Rolling Stones'u kim sevmez?

Rolling Stones'u kim sevmez?
Rolling Stones'u kim sevmez?
Belgesel çekmeyi de çok seven Martin Scorsese'nin kameralarından Rolling Stones'ın art arda verdiği iki konseri izleme fırsatını kaçırmayın

 

 

FOTOĞRAFLAR İÇİN TIKLAYINIZ

 

ROOLLING STONES'U EN ÖN SIRADAN İZLEYİN HABERİ İÇİN TIKLAYIN




30 Mayıs’ta Akademi ödüllü bir yönetmen ve dünyanın en iyi rock n’roll grubu, yılın en görkemli müzikal filmi, Shine A Light’ı, izleyicilerle buluşturmak için bir araya gelecekler.
Martin Scorsese’nin müzikal belgeseli Shine A Light, Rolling Stones’u beyazperdeye dünyanın daha önce hiç görmediği bir şekilde yansıtacak.

Scorsese, dünyanın en önemli rock’n roll grubu Rolling Stones’un 29 Ekim ve 1 Kasım 2006’da Beacon Theatre’da gerçekleştirdiği konseri konu alan belgeselinde, bu efsanevi grubun saf enerjisini yakalayabilmek için ödüllü bir kamera ekibiyle çalıştı. Genesis Hi Def kamerası da dahil olmak üzere toplam18 adet 35mm kamerayla gerçekleştirilen çekimler, Oscar ödüllü görüntü yönetmeni Robert Richardson (The Aviator, JFK) yönetiminde yine dünyaca ünlü ödüllü görüntü yönetmenlerinin ortaklığı ile gerçekleştirildi.

Filmde yer alan konuk sanatçılar ise White Stripes grubundan Jack White, Christina Aguilera ve Buddy Guy. Konseri izlemeye gelenler arasında eski ABD başkanı Bill Clinton ve ailesi de var. Film, aynı zamanda kamera arkası görüntülere ve sanatçılarla yapılan çok özel ropörtajlara da yer veriyor.

Yapımcılığını ve finansörlüğünü Steve Bing’in Shangri-La Entertainment şirketi ve Rolling Stones’un uzun süre tur menajerliğini üstlenmiş Michael Cohl’un üstlendiği belgeselin, yürütücü yapımcıları ise Rolling Stones üyeleri Mick Jagger, Keith Richards, Charlie Watts ve Ronnie Wood.




YAPIM NOTLARI

• Başrollerde Mick Jagger, Keith Richards, Charlie Watts, ve Ronnie Wood.
• Film Martin Scorsese tarafından yönetildi.
• Amerikalı üstün yönetmen Scorsese ve film endüstrisinin yıldız takımını oluşturan görüntü yönetmenleri tarafından çekildi.
• Ekipte, Akademi ödüllü John Toll (The Last Samurai, Braveheart), Akademi ödüllü Andrew Resnie (The Lord of the Rings Triology, King Kong), Akademi ödülü adayı Stuart Dryburgh (The Piano, The Painted Veil), Akademi ödüllü Robert Elswit (There Will Be Blood, Magnolia, Good Night and Good Luck), Akademi ödülü adayı Emmanuel Lubezki (Lemony Snicket’s A Series of Unfortunate Events, Sleepy Hallow), ve Ellen Kuras (Summer of Sam, Eternal Sunshine of the Spotless Mind) gibi başarılı görüntü yönetmenleri var.
• Filmin kurgusu David Tedeschi tarafından yapıldı. Tedeschi, Scorsese ile No Direction Home: Bob Dylan adlı belgeselde çalıştı.
• Steve Bing’in sahibi olduğu Shangri-La Entertainment ve uzun süredir Rolling Stones’un tur organizatörlüğünü yapan Michael Cohl’un sahibi olduğu Concert Promotions International filmin hem yapımcılığını üstlendiler hem de filmi finanse ettiler.
• Yapımcılar Victoria Pearman, Michael Cohl, Zane Weiner, ve Steve Bing.
• Filmin yürütücü yapımcıları ise Stones üyeleri, Mick Jagger, Keith Richards, Charlie Watts, ve Ronnie Wood.
• Yardımcı yapımcı Jane Rose.
• Görüntü yönetmeni Robert Richardson.
• Sahne dekoru Mark Fisher tarafından yapıldı.
• Konser alanının ışıklandırması Patrick Woodroffe tarafından yapıldı.
• Film fikri ilk olarak Bigger Band turnesinde olan Stones üyelerinden Mick Jagger’dan çıktı. İlk olarak bu turnenin filmini çekme fikri doğdu.
• Jagger’ın orijinal fikri grubun gelmiş geçmiş en büyük konserinin çekilmesiydi. Mick Jagger: ‘Başta bu turnenin filminin yapılması gibi bir şey düşünüyordum. Ve bu büyük konseri Rio De Janeiro’da bir kumsalda yapacağımız için, bu konserin diğer konserelerden farklı olacağını düşündüm. Büyük bir olay olacaktı, kumsalda 1 milyon insan, devasa izleyici kitlesi, şatafatlı bir kutlama. Çekilecek bir sürü materyal olacaktı. Bu filmi değişik metodlarla çekmek için bütçesini bile yaptık.’
• Bir sonraki aşama bu işe uygun bir yönetmen bulmaktı. Mick Jagger: ‘Düşündük ki eğer böyle bir işe gireceksek gerçekten işinin ehli bir film yapımcısı bulmalıydık. Martin Scorsese muhtemelen Amerika’nın en yetenekli yönetmeni ve Rolling Stones, bildiğiniz gibi olaylara klasikleşmiş bir yaklaşımı olan iyi bir rock grubu, ikisinin karışımı ilginç saatlerin yaşanmasını sağlayabilirdi.’
• Büyük bir Scorsese hayranı olan Keith Richards yönetmenin bütün filmlerine çalışmış ve bazı diyalogları ezberlemiş.
• Keith Richrads’ın 25 yıllık menajeri Jane Rose: ‘Marty’nin filmle ilgilendiğini öğrendiğimiz zaman Keith ve Marty buluşup film tarihi üzerine uzun uzun sohbet ettiler. Keith ona çok saygı duyuyordu ve Goodfellas’ın yönetmeniyle çalışacağı için çok heyecanlıydı.’
• Çekimlerle ilgili detayları konuşmak için ekip bir araya geldi. Jagger: ‘Bu sersemletici toplantıyı benim otel odamda yaptık. Fırtına vardı, rüzgâr esiyordu, kapanmayan bir pencere vardı, perdeler havalanmıştı, avizeler sallanıyordu ve biz tüm bu olanlara gülüyorduk. 3-D ve IMAX kullanmayı düşündük çünkü bu çok büyük bir olaydı. Farklı olduğunu düşündüğüm için bu büyük olaya odaklanmıştım. Marty oldukça heyecanlanmış görünüyordu.’
• Jagger yönetmeni turneye davet etti. Büyük bir konser çekme fikri başka bir yaklaşımın doğmasını sağladı.
• Scorsese: ‘Onların performansını ne zaman izlesem bunu filme çekme konusunda daha takıntılı bir hale geldim.’ ‘Bir turne filmi çekme konusunda görüşmüştük fakat bir yönetmen olarak daha samimi bir film yapmak bana daha uygun olacaktı ve aynı zamanda seyirci ve grup arasında daha kişisel bir bağ kurulmasını sağlayacaktı.’
• Scorsese’ye göre bir Stones konseri zaten büyük bir gösteri bu nedenle onları daha küçük bir gösteri mekânında sergilemek bu efsanevi rock’n roll grubuna farklı bir bakış açısı sağlayabilirdi.
• Scorsese: ‘Gösterilerini tekrar izlemek için gittim ve oturdum, ekranda grup çok küçük gözüküyordu ve 50 kamera vardı, bundan daha fazla ben ne yapabilirim ki diye düşündüm. Daha sonra aklıma bir fikir geldi: ya onları daha küçük bir sahnede, New York Beacon Theater’da, dünyanın en iyi kameramanlarının karşısında çalmaya ikna edersem?’
• Jagger baştaki büyük ölçekli fikrinden vazgeçmemek için mücadele ederken, yönetmenin planıyla çelişmek onun için zor oldu.
• Scorsese için Beacon, kamera ve ışık sistemi için yeterince büyük, ama Stones’un kelimelerle ifade edilemeyecek kimyasını yakalamak için de yeterli küçüklükteydi.
• Scorsese: ‘New York’taki Beacon Sahnesini sevdim. Sahne filmi çekmek için yeterli kadar küçüktü ama aynı zamanda Stones’un rahatça hareket edebilmesi ve kameralar için yeterli büyüklükteydi. Sonra konu sahne üzerinde Stones’u ve filmi nasıl bir araya getireceğimize geldi. Müziğin ve onların sahne üzerindeki etkileşimini yakalamak istedim, insanların filmi izlerken onlarla sahne üzerinde birlikteymiş gibi hissetmelerini istedim. Filmin kurgusu yapılırken her şarkının ayrı bir hikâyesi olduğu açıktı, sanki o şarkıları ilk kez dinliyor gibiydik. Birbirleriyle ve izleyiciyle olan iletişimleri insanı kendinden geçiriyordu. Böyle bir gücü ve heyecanı görmek muhteşem, adeta büyü yapıyorlar, ilkel bir şeyin orkestraya uyarlanmış hali gibi, gruptaki her karakterin kendi kişiliği ve birbirleriyle iletişim kurma tarzları var.’
• Scorsese şovun elektriğini, her bir hareketi uzaklaştırıp yakınlaştırarak çeken hareket halindeki kameralar sayesinde yakaladı.
• Jagger: ‘Bence Marty’nin büyük bir sahne istememesinin nedeni şuydu. Çünkü büyük sahnelerde izleyiciler ve müzisyenler arasında içten bir ilişki kurulamıyor. Bunun yanı sıra, büyük bir yerde olmaktansa insana daha çok kontrol imkânı veren, fazla sayıda kamera ve açının olduğu sınırlı alanda olmak istedi. Bu demek değilki, yönetmen ve müzisyenler için daha küçük çapta bir konseri çekmek kolay, Beacon’da iki geceden fazla; ilki daha çok kıyafetli prova gibi, çekimlerin çoğu ikinci seferden.’
• Scorsese: ‘Ben müziği görmek istedim ama şunun farkında olmalısınız, eğer bir insanın önüne 5 kamera koyarsanız siz bir yöne o başka bir yöne doğru hareket ediyorsa, onun kameralarla çarpışma olasılığı oldukça yüksektir. Bu bir deneme yanılma meselesiydi, onlar sürekli turnedeydi bense The Departed’ı bitirmekteydim bu nedenle çekimden bir hafta öncesine kadar yoğun bir çalışma için bir araya gelemedik. Bu nedenle kameralar hareket halindeyken onlardan ne kadar hareket alabileceğimi anlamak için birçok deneme yapmam gerekti. Onları engellemek istemedim fakat aynı zamanda en iyi sahneleri çekmek istiyorduk.’
• Gitarist Ronnie Wood : ‘O-Scorsese- birlikte çalışılması çok kolay bir neşe kaynağıydı.’
• Birçok filminde Rolling Stones parçalarına yer veren yönetmen, grubun şarkılarına inanılmaz saygı duyuyor.
• Scorsese: ‘Gimme Shelter parçasını filmlerimde iki kez kullandım. Hayatta kendi başımıza olduğumuzu fark etme ve bir yerlere sığınmaya ihtiyacımız olduğu için kendi korunağımızı bulmamız gerektiği fikri; bu 1960’larda bir noktayı yansıtan ümitsizlik ama aynı zamanda günümüze ait. Bu parçayı The Departed’da kullanma sebebim bu, şu anda nerede olduğumuzun bir yansıması. Bu film kimin nerede durduğunu bilmediğiniz, kimsenin gerçeği söylüyor gibi görünmediği, gerçek dediğin şey ne ki zaten, ahlaki değer çöküntüsünü anlatıyor. Gimme Shelter filmle bağdaşacak tek şey gibi görünüyordu.’
• Scorsese: ‘Stones benim hayal dünyamda, duygularımda ve izlenimlerimde bir şeyler yaratmamda etkili olan anahtardı, yarattıklarım birçok filmime etki etmiş Mean Streets’e ise damgasını vurmuştur, mesela Jumpin ‘Jack Flash’ın kullanılması.’
• Jagger:‘Post prodüksiyonda aşırı derecede dikkatli.’ ‘Her şeyi en doğru şekilde yapmak ve duygu yoğunluğunu her tür ilişkiyi ele alarak en üst seviyeye taşımak istiyor. Bu nedenle bence o çalışmak için mükemmel bir adam. Size emir vermeye çalışan veya kendini yüksekte gören birisi değil ve kullansa da kullanmasa da sizin fikirlerinizi de dinliyor. Çok işbirlikçi.’
• Richards: ‘Kurgu yaparken insanı hayrete düşürecek derecede iyi ve her şeyi yakalayan bir bakış açısına sahip. Üç şovu çekmek bir şey, bütün bunların kurgusunu yapmak ayrı bir şey. Ve işte tam burada Marty’yle birlikte gerçek sihir ortaya çıkıyor.’
• Scorsese: ‘Esas konu şuydu, neden bu filmi yapıyoruz? Rolling Stones’un tarihçesini anlatan bir film yapmak çok ilginç olmasına rağmen çok geniş kapsamlı olması gerekirdi ve uzun yıllar bunun üzerine çalışılması gerekirdi. Muhtemelen onlar rock’n roll tarihinin en fazla belgeseli yapılmış grubudur. Birçok belgesel var, müzik grubu enstrumanlarıyla gelirler, insanlarla röportaj yapılır ve şunun gibi cümleler kurulur ‘Evet ben 1973 yılında onlarla çalıştım…’ Ve bu hiç benim ilgimi çekmez. Önemli olan müzik ve performans. Bu nedenle buradaki numara şu, doğru oranda ve müziği destekleyecek kadar arşiv kullanmak.’
• Çekimlerin sonunda setin fotoğraf sanatçısı Brigitte Lacombe takımın bir arada fotoğrafını çekmek için objektifin arkasına geçti.
• Yapımcılardan Pearman: ‘Bob Richardson’ın uçuşan beyaz saçları vardı ve tüm kamera ekibinin-yaklaşık 100 kişi- ve Marty’nin tepesinde o uzun beyaz peruklardan vardı. Muhteşem bir kareydi. Çok eğlenceliydi.’
• Eski ABD Başkan’ı Bill Clinton doğumgünü olması sebebiyle şovun protokol konuğuydu.
• Pearman: ‘Gelmiş geçmiş en iyi rock grubu, en iyi yönetmeni ve en iyi başkanı oradaydı.’ ‘Oradaki herkes bir rock yıldızıydı, Mick, Keith ve orkestra rock yıldızları, Marty tamamiyle rock yıldızı bir yönetmen ve Clinton politikanın rock yıldızı.’

 


YÖNETMEN ‘MARTIN SCORSESE’ HAKKINDA:

• Sicilya kökenli işçi sınıfı bir ailenin ikinci çocuğu olarak 17 Ekim 1942'de dünyaya gelen yönetmenin çocukluğu Manhattan'ın "Küçük İtalya" olarak bilinen mahallesinde geçti.
• Bu çevrede geçen gençlik yılları, kendisine kariyeriyle ilgili ilham verdi.
• Küçük yaşında astım hastalığı nedeniyle zor zamanlar geçiren Scorsese, bu yıllarda sinemaya ilgi duymaya başladı.
• 1960 yılında New York Üniversitesi sinema bölümüne girdi, 1964 yılında mezun oldu ve 1966 yılında yüksek lisansını aldı.
• Bu süre zarfında birçok kısa filmi ödül aldı.
• 1968’de Who’s That Knocking at My Door adlı filmin yönetmenliğini yaptı.
• 1970’de Woodstock belgeselinin yardımcı yönetmenliğini ve editörlüğünü yaptı.
• 1972 yılında Scorsese, Coppola, James Cameron ve John Sayles'ın kariyerlerini kurmalarında yardımcı olan yapımcı Roger Corman için Boxcar Bertha adlı filmi yaptı.
• Robert De Niro ile yaptığı ilk film olan Mean Streets’i çekti.
• 1974'te aktris Ellen Burstyn ,Alice Doesn't Live Here Anymore filmi için Scorsese'i seçti ve bu filmdeki performansıyla en iyi kadın oyuncu dalında Akademi Ödülünü almayı başardı.
• 1976 yılında, en başarılı filmlerinden biri olan Taxi Driver'ı Robert De Niro, Judie Foster ve Harvey Keitel gibi bir kadroyla çekti.
• Aynı yıl Palme d'Or ödülünü aldı ve birden fazla Oscar'a aday oldu.
• Bu başarının ardından Scorsese, ilk büyük bütçeli filmine soyundu: New York, New York. Beklediği başarıyı gösteremeyen bu filmin ardından Scorsese bunalıma girdi ve bu dönemde ciddi bir kokain bağımlılığı yaşadı.
• 1980’de Raging Bull’u çekti ve bu film Scorsese'e en iyi yönetmen dalı da dâhil olmak üzere 8 Oscar adaylığını da beraberinde getirdi.
• En iyi aktör dalında De Niro Oscar'ı almayı başardı.
• 1988’de The Last Temptation of Christ projesiyle yine en iyi yönetmen dalında Oscar'a aday oldu ve yine eli boş döndü.
• Scorsese başarılı sinema kariyerine Goodfellas (1990), Cape Fear (1991), The Age of Innocence (1993), Casino (1995), Kundun ve Bringing Out the Dead (1999) gibi filmlerle devam etti.
• 2002’de Gangs of New York filmini çekti ve bu projeyle En İyi Yönetmen dalında Altın Küre aldı.
• 2004 yılında gösterime giren filmi The Aviator 5 dalda Oscar aldı.
• Leonardo Di Caprio ile çalışmalarını sürdüren ünlü yönetmen, 2006 yılında The Departed filmini tamamladı.
• The Departed, En İyi Film ve En İyi Yönetmen dâhil 4 dalda Oscar aldı.
• Scorsese şu anda Paramount Pictures için Shutter Adası adlı gerilim filmini çekiyor.


ROLLING STONES HAKKINDA

• 1962’de Londra’da kurulan grup, kendisinden önce yapılan müzik tarzlarının özünü çıkartıp kendisinden sonrakileri ise büyük ölçüde etkilemiştir.
• Bütün müzik türlerini incelediğimizde bu itibarı kazanan oldukça az müzisyen olduğunu görüyoruz ve Stones onların arasında gururla duruyor.
• 1970’lerin öncesinden başlayarak grubun çıkardığı her albüm-1964’deki The Rolling Stones’dan 1972’de çıkan Exile on Main Street’e kadar- sadece o dönemin müziğini anlamak için değil aynı zamanda o dönemin kendisini anlamak için de çok önemli.
• Blues ve R&B’ye yoğun ilgi duyan Stones, ilk yıllarında ABD’de özellikle genç dinleyicileri müzikle buluşturdu.
• İlk yıllarında grup açıkça politik olmasa da Afro Amerikan tarzı müziğe olan bağımlılıkları -Robert Johnson’dan, Muddy Waters’a, Marvin Gay’e- insan hakları hareketleriyle yakın ilişki içindeydi.
• Yakın zamanda solist Mick Jagger, gitaristler Keith Richards, Brian Jones, basist Bill Wyman, ve baterist Charlie Watts o dönemin isyankar tarzıyla eş anlamlı hale geldiler.
• Satisfaction, Street Fighting Man, Sympathy for the Devil, ve Gimme Shelter o dönemin öfkesini, şiddetini ve kaosunu yansıtıyordu.
• 60’lı yıllardan 70’lere geçerken Stones popüler müzikteki her şeyle yarışabilen bir yaratıcılık içine girdi.
• Beggars Banquet (1968), Let It Bleed (1969), Sticky Fingers (1971) ve Exile on Main Street (1972) hak ettikleri gibi tüm zamanların en iyi albümleri arasına girdiler.
• Let It Bleed üzerinde çalışırlarken Brian Jones’un ölümü üzerine onun yerini Mick Taylor aldı.
• 1975’te Mick Taylor’ın yerini Ronnie Wood aldı.
• Tattoo You (1981) grubun repertuarına Start Me Up, Waiting on a Friend gibi klasikleri ekledi.
• 1989’da Steel Wheels albümüyle 7 yılın ardından Stones yeniden yollara düştü.
• Sonraki periyodda güvenilir ve güçlü albümlerle yola devam ettiler: Vodoo Lounge (1994), Stripped (1995), Bridges to Babylon (1997), Forty Licks (2002), A Bigger Bang (2005).
• Stones canlı performansın standardını belirledi. Grubun tarihindeki en büyük başarılarından biridir bu.
• Basist Darryl Jones 1994 senesinde Bill Wyman’ın yerini alarak gruba katıldı.
• Stones müzikle ilgili haberlerin yanı sıra tutuklanmalar, boşanmalar, provokatif olaylarla da haberlerde geniş yer aldı ve şüphesiz Mick Jagger dünyanın en ünlü insanlarından biri haline geldi.
• Tüm bu haberlere rağmen onlar müzikleriyle tanınıyorlar. Mick Jagger olağanüstü bir solist ve sahne üzerindeki performansıyla gelmiş geçmiş en iyi müzisyenlerden.
• Keith Richards Stones’un itici gücü ve müziklerini anında ayırt edilebilir kılan kişi.
• Ronnie Wood, Richards’la ritmik kardeşliği olan bir gitarist, aynı zamanda şarkıları melodik ve marifetli dokunuşlarıyla renklendirerek dokuyor.
• Ve Charlie Watts, söylemeye gerek yok, o rock dünyasının en iyi davulcularından. O ve Darryl Jones rock’n roll’u canlandırıyor.
• Onlar anı yaşıyor ve yaratıyorlar, bu nedenle Stones hayranları hala onları izlemeye gidiyorlar. Rolling Stones’un canlı performansını izlemek konusunda son defa diye bir şey söz konusu olamaz.