Paris'ten nefretlerle...

Paris'ten nefretlerle...
Paris'ten nefretlerle...
Öyküsünü Luc Besson'un yazdığı 'Paris'ten Sevgilerle', önüne gelen Çinli ve Pakistanlıyı öldüren iki Amerikalı ajanın şiddet dolu öyküsünü 'sözde' eğlenceli bir sinemayla anlatıyor
Haber: UĞUR VARDAN / Arşivi

FİLMİN FOTOĞRAFLARI VE FRAGMANI İÇİN TIKLAYIN

 

VİZYONDAKİ DİĞER FİLMLERİ GÖRMEK İÇİN TIKLAYIN

Öykünün ‘temiz’ ajanında Jonathan Rhys Meyers, delişmeninde ise John Travolta var.

Luc Besson’un sinemasal anlamdaki iticiliği, fikir ve proje düzeyinde de dışarı vurmaya başladı. Üstadın hikâyesini yazdığı ve yapımcılığını üstlendiği ‘Paris’ten Sevgilerle (From Paris With Love), salonlara son zamanlarda uğrayan en ırkçı, en faşist filmlerden biri. Hesapta biri okullu, diğeri alaylı iki Amerikalı’nın, ellerinde silah önüne gelen Çinli ve Pakistanlıyı delik deşik ederek, sözde ülke çıkarlarını Sarkozy’nin memleketinde bile korumasını anlatan yapım, hem şiddeti plastize etmesi ve sıradanlaştırması açısından itici, hem de ‘öteki’ne bakarken takındığı tutum açısından da ırkçılığın daniskası.
Sözde, ismi itibarıyla Bond’un ilk dönem örneklerinden ‘Rusya’dan Sevgilerle’ye göndermede bulunan filmin konusu kısaca şöyle: Amerikan Elçiliği’nde, elçinin bir tür eli ayağı olarak çalışan ve son derece güzel bir Fransız sevgilisi olan James Reese’in aslında gönlünde yatan aslan ‘ajan’ olmaktır. Aradığı fırsat çok geçmeden önüne gelir. Gizli bir operasyon için Paris’e damlayan özel ajan Charlie Wax’a mihmandarlık yapacaktır. Lakin Wax, ele avuca gelmez, başına buyruk, kural tanımaz biridir. James de, bu yol arkadaşlığı sırasında Wax’ın huyundan da suyundan da kapar. Üstüne üstlük, kendisine komplo hazırlayan ‘dış güçler’in de farkına varır.
Malum, günümüz sinemasında favori konulardan (ve de korkulardan) biri de ‘İslamcı terör’. Luc Besson da, memur yönetmeni Pierre Morel’e çektirdiği bu filmde, aksiyonun dibine vururken sırtını İslam’ın bu yüzüne dayamış. Terörist Pakistanlılar, onlara inanan güzel Fransız kızları, Amerikalı bakanların yeğenlerini zehirleyen uyuşturucu taciri Çinliler vs, derken her daim farklılığıyla övünen Paris’i, bu tür ‘öteki’lerden temizlemek de yine ‘Yankiler’e düşmüş. Amerikalı bir eleştirmen filmi tanımlarken ‘Kovboy diplomasisi’ türünden bir ifade kullanmış ve ‘Paris’ten Sevgilerle’yi, Jean-Marie Le Pen’in sevebileceği bir yapım olarak nitelemiş.

Zamanınıza ve paranıza yazık...
Woody Allen’ın ‘Maç Sayısı’yla şöhrete kavuşan Jonathan Rhys Meyers’in, rolüne fazla ‘apartman çocuğu’ kaldığı filmde. John Travolta kariyerindeki en itici tiplemeyle karşımıza geliyor. Karakterinin hem fiziki görünüşü, hem de kendisi dayanılmaz. Şiddete yatkınlığı ve zekâ içermeyen, sığ esprileri de cabası. Doğrusu böyle film hakkında yazı yazmak benim açımdan zaman, gazetem açısından ise yer kaybı. Ama neylersiniz ki, görevimiz. Biz kendimizi yaktık (ki en azından öngösterim dolasıyla para ödemiyoruz), siz siz olun kendinizi, zamanınızı ve paranızı yakmayın.


    ETİKETLER:

    Mayın