Şeytanınız bol olunca...

Şeytanınız bol olunca...
Şeytanınız bol olunca...
Tim Burton'ın, 3D teknolojisiyle donatarak önümüze atarken, "Farklı bir şey yaptım" diye takıldığı ama özünde pek de farklı bir şey yapmadığı 'Alis Harikalar Diyarında'nın izleri çarçabuk silinmeye yüz tutmuşken şimdi de Terry Gilliam'ın 'Dr. Parnassus'uyla (The Imaginarium of Doctor Parnassus) yeniden fantastik bir dünyaya adım atıyoruz
Haber: UĞUR VARDAN / Arşivi

FİLMİN FOTOĞRAFLARI VE FRAGMANI İÇİN TIKLAYIN

VİZYONDAKİ DİĞER FİLMLERİ GÖRMEK İÇİN TIKLAYIN

 

Tim Burton’ın, 3D teknolojisiyle donatarak önümüze atarken, “Farklı bir şey yaptım” diye takıldığı ama özünde pek de farklı bir şey yapmadığı ‘Alis Harikalar Diyarında’nın izleri çarçabuk silinmeye yüz tutmuşken şimdi de Terry Gilliam’ın ‘Dr. Parnassus’uyla (The Imaginarium of Doctor Parnassus) yeniden fantastik bir dünyaya adım atıyoruz. Aslında yönetmenin eski yapıtları ‘Brazil’ ve ‘Baron Muchausen’in Serüvenleri’ni bilenler için ortada şaşılacak bir şey yok ama yine de, Gilliam’ın son filmi hem konusu, hem de başrol oyuncusunun trajik sonu itibarıyla kayıtsız kalınamayacak bir yapım.

Önce hikâye: Günümüz Londrası... Binalar, insanlar, kısaca her bir şey moderndir ama boş meydanlara kurduğu ‘tezgâhında’, gösteriye soyunan Doktor Parnassus, tüm bu modernizme karşın çağlar çağlar ötesinden gelmiş bir figür gibi durur. Kızı Valentina, hassas genç Anton ve cüce Percy’den mütevellit ekibiyle, arabasını anında bir ‘gösteri merkezi’ne dönüştüren Doktor, yukarıya aldığı müşterisini bir aynadan geçirir ve ardından bambaşka dünyalara taşır.
Doktor’un tüm bu eski-püskülük ve zamanlar ötesindeki duruşunda bir haklılık payı vardır. Çünkü o, yüzyıllardır, kendisine bahşedilen ölümsüzlüğün peşinde sürüklenmiştir. Zamanında, anlattığı öykülerle dünyanın döndüğüne ve hayatın devam ettiğine inandırılan bir keşiştir. Lakin günün birinde karşısına Nick adını kullanan, şeytan çıkar. Nick, ‘Şeytanınız bol olsun’ tadında, sık sık bahse giren bir karaktere sahiptir. Parnassus’la yaptığı son bahis de, kızını 16 yaşına geldiğinde elinden alıp almamak üzerinedir. Tam bu sırada, ekip köprüde intihar eden bir adamı kurtarır. Geçmişine ait hiçbir şeyi hatırlamayan ve Tony adını verdikleri bu adam, kumpanyanın dengelerini değiştirir.

Yedekler Depp, Law ve Farrell
Fantastik filmlerin yolu neredeyse aynı kapılara çıkıyor. Dolayısıyla ‘Dr. Parnassus’da, sanki Tim Burton ya da Tarsem Singh kadrajlarına rastlıyoruz. Lakin, Terry Gilliam’ın evveliyatına bakarak, üstadın bu işin ‘üstadı’ olduğunu hatırlıyor ve özgünlüğünün tadını çıkarıyoruz. Ben nedense film boyunca, taa çocukluğumdan zihnime yerleşen şeytanla satranç oynama sahnesinden dolayı Bergman’ın ‘Yedinci Mühür’ünü bile yâad ettim. Yine o eski günlerden ‘Korku’ adlı çizgi romandaki tuhaf maceraları, biraz da ‘Alacakaranlık Kuşağı’nı hatırladım.
‘Dr. Parnassus’, bu gerekli gereksiz çağrışımların yanında kendince de orijinal olabilen, gayet çekici bir yapım. İşin trajik boyutuna gelince; Tony’yi canlandıran Heath Ledger, çekimler sırasında aramızdan ayrılınca, Gilliam ve yıllar sonra tekrar birlikte çalıştığı senaristi Charles McKeown, çareyi yedek kulübesinde bulmuşlar. Eski dostluklar ve de Gilliam’ın adı devreye girince, ‘benç’ten gelen Johnny Depp, Jude Law ve Colin Farrell, Ledger’ın boşluğunu doldurmaya çalışmış. Film de, sırf bu yanıyla bile ‘özel’ bir yapım olmuş. Öte yandan oyunculuk açısından asıl muhteşem performans Christop-her Plummer’dan geliyor. Büyük İngiliz aktör, Doktor Parnassus’u muazzam bir karaktere dönüştürmüş. Kızı Valentina rolündeki Lily Cole ünlü bir İngiliz fotomodelmiş. Tom Waits ise, o şeytanımsı yüz hatlarıyla, Nick’de unutulmaz bir tiplemeye imza atmış.

Modern bir Faust uyarlaması
Sonuç? Yönetmenin ‘Brazil’, ‘Zaman Haydutları’, ‘Baron Muchausen’in Serüvenleri’, ‘Balıkçı Kral’ gibi geçmiş başarılarının bir adım gerisinde, bir önceki filmi ‘Grimm Kardeşler’in de bir adım önünde olan ‘Dr. Parnassus’un, fantazyayla ilişkisi ‘Titanların Savaşı’ kadar görsel ve devasa olmasa da, daha derin ve özgün olduğu kesin. Bu, ‘çok çok farklı bir Faust uyarlaması’ olarak da kabul edebileceğimiz yapıtı kaçırmayın derim...


    ETİKETLER:

    Jude Law