Sosyalizm kalmadı 'Sosyal Ağ' verelim?

Sosyalizm kalmadı 'Sosyal Ağ' verelim?
Sosyalizm kalmadı 'Sosyal Ağ' verelim?

Yurt odasının camında yarattığı logaritmayla facebook un kuruluşuna katkıda bulunan Eduardo nun (Bu karakteri genç İngiliz oyuncu Andrew Garfield canlandırıyor) Zuckerberg ile arası ticari nedenlerle bozuluyor.

David Fincher imzalı 'Sosyal Ağ', bir 21. yüzyıl fenomeni olan 'Facebook'un yaratım süreciyle birlikte perde arkasındaki kahraman Mark Zuckerberg'in öyküsüne odaklanıyor
Haber: UĞUR VARDAN / Arşivi

FİLMİN FOTOĞRAFLARI VE FRAGMANI İÇİN TIKLAYIN

Zekâ aynı zamanda ağır bir yüktür. Bu yüzden okul yıllarında sınıfın en parlak öğrencisinin, hayat yarışında da aynı dereceyi tutturup tutturamayacağı zihinlerdeki en belirgin sorulardan biridir olup çıkar. Bir başka soru da bu parlaklığın ne oranda paraya dönüşüp dönüşemeyeceğidir. Çünkü kapitalizm aynı zamanda uyanıklar arasındaki bir rekabetin de alanıdır.

Orada tutunabilmek ya da listede kayda değer bir yer kapabilmek için sadece bilgi, birikim ya da dehâ yetmeyebilir. Parlak beyinlerin buluşma yeri Harvard’dan mezun olan Ben Mezrich, zekâsını nakde çevirenlerin öykülerine ilgi duyan bir yazar. 2002’de kaleme aldığı ‘Bringing Down the House: The Inside Story of Six MIT Students Who Took Vegas for Millions’, bir grup MIT (Massachsettes Institue of Technology) öğrencisinin, yeteneklerini kumar işinde kullanmalarını anlatıyordu. Malum sinema bu tür hikâyeleri oldum olası sever, nitekim kitap ‘21’ adıyla perdeye taşınmıştı. Mezrich’in 2009 tarihli çalışması ‘The Accidental Billionaires: The Founding of Facebook, A Tale of Sex, Money, Genius and Betrayal’ da şimdi Hollywood’un işbilir senaristi Aaron Sorkin’in metni ve David Fincher’ın rejisiyle huzurlarımızda.

Bizde ‘Sosyal Ağ’ Türkçe adıyla (Orijinali ‘The Social Network) vizyona giren yapım, bir 21. yüzyıl fenomenine dönüşen ‘Facebook’un yaratım süreciyle ilgileniyor. Doğrusu bu sürecin perde arkasındaki isim olan Mark Zuckerberg, “Filmi izlemedim ama duyduklarıma göre anlatılan benim hikâyem değil” dese de, Mezrich’in romanı meseleye ait genel doğrular üzerine inşa edilmiş. En azından yazarın iddiası böyle. Filme gelince; 19 yaşında bir Harvard öğrencisi olan Zuckerberg, kız arkadaşıyla problem yaşıyor, kendisine yüz vermeyince de bütün öfkesini internet âleminde kusuyor. Daha sonra kampüsteki kız öğrenciler üzerinden ‘Kim daha seksi?’ yarışmasını ‘Facemash’ adlı bir sitede başlatıyor, ardından neredeyse bütün öğrencilerin katılımıyla site, üniversitenin server’ının çökmesine neden oluyor. Olaylar çorap söküğü gibi gelişiyor; özel hayatın ihlali nedeniyle Mark okuldan uzaklaştırma cezası alıyor, bu esnada şöhretini duyan ikiz kardeşler Cameron ve Tyler Winklevoss, ona internette yeni ortaklıklar öneriyor. Mark ise okuldaki en yakın arkadaşı Eduardo Saverin’le başka bir koldan harekete geçiyor ve bugün artık kullanıcı sayısı 500 milyonu geçen ‘Facebook’u kuruyor.

Sosyolojik ağ nerde?
‘Sosyal Ağ’, bu fenomenin kuruluş öyküsünü, Winklevoss kardeşlerin yanı sıra eski dostu Saverin’in Zuckerberg’e açtığı davalar eşliğinde sunuyor ve geri dönüşlerle biz gelişmelere şahit oluyoruz. Filmi ele alırken galiba iki nokta etrafında bir hesaplaşma yaşamamız gerekiyor. Bir kere kamera arkasındaki isim David Fincher olunca işin rengi değişiyor. Çünkü Fincher günümüz sinemasının en önemli yaratıcılarından biri (bana kalırsa Clint Eastwood ve Ridley Scoot’tan sonra o geliyor). Heybesinde halihazırda ‘Se7en’ ve ‘Dövüş Kulübü’ gibi iki muhteşem başyapıt var. ‘Benjamin Button’ ve ‘Zodiac’ da göz ardı edilmeyecek iki önemli filmi. Lakin bu ‘yarı otobiyografik’ çalışma, yani ‘Sosyal Ağ’, bana kalırsa Fincher’ın kalibresinde bir yönetmen için fazla parlak bir adım değil. Neden derseniz, eni konu bazı gerçeklere bağlı kalınmış ve hem bildik türden hukuksal problemli bir yapının peşinden gidilmiş, hem de asosyal bir karakterin, nasıl günümüz dünyasının en zengin simalarından birine dönüştüğünün öyküsü perdeye taşınmak istenmiş. Lakin filmin arka planını doldurmasını beklediğimiz, bu ‘Facebook’ denen meretin sosyolojik yanı nedir, bu modern çağda insanların genel bir teşhirciliğe soyunarak kendilerini ait tüm bilgileri bilgisayar ekranından cümle âleme duyurmalarındaki ‘psikoloji’ neye delalettir; ‘Sosyal Ağ’ bu konuda yeterince ‘sosyal’ değil. Bu noktada elbette, zaten burada derin bir analize gerek yok; her şey yeterince açık, hepimiz aynı bombardıman altında tek tip insanlara dönüştük, farklılıklar ancak bu tür sanal tabelalardan belli oluyor diyebilirsiniz.

Asıl neden ‘Kız meselesi’ymiş
Dolayısıyla filmin bu noktalarda vakit kaybetmemeyi tercih etmesini de makul karşılamanız mümkün. Ama ben yine de Fincher’dan daha fazlasını beklerdim. Öte yandan bu filmle birlikte dahil olduğu ‘Facebook’ âleminin nasıl yaratıldığını bekleyen seyirci de, bir kısmı kurgusal olan bu öyküde kuşkusuz aradığını bulacak.
Baştaki parantezi kapatırsak, Zuckerberg’in hikâyesi sınıfın ‘inek öğrencisi’nin ilerde çok ama çok para kazanabileceğinin ifadesi aynı zamanda. Öte yandan film şu gerçeğin alıtnı çiziyor: Dünyadaki bir çok şey gibi, ‘Facebook’un çıkış nedeni de ‘kız meselesi’dir; bu da bence kayda değer bir not. Oyunculuklara gelince Zuckerberg’de Jesse Eisenberg, asosyal bir dahiyi çok derece başarıyla canlandırıyor. Saverin’de Andrew Garfield, gayet iyi; Armie Hammer, Cameron ve Tyler adlı ikizleri biraz da digital efektler yardımıyla mükemmel bir şekilde perdeye taşıyor ama ben en çok öykünün ‘en kötü adamı’ konumundaki ‘Napster’ın yaratıcısı Sean Parker’ı canlandıran rolündeki Justin Timberlake’i beğendim.

Sonuç itibarıyla ‘Sosyal Ağ’, kayıtlara göre dünyanın en çok ziyaret edilen yedinci sitesinin yaratıcısı olan ve bilgisayar endüstrisinin Bill Gates’i olarak lanse edilen Mark Zuckerberg portresine soyunuyor. Dolayısıyla filmi, Fincher’ın son işi olmasının yanı sıra bu karakteri merak eden herkese tavsiye ederim.