Sakar ajandan kahkaha tufanı

Sakar ajandan kahkaha tufanı
Sakar ajandan kahkaha tufanı
60'ların komedi-aksiyon ajan dizisi beyaz perdede...Komedinin kralı olduğunu Ajan 86 rolüyle bir kez daha kanıtlayan Steve Carell her yaştan insanı gülmekten kırıp geçiyor

 

 

FİLMİN FOTOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYIN 

GÖSTERİMDEKİ DİĞER FİLMLER İÇİN TIKLAYIN

 

 

AKILLI OL

Yönetmen : Peter Segal
Senaryo : Tom J. Astle, Matt Ember
Oyuncular : Bill Murray, Steve Carell, Anne Hathaway, Ken Davitian, Alan Arkin, Terry Crews, Terence Stamp, David Koechner, Masi Oka, Dwayne Johnson, Matt Gallini, David Aranovich
Yapımcı : Michael Ewing
Görüntü Yönetmeni : Dean Semler

 

 

FİLMİN KONUSU

Aksiyon komedi “Get Smart/Akıllı Ol”, KONTROL ajanı Maxwell Smart’ı (Steve Carell) en tehlikeli ve önemli görevine gönderiyor: KAOS adıyla bilinen kötü niyetli suç sendikasının dünyanın hakimiyeti için tasarladığı son komployu bertaraf etmek… Bu görev aynı zamanda, Smart’ın ilk görevidir.

Gizli ABD casus örgütünün merkezi saldırıya uğrayıp, ajanlarının kimlikleri açığa çıktığında, Şef’in (Alan Arkin) tek bir seçeneği kalır: Her zaman sahada, idolü olan süperstar Ajan 23’le (Dwayne Johnson) çalışmak isteyen hevesli analist Maxwell Smart’ı terfi ettirmek. Ama Smart, bunun yerine, kimliği açığa çıkmamış diğer tek ajan olan, sevimli ama ölümcül ve deneyimli Ajan 99’la (Anne Hathaway) çalışmak zorunda kalır.
Smart ile 99, hem KAOS’un büyük planını ortaya çıkarmaya hem de birbirlerine yaklaşırken, KAOS’un kilit elemanlarından Siegfried (Terence Stamp) ve yardımcısı Shtarker (Ken Davitian) yarattıkları terör ağından vurgun yapma hazırlığı içindedirler. Saha deneyiminden ve yeterli zamandan yoksun olan Smart, elinde birkaç süper teknolojik casus oyuncağı ve dizginlenemez coşkusuyla dünyayı kurtaracaksa KAOS’u yok etmek zorundadır.


YAPIM HAKKINDA

Yönetmen Peter Segal, “Get Smart/Akıllı Ol”a hem sinemacı hem de filmin bir hayranı olarak yaklaştı. “1960’ların ikonlaşmış bu yapımı gerçek bir klasik ve benim favorilerim arasında yer alıyor” diyor Segal ve ekliyor: “Bu yapımı çok sevmiştim. Zekice, küstah ve çok komikti”.
Yapımcı Charles Roven ise şunları söylüyor: “60’ların yapımını tekrar yaratmak değil, çağdaşlaştırmak istedik; günümüze uygun hâle getirip, modern bir bakış açısı katmanın yanı sıra, sadece güldürmeyi değil gerilim yaratmayı da başaran aksiyon sekansları oluşturmayı hedefledik. Bu süper casuslar dünyasını beyaz perdede gerçekten hak ettiği ölçüde yeni bir döneme aktarmaya çalıştık”.
Segal yeni karakterlerin eşlik ettiği bilindik karakterleri günümüzün manşetlerine yakışır konumlarda hayal etmenin sayısız espri ve fikre olanak tanıyacağını düşündü. Bunların ilham kaynağı ise usta komedyenler Mel Brooks ve Buck Henry’yi böylesine unutulmaz kılan zekice mizah olacaktı.
Yönetmen bunu şöyle açıklıyor: “Amacımız Mel ile Buck’ın yarattığı şeyin ruhunu kucaklayıp, yeni nesle aktarmaktı. Film dizinin olmazsa olmazlarına, küstahlığına, siyasi hicvine ve artık kültürümüzün bir parçası olan cümlelere saygıdan geri kalmıyor, ama yepyeni bir hikayesi, 2008’i yansıtan bir bakış açısı, kendine ait bir tarzı ve enerjisi var. Düşüncemiz dizinin yeni izleyicilere de sadık hayranlarına olduğu kadar çok şey sunmasını sağlamaktı. Özetle, o kadar komik bir film yapmalıydık ki hikayenin geçmişini bilip bilmemek önemli olmamalıydı”.
Yapımcı Alex Gartner, Segal’dan övgüyle bahsediyor: “O, zekice (laf ebeliğine dayanan) komediyi ciddi aksiyonla birleştirme becerisine sahip; oysa bu ikisi ayrı ayrı zordur ve bir araya getirilmeleri de kesinlikle kolay değildir. Ama Peter bu konuda çok usta. Filmi onun yönetmesini bu yüzden istedik. Filmde büyük ölçüde fiziksel komedi var, ama bunlar gerçekçi bir fonda geçiyor”.
Maxwell Smart’ı canlandıran, ayrıca filmin yönetici yapımcılarından olan Steve Carell bunu şöyle özetliyor: “Filmin yüzde 80 komedi, yüzde 20 aksiyon, yüzde 15 yürek, yüzde 35 romantizm, yüzde 10 macera ve muhtemelen yüzde1’den az da korku olduğunu söyleyebilirim. Bunları topladığınızda yüzde 100’den fazla ediyor; yani gerçekten de bir filmden beklediğinizden fazlasına sahip”.
Yapımcı Andrew Lazar, “Max rolündeki Steve Carell tüm projenin bir araya getirilmesinde çok önemli bir yere sahipti. Onun katılımı her şeyi tetikledi ve karakteri nasıl oynayacağı konusundaki fikirleri tüm yapıma ışık tuttu” diyor.
Rolün Carell’e verilmesine daha senaryoyu görmeden destek veren Segal ise şunu söylüyor: “Beni projeye ilk çeken şey Steve’di. Bu role hakkını verebileceğini düşündüğüm tek kişi oydu. Zaten doğru Max’e sahip değilseniz, bu filmi yapmaya değmez”.
“Senaryoyu Steve’in muazzam komedi yeteneği doğrultusunda şekillendirmeyi başardık ki bu bize hikayeyi başkalarının götüremeyeceği yerlere taşıma özgürlüğü sundu” diyen yapımcı Michael Ewing, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Peter ve Steve, senaristler Tom Astle ve Matt Ember’la karakterlerin gelişimi ve hikayenin bazı öğeleri üzerinde beraberce çalıştılar”. Ünlü yapım “Second City”deki günlerinde geliştirdiği doğaçlama deneyimini filme de taşıyan Carell, yapımcılarla ve rol arkadaşlarıyla birlikte, alternatif espriler üretmek ve sahnelere farklı bakış açıları getirmek için sık sık beyin fırtınası yaptı.
Segal ve yapımcılar filme 21. yüzyılın özelliğini katabilmek için önce “Get Smart/Akıllı Ol”u bir adım geriye götürmek istediler. Roven’ın son yapımcılık denemelerinden olan 2005 hiti “Batman Begins/Batman Başlıyor”a değinen Segal, “O filmin ‘Batman’ serisini, daha önce hiç işlenmemiş biçimde hikayenin kökenine inişini çok beğenmiştim. Bundan yola çıkarak, baştan başlıyor ve Maxwell Smart’ın nasıl ajan olduğunu, 99’la nasıl tanıştığını ve KAOS’un kötü adamı Siegfried’le ilk ne zaman karşılaştığını göstermeyi planladık; tüm bu oluşumlar dizi yayına girdiğinde zaten geçmişte kalmıştı” diyor.
Senarist Tom J. Astle ise şunu söylüyor: “Bu noktadan sonra, karşımızda pek çoğumuzun bildiği ve sevdiği Max var, ama filmimizde onun bu noktaya nasıl geldiği gösteriliyor. Böylece, yeni izleyiciler onu harika bir şekilde tanırken, dizinin hayranları da sevdikleri ve hatırladıkları o favori gizli ajanlarıyla tekrar buluşuyorlar”.
Filmin açılışında, Max uluslararası gözlem kasetlerindeki şüpheli durumları çözmek ve KONTROL’deki meslektaşlarına rapor hazırlamak için yoğun bir çalışma içindedir. O kadar değerli bir analiz uzmanıdır ki Şef adıyla çağırılan patronu, çok üzülerek de olsa, Max’in hayatta her şeyden çok istediği ve uğruna çok çalıştığı şeyi, saha ajanlığı fırsatını ona tanımaz.
Carell bu konuda, “Max son derece hevesli ve kendini işine adamış biri, ama sahada çalışmayı da gerçekten çok istiyor” diyor.
“Bu açıdan bakıldığında, oynadığı tüm komedi filmlerinde olduğu gibi, Steve rolüne öyle bir insaniyet katıyor ki ona gerçekten yakınlık hissediyorsunuz” diyor Segal ve ekliyor: “Onun çizdiği Max portresi önüne çıkan fırsatı son şansı olarak görüp, sonraki kararlarını ve davranışlarını bu doğrultuda belirliyor”.
Matt Ember ise şu noktanın altını çiziyor: “Pek çok insan gibi onun da gizli korkusu fırsatı elinden kaçırmış olmak, artık bir daha fırsat bulamayacak olmak. Sonra bir gecede şartlar onu hayalindeki kariyere ışınlıyor. Hayatında yeni bir pencere açılıyor”.
KONTROL’ün uzun zamandır baş düşmanı olan KAOS, casusluk merkezinin karargâhına saldırır ve kilit ajanların kimliklerini açığa çıkarır. Bunun üzerine, Şef’in Max’i Ajan 86 olarak atamaktan ve ona en deneyimli ajanları bile zorlayacak derecede tehlikeli bir görev vermekten başka seçeneği kalmaz.
Olabilecek en kötü şartlar altında olsa bile, Max coşku duymaktan kendini alamaz.
Lazar, “Elbette öğrenmesi gereken çok şey var ve hatalar yapıyor” diyor ve ekliyor: “Öte yandan, elbette olaylar ilerledikçe beklenmedik anlarda ortaya çıkan, isteksiz ortağı Ajan 99’u bile şaşırtan bazı yetenekleri de var. Max sadece kitaba uymakla kalmıyor, kitabı herkesten daha iyi biliyor”.
Yine de, Roven’ın da belirttiği gibi, “Max ajanların el kitabını çalışıp tüm sınavları geçse de, insanların ona gerçekten ateş ettiği bir durumda hiç bulunmamış”.
Uyum süreci, öğrenme aşaması yoktur; gerçekten de, bir yandan koşarken bir yandan öğrenmesi gerekir.
Max mecburen Ajan 99’la ortak olur çünkü 99, son güvenlik ihlalinde KONTROL’ün kimliği açığa çıkmayan tek üst düzey ajanıdır. Rolü üstlenen Anne Hathaway, “99 bir çaylakla çalışacağı için hayal kırıklığı içinde; üstelik Max’in tanışmalarından sonraki ilk beş dakika içinde yaptığı her şey, 99’un en kötü korkularını destekler nitelikte. Bu durumda, Max’in kendini sadece patronuna değil, kendisine hiç de hoşgörülü davranmayacak bu inatçı kadına da kanıtlaması gerekiyor” diyor.
Segal, bu kararlı gizli ajanın, biraz sakar olsa da, asla beceriksiz olarak nitelenemeyeceğini belirtiyor: “Burada mizah daha çok Max’in dizginlenemez coşkusundan ve uygulama deneyimi eksiğinden çıkıyor. Ama açıklarını çok çabuk telafi ediyor. Kafası her an çalışıyor. Üstelik, yaptığı her şeyin, zaman zaman çok yanlış sonuçlar doğursa da, doğru olduğuna yürekten inanıyor”.
Orijinal dizinin yönetici yapımcısı ve Emmy ödüllü yazarı Leonard Stern (kendisi bu filmde de ulusal güvenlik adına uçağına el konulduğu için çılgına dönen pilotu canlandırıyor) Maxwell Smart’ın cazibesi için şunları söylüyor: “Max’e sempati besliyorsunuz. Başarılı olmasını istiyorsunuz. Max asla pes etmeyen biri. Ne zaman düşse hemen ayağa kalkıyor, düşen kendisi değilmiş gibi davranıyor, serinkanlılıkla üstünü düzeltiyor ve soruna başka bir açıdan yaklaşıyor”.
Dizinin uzun zamandır hayranı olan Carell, “Diziyi izlerken her zaman Maxwell Smart’ın aptal biri olmadığı hissine kapıldım. Onu pratik zekalı, becerikli, ilkeleri uğruna mücadele etmeye istekli biri olarak gördüm. Belki her zaman başkalarının tercih edeceği yolları izlemiyor olabilir, ama içgüdüleriyle hareket etmeyen biri olsa da, amacına ulaşmayı başarıyor”.
Max’i yetenekleri henüz sınanmamış yeni bir ajan olarak hayata geçiren Carell, dizinin yıldızı Don Adams’dan farklı bir noktadan başlıyor. “Don öyle kendine özel bir oyuncuydu ki onun yaklaşımını ve ritmini gerçekçi bir şekilde yeniden yaratmaya imkan yoktu; ayrıca, onu taklit etmek de istemedim. Bunun yerine, karakterin özüne ve dizinin zengin formatına parmak basıp, diziden alıntı yapmadan yeni ve taze soluklu bir şey yaratmak, böylece bir yandan orijinal malzemeye saygımı gösterirken bir yandan da kendine özgü bir şey oluşturmak istedim”.
Maxwell Smart’ın hayatını adadığı gizli örgüt KONTROL ile yok etmek için mücadele ettiği suç örgütü KAOS, “Get Smart/Akıllı Ol”un hikaye örgüsünde çok önemli bir yere sahipler. Film, varlıkları hükümetin en üst düzeyi dışında hiç kimse tarafından bilinmeyen bu iki rakip casus örgütünün arasındaki mücadeleyi işliyor.
“Gizli bir Amerikan casus örgütü olan KONTROL’ün tek amacı, kaos yaratmak için her şeyi yapmaya adanmış uluslararası bir suç örgütü olan KAOS’u yok etmek” diyor Ewing ve ekliyor: “Bu iki evrensel karşı güç, geniş anlamda, iyi ile kötüyü simgeliyor. Aralarındaki bitmek bilmeyen mücadele ‘Get Smart/Akıllı Ol’da komedi adına sınırsız imkanlar sundu”.
KONTROL ve KAOS’la tanımlanan bir dünyada, bir kalemin sadece kalem mi yoksa bir dart silahı mı olduğunu asla bilemiyorsunuz. Telefon kulübeleri asansör oluyor. Dolaylı parolalar ve gizli şifreler, James Bond’u hayrete düşürecek aygıtlar ve hiç beklemediğiniz zamanlarda ve yerlerde ortaya çıkan gizli ajanlar söz konusu.
“Dizi Soğuk Savaş ve Vietnam Savaşı dönemlerinde yayınlanmaya başladı ve bu sorunlardan bazılarına parmak bastı. Biz de aynı şekilde günümüzün manşetlerinden ilham aldık” diyen Segal günümüzde dünyada olup biten kayda değer olayların kamuoyu yansımalarına değiniyor ve, “CIA, FBI, Ulusal Güvenlik Servisi ve ABD’de hizmet veren çok sayıda kuruluş varken, KONTROL ve KAOS gibi örgütlerin varlığı hiç de uzak görünmüyor. Siyasi arenada hâlen hicvedilecek ve iğnelenecek pek çok şey olup bitiyor”.
Stern ise şunu ekliyor: “Bir başka deyişle, ‘Get Smart’ın yayına başladığı uluslararası gerilim ve şüphecilik döneminden bugüne dek geçen 40 yıl içinde değişen pek bir şey yok”.
Bu durumda, Maxwell Smart’a şimdi herzamankinden daha çok ihtiyaç duyduğumuz açık.
Her koşulda espiri yapan oyuncular
“Get Smart/Akıllı Ol” Maxwell Smart’ı aşina karakterle olduğu kadar yeni karakterlerle de bir araya getiriyor. Gartner, “Oyuncu kadrosu sayesinde gerçekten öne çıkan kişilikler arasında muhteşem bir etkileşim var” diyor ve ekliyor: “Max ile 99, Siegfried ile asistanı arasındaki ilişki ve rekabete, ve Şef ile Max arasındaki adeta baba oğul ilişkisine tanık oluyorsunuz”.
Her zaman yetkin Ajan 99’u Anne Hathaway canlandırdı. Dizinin yıldızı Barbara Feldon dizi hayranlarının favorisi olan rolünde nasıl döneminin liberal kadınına hayat verdiyse, Hathaway de çizdiği portrede bu özgüvenli ve işine bağlı profesyoneli mantık olarak bir adım ileri götürdü. Aktris bu konuda şunları söylüyor: “Küçük bir kızken erkeklerle boy ölçüşebiliyordu. Şimdi de genellikle onların önünde gidiyor. Ama dişiliğinden asla ödün vermiyor. Ajan 99’un bu özelliği ve Channel tutkusu filmin diziden ayrılan öğeleri. O, yüksek topuklu ayakkabılarla koşabilen ve dövüşebilen bir kadın olmaktan zevk alıyor; kadın olduğu için özür dilemediği gibi, özel bir muamele de beklemiyor”.
Segal, Hathaway’in “Bir podyumda yürümeye uygun olduğu kadar Ninja gibi dövüşmeye de uygun” diye nitelediği kostümleri tasarlaması için Oscar ödüllü kostüm tasarımcısı Deborah Scott’ı (“Titanic”) projeye dahil etti. Hathaway kendisi için tasarlanan kostümleri şöyle tanımlıyor: “Klasik anlamda şık ama eğlenceli, çağdaş ama 60’ların esintisini taşıyan, etkili ve yadsınamaz biçimde kadınsı kostümlerdi bunlar”; tıpkı onları giyen hanımefendi gibi.
Lazar ise 99 karakteri için şunları söylüyor: “Casussanız insanlara güvenmeniz zor. Ajan 99 da kariyerinde bu noktaya insanlara kendini açarak gelmedi. Yine de, kendince bir geçmişi ve herkes gibi endişeleri olan bir kadın. Anne işte bu sıcaklığın öne çıkmasını sağladı. Max ile 99 arasındaki atışmaların özünde bunu görüyorsunuz”.
Hathaway rolü alabilmesini şuna bağlıyor: “Steve’le okuma yapan diğer aktrislerden beş saniye daha uzun dayanmayı başardım. Ona ayak uydurmak kolay değil. Öte yandan, bana komedi ve doğaçlama konusunda çok şey öğretti. Ayrıca, o ve Pete kameranın her iki yanında da kendimi koruma altında hissetmemi sağladılar”. Yapımcılar yeni bir karakter olan, yenilmez ve müthiş karizmatik Ajan 23 için Dwayne Johnson’ı seçtiler. Max’in ortağı olmayı umduğu Ajan 23 rolü için bu seçimi yapmalarının nedeni Johnson’ın mizah anlayışının KONTROL’ün süper starı olarak ışıldayacağını bilmeleriydi. Yapımcılar ve aktör, 23’ü Max’in akıl hocası ve idolü olarak “Get Smart/Akıllı Ol”un dünyasına nasıl sokacakları konusunda birlikte hareket ettiler.
“Dwayne’in en harika yanı muazzam bir aksiyon geçmişi olmasının yanı sıra inanılmaz komik ve çok sıcak bir kişiliğe sahip olması. Zaten tüm bunları rolüne de aktarmayı başardı” diyen Roven, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Ajan 23’ün sadece müthiş havalı, herkesin olmak istediği gibi biri olması yeterli değildi; aynı zamanda bir bakıma Max’in iyiliksever ağabeyi olması, onu ajan olma hayallerinin peşinden gitmeye yüreklendirmesi de gerekliydi”.
Johnson’a göre Ajan 23 en iyi şöyle tanımlanabilir: “O, tek kelimeyle, yeryüzünün en iyi ajanı, sahaların yıldızı, yaptığı işte mutlak olarak en iyi. İşini seviyor, kendini seviyor ve insanların bunu bilmesini sağlamaktan çekinmiyor… ama nazik bir şekilde ki bu onu daha da sevimli kılıyor. Ayrıca, kanatlarının altına girmek isteyen Max’e de fazlasıyla değer veriyor; ofis zorbaları Max’i hırpalamaya çalıştığında onu her zaman savunuyor”.
Ofis zorbalarını ve KONTROL’deki her şeyi kontrol alında tutma görevini yürüten Şef’i Alan Arkin canlandırdı. Aktör, Şef’i büyük ölçüde, “zor bir semtin lise müdürü” olarak gördüğünü söylüyor ve ekliyor: “Ciddi, büyük baskı altında ve çoğu zaman hayalkırıklığı içinde; ama genel olarak iyi ve etkili bir patron. Max için duyduğu samimi sevgi tartışılmaz ama örgüte duyduğu sadakat daha öncelikli”.
Arkin’i rol için öneren isim, kendisiyle ünlü 2006 komedisi “Little Miss Sunshine”da beraber oynayan Carell’di. Söz konusu film Arkin’e Oscar getirmişti.Arkin, ayrıca, Chicago’nun ünlü Second City doğaçlama kumpanyasının ilk ekibinde yer alıyordu. Bu performans geleneğinin ön sıralarında Carell ve “Get Smart/Akıllı Ol”ın oyuncularından Masi Oka, Nate Torrence ve David Koechner de bulunuyordu. “Doğaçlama benim kanımda var” diyor aktör ve ekliyor: “Daha senaryo pişerken birkaç kayıt alırsanız bazı şeyler olmaya başlıyor. Peter da buna izin vermekten memnuniyet duydu”.
Arkin’in role benzersiz komedi ritmini kattığını belirten Ewing ise, “Şef’in katılımcı ve çekinme yaratan bir duruşu var. Onun 30 yıldır bu örgütü yürüttüğüne ve en iyi ajanları bile paylayabildiğine inanıyorsunuz” diyor.
Segal da şunun altını çiziyor: “Komedyen olduğu kadar drama oyuncusu da olan Alan, rolünü dünya gerçekten tehlikedeymiş gibi şaşmaz bir ağırlıkla oynuyor ki bu her şeyi daha da komik kılıyor”.
Şef’in en büyük sorunu olan, KAOS’un kötü şöhretli yöneticisi Siegfried’i ise Oscar adayı aktör Terence Stamp canlandırdı.“Terence’ın performansı öyle sade ki, dünyaya hükmetmek konusunda rahat biri olduğuna gerçekten ikna oluyorsunuz” diyor Segal.
Öte yandan, Siegfried belli bir özdeşlik uyandırmayı da başarıyor çünkü, her ne kadar kokuşmuş biri olsa da, KONTROL ve kendi adamlarının beceriksizliği yüzünden sürekli baltalanmasına rağmen işini yapmaya çalışan bir adam. Segal’ın da belirttiği gibi, “Bu açıdan bakıldığında, bir ofiste çalışan herkesin özdeşleşebileceği bir karakter”.
Stamp, Siegfried karakterini yaratırken “Twelfth Night”ın “kasıntı ve kibirli, insanlara hep tepeden bakan” karakteri Malvolio’dan esinlendiğini söylüyor ve, “Malvolio için, herkes kendi altındadır. Hepimiz, ne yazık ki kendini otorite konumunda bulunca başka insanları birey olarak algılamayı beceremeyen bu tip insanlar tanırız” diyor.
Stamp şöyle devam ediyor: “Komedi oynamak benim için her zaman bir ödüldür. Daha önce tiyatro da komedilerde oynamış olmama rağmen, komedi yapma fırsatı sinema kariyerimin geç dönemlerinde elime geçti. Pete, ‘Superman’ filmlerinde Zod karakterine yaklaşımımı beğendiği için Siegfried’de böylesine keskin bir tiplemeye yöneldim”.
Siegfried’in uzun zamandır acı çeken asistanı Shtarker’i ise “Borat”ın kötü şöhretli oyuncusu Ken Davitian canlandırıyor. Carell şakacı bir ifadeyle, “Ken masamıza ilk geldiğinde tamamen çıplaktı” diyor.
Tamam, belki öyle değildi. Ama Davitian’ın girişi beklenmedik bir öğe içeriyordu. Segal o günle ilgili, “Seçmelere çok belirgin bir aksanla geldi ve söylediklerimin yarısını anlamıyormuş gibi davrandı” diyor. Kaliforniyalı aktör aslında başka bir rolün seçmesine girmişti. Kendi aksanına dönmesi ve Shtarker rolüyle ilgili bilgi istemesi daha sonra oldu. Segal bu olayı da şöyle aktarıyor: “Onu Shtarker rolü için düşünmememin tek nedeni dilimizi pek iyi bilmediğini sanmamdı. Esasen o mükemmel bir Shtarker ve Terence’la ikisini bir arada görmek bile başlı başına komik. Elbette, Shtarker rolünü verdikten sonra, ondan kendi aksanına geri dönmesini istedim çünkü KAOS uluslararası bir örgüt ve eleman seçerken eşitlikçi davranıyor”. Diğer bir deyişle, Shtarker’in aksanının Siegfried’inkinden tamamen farklı olması daha bile iyiydi.Siegfried’e mutlak bir sadakat duyan Shtarker, patronunun en çılgınca emirlerine bile itaat ediyor. Bunlar öyle emirler ki başka herhangi biri, paçayı sıyırabileceğini bilse bu tür emirler karşısında patronunu otobüsün altına memnuniyetle itebilir. “Shtarker posta dağıtım bölümünde bir kadro aşılmasını çok uzun zamandır bekliyor ama bu bir türlü olmuyor” diyor Davitian gülerek ve ekliyor: “Bu zaman zarfında, Siegfried’in tüm kirli işlerini yapmak zorunda: Adam öldürüyor, patronunun arabasını yıkıyor, o ne isterse yapıyor. Korkunç bir iş bu. Adama gerçekten acıyorum”.
Bu arada KAOS’un dünyanın kaderi üzerinde oluşturduğu tehditten büyük ölçüde habersiz olan ABD başkanını, “Get Smart/Akıllı Ol” oyuncu kadrosunun orijinal dizide konuk oyuncu olmuş tek üyesi James Caan canlandırıyor.
Caan tamamen işine hâkim olmasa bile sempatik bir Başkan portresi çiziyor. Ne var ki Başkan’ın KAOS tehdidini ciddiye almayı reddetmesi KONTROL’ün Şef’ini pek de gizleyemediği bir hayalkırıklığına sürüklüyor. “Ama Şef’i esas çıldırtan şey Başkan’ın zayıf telaffuz yeteneği” diyor Segal. Zaman hızla tükenmektedir. Max ile Ajan 99, KAOS örgüt ağının yerini tespit edip, etkisiz hâle getirmek için dünyayı dolaşmaktadır. Bu arada, KONTROL’ün yüksek teknolojili silah laboratuarında görevli Bruce ve Lloyd, geriye kalan ajanlardan 91 ve Larabee’yle karargâhta işlerin sorunsuzca yürümesini sağlamaya çalışmaktadırlar. Emmy adayı Masi Oka (“Heroes”) ve Nate Torrence (“Studio 60 on the Sunset Strip”) filmde, ofisteki sosyal ve kişisel ilişkilerdeki açıklarını, sadakatleri, enerjileri ve yaratıcılıklarıyla telafi eden iki dahi mühendis Bruce ve Lloyd’u canlandırdılar.
Oka bu konuda, “Onlar, Bond’un Q’su gibi, aygıtlar üzerinde çalışan insanlar. Bruce ve Lloyd yaratımları konusunda tutku, ülkelerine verdikleri hizmetten dolayı da gurur duyuyorlar. Diğer ajanlar onlara saygı duymuyor elbette ama o ikisi kendi içlerinde gerçeği biliyorlar: Operasyonun hakiki mimarı onlar. Onların tasarladığı teknolojik mucizeler olmasa, o sıkı ajanlar içi boş takım elbiselerden ibaret olurlar” diyor.
Torrence ise bir itirafta bulunuyor: “Bruce ve Lloyd inekler. Ayrıca, Lloyd kan görmeye, tehdide ve tehlikeye dayanamıyor. Bunlardan herhangi biriyle karşılaştığında bayılma eğiliminde”.
İkisi de Second City’de görev almış olmalarına rağmen, Oka ve Torrence “Get Smart/Akıllı Ol”dan önce tanışmamışlardı ama gerek sette gerek set dışında çok iyi bir ilişki kurdular ve film ilerledikçe rollerine farklı yönler kattılar. “Orijinal senaryoda Bruce daha baskın ve alaycı, Lloyd ise daha mülayimdi, ama yapım ilerledikçe kendi ritmimizi bulduk ve ikisini eşitledik. Şimdi iki kardeş gibi atışıyorlar” diyen Torrence’a Oka şunu ekliyor: “Tuhaf bir ikili oluşturuyorlar”.Terry Crews ile David Koechner’ın canlandırdığı Ajan 91 ve Larabee de bir tür ekipler, ama pek de kendi tarafınızda isteyeceğiniz türde değil. Okul yılları benzetmesine geri dönersek, eğer Ajan 23 ve 99 sınıfın popülerleri, Bruce ve Lloyd inekleriyse, o zaman, Segal’a göre “Larabee ve 91 de sınıfın kabadayıları”.
KAOS’un beklenmedik saldırısının ardından KONTROL’ün kapanması ve Max’in bir anda sahada görevlendirilmesi üzerine, 91 ve Larabee masa başı görevine verilirler ve bu hiç hoşlarına gitmez. Bunun sonucunda, ve tabi her zamanki hedefleri Max de birden bire menzil dışına çıkınca, Ajan 23’ün korunmasından yoksun kalan Bruce ve Lloyd’a olağandan fazla işkence etmeye başlarlar.
Cephenin diğer tarafında, Siegfried ve Shtarker’in hizmetinde, KAOS’un çekici ama ölümcül ajanı, aynı zamanda müthiş dans eden Krstic (David S. Lee) ve dev cüsseli koruma-tetikçi-şoför Dalip’ten (Dalip Singh) bulunmaktadır.

“Şu kadarcık farkla kaçırdım…”
“Get Smart/Akıllı Ol”un yapım ekibi gerçek mekanlarda çekim yapmak için Washington DC’den Moskova’ya gitti. Bu mekanlar arasında yer alan Kızıl Meydan’da çok hoş bir gece çekimi yapıldı.
Dwayne Johnson bu aksiyon-komedideki aksiyon konusunda, “Filmi çok fazla açık etmek istemiyorum ama helikopter, traktör, golf sopaları, tren, ve uçağın arkasındaki bez afişten sarkan insanların… ve bir de kılıçbalığının olduğu çok önemli bir sahne var. O sahnede bir kılıçbalığı var” diyor.
Aslında, aksiyonun ciddi bir etki uyandırmasına büyük özen gösterildi.
“Eğer durumlar gerçekten tehlikeli ve inandırıcı görünürse, çıta daha yükseğe çıkar ve mizah da bunun doğrultusunda çok daha keskin olur” diyor Segal ve ekliyor: “Oyuncuların asla bir komedide oynuyorlarmış gibi hissetmelerini istemedik çünkü espriyi sağlayan onların ciddiyetiydi. Her şeyin düz bir şekilde oynanması gerekiyordu; aksiyon sahneleri de dahil”.
Yönetmen Segal’le “Get Smart/Akıllı Ol”da üçüncü kez birlikte çalışan deneyimli dublör koordinatörü Doug Coleman (“The Longest Yard”), 1980 yapımı “The Nude Bomb, the Return of Maxwell Smart”ta Don Adams’ın dublörlüğünü yaparak bir SAG adaylığı kazandı; böylece çember tamamlandı. Adams bu konuda, “Dizide yer yer dövüşler ya da dublörlük sahneler oluyordu ama bu film bambaşka bir boyuta sahip. Aksiyon yüklü. Hızlı başlıyor, hızlı bitiyor ve dublörlük sahnelerin her birine yer veriyor. Filmde ateş, dövüş, kablolu manevralar, arabalar, hava taşıtları içeren sahneler, hatta yeraltı sahneleri bile var”.
Coleman tasarımı ve uygulaması altı hafta süren bir sekans için şunları söylüyor: “Max bir uçaktan trafiğin içindeki bir arabaya atlıyor ve şoförle boğuşmaya başlıyor. Mücadele başladığında, araba sürücüsüz kalıyor. Hâliyle, bu ikilinin saatte 120 km. hızla giden, bariyerlere ve diğer arabalara çarpan bir arabada hem arabadan düşmemeye hem de birbirlerini öldürmeye çalışmasını simüle etmemiz gerekiyordu. Bu arada tren yoluna çarptıklarını, ön panelin alevler içinde olduğunu ve onlara yaklaşmakta olan bir tren olduğunu söylemiş miydim?”
Bu keşmekeş içinde, “Steve tam anlamıyla gerçekçi kalmayı başardı. Fiziksel olarak asla abartıya kaçmıyor. Nasıl bir duruma düşerse düşsün, bir şekilde gerçekliğe bağlı kalıyor ve her şeyi komedi ortamına çekebiliyor. İnanıyorum ki onu böylesine özdeşleşilebilir kılan ve izleyicinin ona samimiyetle tepki vermesini sağlayan şey bu” diyor Gartner.
Coleman bire bir dövüşler için dövüş koordinatörü James Lew’la (“Pirates of the Caribbean: At World’s End”) çalışmayı tercih etti. Kendisine şöhret getiren şeyin “Hollywood’daki herkes tarafından dövülmek” olduğunu iddia eden Lew, film ekibine kondisyon tutmaları ve rolleri doğrultusunda dizgin düzeneğiyle çalışmaya alışmaları için yardımcı oldu.
“Max, tıpkı Enerji Verici Bunny gibi” diyor Lew ve ekliyor: “Cazibesi biraz da buradan kaynaklanıyor, ajan olmak için öylesine büyük bir tutku besliyor ki asla vazgeçmiyor. Kaç kere yere devrilirse devrilsin, daha güçlü, daha kararlı bir şekilde ve farklı bir bakış açısıyla ayağa kalkıyor”.
Oyuncuların mümkün olduğunca kendi dublörlüklerini yapmalarını isteyen Segal, yapımın ön safhalarında Carell’le bazı kilit sahneler üzerinde çalışmalarını şöyle aktarıyor: “Ona, ‘Pekala, Steve, uçaktan serbest dalış yapacak, sonra da dövüşmek üzere hızla ilerleyen bir arabanın tepesine ineceksin. Bu senin için sorun olmaz, değil mi?’ dedim. Bu sırada o başını sallıyordu, biz de onu kablolara bağlıyorduk. Herhalde başını nasıl bir derde soktuğunu merak ediyordu. Sonra, çok büyük bir dövüş sahnesini paylaşacağı Dalip Singh’le tanıştığında, sanırım yüzündeki renk bir anda soldu”.
Carell ise perdedeki dövüş arkadaşı olan, 2.20’lik ağır sıklet halter şampiyonu, iki kez Hindistan vücut şampiyonu profesyonel güreşçi Büyük Khali’yle tanışma anını farklı bir bakış açısından anlatıyor: “Dalip herhalde 2.5 metre boyunda ve pazıları benim iki bacağımın toplamından daha kalın diyebilirim. Yumruğu adeta bir tulum büyüklüğünde. Bir ara aynı anda birbirimize vurmak için harekete geçtik. Geri çekildi ama yumruğu kafama öyle yakındı ki kafamla vücudumu tek bir kütle haline getirebileceğini fark ettim; kafamın yerinde yumruğu olacaktı ve ben bir göğüsten ibaret olacaktım. Evet, gerçekten muazzam bir güç. Adil olmak gerekirse, süper bir insan ama ona bulaşmak istemezdim”.
Carell gibi Anne Hathaway de aksiyonla “Get Smart/Akıllı Ol”da tanıştı ve aynı derecede hızlı bir öğrenci olduğunu kanıtladı. Yaşadığı deneyimi “bir bale resitaliyle futbol maçı karışımına” benzeten aktris, “Steve ve ben görebileceğiniz en olmadık aksiyon kahramanları olmalıyız, ama dublörlerimiz, bizi destekleyen muhteşem ekip ve tüm o antrenmanlar sayesinde büyük ölçüde kendi dublörlüğümüzü yaptık. Bunun beni bu kadar eğlendirmesine gerçekten çok şaşırdım. İronik ama doğuştan düşme yeteneğine sahip olduğum halde, komut üzerine bunu yapmak hiç kolay olmadı. Ama o SUV’nin üzerinde olmak bir lunapark eğlencesi gibiydi”.
Deyim yerindeyse, Hathaway’in yaşadığı zorluklar, Ajan 99’un baskın bir kadın olarak dövüş yeteneğini yüksek topuklu ayakkabılarla sergileme merakıyla daha da arttı. Coleman bu konuda, “Anne, dev cüsseli Singh’e temas edebilmek için tekmelerini çok daha yukarı kaldırmak zorundaydı; üstelik bu tekmelerin aynı inandırıcı hız ve güçte olması gerekiyordu”.
Hız ve güçten söz etmişken, Dwayne Johnson’ın Ajan 23’le dövüş sahnelerine yüzde yüz hazır bir şekilde gelmiş bir oyuncu olduğunu söylemek yanlış olmaz. Aslında, Lew’un da belirttiği gibi, genelde deneyimli sporcular için performansını kamera önünde sergilemek daha zordur, ama Johnson bu kurala istisna oluşturuyordu. Johnson’la 2000 yapımı “Star Trek: Voyager”da birlikte çalışan Lew şunları söylüyor: “Dwayne’le neredeyse hiç prova yapmadık. Denemesini istediğiniz, yapmasını istediğiniz her şeyi kusursuz bir şekilde yapabiliyor. Ayrıca, onunla çalışmak güvenli. Gerçekte zararsız bir hareket yaparken boynunuzu kırmış gibi göstermeyi biliyor”.
Ajan 23’ün yenilmez süper casus imajının zedelenmemesi için, Lew’un stratejisi Johnson’ın fiziksel olarak kendisinden zayıf kişileri, yani hemen hemen herkesi, hiç terlemeden alt etmesiydi. Gerek dövüşlerde gerek KONTROL’ün eğitimlerinde, Johnson sanki üzerinde görünmez bir zırh varmış gibi hareket ediyor, ara sıra da gelen darbeleri üzerinden tüy temizler gibi savuşturuyor.
Komedi zamanlamasını aksiyon zamanlamasıyla birleştirmek çok dikkatli olmayı gerektiriyordu.
Anlaşılabilir bir şekilde, bu durum bir doğaçlama maratonu yarattı çünkü doğaçlama sanatçılarından oluşan oyuncu kadrosunun senaryodan anlık kopuşlarını durdurmak mümkün değildi.
Carell bu konuda şunları söylüyor: “Peter’ın sette sunduğu özgürlük çok hoşumuza gittiyse de, bir alan vardı ki bizim denemelerimize elverişli değildi. Hareket halindeki bir aracın üzerinde dövüşüyorsanız ve sallanan bir vinç kancası size çarpmadan önce üç satırlık bir repliğiniz varsa, teknik çok önemli olduğu için senaryoya sadık kalıyorsunuz”.
Alev püskürtme donanımlı bir İsviçre ordu çakısı.
…Ne, sende bunlardan bir tane yok mu?
“Araç gereçsiz casus filmi olmaz” diyor Roven.
“Dizinin araç gereçleri ünlüydü ve onlardan bizde de çok var” diyen Segal, filmin bir yandan eski ekol bazı aksesuarlara saygısını sunarken bir yandan da aynı ölçüde şaşırtıcı yeni bazı aygıtlara yer verdiğini belirtiyor. Bu eski ve yeni araç gereçler kahramanlarımızın gözetleme, iletişim ve yıkım için kullanılan çağdaş tekniklere ayak uydurmasına yardımcı oluyor.
“Ayakkabı telefon büyük çıkış yapacak. Sessizlik Konisi de 2008 tasarımıyla geri dönüyor. Bunların yanı sıra, Max ve Ajan 99 gibi casusların ihtiyaç duyduğu son teknoloji donanımlar da mevcut” diyor yönetmen ve ekliyor: “Her çocuğun elinde cep telefonuyla gezdiği bir dönemde inanmak zor olsa da, ayakkabı telefon 1960’larda inanılmaz bir konseptti; o zamanlar mobil iletişim fikri gerçekten zamanının ötesinde bir fikirdi. Ayakkabınızı kulağınıza dayayıp biriyle konuşmanız şimdi pek yenilikçi gözükmese de, nasıl o olmadan bir ‘Get Smart/Akıllı Ol’ filmi yapabilirsiniz ki? Bu çok belirleyici bir imaj olduğu için biz de onu kullanmanın eğlenceli bir yolunu bulduk”.
Ayrıca, dizide görülen birçok seçkin spor araba filme de konuk olacak. Dizinin hayranları kırmızı Sunbeam Tiger’ı, altın rengi Opel GT’yi ve mavi Karmann Ghia’yı kolayca fark edeceklerdir.
Aksesuar uzmanı Tim Wiles ünlü Hollywood hatırat koleksiyoncusu Danny Biederman’la buluşarak dizinin orijinal aksesuarlarından bazılarını inceledi. Ayakkabı telefonun da aralarında bulunduğu bu aksesuarlar Amerikan pop kültürünün ikonları arasındaki yerlerini almışlar ve kısa süre önce Washington DC’deki Uluslararası Casus Müzesi’nde Hollywood’un Hazineleri bölümünde sergilenmişlerdi.
Çocuklar ve oyuncakları gibi, sahada çalışan ajanlar ve görev için kullandıkları araç gereçler konusunda da her zaman gizli bir rekabet söz konusudur; her bir ajan en son ve en harika oyuncağıyla meslektaşlarını geride bırakıp, ara sıra, “Ne? Sende bundan yok mu?” diyebilmek ister. Max’in radyasyon detektörlü kol saatini göstermesinin hemen ardından, 99 havalı bir şekilde patlayıcılı diş ipini çıkarır. Bunun ardından, 99 azı dişine monte edilmiş telsizi gösterince, Max de bombalı kol düğmeleriyle övünür.
KONTROL’ün suçla savaşta kullandığı muhteşem cephaneliğinin diğer yeni malzemeleri arasında cebe sığan sis bombası, Max’in alev püskürten ve daha pek çok işleve sahip İsviçre ordu çakısı, ok fırlatan tüf tüf ve minyatür bir titanyum vidalı borda kancası bulunuyor.
Tüm bu son teknoloji donanımlar etrafa yayılmışken, deneyimli yapımcı Leonard Stern, Federal ajanlar (bir kez daha) ziyaretine gelse şaşırmazdı. Onlarca yıllık meslek geçmişinde yaşadığı ilginç olaylardan biri, dizinin revaçta olduğu günlerde FBI’ın kendisi ve ekibine gelip dizide yer alan aygıtlardan bazılarını nasıl bulduklarını sormasıydı. Bu konuda, “Belli ki yaratımlarımızdan bazıları gerçeğe çok yakındı, ve komedi yazarlarının bu şeyleri hayal edebilmesi onlar için sinir bozucuydu” diyor.
Son olarak, yeni ve eski izleyiciler bazı şeylerin asla değişmediğini görmekten mutlu olacaklar. Wiles bu konuda şunu söylüyor: “Sessizlik Konisi artık tamamen dijital; ayrıca, sofistike bir elle aktivasyon sistemine ve çoklu girişlere sahip”. Yine de, 40 yıllık AR-GE’den sonra bile, dizinin hayranları bu alet gerçekten çalışsa hayalkırıklığı yaşarlardı.
Bilindik ve sevilen aygıtları uzay teknolojisine sahip yenileriyle birlikte sunmak, Segal ve yapımcıların “Get Smart/Akıllı Ol”u beyaz perdeye aktarırken yakalamaya çalıştıkları dengeye örnek teşkil ediyor.
Yönetmen bunu şöyle açıklıyor: “Bir sinemacı olarak, taze soluklu bir şey sunmak istiyorsunuz. Elinizde bu kadar saygı gören bir malzeme olduğunda, ortaya çıkan soru şu: Kaynak malzemeyi ne kadar kucaklamalı, projeyi ne kadar kendinize uyarlamalısınız? Sürecin her adımında izleyicileri aklımdan çıkarmamaya çalıştım ki yapımı ilk kez izleyenler de dizinin meraklısı olanlar da filmi eğlenceli bulsunlar; aynı zamanda, bizim gibi, diziyi çok seven izleyiciler ona saygı gösterildiğini görebilsinler”.

OYUNCULAR HAKKINDA

STEVE CARELL

(Maxwell Smart/Yönetici Yapımcı) Hollywood’un en aranan komedi oyuncularından olan Carell, ilk olarak Komedi Central’ın Emmy ödüllü programı “The Daily Show with Jon Stewart”a yazar olarak katkılarıyla tanındı. Ardından televizyonda ana yayın kuşağına ve sinemada başrol oyunculuğuna başarılı bir geçiş yaptı.
Carell’in başrol oynadığı ilk sinema filmi, yönetmen Judd Apatow’la birlikte yazdığı “The 40-Year-Old Virgin”di. 2005’in bu sürpriz hiti gişelerde liste başı olarak açıldı ve iki hafta arka arkaya liderliği sürdürdü. Film 12 ülkede birinci sıradan açılış yaparak 175 milyon dolar hasılat elde etti. “The 40-Year-Old Virgin”in sadece ABD’de bugüne kadarki DVD satış rakamı 100 milyon doların üzerinde. Yılın En Öne Çıkan 10 Filmi’nden biri olarak AFI Ödülü kazanan film, 11. Yıllık Eleştirmenlerin Seçimi Ödülleri’nde En İyi Komedi Filmi seçildi ve Carell ile Apatow’a Amerika Yazarlar Locası’nın En İyi Orijinal Senaryo adaylığını getirdi.
Carell şu sıralar ünlü İngiliz televizyon dizisi “The Office”in Amerikan uyarlamasında rol alıyor. Dördüncü sezonundaki dizi reytinglerde üst sıraları işgal etmeye devam ettiği gibi, Carell’e Komedide En İyi Erkek Oyuncu dalında Emmy adaylığı getirdi. Carell, 2006’da, bir Pennsylvania kağıt şirketinin kibirli ve sahtekâr patronu Michael Scott portresiyle Bir Televizyon Dizisi, Müzikal ya da Komedi’de En İyi Erkek Oyuncu Performansı dalında Altın Küre Ödülü kazandı. Aktör, ayrıca, 2007’de En İyi Komedi Dizisi dalında Yazarlar Locası Ödülü’ne layık görüldü.
Carell, 2006’da, kalabalık bir oyuncu kadrosuyla kara komedi “Little Miss Sunshine”da rol aldı. En İyi Film dalında Oscar adayı olan film, Bir Sinema Filminde Olağanüstü Oyuncu Kadrosu Performansı dalında SAG Ödülü kazandı. Kısa süre önce Juliette Binoche’la romantik komedi “Dan in Real Life” ve komedi yapımı “Evan Almighty”de rol alan Carell, bu yılın başında, Jim Carrey’nin de yer aldığı Dr. Seuss klasiği “Horton Hears a Who”da Whoville Belediye Başkanını seslendirdi.
Carell’in önceki filmleri arasında “Anchorman: The Legend of Ron Burgundy”, “Bruce Almighty” ve “Bewitched” sayılabilir.
Massachusetts doğumlu Carell şimdi Los Angeles’ta (NBC yapımı “Saturday Night Live”da rol alan) aktris karısı Nancy Walls ve biri kız biri erkek iki çocuğuyla yaşıyor. Çift Chicago’daki Second City Tiyatro Grubu üyesiyken tanıştılar.

ANNE HATHAWAY

 (Ajan 99) Başrolünü Meryl Streep’le paylaştığı 2006 hiti “The Devil Wears Prada”yla yıldızlığa yükselen Hathaway, son olarak biyografik sinema filmi “Becoming Jane”de Jane Austen’ı canlandırdı. Filmin diğer oyuncuları Maggie Smith ve James McAvoy’du.
Hathaway yakında birbirinden çok farklı filmlerle sinemaseverlerin karşısına çıkacak: Patrick Wilson’la başrolünü paylaşacağı, Rodrigo Garcia’nın yöneteceği drama filmi “Passengers”; Debra Winger’la birlikte rol alacağı Jonathan Demme komedisi “Dancing with Shiva”; ve Kate Hudson’la kamera karşısına geçeceği, Gary Winick’in yöneteceği romantik komedi “Bride Wars”. Bu filmin 2009’da gösterime girmesi planlanıyor.
Hathaway, önceki film çalışmaları arasında yer alan “Brokeback Mountain”da, En İyi Oyuncu Kadrosu dalında 2005 IFP Gotham Ödülü’nü ve 2006 SAG adaylığını Jake Gyllenhaal, Heath Ledger ve Michelle Williams’la paylaştı. Ang Lee imzalı bu bol ödüllü drama, yönetmen ve oyuncularına da çok sayıda ödül getirdi. “Brokeback Mountain” yedi Altın Küre ve sekiz Oscar adaylığıyla o yılın ödül açısından en başarılı filmiydi.
Hathaway büyük başarı kazanan animasyon filmi “Hoodwinked”da Glenn Close, Andy Dick, Anthony Anderson ve Jim Belushi’yle birlikte seslendirme de yaptı. Garry Marshall’ın yönettiği ve kendisine 2002 Gençlerin Seçimi adaylığı getiren “The Princess Diaries” ve devamı olan “The Princess Diaries 2: Royal Engagement”da rol alan aktrisin diğer sinema çalışmaları şöyle özetlenebilir: Barbara Kopple’ın yönettiği bağımsız drama “Havoc”; Gail Carson Levine’ın ünlü romanına dayanan ve Tommy O’Haver’ın yönettiği “Ella Enchanted”; Douglas McGrath’in yönettiği “Nicholas Nickleby”; ve Mitch Davis’in yönettiği “The Other Side of Heaven”.
Ocak 2005’te, Hathaway, Angelina Jolie’nin yönettiği, 2007 Tribeca Film Festivali’nde galası yapılan “A Moment in the World” adlı belgesel için Kamboçya’ya seyahat etti. Aktris, ayrıca dünyanın o bölgesinde toplum hizmeti yapmak için zaman ve çaba harcadı. Kadınlar ve kızlar için toplum kaynaklarını güçlendirmek üzere kurulmuş Step Up Women’s Network’e dahil olan Hathaway, Nisan 2007’de grubun İlham Ödülleri’nin açılışının sunuculuğunu üstlendi ve Haziran’da grup tarafından ödüllendirildi. Aktris, bunun haricinde, kronik ya da ölümcül hasatlıkları olan çocuk hastaların yattığı hastanelerde filmler gösteren Lollipop Theater Network adlı organizasyonun danışmanlığını yapıyor.
Hathaway, Hollywood’un dikkatini ilk olarak “Get Real” adlı dizideki Bir Dramada En İyi Kadın Oyuncu dalında 2000 Gençlerin Seçimi adayı olan performansıyla çekti. New Jersey’deki Paper Mill Playhouse ve New York’taki ödüllü Barrow Group’ta oyunculuk eğitimi alan aktris, Barrow grubun yoğun oyunculuk programına kabul edilen ilk ve tek genç oyuncuydu ve Nisan 2005’te grup tarafından başarıları için ödüllendirildi. New York Üniversitesi’ne bağlı Ortak Sanat Projeleri CAP 21’de müzikal eğitimi de alan Hathaway, New Jersey eyaletinde arasında en iyi lise kadın oyuncu performansı dalında Paper Mill Playhouse tarafından Yükselen Yıldız Ödülü’yle onurlandırıldı.
Aktrisin tiyatro çalışmaları şöyle özetlenebilir: Lincoln Center Encore’da sahnelenen ve Hathaway’e saygın 57. Yıllık Clarence Derwent Ödülü getiren “Carnival” serisi; Andrew Lloyd Webber’ın “Woman in White” atölyesi; ve “Forever Your Child”. 2004-2005 sezonunda, aktris, Encores Konser Galası’nda ve Stephen Sondheim’ın Doğumgünü Galası’nda yer aldı.
Hathaway, aynı zamanda, New York’taki Broadway Dance Center’da eğitim almış başarılı bir dansçı ve Doğu ABD Liseler Arası Koro’da birinci soprano olarak yer alıp Carnegie Hall’da iki konser vermiş bir müzik sanatçısı.
Lancome’un da yeni yüzü olan Hathaway, kozmetik devinin bu yıl başlatacağı parfüm kampanyasının ön safında yer alacak.

DWAYNE JOHNSON

(Ajan 23) Son olarak Disney’nin hit aile komedisi “The Game Plan”de rol alan Johnson, filmde küçük bir kızı olduğunu keşfeden bekar bir profesyonel futbolcuyu canlandırdı. Film ABD’de 92 milyon, dünyada ise yaklaşık 150 milyon dolar hasılat yaptı.
Aktörün çok yönlü oyunculuğunu sergilediği yeni filmlerden bazıları şöyle: Phil Janou’nun yönettiği, mahkumlardan bir futbol takımı kuran bir hapishane danışmanının gerçek hikayesine dayanan kasvetli ve başarılı drama “Gridiron Gang”; ve Richard Kelly’nin yönettiği, başrollerini Sarah Michelle Gellar, Mandy Moore ve Seann William Scott’la paylaştığı, 2006 Cannes Film Festivali’nde yarışan “Southland Tales”.
Johnson, bunların öncesinde şu filmlerde rol aldı: John Travolta, Uma Thurman ve Vince Vaughn’la F. Gary Gray’in yönettiği “Be Cool”; askerden döndüğünde kasabasının çürümüş olduğunu gören bir şerifi canlandırdığı 2004 tarihli tekrar yapım “Walking Tall”; Seann William Scott, Rosario Dawson ve Christopher Walken’la başrollerini paylaştığı, aktörün aksiyon kahramanı statüsünü pekiştiren Peter Berg imzalı aksiyon-komedi “The Rundown”.
Aktörün şu anda gelişme aşamasında olan projeleri arasında Andy Fickman’ın yönettiği aksiyon-macera “Race to Witch Mountain” bulunuyor. 1975’in favori filmi “Escape to Witch Mountain”ın hikayesini ileriye götüren filmin ülke çapında 13 Mart 2009’da gösterime girmesi planlanıyor.
San Francisco’da doğup Hawaii’de büyüyen Johnson lisede futbol yıldızı olarak öne çıktı ve Miami Üniversitesi Hurricanes Futbol takımının savunma hattında yıldızlığını bir kez daha kanıtladı. Takım birçok engeli aşarak Ulusal Şampiyon oldu. Kanada Futbol Ligi’nde oynadığı sırada omzundan sakatlanan Johnson, farklı bir kariyere yönelmesi gerektiğini düşündü.
Miami Üniversitesi’nden mezun olmasının ardından hem WWE şeref listesinde yer alan babası Rocky Johnson’ın hem de Samoa Yüksek Şefi büyükbabası Peter Maivia Johnson’ın ayak izlerini takip WWE’nin spor eğlence dünyasına katılmaya karar verdi. 1996-2003 yılları arasındaki yedi yıllık dönemde, bu yoğun tutku olağanüstü başarılı bir kariyere dönüştü ve gişelerde hem toplam izleyici sayısı olarak hem de tek gösteri izleyici sayısı olarak rekorlar kırdı. Johnson’ın yarattığı “The Rock” (Kaya) karakteri bu sektörün gördüğü en karizmatik ve dinamik karakterlerden biri oldu.
Farklı bir şey yapma arzusu Johnson’ın Mart 2000’de “Saturday Night Live”a katılmasına yol açtı. Pek çok kişi onun komedi yeteneği karşısında şaşkınlık yaşadı ve program yılın en yüksek reytingini aldı.
Johnson, bunun ardından, Stephen Sommers imzalı “The Mummy Returns”de aktörlüğe adım attı. Film dünya çapında 400 milyon dolar hasılat yaptı. Filmdeki karakteri o kadar beğenildi ki “The Scorpion King” adlı filme ilham kaynağı oldu. Bu film de 2002’de en yüksek hasılatlı Nisan açılışı olarak gişe rekoru kırdı.
Johnson’ın The Rock Says adlı otobiyografisi The New York Times’ın En Çok Satanlar Listesi’nde, Ocak 2000’de yayımlanmasından kısa süre sonra birinciliğe yükseldi.
Aktör çok sevdiği Dany Garcia Johnson’la evli ve çiftin altı yaşında Simone Alexandra adında bir kızları var.

ALAN ARKIN

(Şef) Uzun süredir yeteneğiyle ve çok yönlülüğüyle tanınan bir televizyon sinema ve tiyatro oyuncusu olan Arkin, 2007’de “Little Miss Sunshine”daki performansıyla 2007 En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu dalında Oscar, BAFTA ve Independent Spirit ödüllerine layık görüldü. Ayrıca, En İyi Sinema Oyuncu Kadrosu dalında SAG Ödülü’nü rol arkadaşlarıyla paylaştı.
Arkin’in son sinema çalışmaları arasında başrollerini Reese Witherspoon, Jake Gyllenhaal ve Meryl Streep’le paylaştığı “Rendition”, ve Ocak 2008’de Sundance Film Festivali’nde gösterilen, Emily Blunt ve Amy Adams’ın da rol aldığı “Sunshine Cleaning” sayılabilir. Aktörün sıradaki projeleri ise Jennifer Aniston ve Owen Wilson’la birlikte kamera karşısına geçeceği, David Frankel’ın yöneteceği komedi yapımı “Marley & Me”, ve Rebecca Miller’ın yöneteceği “The Private Lives of Pippa Lee”.
New York doğumlu Arkin oyunculuk kariyerine Chicago'daki Second City’de başladı. Bunun ardından, kendisine Tony ödülü getiren Broadway yapımı “Enter Laughing” geldi. Oyunu Carl Reiner yönetti. Ertesi yıl tekrar Broadway’de sahne alan aktör, bu kez Murray Schisgal'ın hit yapımı “LUV”yle izleyici karşısına çıktı. 1998’de Elaine May’le birlikte yazdığı, yönettiği ve oynadığı hit yapım “Power Plays” geldi. Oyun Promenade Tiyatrosu’nda sahnelendi. Arkin sahne yönetmenliğine başrolünü Dustin Hoffman’ın üstlendiği ve Circle in the Square’de sahnelenen olağanüstü başarılı yapım “Eh?”le başladı. Bunun ardından, Jules Feiffer'ın “Little Murders”ıyla Obie kazanan Arkim, sırasıyla Feiffer'ın “The White House Murder Case”ini, “The Sunshine Boys” adlı Broadway yapımını, The American Place Tiyatrosu’nda sahnelenen “Rubbers and Yanks Three”yi, Hartman in Stamford’da sahnelenen “Joan of Lorraine”i, Burt Reynolds Tiyarosu’nda sahnelenen “The Sorrows of Stephen”ı, başrolünü oğlu Adam’ın üstlendiği ve New York’taki Roundabout’ta sahnelenen “Room Service”i yönetti.
Arkin’in ilk sinema filmi “The Russians Are Coming, The Russians Are Coming” kendisine En İyi Oyuncu dalında Altın Küre ödülünün yanı sıra, Oscar adaylığı da getirdi. Aktör ikinci Oscar adaylığını ve New York Eleştirmenler Ödülü’nü “The Heart is a Lonely Hunter”daki performansıyla elde etti. Bunun ardından, “Hearts of the West”teki rolüyle ikinci bir New York Eleştirmenler Ödülü aldı. Aktörün diğer önemli filmleri şunlar: “Catch 22”, (yönetmenliğini de üstlendiği) “Little Murders”, “Simon”, “The In-Laws”, “Edward Scissorhands”, “Havana”, “Glengarry Glenn Ross”, “Four Days In September”, “Mother Night”, “Slums Of Beverly Hills”, “Gattaca”, “Steal Big, Steal Little”, “Jakob The Liar”, “Grosse Pointe Blank”, “America’s Sweethearts” ve “Thirteen Conversations About One Thing”.
Arkin, iki kısa filmin yazarlığını ve yönetmenliğini gerçekleştirdi: “T.G.I.F”. ve “People Soup”. İlkinin galası New York Film Festivali’nde gerçekleşti. İkincisi ise, En İyi Kısa Konu dalında Oscar’a aday gösterildi.
Arkin, televizyonda, büyük başarı kazanan, Sidney Lumet’in yazdığı ve yönettiği A&E dizisi “100 Centre Street”te rol aldı. Aktörün diğer televizyon çalışmaları şöyle özetlenebilir: Kendisine Emmy adaylığı getiren, FX Network yapımı “Escape From Sobibor” ve “The Pentagon Papers”; gerçek hayattaki oğlunun babası rolünde konuk oyuncu olduğu ve kendisine bir Emmy adaylığı daha getiren “Chicago Hope”; Showtime yapımı “Varian’s War”; ve son olarak da, başrolünü Antonio Banderas’la paylaştığı, Bruce Beresford yönetimindeki HBO yapımı “And Starring Pancho Villa as Himself”.
Arkin başrolünde Carol Burnett’in rol aldığı, Broadway oyunu "Twigs"in televizyon uyarlamasını, ve başrollerinde Jeff Daniels, Swoozie Kurtz ile Julie Haggerty’nin bulunduğu bol ödüllü "The Visitor”ı yönetti.
Müziğe ve yazmaya zaman ayırmaktan hoşlanan Arkin, Harper/Collins tarafından yayımlanan altı kitaba imza attı. Arkin’in “Cassie Loves Beethoven” adlı çocuk kitabıysa Hyperion tarafından yayımlandı. Aktör-yazarın daha önceki eserlerinden The Lemming Condition Beyaz Saray Kütüphanesi’ne girdi ve The Book Sellers of America ile onurlandırıldı.

TERENCE STAMP

(Siegfried) Londra doğumlu Stamp, sinemaya Peter Ustinov’un Herman Melville’in klasik romanından uyarladığı 1962 yapımı “Billy Budd”ın başrolüyle adım attı ve bu performansıyla Oscar adaylığı ve uluslararası ün kazandı.
Stamp bu başarısının ardından sinemanın en saygın isimleriyle çalıştı: William Wyler’ın John Fowles romanından uyarladığı “The Collector”da Samantha Eggar’la başrolleri paylaştı; Joseph Losey’nin yönettiği, Joe Janni’nin yapımcılığını üstlendiği “Modesty Blaise”de rol aldı. Stamp, Janni’yle iki projede daha birlikte çalıştı: Julie Christie’yle başrollerini paylaştığı, John Schlesinger’ın yönettiği Thomas Hardy uyarlaması “Far From the Madding Crowd”; ve Ken Loach’ın ilk sinema filmi “Poor Cow”.
Federico Fellini’nin Edgar Allan Poe imzalı “Spirits of the Dead”inin 50 dakikalık bir uyarlaması olan “Toby Dammit”te rol almak üzere İtalya’ya giden Stamp, birkaç yıl orada yaşadı ve bu süre içinde Silvana Magano’yla birlikte Pier Palo Pasolini’nin “Teorema” adlı yapımında oynadı.
Aktörün daha sonraki filmlerinden bazıları şöyle sıralanabilir: Alan Cooke imzalı “The Mind of Mr. Soames”; Kriptonlu süper kötü adam General Zod rolünde, Richard Donner’ın yönettiği “Superman” ve Richard Lester’ın yönettiği “Superman II”; Peter Brook’un yönettiği “Meetings with Remarkable Men”; Stephen Frears imzalı “The Hit”; Richard Franklin filmi “Link”; Ivan Reitman imzalı “Legal Eagles”; Michael Cimino’nun yönettiği “The Sicilian”; ve Oliver Stone imzlaı “Wall Street”.
Aktör, Pilar Miro’nun yönettiği “Prince of Shadows”daki performansıyla Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı’yla ödüllendirildi. Stamp, ayrıca, Guy Pierce ve Hugo Weaving’le birlikte Stephan Elliott’ın yönettiği komedi filmi “The Adventures of Priscilla, Queen of the Desert”ta rol aldı.
Aktör, 1999’da, Stamp’in başrolünü üstlendiği Steven Soderbergh imzalı “The Limey” Cannes Film Festivali’nde eleştirmenlerden büyük beğeni topladı. Aktör filmdeki performansıyla 2000 yılında En İyi Erkek Başrol Oyuncusu dalında Independent Spirit, En İyi İngiliz Erkek Oyuncu dalında da Londra Eleştirmenler (ALFS) ödülü alarak yeni nesil sinemaseverlere kendini tanıttı.
Stamp, bunların yanı sıra, George Lucas’ın dünyada büyük yankı uyandıran filmi “Star Wars, Episode I: The Phantom Menace”da, Frank Oz imzalı “Bowfinger”da, “Red Planet”ta, Fransız komedisi “My Wife is an Actress”te, “The Guest”te, ve Disney yapımları “The Haunted Mansion” ve “Elektra”da rol aldı.
Aktör önümüzdeki günlerde Angelina Jolie ve James McAvoy’la birlikte sabırsızlıkla beklenen “Wanted” adlı film için kamera karşısına geçecek. Aktörün yakında rol alacağı bir diğer film de başrolünü Tom Cruise’la paylaşacağı, Bryan Singer’ın yöneteceği ve Adolf Hitler için planlanan gerçek bir suikasti konu alan “Valkyrie”. Stamp, kısa süre önce, 2008 Stamp, Aralık’ta gösterime girmesi planlanan “Yes Man” adlı komedide Jim Carrey’yle birlikte oynadı.
Aynı zamanda başarılı bir yazar olan Stamp’in yayınlanmış üç kitabı var. Bunlardan biri olan Stamp Album adlı anı kitabını merhum annesine ithaf eden aktörün diğer iki kitabından biri The Night adlı bir roman, diğeri ise Elizabeth Buxton’la birlikte yazdığı ve tahıl ve süt ürünleri yiyemeyen kişiler için hazırlanmış bir yemek kitabı.

JAMES CAAN

(Başkan) Sinemanın en değişken aktörlerinden biri olan Caan’ın en iyi bilinen rolleri arasında “The Godfather”da canlandırdığı ve kendisine Oscar adaylığı getiren Sonny Corleone ile “Brian’s Song”da canlandırdığı ve kendisine Emmy adaylığı getiren futbol yıldızı Brian Piccolo portresi sayılabilir.
Kariyeri boyunca 50’den fazla sinema filminde rol alan aktör, Stephen King’in aynı adlı romanına dayanan ve büyük başarı kazanan, Rob Reiner imzalı psikolojik gerilim “Misery”yle ve başrollerini Bette Midler’la paylaştığı “For the Boys” adlı romantik dramayla ününü daha da pekiştirdi. Caan’ın Francis Ford Coppola imzalı “The Rain People”da çizdiği beyin hasarına uğramış futbol yıldızı portresi de büyük övgü topladı. Aktör bu performansıyla San Sebastian Film Festivali’nde En İyi Erkek Oyuncu Ödülü, “The Gambler”daki performansıyla da Ulusal Sinema Salonu Sahipleri Derneği tarafından da Yılın Erkek Oyuncusu Ödülü’ne layık görüldü.
New York’un Bronx semtinde doğan ve Queens semtinde büyüyen aktör, daha küçük yaşlarda babasının izinden gidip ailenin et işini devam ettirmek istemediğini anladı. Henüz 16 yaşındayken Michigan Eyalet Üniversitesi’ne girip Ekonomi okuyan ve futbol oynayan Caan, daha sonra Hofstra Üniversitesi’ne geçiş yapıp hukuk okudu. Bir bahar tatilinde Sanford Meisner’ın Neighborhood Playhouse’unda (bir tiyatro grubu) görüşmeye gidip kabul edildikten sonra Wynn Handman’dan eğitim almak üzere burs kazandı ve tiyatroda seçmesine katıldığı ilk dört rolü almayı başardı.
Caan tiyatro kariyerine 1961 off-Broadway yapımı “La Ronde”la adım attıktan sonra o dönemin büyük televizyon dizilerinin hemen hemen hepsinde konuk oyuncu olma başarısını gösterdi.
Caan’ın sinema çalışmaları ise şöyle özetlenebilir: “Cinderella Liberty”, “Funny Lady”, “A Bridge Too Far”, “Thief”, “T.R. Baskin”, “Slither”, “Silent Movie”, “Rollerball”, “The Killer Elite”, “Another Man, Another Chance”, “Comes a Horseman”, “Gardens of Stone”, “Alien Nation”, “Flesh and Bone”, “The Program”, “Honeymoon in Vegas”, “Eraser” ve “Mickey Blue Eyes”.
Joaquin Phoenix, Mark Wahlberg ve Charlize Theron’la “The Yards”da, Benicio Del Toro’yla “The Way of the Gun”da oynayan aktör, eleştirmenlerin beğenisini kazanan “Hide in Plain Sight”ta da yönetmen ve oyuncu olarak yer aldı.
Caan’ın son dönem filmleri arasında başrolünü Will Ferrell’la paylaştığı mega-hit komedi “Elf”, ve Nicole Kidman’la birlikte rol aldığı Lars von Trier filmi “Dogville” sayılabilir. Aktör televizyonda da son olarak NBC drama dizisi “Las Vegas”ta rol aldı.
MASI OKA (Bruce) Oka, NBC’nin hit dizisi “Heroes”da canlandırdığı, irade gücüyle zaman-mekan sürekliliğini aşmayı başaran Tokyolu bilgisayar ve çizgi roman meraklısı Hiro Nakamura rolüyle Emmy ve Altın Küre adayı oldu.
Oka, “Get Smart/Akıllı Ol”un gösterimiyle eşzamanlı olarak, Nate Torrence’la birlikte Haziran 2008’de dağıtıma girmesi planlanan “Get Smart’s Bruce and Lloyd Out of Control” adlı DVD’de de rol aldı.
Aktörün diğer sinema çalışmaları arasında “Along Came Polly” ve “Austin Powers in Goldmember”daki unutulmaz performansları var.
Oka televizyonda da NBC yapımı “Scrubs” ve Fox yapımı “Luis”te rol aldı; “Without a Trace”, “Joey”, “Reba”, “The Loop”, “All of Us”, “Still Standing”, “Will & Grace”, “Yes, Dear” ve “The Gilmore Girls”e de konuk oyuncu olarak katıldı.
Oka doğaçlamada sahip olduğu deneyimle The Groundlings, ImprovOlympics, Second City ve TheatreSports sahnelerinde ışıldadı ve bu yeteneğini “Punk'd”, “Reno 911!” ve “The Jamie Kennedy Experiment”te canlandırdığı farklı karakterlerle tekrar tekrar kanıtladı.
Brown Üniversitesi’nde Matematik ve Bilgisayar Bilimleri dalında lisans, Tiyatro Sanatları dalında ise önlisans yapan Oka, George Lucas’ın Oscar ödüllü özel efektler şirketi Industrial Light & Magic’te (ILM) görev yaparken oyunculuk kariyerine de başladı. Bugün oyuncu olarak başarılı kariyerinin yanında, ILM’de 30’dan fazla filmin çığır açan teknolojisine katkıda bulunmayı sürdürüyor.
Tokyo-Japonya doğumlu Oka, altı yaşındayken Los Angeles’a taşındı. Japoncayı çok iyi, İspanyolcayı da iyi düzeyde konuşan aktör, One Laptop Per Child adlı yardım kuruluşunun sözcülüğünü yürütüyor. Kuruluş dünya çocuklarının kendilerini keşfetmeleri ve ifade etmeleri için fırsatlar yaratma amacı güdüyor.

NATE TORRENCE

(Lloyd) Kariyerine reklam sektöründe başlayan Torrence, 40’ın üzerinde ulusal ve yerel reklam filminde oynadı. Bunlardan en çok akılda kalanı David Spade’in yardımcısı Chubsy rolünü üstlendiği, Capital One’ın “What’s in Your Wallet?” kampanyası.
Bunun üzerinden çok geçmeden “C.S.I.”, “Malcolm in the Middle”, “How I Met Your Mother”, “Las Vegas”, “Ghost Whisperer” ve “House” gibi dizilerde konuk oyuncu olarak yer alan aktör, 2006’da NBC’nin başarılı dizisi “Studio 60 on the Sunset Strip”te sürekliliği olan Dylan Killington rolünü üstlendi.
Aktör, Los Angeles’taki Second City Studio Tiyatrosu gibi yerel sahnelerde skeç-doğaçlama gösterilerinde yer almayı sürdürüyor.
Yakında, komedi filmi “My Best Friend’s Girl”de başrolleri Kate Hudson ve Dane Cook’la paylaşacak olan aktör, ayrıca, romantik komedi “She’s Out of My League”de başrolü üstlenecek. Terence, “Reno 911!”in gelecek sezonunda tekrar televizyon izleyicisiyle buluşacak.
Aktörün şu an içinde bulunduğu bir diğer proje de, “Get Smart/Akıllı Ol”daki rolüne bir kez daha bürüneceği, Haziran 2008’de DVD olarak piyasa sürülecek olan “Get Smart’s Bruce and Lloyd Out of Control”.

KEN DAVITIAN

(Shtarker) Şu sıralar başrollerini Samuel L. Jackson, Jennifer Coolidge ve Sean Hayes’le paylaştığı Malcolm D. Lee komedisi “Soul Men”in çekimlerini yürüten Davitian, 2008’in sonbaharında gösterime girmesi planlanan FOX komedisi “Starting Under”da Bernie Mac’le kamera karşısına geçecek.
Davitian, Hollywood’un dikkatini, eleştirmenlerin büyük beğenisini kazanan, Sacha Baron Cohen imzalı 2006 hit komedisi “Borat: Cultural Learnings of America for Make Benefit Glorious Nation of Kazakhstan”da canlandırdığı Azamat Bagatov karakteriyle çekti. Aktör, Bagatov’un yabancı bir karakter olduğunu bildiği için seçmelere rolüne bürünmüş olarak geldi ve çok ağır bir Ermeni aksanıyla kırık bir İngilizce konuştu. Amerikalı olduğunu söylemeden önce Cohen ve yapımcılar onun yabancı olduğuna tam anlamıyla ikna olmuştu.
Dünyanın dört bir yanındaki izleyiciler “Borat”tan sonra Davitian hakkında bilinecek ne varsa öğrendilerse ama Los Angeleslı aktörün 15 yıldır televizyonda “The Closer”, “Boston Legal”, “Six Feet Under”, “Boomtown”, “Gilmore Girls”, “Becker”, daha yenilerden “ER” ve “Ghost Whisperer” gibi dizilerde konuk oyunculuk yaptığını bilmiyor olabilirler.
Davitian sinemada son olarak parodi-komedi “Meet the Spartans”da, Curtis Hanson imzalı drama “Lucky You”da ve bağımsız drama “South of Pico”da rol aldı. Aktör, ayrıca, “S.W.A.T.” ve Disney yapımı “Holes”da da oynadı.
30 yıllık eşi Ellen ve iki oğluyla Los Angeles’ta yaşayan Davitian, Fransız sandviçleri yapan The Dip adındaki Los Angeles merkezli zincirin de ortağı.

TERRY CREWS

(Ajan 91) Los Angeles Rams, San Diego Chargers ve Washington Redskins takımlarında profesyonel futbol oynamış olan Crews, oyunculuğa geçtikten sonra üstlendiği sinema ve televizyon rolleriyle kısa sürede etkileyici bir kariyer yaptı.
Crews, kısa süre önce Gerard Butler’la başrollerini paylaştığı “Game” adlı filmi tamamladı. 2009’da gösterime girmesi planlanan gerilim tarzındaki film, çoklu oyunculu bir oyun ortamında, insanların başka insanları kitle hâlinde kontrol edebildiği, gelecekteki bir dünyada geçiyor.
Crews bu yılın Nisan ayında Keanu Reeves ve Forest Whitaker’la birlikte suç draması “Street Kings”de rol aldı. Aktörün diğer filmleri arasında, başrollerini Eddie Murphy ve Katt Williams’la paylaştığı komedi filmi “Norbit” ile Luke Wilson ve Dax Shepard’la birlikte rol aldığı ünlü Mike Judge komedisi “Idiocracy” sayılabilir. Aktör, ayrıca, Christian Bale’in başrolünü oynadığı gerilim filmi “Harsh Times”a küçük bir rolle katıldı. Crews, “Balls of Fury”, “The Longest Yard”, “White Chicks”, “Baadasssss!”, “Malibu’s Most Wanted” ve “Friday After Next”te de çeşitli roller üstlendi.
Aktör geçtiğimiz sonbaharda CW’nun hit komedisi “Everybody Hates Chris”te Julius Rock rolündeki üçüncü sezonunu tamamladı. Dizide komedyen Chris Rock çocukluk anılarını aktarıyor.
Flint-Michigan’da doğup büyüyen Crews, lisedeyken Interlochen Sanat Akademisi’nden bir sanat bursu kazandı ve bunun ardından Batı Michigan Üniversitesi tarafından Art Excellence bursuna layık görüldü. O dönemde Hollywood’da özel efekt sanatçısı olmayı planlayan Crews, daha sonra, All Mid-American Conference futbol takımında savunma oyuncusu olarak oynadı ve 1988’de Mid-American Conference şampiyonluğu kazandı.
Crew 18 yıllık eşi, dört kızı ve bir oğluyla Kaliforniya’da yaşıyor.

DAVID KOECHNER

(Larabee) Atchison-Kansas’taki Benedictine College’da siyasi bilimler okumuş olan Koechner, daha sonra Missouri Üniversitesi’ne geçiş yaptı. Üniversiteden sonra Chicago’ya taşınan aktör, IO’da (eski adıyla ImprovOlympic) Del Close ve Charna Halpern’la doğaçlama çalıştı. Bunun ardından, Second City Northwest’in seçkin oyuncu kadrosuna katıldı.
Koechner, “Saturday Night Live”da bir sezon geçirdikten sonra Los Angeles’a taşındı ve burada “Curb Your Enthusiasm” ve “Reno 911!”de konuk oyuncu, “Still Standing”de ise sürekli oyuncu oldu. “Dill Scallion”, “Waking Up in Reno”, “Dropping Out” ve “Run Ronnie Run” gibi bağımsız filmlerde oynayan aktör, daha sonra “Out Cold”, “My Boss’s Daughter” ve “A Guy Thing” gibi büyük stüdyo komedilerinde rol aldı. Koechner, daha sonra, Dave “Gruber” Allen’la birlikte “The Naked Trucker & T-Bones Show”un yaratımını ve yapımcılığını gerçekleştirdi. Los Angeles’taki Club Largo’da sahnelenen yapım, daha sonra, Comedy Central dizisi oldu.
Büyük çıkışını “Anchorman: The Legend of Ron Burgundy”deki Champ Kind portresiyle yapan aktör, bunun sonrasında çeşitli stüdyo filmlerinde ve bağımsız yapımlarda rol aldı. Bunlardan bazıları şöyle sıralanabilir: “Daltry Calhoun”; başrolünü Johnny Knoxville’le paylaştığı “The Dukes of Hazzard”; “Talladega Nights: The Ballad of Ricky Bobby”; “Waiting”; “Let’s Go to Prison”; “Snakes on a Plane”; animasyon filmi “Barnyard”; aile komedisi “Yours, Mine and Ours”; Aaron Eckhart ve Maria Bello’nun da rol aldığı, eleştirmenlerden büyük beğeni kazanan “Thank You for Smoking”; ve kısa süre önce gösterime giren komedi filmi “Semi-Pro”. Aktör, “The 40 Year-Old Virgin”, “Balls of Fury” ve “Reno 911!: Miami”de de küçük roller üstlendi.
Hâlen, NBC dizisi “The Office”te Todd Packer rolünü oynayan Koechner, kısa süre önce “The Comebacks” adlı komedide de oynadı. Koechner yakında “The Goods: The Don Ready Story”yle seyirci karşısına çıkacak. Aktör şu an üzerinde çalışmakta olduğu komedi yapımı “Tenure”da başrolü Luke Wilson’la paylaşacak.
Koechner eşi ve dört çocuğuyla Los Angeles’ta yaşıyor.

DALIP SINGH

(Dalip) Aktör Amerika’daki oyunculuk kariyerine 2005 spor komedisi “The Longest Yard”la adım attı. Bu filmin yönetmeni de Peter Segal’dı.
Ringlerde Büyük Khali adıyla anılan profesyonel bir güreşçi olan Singh, geçtiğimiz iki yıl içinde Dünya Güreş Eğlencesi’nin (WWE) yapımını gerçekleştirdiği “Smackdown”, “Monday Night Raw” ve “Saturday Night’s Main Event” adlı programların 60’tan fazla bölümünde yer aldı. Singh, ayrıca, “Wrestlemania” ve “Extreme Championship Wrestling” gibi güreş programlarında da boy gösterdi.
Hindistan’ın Pencap eyaletinde, Dhirana köyünde fakir bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Singh, ailesine destek olabilmek için küçük yaşta yol kenarlarında taş kırmaya başladı. 1993’te polis teşkilatına katılan 2.20’lik ve atletik yapılı Singh, bu sayede büyük ilgi duyduğu vücut geliştirmeye eğilebildi. 1997 ve 1998’de Hindistan Vücut Şampiyonu olan Singh, bu başarının ardından 1999’da ABD’de güreş çalışmaya başladı. Bu sayede dünya çapındaki karşılaşmalara katılabilmesi için gerekli becerileri geliştirme imkanı buldu. Singh, daha sonra, Japonya’da birçok unvan kazandı. Kendisi hâlen bu ülkede çok sevilen bir sporcu.
Singh aktif bir şekilde genç insanlara akıl hocalığı yapıyor, onları uyuşturucudan uzak durmaya, spor sayesinde disiplinli, sağlıklı ve başarılı bir yaşam sürmeye yönlendiriyor.

YAPIMCILAR HAKKINDA

PETER SEGAL

(Yönetmen/Yönetici Yapımcı) Segal son olarak Adam Sandler ve Chris Rock’ın başrollerini paylaştığı, sinema tarihinde dünya çapında en yüksek spor komedisi hasılatını yapmış olan 2005 filmi “The Longest Yard”ı yönetti. Yönetmen daha önce Drew Barrymore’lu komedi hiti “50 First Dates”te ve Jack Nicholson’ın rol aldığı Oscar adayı “Anger Management”ta da Sandler’la çalıştı.
Segal’ın ilk yönetmenlik denemesi, başrolünü Leslie Nielsen’ın oynadığı 1994 filmi “Naked Gun 33 1/3: The Final Insult”tı. Yönetmenin diğer çalışmaları arasında, Eddie Murphy’nin rol aldığı 2000 hit komedisi “Nutty Professor II: The Klumps”; beyaz perdenin devlerinden Jack Lemmon, James Garner ve Lauren Bacall’ın başrollerini paylaştığı ve eleştirmenlerden büyük beğeni kazanan “My Fellow Americans”; ve başrollerinde Chris Farley ile David Spade’in yer aldığı hit komedi “Tommy Boy” sayılabilir.
Güney Kaliforniya Üniversitesi mezunu olan Segal, kariyerine televizyonda yönetmenlik yaparak başladı. Bu çalışmaları ona En İyi Yönetmen dalında sekiz Emmy, bir Cable ACE Ödülü ve ayrıca iki tane Ulusal Televizyon Yayıncılarının Çocuklara Hizmeti ödülü kazandı.
Segal, 1995’te, uzun süreli yapım ortağı Michael Ewing’le birlikte kendi yapım şirketi Callahan Filmworks’ü kurdu. Yönetmen, 2002’de, NBC komedi dizisi “Hidden Hills”i yarattı. Şirketin şu andaki projeleri arasında DC Comics’in “Captain Marvel”ı, Brian Froud’un ünlü kitabına dayanan “Goblins” ve ilk Olimpiyatları konu alan bir komedi olan “I, Thalus” bulunuyor.

ANDREW LAZAR

(Yapımcı) Lazar, 1995’te, Warner Bros. Stüdyoları’nda yer alan yapım şirketi Mad Chance’i kurdu. Amacı farklı tür ve bütçelerde zeki ve ilginç filmler yaratmaktı. Şirketin ilk yapımı, Shakespeare’den ilham alan, başrollerini Heath Ledger ile Julia Stiles’ın paylaştığı gençlik komedisi “10 Things I Hate About You”ydu.
Geçtiğimiz birkaç yılı, farklı çalışmalarla üretken bir şekilde geçiren yapımcı, şu sıralar, benzersiz bir komedi-aşk hikayesi olan “I Love You Phillip Morris” üzerinde çalışıyor. Glenn Ficarra ve John Requa’nın yazıp yönettiği filmin başrollerinde Jim Carrey ve Ewan McGregor var.
Lazar’ın farklı stüdyolarda gelişme ve ön-yapım aşamasında olan birçok projesi bulunuyor. Bunlar şöyle özetlenebilir: 70’lerin hit TV dizisinin yeniden yapımı olan, Ice Cube’un başrol oynayacağı “Welcome Back, Kotter”; 2001’in hitlerinden canlı aksiyon-CGI karışımı “Cats & Dogs”un merakla beklenen devamı “Cats & Dogs 2”; “Crank”in yönetmenleri Mark Neveldine ve Brian Taylor’ın kaleme aldığı “Jonah Hex”; aynı adlı animasyon yapımın canlı aksiyon uyarlaması olan “Akira”; deli dolu bir sanat hırsızlığı komedisi olan “The Great Mortedecai Moustache Mystery”; James Bond’un yaratıcısı Ian Fleming’in hayatını konu alan “Fleming”; ve büyük olasılıkla başrolünü Jake Gyllenhaal’ın üstleneceği, futbol efsanesi Joe Namath’ın hikayesinin yeniden anlatımı olan “Namath”.
Lazar’ın daha önceki sinema projelerini şöyle sıralamak mümkün: Eleştirmenlerden büyük övgü alan, başrollerini Sam Rockwell, Drew Barrymore, Julia Roberts ve George Clooney’nin paylaştığı “Confessions of a Dangerous Mind”; çocuk filmi “Catch That Kid”; Edward Norton, Robin Williams ve Catherine Keener’ın başrollerini oynadığı, Danny DeVito imzalı kara komedi “Death to Smoochy”; Clint Eastwood’un yönettiği, Eastwood ve Tommy Lee Jones’un oynadığı, emekli bir NASA astronotunun maceralarını konu alan “Space Cowboys”; ve başrollerini John Travolta ile Lisa Kudrow’un paylaştığı, Nora Ephron'ın piyango komedisi “Lucky Numbers”. Lazar, ayrıca, şu filmlerin de yapımcılığını gerçekleştirdi: William H. Macy ve Neve Campbell’ın başrollerini paylaştığı, Sundance Film Festivali’nde galası yapılan bağımsız drama-komedi “Panic”; Wachowski kardeşlerin ilk yönetmenlik denemesi olan, Gina Gershon ve Jennifer Tilly’nin başrol oynadığı gerilim türü kara film “Bound”; Johnny Depp ve Charlize Theron’ın oynadığı “The Astronaut’s Wife”; ve kendisinin ilk yapımcılık denemesi olan, Richard Donner’ın yönettiği, Sylvester Stallone ve Antonio Banderas’ın başrol oynadığı “Assassins”.
New York’ta doğup, Los Angeles’ta büyüyen Lazar, sinemaya olan tutkusunu New York Üniversitesi’nde okuduğu dönemde keşfetti. Çeşitli öğrenci filmleri yaptıktan sonra, Oscarlı yapımcı Richard Zanuck’la çalışarak ilk çıkışını yaptı. Dino De Laurentiis Communications’da dosya sorumlusu olarak işe giren Lazar, basamakları tırmanarak Yapımlardan Sorumlu Başkan Yardımcısı oldu. Lazar’ın ilk büyük çalışması, yönetici yapımcılığını gerçekleştirdiği, başrolünde Ray Liotta’nın yer aldığı kışkırtıcı John Dahl filmi “Unforgettable”dı.

CHARLES ROVEN

(Yapımcı) Yirmi yılı aşkın süredir bağımsız filmlerin ve stüdyo filmlerinin yapımcılığını gerçekleştiren saygın bir isim olan Roven, aynı zamanda Atlas Entertainment ve yan kuruluşu Atlas/Third Rail Management’ın kurucu ortağı. Atlas, 1999’da mültimedya, televizyon ve işletme şirketleri bütünü olan Mosaic Media Group’a katıldı.
Roven, Temmuz 2008’de gösterime girmesi planlanan ve “Batman Begins”in devamı olan, Christopher Nolan’ın yönettiği, başrollerini ise Christian Bale, Michael Caine, Heath Ledger, Gary Oldman, Aaron Eckhart, Maggie Gyllenhaal ve Morgan Freeman’ın paylaştığı “The Dark Knight”ın yapımcılığını gerçekleştirdi. Şu sıralar Clive Owen ve Naomi Watts’ın oynadığı, Tom Tykwer’ın yönettiği, Auğustos’ta gösterime girmesi planlanan “The International”da görev yapan Roven’ın sıradaki projeleri arasında DC Comics karakterinden sinemaya uyarlanan “The Flash” bulunuyor.
Roven, kısa süre önce, eleştirmenlerin beğenisini kazanan, Jason Statham ve Saffron Burrows’un başrol oynadığı, Roger Donaldson’ın yönettiği “The Bank Job”ın yapımcılığını gerçekleştirdi. Film açılış haftasında İngiltere gişelerine birinci sıradan girdi. Roven, “Batman Begins”in de yapımcısıydı. Christopher Nolan’ın yönettiği, Christian Bale, Michael Caine, Katie Holmes, Liam Neeson, Morgan Freeman, Gary Oldman ve Ken Watanabe gibi oyuncuların yer aldığı film iki hafta boyunca ABD gişelerinde birinci sıradaydı ve tüm dünyada 370 milyon dolar ciro yaptı. Roven’ın diğer bazı çalışmaları şöyle sıralanabilir: Oscarlı belgesel yapımcısı Bill Guttentag’ın yazıp yönettiği, Eva Mendes’in oynadığı “Live!”; Bryan Barber’ın yönettiği, Outkast’tan tanıdığımız Andre Benjamin (Andre 3000) ile Antwan Patton’ın (Big Boi) başrol oynadığı müzikal “Idlewild”; Terry Gilliam’ın yönettiği, başrollerinde Matt Damon ve Heath Ledger’ın rol aldığı “The Brothers Grimm”; dünya çapında 275 milyon dolardan fazla hasılat yapan “Scooby-Doo”, ve devamı “Scooby-Doo 2: Monsters Unleashed”.
Sektörde en farklı türlerde filmlere imza atan isimlerden biri olan Roven, Oscar adayı “Twelve Monkeys”, “Fallen”, 200 milyon dolar hasılatlı romantik fantezi “City of Angels”, ve Körfez Savaşı sonrasını konu alan ve büyük beğeni kazanan “Three Kings”in yapımcısıydı
Roven kariyerine yetenek avcısı olarak başladığı için yapımcılık hayatında sanatçılarla çalışırken dengeli bir hassasiyet gösterdi.
Yapımcı, 2008’de, sinema sektörüne değerli katkılarından ötürü ShoWest Yılın Yapımcısı Ödülü’yle onurlandırıldı.

ALEX GARTNER

(Yapımcı) On yıldan uzun bir süredir yapımcı ve iki büyük şirketin kıdemli yöneticisi olarak eğlence sektöründe yer alan Gartner, son dönemde yapımcılığa yoğunlaştı.
Gartner, 2004’te, Mosaic’in ortağı ve Atlas Entertainment’ın kurucusu Charles Roven’la Atlas Entertainment’a yapım ortağı olarak katıldı. Gartner, geçtiğimiz yıl komedi belgesel “Live!”ın yapımcılığını gerçekleştirdi. Oscar ödüllü belgeselci Bill Guttentag’ın yazıp yönettiği yapımın başrolünde Eva Mendes yer aldı.
Gartner, ayrıca, Mike Binder’ın yönettiği, Joan Allen, Kevin Costner, Erika Christensen, Evan Rachel Wood, Alicia Witt ve Keri Russell’ın başrollerini paylaştığı başarılı yapım “The Upside of Anger”ın, Ice Cube ile Cedric The Entertainer’ın başrolde yer aldığı “Barbershop 2: Back in Business”ın yapımcılığını, başrollerini Denzel Washington, Sanaa Latham ve Eva Mendes’in oynadığı “Out of Time”ın ise yönetici yapımcılığını gerçekleştirdi.
Gartner, daha önce, MGM Stüdyoları’nın Yapımlardan Sorumlu Başkanlığını yürüttü ve bu dönemde tüm yapımların denetimlerinden sorumluydu. “Die Another Day”, “Barbershop”, “Legally Blonde”, “Heartbreakers” ve “Windtalkers” bunlardan sadece bir kaçı.
1993’te “Indecent Proposal”ın yapımcılığını gerçekleştirdikten sonra, Gartner, Fox 2000’in Yönetici Başkan Yardımcısı oldu ve Başkan Laura Ziskin’le birlikte sinema bölümünü kurdu. Yapımcı, Fox 2000’deyken “Soul Food”, “Fight Club”, “Courage Under Fire”, “Men of Honor” ve Terrence Malick’in yönettiği “The Thin Red Line” gibi filmlere imza attı.

MICHAEL EWING

(Yapımcı) Callahan Filmworks’te Peter Segal’ın ortağı olan Ewing, şirketin çok sayıda sinema ve televizyon projesinin gelişimini denetliyor. Yapımcı, son dönemde, gişe devi yapımlara imza attı. Başrollerini Adam Sandler, Chris Rock ve Burt Reynolds’ın paylaştığı “The Longest Yard”; Adam Sandler ve Drew Barrymore’un başrol oynadığı “50 First Dates”; ve ortak yapımcılığını gerçekleştirdiği, başrollerinde Adam Sandler ile Jack Nicholson’ın yer aldığı “Anger Management” bunlar arasında sayılabilir. Her üç filmin de yönetmeni Segal’dı.
Ewing kariyerine New York’taki Actors Studio’da Stella Adler ve Lee Strasberg’den eğitim alarak başladı. Dikkatini tamamen sinemaya yöneltmeden önce, John Rechy’nin off-Broadway oyunu “Tiger Wild”ın yönetmenliğini ve ortak yapımcılığını gerçekleştirdi.
Görev aldığı ilk sinema filmi Leslie Nielsen ve Priscilla Presley’nin başrol oynadığı “The Naked Gun” olan Ewing, ardından devam filmleri “Naked Gun 2 1/2: The Smell of Fear” ve “Naked Gun 33 1/3: The Final Insult”ta yardımcı yapımcı olarak görev aldı. Bu filmlerden sonuncusunda yönetmen Peter Segal’la ilk kez birlikte çalıştı. Ewing, yönetmenin sonraki iki filminde sırasıyla yardımcı yapımcı ve ortak yapımcı olarak görev aldı: Chris Farley ve David Spade’in başrollerini paylaştığı hit komedi “Tommy Boy”; ve olumlu eleştiriler alan, başrollerinde Jack Lemmon, James Garner, Dan Aykroyd ve Lauren Bacall’un yer aldığı “My Fellow Americans”. Ewing, daha sonra, Eddie Murphy’nin gişelerde devleşen filmi “Nutty Professor II: The Klumps”ın ortak yapımcılığını gerçekleştirdi.
Ewing’in yapımcı olarak bir sonraki projesi John August’un klasik Marvel çizgi romanı “Billy Batson and the Legend of Shazam”a dayanarak yazdığı senaryo. Filmi Segal yönetecek.

TOM J. ASTLE

(Senarist) Senarist ortağı Matt Ember’la birlikte daha önce hit romantik komedi “Failure to Launch”u yazan Astle, bunun da öncesinde, yıllarca televizyonda tek başına yazar-yapımcı olarak görev aldı. İkili şu sıralar Warner Bros. Pictures için bir başka senaryo üzerinde çalışıyor.
Astle’ın televizyonda imza attığı projeler arasında “Coach”, “The Hughleys”, “Stargate” ve daha pek çok yapım bulunuyor. Uzun soluklu Disney Channel dizisi “So Weird”ın yaratıcısı olan senarist, bir başka çocuk dizisi “Adventures in Wonderland”le Emmy Ödülü’ne kayık görüldü.
Northwestern Üniversitesi’nin sinema okulundan mezun olan Astle, balık avlamak için memleketi Montana’ya kaçmadığı zamanlarda Sherman Oaks’ta yaşıyor.

MATT EMBER

(Senarist) Ember, şu sıralar “Get Smart/Akıllı Ol”u beraber yazdığı ortağı Tom J. Astle’la birlikte Warner Bros. Pictures için bir başka proje üzerinde çalışıyor. İkili daha önce Matthew McConaughey ve Sarah Jessica Parker’ın başrollerini paylaştığı hit romantik komedi “Failure to Launch”ı birlikte yazmışlardı.
Ember’ın televizyon çalışmaları arasında “Becker”, “Titus”, “The Drew Carey Show” ve “Grace Under Fire”ın çeşitli bölümleri sayılabilir.
Wesleyan Üniversitesi’nden mezun olan Ember, Sherman Oaks’ta yaşıyor.

BRENT O’CONNOR

(Yönetici Yapımcı) Son olarak, başrollerini Matthew McConaughey ve Matthew Fox’ın başrollerini paylaştığı ilham verici drama “We Are Marshall”ın ve Harrison Ford’un oynadığı gerilim-macera “Firewall”un yönetici yapımcılığını gerçekleştiren O’Connor, bunun öncesinde de, Jennifer Garner’ın rol aldığı 2005 yapımı aksiyon-gerilim “Elektra”, ve 2004 yapım aile macerası “Scooby Doo 2: Monsters Unleashed”in yönetici yapımcılığını üstlenmişti. O’Connor’ın ortak yapımcı olarak imza attığı yapımlar arasında, Harrison Ford ve Liam Neeson’ın başrol oynadığı “K-19: The Widowmaker” ve başrollerini Chow Yun-Fat ile Seann William Scott’ın paylaştığı “Bulletproof Monk” sayılabilir.
Yapımcının şu anki projesi, “X-Files”ın uzun süredir beklenen devamı “The X-Files: I Want to Believe”. Yapımın Temmuz 2008’de gösterime girmesi planlanıyor.
Kariyerinin ilk dönemlerinde elektrikçi ve aracılık yapan O’Connor, farklı filmlerde yapım sorumlusu oldu. Bu filmlerden bazıları şöyle sıralanabilir: Arnold Schwarzenegger’in başrol oynadığı gerilim filmi “The Sixth Day”; başrollerini Cuba Gooding Jr., Whoopi Goldberg, John Cleese ve Rowan Atkinson’ın paylaştığı komedi filmi “Rat Race”; Matt Damon, Robin Williams ve Ben Affleck’in başrol oynadığı, Gus Van Sant’in Oscarlı yapımı “Good Will Hunting”; başrolünde Brad Pitt’in yer aldığı “Seven Years in Tibet”; “Eye See You”; “Jumanji”; “Deep Rising”; “Disturbing Behavior” ve “Andre”.

JIMMY MILLER

(Yönetici Yapımcı) The Miller Company’nin kurucusu ve Mosaic Media Group’un yöneticisi olan Miller, sektörün en yetenekli bazı komedyenlerinin menajerliğini yapıyor. Jim Carrey, Will Ferrell ve Sacha Baron Cohen bunlardan sadece bir kaçı.
Miller, bunun yanı sıra, komedi türünün en yetenekli yazar ve yönetmenlerinden bazılarının kariyerinin şekillenmesine yardımcı oldu. Bu yetenekler arasında, “Austin Powers” üçlemesi, “Meet the Parents” ve “Meet the Fockers”dan tanıdığımız Jay Roach, “The 40 Year-Old Virgin”, “Knocked Up” ve “Superbad”den tanıdığımız Judd Apatow, “Talladega Nights: The Ballad of Ricky Bobby” ve “Anchorman”den tanıdığımız Adam McKay, “The Santa Clause” üçlemesi ve “Kicking & Screaming”den tanıdığımız Steve Rudnick ve Leo Benvenuti sayılabilir.
Miller'ın yapımcılığını üstlendiği diğer bazı filmler şöyle: “Talladega Nights: The Ballad of Ricky Bobby”, “Elf”, “Semi-Pro” ve başrollerini Will Ferrell ile John C. Reilly’nin paylaştığı, yakında gösterime girecek olan komedi “Step Brothers”.
Miller, şu sıralar, macera-komedi “Land of the Lost” ve romantik komedi “She’s Out of My League” üzerinde çalışıyor.

DANA GOLDBERG

(Yönetici Yapımcı) Village Roadshow Pictures’ın Yapımdan Sorumlu Başkanı olan Goldberg, şu sıralar, Richard Gere ile Diane Lane’in başrollerini paylaştıkları romantik drama “Nights in Rodanthe”in yönetici yapımcılığını gerçekleştiriyor.
Goldberg, 1998’de şirkete katıldığından beri Village Roadshow Pictures’ın tüm filmlerinde görev aldı: “Matrix” üçlemesi, “Ocean’s Eleven”, “Ocean’s Twelve”, “Training Day/İlk Gün”, “Mystic River/Gizemli Nehir”, “Miss Congeniality/Silahlı ve Cazibeli”, “Rumor Has It/Gerçek Dedikodu” ve “Charlie and the Chocolate Factory/Charlie’nin Çikolata Fabrikası” bunlardan sadece bir kaçı. Goldberg, ayrıca, Will Smith’in oynadığı gişe devi “I Am Legend”ın; Jodie Foster’ın başrolde yer aldığı, Neil Jordan’ın yönettiği drama “The Brave One”; George Miller’ın yönettiği, Elijah Wood, Robin Williams, Brittany Murphy, Nicole Kidman ve Hugh Jackman’ın sesleriyle yer aldıkları Oscarlı animasyon filmi “Happy Feet”; başrollerini Keanu Reeves ve Sandra Bullock’un paylaştığı “The Lake House”; Johnny Knoxville ve Seann William Scott’ın rol aldığı “The Dukes of Hazzard”; ve Angelina Jolie’nin başrol oynadığı “Taking Lives”ın yönetici yapımcılığını gerçekleştirdi.
Village Roadshow Pictures’a katılmadan önce, birlikte Baltimore/Spring Creek Pictures’da Barry Levinson ve Paul Weinstein’la çalışan ve Yapımlar Başkan Yardımcısı olan Goldberg, gösteri dünyasındaki kariyerine Hollywood Pictures’da asistan olarak başladı.

BRUCE BERMAN (

önetici Yapımcı) Berman, Village Roadshow Pictures’ın Başkanı ve CEO’su. Village Roadshow 2008 yılı boyunca Warner Bros.’la ortaklaşa 65 sinema projesinin yapımını gerçekleştirecek. Bu filmlerin tamamı dünya çapında Warner Bros. Pictures, seçilmiş bölgelerde de Village Roadshow Pictures tarafından dağıtılacak.
Bu işbirliği çerçevesinde gerçekleştirilen hit yapımlardan bazıları şöyle sıralanabilir: Sandra Bullock ve Nicole Kidman’ın rol aldığı “Practical Magic”; Robert De Niro ile Billy Crystal’ı bir araya getiren “Analyze This/Anlat Bakalım”; Keanu Reeves ve Laurence Fishburne’ün başrolünü paylaştığı “The Matrix”; George Clooney’nin başrol oynadığı “Three Kings”; Clint Eastwood’un yönettiği ve oynadığı “Space Cowboys”; ve Sandra Bullock ile Benjamin Bratt’in başrollerini üstlendiği “Miss Congeniality/Silahlı ve Cazibeli”.
Berman, Village Roadshow Pictures adına çok başarılı filmlerin yönetici yapımcılığını gerçekleştirdi. Bunlar arasında, Denzel Washington’a Oscar getiren “Training Day/İlk Gün”; George Clooney, Brad Pitt ve Julia Roberts’ın rol aldığı “Ocean’s Eleven”; Sandra Bullock ve Hugh Grant’in başrollerini üstlendiği “Two Weeks Notice/Aşka İki Hafta”; Sean Penn ve Tim Robbins’e Oscar kazandıran “Mystic River/Gizemli Nehir”; “Matrix” üçlemesinin ikinci ve üçüncü filmi “The Matrix Reloaded” ve “The Matrix Revolutions”; Tim Burton’ın yönettiği, Johnny Depp’in oynadığı “Charlie and the Chocolate Factory/Charlie’nin Çikolata Fabrikası”; Oscarlı animasyon komedi-macera “Happy Feet”; Neil Jordan’ın yönettiği, Jodie Foster’ın başrol oynadığı “The Brave One”; Will Smith’in rol aldığı “I Am Legend”; ve son olarak da, Wachowski kardeşlerin imzasını taşıyan, başrollerini Emile Hirsch, Christina Ricci ve Matthew Fox’ın paylaştığı “Speed Racer” sayılabilir.
Village Roadshow’un sıradaki projeleri, Richard Gere ile Diane Lane’i tekrar bir araya getiren romantik drama “Nights in Rodanthe”, Jim Carrey’nin başrol oynadığı komedi “Yes Man”, ve Clint Eastwood’un hem yönetmen hem oyuncu olarak yer aldığı “Gran Torino”.
Berman sinema sektörüne, henüz hukuk öğrencisiyken, Jack Valenti’nin asistanı olarak Washington DC.’deki MPAA’de başladı. 1978’de mezun olduktan sonra, Los Angeles’a dönerek Casablanca Filmworks’te Peter Gruber’ın asistanlığını yapmaya başladı. Daha sonra Universal Pictures’a transfer olan Berman, basamakları hızla tırmanarak 1982’de şirketin Prodüksiyon Başkan Yardımcısı oldu.
Berman 1984 yılında Warner Bros. Pictures’a Prodüksiyon Başkan Yardımcısı olarak geldi ve 1988 yılında da şirketin Prodüksiyon Baş Başkan Yardımcılığına terfi etti. Ertesi yılın Eylül ayında, Teatral Yapımlar Başkanlığına atanan Berman, 1991 yılında ise, Dünya Çapında Teatral Prodüksiyon Başkanlığına getirildi ve Mayıs 1996 yılına kadar bu görevi yürüttü. Warner Bros. Pictures’da çalıştığı süre zarfında imza attığı filmler şöyle özetlenebilir: “Presumes Innocent”, “Goodfellas”, “Robin Hood”, “Driving Miss Daisy”, “Batman Forever”, “Under Siege/Kuşatma Altında”, “Malcolm X”, “The Bodyguard”, “JFK”, “The Fugitive/Kaçak”, “Dave”, “Disclosure”, “The Pelican Brief/Pelikan Dosyası”, “Outbreak”, “The Client”, “A Time to Kill” ve “Twister”.
Mayıs 1996’da, Warner Bros. Pictures’ın bünyesindeki bağımsız yapım şirketi Plan B Entertainment’ı kuran Berman, Şubat 1998’de, Village Roadshow Pictures’ın Başkanı ve CEO’su oldu.

DEAN SEMLER

(Görüntü Yönetmeni) Kevin Costner'ın Batı Amerika’yı anlatan destansı filmi “Dances With Wolves”la Oscar kazanan Semler, memleketi Avustralya ve ABD başta olmak üzere dünyanın çeşitli yerlerinde yaptığı çalışmalarla sektörün en seçkin görüntü yönetmenleri arasında yerini aldı
Semler kariyerine yerel bir televizyon kanalında haber hikayelerini görüntüleyerek başladı. Buradaki çalışmaları ona Film Australia’nın kapılarını açtı. FA’da çalıştığı dokuz yıl boyunca, Semler, eğitim ve araştırma amaçlı belgesel ve antropolojik filmler yaptı. Sinemada ilk olarak 1976 yapımı “Let the Balloon Go”da görüntü yönetmeni olarak çalıştı.
Semler’ın, Avustralya’da, görüntü yönetimini üstlendiği filmler şöyle sıralanabilir: “Hoodwink”; artık klasikler arasına girmiş olan, gelecekte geçen gerilim filmi “The Road Warrior” (bu film yönetmene AFI Ödülü adaylığı getirdi), ve devamı niteliğindeki “Mad Max Beyond Thunderdome”; Semler’a AFI Ödülü kazandıran “Razorback”; “The Coca-Cola Kid”; “The Lighthorsemen”; ve Avustralya Sinema Eleştirmenleri Ödülü’ne aday gösterildiği “Dead Calm”. Görüntü yönetmeninin Amerika’daki çalışmaları ise özetle şöyle: “Young Guns” ve “Young Guns II”, “Cocktail”, “Farewell to the King”, “City Slickers”, “The Power of One”, “The Three Musketeers”, “The Cowboy Way”, “Waterworld”, “The Bone Collector”, “Nutty Professor II: The Klumps”, “Heartbreakers”, “Dragonfly”, “We Were Soldiers”, “XXX”, “Bruce Almighty” ve “The Alamo”.
Semler’ın son dönem çalışmaları arasında, Adam Sandler, Kevin James ve Jessica Biel’ın rol aldığı komedi “I Now Pronounce You Chuck and Larry”; Mel Gibson’ın yönettiği, Semler’a ASC adaylığı getiren “Apocalypto”; Lindsay Lohan’ın rol aldığı romantik komedi “Just My Luck”; başrollerini Adam Sandler, Kate Beckinsale ve Christopher Walken’ın üstlendiği başarılı yapım “Click”; ve Adam Sandler, Chris Rock ve Burt Reynolds’ın oynadığı “The Longest Yard” sayılabilir. Semler, ayrıca, Rob Cohen’in yönettiği aksiyon-macera “Stealth”in de görüntü yönetmeniydi.
Avustralya televizyonda “Return to Eden”ın, Amerikan televizyonunda da “Passion Flower”ın görüntü yönetmenliğini yapan Semler, mini diziler “Lonesome Dove” ve “Son of the Morning Star”a hem ikinci birim yönetmeni hem de görüntü yönetmeni olarak imza attı.
Semler, “XXX”in yapımı sırasında meslektaşlarının seçimiyle Kraliçe 2. Elizabeth tarafından sanata katkılarından dolayı ödüllendirildi.

WYNN THOMAS

(Yapım Tasarımcısı) Thomas bugüne dek sektörün en önemli bazı yönetmenleriyle çalıştı: Yönetmen Ron Howard ve yapımcı Brian Grazer için, her ikisinin başrolünü de Russell Crowe’un üstlendiği Oscarlı “A Beautiful Mind” ve “Cinderella Man”in yapımını tasarladı. Yönetmen Tim Burton’la kült klasik “Mars Attacks!”te, Beeban Kidron’la sıradışı komedi “To Wong Foo Thanks for Everything, Julie Newmar”da, oyuncu-yönetmen Edward Norton’la “Keeping the Faith”, ve son olarak da Billy Ray’le “Breach”te birlikte çalıştı.
Uzun yıllardır Robert De Niro’nun Tribeca Productions’ında tasarım yapan Thomas, De Niro’nun yönettiği “A Bronx Tale”in; Barry Levinson’ın yönettiği, De Niro ve Dustin Hoffman’ın başrol oynadığı “Wag the Dog”un; ve başrollerini De Niro ve Billy Crystal’ın oynadığı, Harold Ramis’in yönettiği “Analyze This” ve “Analyze That”in yapımını tasarladı.
Thomas, yönetmen Spike Lee’yle de 10’dan fazla filmde birlikte çalıştı. Bunlar sırasıyla, “She’s Gotta Have It”, “School Daze”, “Do the Right Thing”, “Mo’ Better Blues”, “Jungle Fever”, epik biyografi drama “Malcolm X”, “Crooklyn”, “He Got Game”, “The Original Kings of Comedy” ve eleştirmenlerin olduğu kadar izleyicilerin de beğenisini kazanan “Inside Man”dir.
Boston Üniversitesi Tiyatro Tasarımı bölümünden mezun olan Thomas, kariyerine tiyatrolar için set tasarlayarak başladı. Dünyaca ünlü Negro Ensemble Company’nin kadrolu tasarımcılığını yapan Thomas, ayrıca, Joe Papp Halk Tiyatrosu, Washington DC Arena Sahnesi, Cleveland Great Lakes Shakespeare Kumpanyası ve New Haven Long Wharf Tiyatrosu için de setler tasarladı.
Yardımcı sanat yönetmeni olarak da çalışan Thomas, “The Cotton Club”da saygın yapım tasarımcısı Richard Sylbert’la çalıştı; ayrıca, “Beat Street”, “The Money Pit”, “Brighton Beach Memoirs” ve Gene Hackman’ın oynadığı “The Package”da sanat yönetmenliği ya da yardımcılığı yaptı.
Los Angeles Sanat Yönetmenleri Locası’nın ilk Afrikalı-Amerikalı üyesi olma ayrıcalığını taşıyan Thomas, aynı zamanda, “Mars Attacks!”taki tasarımı sayesinde, Sanat Yönetmenleri Locası Ödülü’ne aday gösterilen ilk Afrikalı-Amerikalı oldu.

RICHARD PEARSON

(Kurgu) Şu sıralar Marc Foster’ın yönettiği, Daniel Craig’in oynadığı son James Bond filmi “Quantum of Solace” üzerinde çalışan Pearson’ın en yeni çalışması Will Ferrell komedisi “Blades of Glory”. Pearson, ayrıca, Clare Douglas ve Christopher Rouse’la birlikte yazar-yönetmen Paul Greengrass’in başarılı tarihi draması “United 93”nin de kurgusunu gerçekleştirdi. Bu filmdeki çalışması kendisine Kurguda En İyi Çalışma adaylığının yanı sıra, En İyi Sinema Filmi Kurgusu dalında BAFTA Ödülü ve Amerikan Sinema Kurgucuları’dan Eddie adaylığı getirdi.
Pearson, daha önceki çalışmaları şöyle özetlenebilir: Çığır açan Broadway müzikalinden sinemaya uyarlanan “Rent”; zengin bir oyuncu kadrosuna sahip “A Little Trip to Heaven”; Christopher Rouse’un başrol oynadığı uluslararası hit film “The Bourne Supremacy”; Dwayne Johnson ve Seann William Scott’ın başrol oynadığı, cangılda geçen aksiyon-macera “The Rundown”; Steven Weisberg’ün devam filmi “Men in Black II”; “The Score”; “Drowning Mona”; “Bowfinger”; ve “Muppets from Space”.
1998 mini dizisi “From the Earth to the Moon”daki çalışmasıyla hem Emmy’ye hem de Eddie Ödülü’ne aday gösterilen Pearson, bu başarılı dizinin başlık tasarımının da yaratıcısı.

 

TREVOR RABIN

Müzik) Rabin “Armageddon”, “Enemy of the State”, “Deep Blue Sea”, “Gone In 60 Seconds”, “Remember the Titans”, “National Treasure” ve “National Treasure 2: Book of Secrets” gibi hit filmlere yaptığı müziklerle film bestecileri arasında üst sıralara yerleşti.
Rabin rock müzik dünyasından film besteciliğine geçen yeni gruba dahil. 1983 yılından beri YES grubunun üyesi olan Rabin, gitar çalmanın yanı sıra grubun en-çok-satan albümü “90125”in çoğu parçasının bestesini de yaptı. Bir numaraya yükselen “Owner of a Lonely Heart” adlı şarkı bunlardan biriydi. Rabin grubun şarkılarının çoğunluğunun sözlerini yazdı ve 2 milyondan fazla satan “Big Generator” adlı YES albümünün ortak yapımcılığını üstlendi. Çok yönlü müzisyen, ayrıca, kendi solo çalışmalarında da söz ve müzik yazdı; davul haricindeki tüm enstrümanları çaldı; kendi yapımcılığını ve aranjörlüğünü yaptı.
Johannesburg-Güney Afrika doğumlu Rabin klasik piyano, orkestra şefliği ve aranjörlük eğitimi aldı. Ailesi anti-ırkçı eylemlere yoğun bir şekilde katılan Rabin’in profesyonel müzik grubu da orijinal anti-ırkçı şarkılar çaldı. Sanatçının babasının kuzeni olan Sidney Kentridge, Steven Biko’nun ölümü üzerine, ailesi adına Güney Afrika hükümetine dava açan avukatın ta kendisi. Rabin, aynı zamanda, Güney Afrika tarihinin en sevilen rock grubu olan Rabbit’in de kurucusu.
Hayatındaki bu çeşitlilik Rabin’in işine de yansıdı. Müzisyen, Alicia Keys’yle birlikte duygusal içerikli “Glory Road”a; komedi tarzındaki “Kangaroo Jack” ve “The Banger Sisters”a; görkemli ve destansı “Armageddon”a; tekno-gerilim tarzındaki girift yapım “Enemy of the State”e; ve aile filmi “Jack Frost”a müzik yazdı. Belgesel türündeki “Whispers” için köklerine dönen Rabin, Afrika enstrümanları, ritimleri ve vokalleri kullandı.
Rabin’in diğer çalışmaları arasında “Bad Boy 2”, “The Great Raid”, “Coach Carter”, “Snakes on a Plane” ve “The Guardian” sayılabilir.

DEBORAH SCOTT

(Kostüm Tasarımcısı) Scott, 1988’de, James Cameron’ın rekorlar kıran filmi “Titanic”teki çalışmasıyla En İyi Kostüm Tasarımı dalında Oscar’a ve BAFTA adaylığına layık görüldü.
Scott daha önce yönetmen Michael Bay’le geçen yılın bilimkurgu-aksiyon-macera filmi “Transformers”da, “The Island”da ve “Bad Boys II”de, yapımcı Steven Spielberg’le de bilimkurgu-gerilim “Minority Report”ta birlikte çalıştı.
Tasarımcı, ayrıca, şu filmlerin kostümlerini hazırladı: Başrollerini Adam Sandler, Don Cheadle ve Jada Pinkett Smith’in paylaştığı “Reign Over Me”; Liam Neeson ve Pierce Brosnan’ın başrollerini oynadığı “Seraphim Falls”; Andy Garcia’nın ilk yönetmenlik denemesi olan “The Lost City”; “The Upside of Anger”; “The Patriot”; “Wild Wild West”; “Heat”; “The Indian in the Cupboard”; “Legends of the Fall”; “Sliver”; “Jack the Bear”; “Hoffa”; “Defending Your Life” ve “Back to the Future”.
Scott, yakında, “Transformers 2”de tekrar Michael Bay’le çalışacak. Yapımı süren filmin 2009’da gösterime girmesi planlanıyor.