Radikal'e uğramadan filme gitmeyin!

Radikal'e uğramadan filme gitmeyin!
Radikal'e uğramadan filme gitmeyin!
Patoloji servisindeki bir grup genç doktorun, ölü bedenler etrafında uyuşturucu ve seks partileri düzenlemesini anlatan 'Kadavra', ilginç konusunun hakkını sonuna kadar veremeyen ama belli noktalarda seyir zevki vaat eden bir çalışma
Haber: UĞUR VARDAN / Arşivi

 

FİLMİN FOTOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYINIZ

YAPIM NOTLARI İÇİN TIKLAYIN

 

Joel Schumacher’in, 1990 yapımı tuhaf ve çekici filmi ‘Flatliners’da, bir grup doktor, ilginç bir serüvenin peşinde sürüklenir. Sabah kalktıklarında havayı solurken “Ölmek için güzel bir gün” diyen bu genç tıpçılar, yaptıkları deneyde çok az bir süreliğine de olsa ‘ölürler’ ve ‘öte dünya’nın ne menem bir şey olduğunu görmeye çalışırlar. Kâğıt üzerinde son derece değişik bir senaryoya sahip gibi duran bu film, sonuçta şirazesinden çıkar, daha doğrusu ölüm deneyini tadanların bu süreçte geçmiş günahlarıyla hesaplaşmasını önümüze atar ve nihayetinde, sanki bizi kutsal kitapların söylediklerini, yeniden tekrarlatır bir sonuçla baş başa bırakır. Ya da şu klişeyle durumu açıklayalım: Herkes kendi günahında boğulur...
Alman kökenli Marc Schoelermann’ın Amerika’da çektiği ve ilk önemli işi olarak göze çarpan ‘Kadavra’nın (Pathology) kahramanları da ‘Flatliners’ın doktorlarıyla en azından mesleki açıdan olduğu kadar arayışları açısından da bazı benzerlikler taşıyor. Lakin ‘Kadavra’nın kahramanları, günahlarında boğulma yerine, günahlarıyla etrafı boğmayı yeğliyorlar. Onları aslında belki birkaç hafta önce izlediğimiz ‘21’in zeki ve ‘kötücül’ matematikçilerine daha çok benzetebiliriz. Jason Statham’lı ‘kaliteli’ aksiyon ‘Crank’ı kaleme alan Mark Neveldine ve Brian Taylor’ın senaryosundan çekilen ‘Kadavra’da, Harvard’ın başarılı genç doktoru Ted Gray’in, New York’taki bir hastane ortamında yaşadıkları anlatılıyor.



‘Maç Sayısı’ atmak lazım


‘Güzel bir nişanlı, başarılı bir öğrencilik dönemi, parlak bir gelecek’ gibi etiketlerin eşliğinde görevine adım atan Ted, buradaki patoloji servisinde yeni bir meydan okumayla karşı karşıya kalır. Hastanenin genç ve zeki doktorlarından Jake Gallo’nun başını çektiği bir grup, ona hem meslek, hem de hayat dersleri vermeye kararlıdır. Zaman zaman vakalar bilgi yarışından ‘sidik yarışı’na dönse de, grup kısa zamanda Ted’i avuçlarının içine almayı başarır. Hastanenin morgunu bir eğlence alanına çeviren ve kesip parçaladıkları ölü bedenlerin yanında uyuşturucu ve seks partileri düzenleyen grupta yer alan güzel ve çekici Gwen Williamson’ın varlığı da Ted için bir başka ilgi odağı olur. Başlarda Jake’in sevgilisi gibi görünen Gwen’in histerik tavırlarıyla da içindeki yoldan çıkma potansiyeline hız veren genç ve parlak doktor, nihayetinde bu bir anlamdaki ‘cinayet kulübü’nün üyesi olur. Fakat, nişanlısı Juliette’in Ted’in yanına gelmek istemesi ve yakın çevresini tanıma gayreti, dengeleri bozar. Doktorumuz için ‘karar anı’ gelip çatmıştır. Onun açısından, Woody Allen’ın ‘Maç Sayısı’ndaki gibi bir hamle yapmak belki de en iyisidir...
‘Kadavra’, konusu kadar kendisi de son derece tuhaf bir film. İlginç verilerle başlayan hikâye, sonlara doğru sapıtıyor ve deyim yerindeyse son derece kötü bağlanıyor. Ama yine de hem eski reklam yönetmeni Marc Schoelermann’ın hızlı ve akıp giden anlatımı, hem de konunun uğradığı ilginç duraklar, filmi seyrettirmeyi başarıyor. Hani, gecenin bir yarısında elinizde uzaktan kumanda, ekranda gezinirken farkında olmadan takıldığınız ve “Bakalım sonu nereye varacak?” diye içinizden geçirdiğiniz ikinci sınıf gerilimler vardır ya, belki de ‘Kadavra’yı böyle tanımlamak gerekiyor. İşin içine birkaç erotik sahne ve kesme biçme bölümleri de katılınca, zaten görüntüler eşliğinde sürüklenip gidiyorsunuz.



İçimizdeki öldürme içgüdüsü


Peki ya kendi içindeki inandırıcılık sorunu? Doğrusu, kadavraların ilginçliği meselesi, bir zamanlar yurtta birlikte kaldığım tıpçı arkadaşlarımdan da hatırladığım kadarıyla alt sınıflar için söz konusudur. ‘Kadavra’nın kahramanları, okullarını çoktan bitirip mesleklerinde hızla ilerleyen, ‘eşek kadar adamlar’. Onların, okul döneminde halletmeleri gereken ‘beden üzerinden felsefe’ meselesinin, bu yaşta karşılarına gelmesi, bence fazla abartılı olmuş. Üstüne üstlük Ted’in, öykünün başındaki insanoğlunun doğasındaki öldürme dürtüsü üzerinden felsefi ‘tıraşlara’ soyunması ve akabindeki ‘Fırsat bulduğumuzda hepimiz öldürürüz’ tezi de, filmin son derece züppe görünen karakterleri gibi, öyküde iğreti duruyor.
Ted’i, ‘Heroes’ dizisiyle tanınan Milo Ventimiglia’nın, Jake’i yine kimi dizilerle hatırlanan Michael Weston’ın canlandırdığı filmin seksi unsuru da Gwen rolündeki Alyssa Milano.
Sonuç olarak ‘Testere’ ve ‘Hostel’den farklı olarak ‘bilim insanları’nın kesip biçme işine soyundukları ‘Kadavra’, “Artık tıbba da güven kalmadı?” türünden bir halk inanışının güçlenmesine yardımcı olabilir. Ama siz zaten bu inanıştaysanız problem yok...