIN

ARKADAŞIMIN AŞKISIN...UĞUR VARDAN'IN YAZISI İÇİN TIKLAYIN

YAPIM NOTLARI İÇİN TIKLAYIN

GÖSTERİMDEKİ DİĞER FİLMLER İÇİN TIKLAYIN

Yarın oldukça demode bir film gösterime giriyor. Epik filmci ‘Sir’ Richard Attenborough, RAF pilotları ve memleketteki yavukluları ile ilgili son derece klasik bir II. Dünya Savaşı aşk hikayesini ‘dün-bugün’ tarzı işlemiş, kenarına biraz IRA oyası çekmiş, ortaya James Hilton ya da Margaret Mitchell gibi eski best-seller yazarlarından esintiler taşıyan bir şey çıkmış; ‘Kayıp Yüzük’. Semtine biraz uğranmaz, eğer içinde epeydir sinemada görmediğimiz Shirley MacLaine olmasa. Hemen herkesin kendine özgü bir kült sahibi
olduğu şu zamanlarda nedense unutulan ama yakında zamanı gelecek bir oyuncu. Onu, filmin ‘bugün’ kısmında, film başlar başlamaz bir kilisenin dışında oturmuş sigara içerken görüyoruz, içeri girmeye niyeti yok. Zaten birazdan da kızına kocası ölmüş olsa da seks hayatından vazgeçmeyeceğini bildirecek.
Oh be! Dünya varmış. MacLaine, filmlerde fosur fosur sigara içen, hem aşık olan hem aşkla dalgasını geçen, hem kalbi kırılan hem kırık kalbini etrafa göstermekten çekinmeyen altmışların gerçekten özgür ruhlu şehirli kızlarından biriydi. Hatta, Amerikan sinemasında faaliyet gösterdiği düşünülürse ondan bir tane daha yoktu. Avrupa sinemasında bile, Jeanne Moreau olup fosur fosur sigara içerek sofistike aşk acıları çeken kadınlarla Guilietta Masina gibi küçük, şaşkın, acı çeken komik kadınlar aynı bedende buluşmazlardı. Evet yahu bir tek Shirley MacLaine vardı. Şimdi de bir sürü böyle kız var, ama bir Shirley MacLaine yok. Şehirlililik de değişti, küçük kızların aşk acılarını çekişleri de; her şey ya Cosmo kızlığına endekslendi ya da genel bir şaşkınlık at koşturmakta, işte bu yüzden de onun eski filmlerini seyretmekte büyük fayda var.
Sinemaya Hitchkock’la başladı ama onu gerçekten keşfeden Billy Wilder’dır. ‘The Apartment-Garsoniyer’ filmi sık sık görülmeye değer. Kapitalizmin bir yerlerine sıkışmış küçük beyaz yakalı Jack Lemmon’la küçük asansörcü kız Shirley MacLaine bu filmde mükemmeldirler. Soğuk savaş yıllarının büyük geyiklerinden biri bu filmin Sovyetlerde sık sık gösterilen ender Amerikan filmlerinden biri olduğu yolundadır. Öyle de olsa, Shirley MacLaine’i beğenmişlerdir bence asıl kitleler. Tabii Amerikan sineması ona üç aşağı beş yukarı aynı rolü biçmeyi uygun gördü. Ama ister parti kızı, ister altın kalpli sokak kızı (gene Wilder’in ‘Tatlı Irma’sı), hepsinde gene de kendisidir. ‘Salıncakta İki Kişi’de kendinden büyük, trençkotlu, ‘suskun’ Robert Mitchum’a aşık küçük kız rolünde o kadar iyidir ki, suskun adam tribinin kısaca ‘öküz’ olarak tercüme edilebileceğini düşünürsünüz, olayı öylesine deşifre eder Shirley MacLaine.
Birtakım saçmasapan geyşa, balerin, hatta bir de hiç de fena olmayan kovboy filminde rahibe rolünü atlattıktan sonra 79’da hiçbir önemli Amerikalı aktrisin elini sürmeyeceği Kosinski uyarlaması ‘Being There’de Peter Sellers’in karısı rolüyle yendiden hayat buldu Shirley MacLaine. Sonra gelsin anne rolleri, ama ‘Sevgi Sözcükleri’nde onu kim unutabilir gene de? (Onun kadar atipik Debra Winger da vardır o filmde ama o Shirley MacLaine kadar dayanıklı çıkmadı.) Daha sonra da unutulması hayırlı olacak birtakim aseksüel yaşlı kadın rolleri. O bakımdan, onu ‘Kayıp Yüzük’de yıllar sonra elinde sigarası ve aşk acılarıyla, neredeyse eski Shirley MacLaine gibi görmek hoş oluyor. Birtakım ‘new age’ saçmalıklara merak sardığını, reenkarnasyon falan gibi şeyleri kurcaladığını her zaman unutmuş, aynı zamanda zamanının Brad Pitt’i olan Warren Beatty’nin de kızkardeşi olan aktrisi şu ünlü, muzir cümlesiyle hatırlamayı tercih etmişimdir: “Kadınlar Warren’e bayılıyor. Acaba neden, bir de ben deneyip görsem diyorum.” Gibi bir şey.