Sürpriz, bu yıl da sürpriz yok!

Sürpriz, bu yıl da sürpriz yok!
Sürpriz, bu yıl da sürpriz yok!

Daniel Day-Lewis

Oscar Ödül töreninde beklendiği gibi bu yıl da sürpriz yok. Kendi adıma bizim festivallerin belirsizliği ve sürprize açıklığını aramadım değil
Haber: ŞENAY AYDEMİR / Arşivi

Bir sinema eleştirmeninin talihsiz durumlarından birisidir: Beğendiği filmin, onun beğenisini çok aşan bir biçimde taltif edilmesi. Hele bir de bu film ağır eleştiriler de alıyorsa... ‘Argo’ tam da böyle oldu. Türkiye ’de bu filmi beğenen birkaç eleştirmenden biri olmak, iki aylık ödül sürecinin ardından ‘ağır bir yük’ olarak gelmeye başladı çünkü, film gerçekten de hak ettiğinin çok üzerinde bir övgü aldı.

Peki en iyi film listesindeki diğer filmlerin daha fazla hak ettiğini söyleyebilir miyiz? ‘Aşk’ dışındaki (kimileri Düşler Diyarı’nı benzer bir örnek olarak gösterebilir ama bu satırların yazarı o filmi de çok sorunlu bulmuştu) hangi film alırsa alsın ne değişecekti. Sevinebileceğimiz tek şey ‘Zero Dark Thirty’nin (ses kurgusu ödülü aldı bir tek) eli boş dönmüş olması olabilir belki. En azından Amerikan sinema dünyasının militarist ve ırkçı bir filme ‘mesafeli’ oldukları sonucunu çıkartabiliriz bundan.

Filmin ‘esas’ kahramanının dijital olarak yaratılmış bir kaplan olduğu bir filme ‘en iyi yönetmen’ ödülü vermek hakkaniyetli mi, masaya yatırmak lazım. Ang Lee’ye gelinceye kadar Steven Spielberg ve tabii ki Haneke vardı. Ama Akademi belli ki bir biçimde ‘Pi’nin Yaşamı’nı sevmiş. Aynı filmin görüntü yönetimi ödülü almasını da benzer bir biçimde eleştirebiliriz pekâla, ‘Anna Karanina’ ve ‘Lincoln’ dururken dijital efekte ödül vermek; gelecekte görüntü yönetmenliği mesleğinin bilgisayar tasarımcıları tarafından yerine getirileceğinin bir ön habercisi olarak sayılabilir mi? Bence sayılmalı.

Akşam Messi’yi seyrettin mi, harikaydı” cümlesi artık ne kadar anlamsızsa (çünkü her maç öyle), Daniel Day-Lewis hakkında konuşmak da benzer bir duygu yaşatıyor. Zaten birkaç yılda bir perdede arz-ı endam ediyor ve kelimenin gerçek anlamıyla döktürüyor. Bir takımda Messi’nin olması nasıl bir adaletsizlik yaratıyorsa, bir filmde Daniel Day-Lewis’te öyle.

Gönüller tabii ki yaş gününde Emmanuelle Riva’nin en iyi kadın oyuncu seçilmesini istiyordu ama Jennifer Lawrance’ın ödül almaya giderkenki paniğini ve düşüşünün; ödül töreni sonrası gazetecileri yaptığı şık parmak hareketinin kalbimizi bir kez daha kazanmasına vesile olduğu kesin.
Bu Oscar töreni bir oyuncunun ‘aynı rolle’ iki kez ödül kazanabileceğini de gösterdi bizlere. 2009’da ‘Inglourious Basterds’ ile Yardımcı Erkek Oyuncu Ödülü’nün kazanan Christoph Waltz, yine bir Tarantino filminde ve ilk filmdeki rolüne çok benzeyen bir karakterle geceden galip ayrıldı. Bu arada Waltz yüzde yüz ortalamayla oynuyor. İki adaylık, iki ödül.

Rivayet odur ki Anne Hathaway’in ‘Sefiller’de canlandırdığı Fantine karakterini kim canlandırsa Eni İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Ödülü’nü alırmış. Bu filmin henüz göremediğimiz için bu ‘evrensel’ rolle de tanışamadık. Ama Akademi’nin bu röle dördüncü kez aday olup, yine eli boş dönen (ki bence hak eden oydu) Amy Adams’a büyük bir özür borcu var.

Ana dallar dışında bir hüzün ve sevinç bir aradaydı benim için ‘Kısa Animasyon’ dalında görme fırsatı bulduğum tek film ‘Paperman’ın ödül kazanması yüzde 100’lük bir isabet oranına işaret ediyor. Kısaların diğer dalında Afganistan filmi ‘Buskashi Boys’ memleketine ödülle dönse, UEFA Kupası kazanmış Türk Takımı gibi havaalanıdan kent merkezine kadar konvoy oluşur muydu? Bu merak şimdilik baki kalacak.