'Pi sayısı' yerine '21'in peşine düşünce...

'Pi sayısı' yerine '21'in peşine düşünce...
'Pi sayısı' yerine '21'in peşine düşünce...
MIT'de okurken hafta sonlarında Las Vegas'a gidip kumarhanelerden kendilerine özgü yöntemlerle para kaldıran matematik öğrencilerinin yaşadıklarını anlatan '21', gerçek bir hikâyeden sinemaya uyarlanmış. Filmin başrollerinde Jim Sturgess, Kevin Spacey ve Kate Bosworth var
Haber: UĞUR VARDAN / Arşivi

 

 

FOTOĞRAFLAR İÇİN TIKLAYIN

YAPIM NOTLARI İÇİN TIKLAYIN

Yaklaşık üç-dört yıldır gazetelerle birlikte dağıtılan ve futbolu yeniden ‘tanımlayan’ ‘İddaa’ eklerinin, en bilinen sloganlarından biri de malum, ‘En çok biz tutturduk’tur. Bu uğurda her gazete, kendi ‘iddaacılarını’ ön plana çıkararak okuyucusunun hayallerini tiraja çevirmeye çalışır. Hoş, bizim spor servisinin bu konuda gerçekten ‘iddaalı’ bir ismi vardır; Bener Onar. Lakin hepimiz çok iyi biliriz ki ne Bener, ne de diğer spor servislerinin ‘iddaacıları’, bu yolla hayatlarını değiştirmezler (en azından şimdiye kadar değiştirmediler). Hani okur da bilir bu oyunun kuralını ve “İyi de o kadar biliyorlarsa şimdiye kadar kendileri niye zengin olmadılar?” sorusunu kendi kendine sorar ama yine de konuyu değiştirip kuponunu doldurmayı yeğler hep.
Benzer sorgulamaları, insan aslında matematik dehaları için de yapar hep. Her şeyi bilen adamlar, mesela şans oyunlarında niye şanslarını değerlendirmezler ki? Diyelim ki son derece zeki bir matematik öğrencisi ya da profesörü, tezgâhı Las Vegas’ın ışıltılı kumarhanelerine kurup olasılık hesaplarıyla (elbette ki permütasyonlardan da yardım alarak) masada ne var ne yok, önlerine yığımaz mı? Heyhat, meğerse böyle bir olay varmış ve bu olayın filmi olan ‘21’, bugünden itibaren salonlarda.
Önce işin gerçek boyutuna göz atalım: 90’ların ortasında MIT’de (Massachusetts Institute of Technology) okuyan Jeff Ma ve beş arkadaşı, kendi geliştirdikleri kimi şifre ve yöntemlerle, Las Vegas kumarhanelerinden yüklüce para kaldırmış. Ma’nın hikâyesi Ben Mezrich adlı bir yazarın önce bir makalesi, daha sonra da ‘Bringing Down the House: The Inside Story of Six MIT Students Who Took Vegas for Millions’ adlı kitabı dolayısıyla popüler kültürün ilgi alanına girmiş. Tesadüfen makaleyi okuyan Kevin Spacey de, Dana Brunetti ve Michael De Luca’yla birlikte yapımcılığını üstlenerek bu hikâyenin sinemaya uyarlanmasını sağlayış. Öykü elbette kimi değişikliklerle seyircinin huzuruna getirilmiş. Başta Uzakdoğu kökenli Jeff Ma’nın yerine başrole temiz yüzlü bir ‘beyaz Amerikalı’ karakter konulmuş. Uzakdoğululara biçilen rol ise ekipteki beşli içinde olmuş.
Her şey ‘okul harcı’ için
Peter Steinfeld ve Allan Loeb ikilisinin kaleme aldıkları senaryoda MIT’de okurken Harvard Tıp Fakültesi’ne gidip doktor olmak isteyen Ben Campbell’ın yaşadıkları anlatılıyor. Babasını küçük yaşta kaybeden Ben’in hayattaki tek varlığı annesidir. Harvard’da okumanın bedeli ise 300 bin dolardır ve burs için tek kişilik kontenjana yapılan başvuru sayısı 68’dir. Ben aradan sıyrılmanın yollarını ararken, tesadüf eseri okuldaki bir ‘çete’nin ağına takılır. Matematik dersinde, dehasını hissettirdiği hocası Micky Rosa, son derece elit bir grupla hafta sonları Vegas’a gidip buradaki kumarhanelerden para kaldırmaktadır. Micky, Ben’in de takıma dahil olmasını ister. Çünkü dehası ve pür hafızasıyla o, ekibin aradığı en doğru kişidir. Başta ahlakçılığıyla teklifi kabul etmeyen Ben, daha sonra 300 bin dolarlık okul parası için ekibe katılır. Ayrıca takımda, okulda uzaktan uzağa ilgi duyduğu güzel Jill de vardır.
Yönetmenliğini ‘Bu Nasıl Sarışın?’dan hatırladığımız Robert Luketic’in üstlendiği ‘21’, Jeff Ma’nın öyküsü üzerinden Ben Campbell’ın ‘okul parası’ gerekçesiyle Vegas alemlerinde yaşadıklarını anlatırken odağına insanoğlunun en temel problemini, ‘ego’yu koyuyor. Ben’in mütevazı kişiliği, parayla olan ilişkisi arttıkça değişiyor ve giderek yerini kibre ve kendini beğenmişliğe bırakıyor. Ekibin peşindeki eski tip kumarhane görevlisi ise, sık sık değişen bir dönemi işaret ederken, dijital çağın yenilgiye uğrattığı bir karakter olarak belki de filmin en sevimli tiplemesi. Yine Ben’in ‘yükseliş dönemi’nde buruşturup bir kenara attığı okul arkadaşları da, filmin bize ‘öğreten adam’ kontenjanından söylemek istediklerine dair karakterlerden. Kumar işine girip de hâlâ temiz kalmak ve sonuçta ‘doğru yol’u görmek de, hikâyenin, ‘kıssadan hisse’si olarak ele alınabilir.
Oyunculuklara gelince, ‘Across the Universe’ten hatırladığımız Jim Sturgess, pürü pak bir delikanlı olarak öyküde sırıtmıyor. Matematik profesörü Micky rolü, Kevin Spacey için zaten ne kadar zorlayıcı olabilirdi ki, nitekim deneyimli oyuncu fazla cilalamadan üzerine düşeni yerine getiriyor. Spacey’yle ‘Beyond The Sea’ ve Süpermen Dönüyor’dan sonra üçüncü kez çalışan Kate Bosworth ise filmin en güzeli olarak dikkat çekiyor.
Ya ‘Oval ofis’e giderlerse...
Sonuçta ‘blackjack’ olarak da bilinen ‘21’ adlı oyuna olan ilgiyi artırır mı bilemeyiz ama bu iyi anlatılmış, temposu dengeli ama beli bir noktadan sonra çekiciliğini yitiren filmin, sanırız Amerikan toplumuna asıl ‘kıssadan hissesi’ sanırım şu olacak: Dikkat aranızdaki matematikçilerden ve doktorlardan bazıları kumarbaz... Peki bu bilginin bir önemi var mı? Ola ki bu kişiler başkan olup ‘Oval ofis’in yolunu tutarsa belki...