Sudan Houdini çıksa...

Sudan Houdini çıksa...
Sudan Houdini çıksa...
Elleri bağlı bir biçimde suya dalan ve bir anlamda ölüme meydan okuyan Houdini'nin, hayatının son bölümlerine göz atan 'Öldüren Cazibe', ünlü gösteri sanatçısının öyküsündeki Freudyen izlerin peşine düşüyor
Haber: UĞUR VARDAN / Arşivi

 

 

FOTOĞRAFLAR İÇİN TIKLAYINIZ

 

YAPIM NOTLARI İÇİN TIKLAYINIZ

 

Türkiye’de vizyona giren ilk ‘Öldüren Cazibe’, 90’lı yılların yuppie ahlakının sorgulanmasına dayanıyordu. 2000’lerin ‘Öldüren Cazibe’si ise, benim ilk kez 70’lerin ortasında Doğan Kardeş sayfalarında varlığından haberdar olduğum ve suyun içinde kendisini bağlayan iplerden kurtularak ne kadar hünerli olduğunu gösteren Houdini’nin öyküsüne. Elbetteki filmin orijinal adı ‘Öldüren Cazibe’ değil, Avustralyalı kadın yönetmen Gillian Armstrong’un imzasını taşıyan yapımın ismi ‘Death Defyng Acts.’
Film, 1926 yılında geçiyor. Dünya turnesi yaparak bir yandan yeteneklerini insanlarla paylaşan, bir yandan da ruh çağırma seansları yapanların ipliklerini pazara çıkarmaya çalışan Harry Houdini’nin, hayatta tek bir hedefi vardır; annesinin ölürken ne söylediğini ortaya çıkacak kişiyi bulmak. Bu zorlu görevin üstesinden gelecek olanlara 10 bin dolar ödül verecektir. Minik kızı Benji’yle gösteriler yaparken, daha önce küçük hırsızlıklarla hayatlarından haberdar olduğu kişilere spritüel numaralar çeken Mary McGarvie, bu işe taliptir. Houdini’nin Edinburg seferinde 10 bin dolara göz diken ana-kız, biraz da tesadüfler eseri bu zamanının çok önemli ‘performans sanatçısı’nın hayatına girecektir. Evli olan Houdini, Mary’ye ilgi duyarken minik Benji’yle de sıkı bir dostluğa soyunacaktır. Ne var ki menajeri Bay Sugarman, ana-kızın niyetlerinin para olduğuna hükmederek bu dostluğa sekte vurmaya başlayacaktır.
‘Hokkabaz’ı hatırladık da
‘Öldüren Cazibe’, çok derin sularda dolaşamasa da derdini anlatıyor. Macar asıllı Houdini’nin (gerçek adı Erik Weisz) öyküsüne Freudyen ögeler katarak ilerleyen film, Guy Pearce, Catherine Zeta-Jones ve Timothy Spall gibi isimlerden güç alırken asıl damgayı minik oyuncu Saoirse Ronan vuruyor. Benji rolündeki Ronan, hatırlanacağı gibi ‘Kefaret’teki performansıyla bu yılki Oscar’larda ‘En iyi kadın oyuncu’da adaydı. ‘Mrs. Soffel’, ‘Küçük Kadınlar’, ‘Oscar ve Lucinda’, ‘Charlotte Gray’ gibi filmleriyle hatırladığımız Armstrong’un bu son yapıtı, Batılı eleştirmenlerin aklına ‘İllüzyonist’ ve ‘Prestij’i getirmiş ve bu üç film arasında bir kıyaslama yapmışlar. Biz ‘Doğulu ve yerli’ eleştirmenlerin payına ise herhalde ‘Hokkabaz’ düşecek. Kıyaslama yapmak açısından değil ama kimi sahneleri itibarıyla ‘Öldüren Cazibe’, ‘Hokkabaz’ı hatırlatıyor. Son bir not: Aslında film suda gösteriyi ve Houdini’nin arayışlarını ‘ana rahmine’, dolayısıyla da suda başlayan hayata bağlasaymış, ne çok kafa karıştırır ve biz eleştirmenler de, hikâyeye ne de çok anlamlar yükleyebilirdik ama heyhat, fırsat (!) kaçmış.