scorecardresearch.com

Uçtu, uçtu, baloncu amca uçtu!..

Uçtu, uçtu, baloncu amca uçtu!..
Cannes Film Festivali'nin açılış filmi, üç boyutlu animasyon 'Yurakı Bak', evine binlerce balon bağlayıp Güney Amerika'nın yaban hayatına uçan 78 yaşındaki balon satıcısının hikâyesini konu alıyor

 

Adobe Flash Player YükleAdobe Flash Player Yükle

 

 

 

GÖSTERİMDEKİ DİĞER FİLMLER İÇİN TIKLAYIN




YUKARI BAK

Tür : Komedi / Macera / Animasyon / 3D
Yönetmen : Pete Docter Bob Peterson
Senaryo : Bob Peterson
Müzik : Michael Giacchino
Yapım : 2009, ABD , 96 dk.
Seslendirenler : Christopher Plummer (Charles Muntz) , John Ratzenberger , Edward Asner , Delroy Lindo , Jordan Nagai (Russell) , Paul Eiding (İlave Sesler)



FİLMİN KONUSU
Üç boyutlu animasyon ‘Yukarı Bak’, evine binlerce balon bağlayarak Güney Amerika’nın yaban hayatına uçan ve sonunda hayatı boyunca düşlediği büyük macerasını gerçekleştiren 78 yaşındaki balon satıcısı Carl Fredricksen’in yukarılarda geçen hikayesinin peşinden gidiyor. Ancak en büyük kabusunun seyahatine gizlendiğini çok geç fark ediyor: 8 yaşındaki aşırı iyimser Yaban Hayat Kaşifi, Russell.Kahramanlarımızın, tuhaf, egzotik ve şaşırtıcı karakterlerle karşılaştıkları kayıp dünyaya yolculukları, kahkaha, coşku ve oldukça hayalperest bir macerayla dolu.

YAPIM NOTLARI


“‘Yukarı Bak’ın Pixar’ın 10. filmi olmasından çok gurur duyuyorum” diyor John Lasseter, Walt Disney ve Pixar Animation Studios’un sorumlu yapımcısı ve kreatif sorumlusu. “Bence yaptığımız en komik ve aynı zamanda en güzel filmlerden biri oldu. Ana karakterimiz harika bir kahraman. Carl Fredricksen 78 yaşında, kendi tasarımı olan bir uçan makinayla dünyayı dolaşıyor ve akşam yemeğini hala 15:30’da yiyor. Bir macera filminde aklınıza en son gelecek, en alışılmadık kahraman o. Hayattaki büyük maceraların günlük hayatta meydana gelen tüm o küçük şeyler olduğunu öğrenen bir karakter. Russell yarattığımız en sevimli, en sempatik karakterlerden biri. Carl’la birlikte, bu iki karakter beyazperdeyi neşelendiriyor.”


Filmin yönetmenliğini Pixar’a 1990 yılında katılan—gruba sadece üçüncü animatör olsun diye getirilmişti—usta yönetmen Pete Docter yaptı. Docter, Lasseter ve Andrew Stanton’la birlikte Pixar’ın ilk uzun metraj sinema filmi “Oyuncak Hikayesi”nin öyküsünü ve karakterlerini geliştirdi, aynı zamanda yönetici animatör olarak çalıştı. “Bir Böceğin Yaşamı” adlı filmde sanatçılarından biriydi ve “Oyuncak Hikayesi 2”nin ilk hikaye geliştirimini yazdı. Docter yönetmenliğe ilk adımını En İyi Animasyon Filmi Oscar ödülüne aday olan “Sevimli Canavarlar” ile yaptı. Docter, Pixar Animation Studios’un baş kreatif yazarlarından biri olarak, Disney•Pixar’s imzalı Oscar?-ödüllü “WALL•E” filminde özgün hikayesiyle bir kez daha Oscar’a aday gösterildi.

“Benim için bir filmi izlemeye değer yapan, eve döndüğünüzde hala filmi düşünüyor olmanızdır,” diyor Docter. “Sinemadan çıkıyorsunuz ve hala filmi düşünüyorsunuz ve sadece ertesi gün değil, ertesi yıl da. Bir filmin bu şekilde etkilemesi için, filmde gerçek duyguların olması ve kendi hayatınızda bir şekilde yankılanması gerekir. Filmin yıldızları canavarlar veya böcekler olsa bile, ekrandaki o karakterlerle bütünleşiyorsunuz ve neler yaşadıklarını anlıyorsunuz. Özünde gerçeğin ve karakterle duygusal bağın olması çok önemli.”

“Mizah duygunuzun yanı sıra kalbinizin de olması gerek,” diyor Lasseter. “Walt Disney hep şöyle dedi, ‘Her kahkaha için bir gözyaşı olmalı.’ Ben buna inanıyorum.” Film yapımcıları duyguyu son maceralarında fazlasıyla buldular, Carl ve yitirdiği eşinin arasındaki sevgi, Carl ve Russell arasında oluşan dostluk. Aslında, Carl hayatın gerçek macerasının seyahatte ya da büyük başarılarda değil, arkadaşlarımız ve ailemizle olan günlük ilişkilerimizde bulunabileceğini keşfeder.”


2001 yılının gişe rekortmeni filmlerinden “Sevimli Canavarlar” ile ilk yönetmenliğini gerçekleştirmesinin ardından, Pete Docter, bir sonraki projesini aramaya başladı. İlk filmin ana fikri, çocukluğundaki merakından ve yatağının altındaki canavarlara karşı korkusundan kaynaklanıyordu. Vol-İ'nin ve birkaç projenin daha hikayelerini geliştirmek için zaman harcadıktan sonra Docter kendi hayatından almış olduğu bazı derslere döndü ve “Yukarı Bak”ın fikrini bu şekilde geliştirmeye başladı. Ortak senarist/yönetmen Bob Peterson'la birlikte, ikili bazı müthiş yeni fikirler üzerinde çalışmaya başladı.

“Bazen işte zor bir günün sonunda insanlarla ve dünyanın karmaşasıyla boğuşmanın ardından, Pasifik Okyanusu'nda ıssız bir adada mahsur kaldığıma dair hayal kurardım.” diyor Docter. “Bob ve ben bu fikir üzerinde oynamaya başladık ve yaşlı adam karakteri hakkında düşünürken çok eğlendik. Bunlar New Yorker dergisindeki George Booth karikatürlerinden çıkma, Spencer Tracy ve Walther Mathau gibi son derece mızmız fakat yine de sevimli ihtiyarlardı. Balonlar tarafından uçurulan bir ev fikri aklımıza geldi ve bu fikir dünyadan kaçma anlamında vermek istediğimiz şeyi yansıtıyordu. Dünyanın ilişkiler üzerine kurulu olduğunu fark ettik ve Carl da bunu keşfediyor.”
Peterson biraz daha açıklama getiriyor, “Pete, elinde hoş, eğlenceli, renkli balonlar tutan mızmız bir ihtiyar adam fikrini kağıda döktü. Beyin fırtınası yapmaya başladık çünkü yaşlı bir karakterin olması fikrini sevmiştik. Bu çok sık gördüğümüz bir şey değil ve bize göre yaşlıların da anlatacak harika hikayeleri var.”
Docter, yaratıcı anlamda etkilerin büyük bölümünü gerçek hayattaki bazı ihtiyarlara bağlıyor, Disney klasikleri üzerinde çalışmış çizerlere. Ancak efsanevi “dokuz ihtiyar”dan biri olmasa da, Joe Grant, 1937'de “Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler”i yaratan ekibin bir parçasıydı. Grant, Docter için ilham kaynağı oldu ve Docter onu filmi “kendi Macera Kitapları'mızı yaratmak için bize ilham veren gerçek Carl ve Ellie Fredricksen'ler”e adayarak anmış oldu.
“Joe ile 90'lı yaşlarındayken tanıştık. Benim arkadaşımdı, çok bilge bir ihtiyardı.” diyor Docter. “Ne zaman ona üzerinde çalıştığımız bir şey göstersem şöyle derdi; 'Seyirciye evlerine giderken yanlarında kalacak ne veriyorsun?'. Bu şekilde insanların hatırlayacağı şeyin duygular, karakterlere dayalı duygular olduğunu anlatıyordu.”
Docter, bu duygunun bir kısmını kişisel deneyimlerinden alıyor, örneğin karısı ve iki çocuğuyla her yıl yaptıkları aile gezisinden. “Her yıl arabayla seyahate çıkarız. Yaklaşık iki hafta boyunca yollarda dolaşır, Milli parklara ve diğer ilginç yerlere gidip yaşadığımız bu muhteşem ülkeyi görürüz. Dünyayı görmek güzel, birlikte vakit geçirmek en az onun kadar güzel ve daha önemli.”
“Birkaç yıl önce karım ve çocuklarımla Avrupa'ya gittim.” diye devam ediyor Docter. “Güzel otellerde kaldık, harika yemekler yedik, şatolar ziyaret ettik ve büyük bir macera yaşadık. Bir gece Paris'te küçük bir mağazanın kafe'sinde sıcak çikolata içtik, özel bir şey değildi. Gülüyor ve çocuklarımla şakalaşıyordum. Harika bir yere müthiş bir yolculuktu ve genelde hep ufak şeyleri hatırlıyorum.”


CARL FREDRICKSEN (seslendiren Ed Asner) sıradan bir kahraman değil. Hafif mızmız biri fakat Walther Mathau ve Spencer Tracy gibi sevimli mızmızlardan. Carl, emekli bir balon satıcısı. Kendisi ve ölen eşi Ellie ile birlikte yaptıkları evi terk etmek zorunda kalır. Carl bir huzur evine taşınmak yerine harekete geçer. Yaşlı biri olabilir ancak henüz pes etmeye hazır değildir ve ömrünün geri kalanını kendi bildiği gibi yaşayacaktır. Çatıya binlerce balon bağlar, evi havalandırır ve Güney Amerika'ya doğru yola çıkarak yıllar önce karısına verdiği sözü yerine getirmeye çalışır. Carl'ın muhteşem planı, beklenmedik bir kaçak yolcunun ortaya çıkmasıyla gölgelenir gibi olur: İyimser, son derece işgüzar Russell. Tehlikeli hava koşulları, zorlu araziler ve kayıp bir dünyanın tuhaf canlıları gibi durumları atlattıkları yol boyunca Carl'ın sabrı büyük bir sınavdan geçer, üstüne üstlük bir de birbirlerine katlanmaları gerekmektedir.
RUSSELL (seslendiren Jordan Nagai) 8 yaşında son derece gayretli ve ısrarcı çocuktur ve Genç Doğa Kaşifleri'ndendir. Resmi Doğa Kaşifi kamp aletleriyle donatılmış haldeki Russell, doğa için hazırdır! Ancak bir sorun vardır, daha önce hiç şehirden çıkmamıştır. Doğa ile ilgili tüm bilgileri kitaplara dayanmaktadır ve o güne kadar sadece evinin salonunda kamp yapmışlığı vardır. Russell gururlu bir şekilde kaç tane Doğa Kaşifi rozeti olduğunu gösterir; İlk Yardım, İkinci Yardım, Hayvan Bilimi ve Saklanma Ustası rozetleri. Büyük Doğa Kaşifi hayaline ulaşabilmesi için tek eksiği Yaşlılara Yardım rozetidir. Yardımcı olacağı yaşlı olarak Carl Carl Fredricksen'i seçen Russell, ev havalandığında beklenmedik bir şekilde kaçak yolcu durumuna düşer ve kendisini hep hayalini kurduğu gerçek bir doğa macerasının içinde bulur..
DUG (seslendiren Bob Peterson) Cennet Şelaleleri'nde yaşayan sevimli bir köpektir ve nadir, uçamayan bir kuşu arayan bir köpek sürüsünün üyesidir. Sürüdeki diğer köpekler gibi Dug da onun düşüncelerini konuşmaya çeviren yüksek teknoloji ürünü bir tasmayla donatılmıştır. Ancak diğerleri sürünün 'ineği' olarak görülen Dug'la sürekli alay ederler. Özel bir görev için ormana yollanan Dug, Carl ve Russell'ı takip eden nadir kuşu bulmayı başarır. Kendi sürüsü tarafından ormanda kovalandıkları sırada, saf ve iyi niyetli Dug, hangi tarafa ait olduğu konusunda karar vermek zorunda kalır.
KEVIN son derece nadir, 4 metrelik uçamayan bir kuştur ve sapa bir yer olan Cennet Şelaleleri'nde dünyanın gözlerinden uzak kalmıştır. Son derece parlak renkli tüyleri, uzun ve esnek boynuyla Kevin olağanüstü hızlı bir kuştur. Bu devasa kuş zaman zaman ilginç ve neredeyse imkansız durumlara düşer. Çok az kişi bilimsel açıdan eşsiz bir değere sahip bu canlının varlığından haberdardır ancak Carl ve Russell bu kuşa rastladıklarında Russell ona Kevin adını verir ve kuşun tatlıya düşkünlüğü olduğunu keşfeder. Kevin ve Russell hemen birbirlerine ısınırlar ve kuşun Carl'ın bastonunu yutma konusundaki ısrarına rağmen, Kevin, Carl, Russell ve Dug'ın oluşturduğu ilginç gruba katılır.
SÜRÜ Muntz'un kötücül köpeklerinden oluşan bir sürüdür ve sahiplerinin bulma konusunda takıntılı olduğu nadir kuşu bulmaları için görevlendirilmiştir. Eğlenceli ve çok yönlü bu köpekler, kelimenin tam anlamıyla köpektir ve tıpkı dışladıkları arkadaşları Dug gibi onlar da GPS izleme ve düşüncelerini konuşmaya dönüştüren yüksek teknoloji ürünü tasmalar taşımaktadırlar. Alpha (seslendiren Bob Peterson), sürünün lideri köpektir. Bu kapkara dobermana tüm yetkisi sahibi tarafından verilmiştir ve kimse onun otoritesini sorgulayamaz. Gamma (seslendiren Jerome Ranft), son derece kaba bir bulldog'dur. Hiçbir şey sürüyü görevlerinden alıkoyamaz... sincaplar hariç.
Yıllar önce zeki ve yakışıklı CHARLES F. MUNTZ (seslendiren Christopher Plummer) son derece büyük sıkıntılar yaşayan Amerikan halkı için bir umut ışığıydı. En büyük hayranlarından genç Carl ve Ellie'ye “Macera Sizi Bekliyor!” sloganıyla ilham vermişti. Kendi inşa ettiği büyük hava taşıtıyla dünyayı birkaç kez dolaşan Muntz, hazineler, paha biçilemez tarihi eserler, müthiş bilimsel yenilikler ve hiç görülmemiş bitki ve hayvanlar keşfetmişti. Muntz ülkesine Güney Amerika'nın sapa dağlarından birinden 4 metrelik bir fantastik canlının iskeletini getirdiğinde, bilimadamları onunla alay eder. Onlara yanıldıklarını kanıtlamaya yemin eden Muntz Güney Amerika'ya döner ve canlı bir örnek ile dönmeyi kafasına koyar. Ve bunu yapana kadar da dönmeyecektir!
ELLIE (seslendiren Elie Docter) Carl'ın çocukluktan arkadaşı ve daha sonra eşi olacak kişidir. Cennet Şelaleleri'ne gitmek şeklindeki çocukluk hayalleri ve Carl'ın Ellie'ye onu oraya gideceğine dair söz vermesi, Carl'ın bu muhteşem yolculuğa çıkmasını sağlar.
İNŞAAT USTASI TOM (seslendiren John Ratzenberger) Carl'ı evini Tom'un patronu, büyük müteahhide satması için ikna etmeye çalışır. Ratzenberger Disney Pixar'dan çıkan 10 filmin tamamında seslendirme yapan tek kişidir.


“Yukarı Bak” projesine ve filmde dünya üzerindeki en güzel ve gizemli yerlerden birine yapılacak olan yolculuğa hazırlanmak için Docter ve yaratıcı ekibin seçkin üyeleri de hayatlarının macerasına çıktılar. Pixar'ın “Kayıp Balık Nemo” ve “Vol-İ” gibi filmlerinde çalışmış olan tecrübeli yapım tasarımcılarından Ralph Eggleston'un önerisi üzerine ekip Güney Amerika'nın yağmur ormanlarına gidip (Venezüela, Brezilya ve Guyana sınırlarının kesiştiği bölgeye) kendi kayıp dünyalarını keşfetmeye çalıştı.
“Ralph bize Güney Amerika'daki Tepui dağlarıyla ilgili bir belgesel verdi ve DVD'yi açtığım anda tüylerim ürperdi çünkü filmin ortamının böyle olması gerektiğini biliyordum.” diyor Docter. “Burası adını hiç duymadığım fantastik bir dünyaydı. Conan Doyle, 1912'de tarih öncesi hayvanlarla ilgili “Kayıp Dünya” romanını böyle bir ortamı baz alarak yazmıştı. Bu filmle ilgili en büyük zorluklardan biri, başka bir dünyaya benzeyen ancak seyircilerin, aktörlerin gerçekten orada olduğuna inanmasını sağlayacak kadar gerçekçi görünen bir yer tasarlamaktı. Oraya gitmemiz gerektiğini biliyorduk çünkü öyle bir yeri yaşamak ile, onu izlemek arasında çok temel farklar var.”



Hedeflerine ulaşmaları 3 gün sürdü, uçak, jip ve helikopterlerle yolculuk yaptılar. Sonra esas eğlence başladı.
Grubun incelediği ilk tepui, Guyana'daki Roraima Dağı oldu. “Burası tırmanabileceğiniz tek tepui” diye açıklıyor hikaye danışmanı Ronnie Del Carmen. “Üzerinden geçebileceğiniz doğal bir eğimi var. Tırmanış yaklaşık 1.5 kilometre boyunca dik bir şekilde oluyor. Kayalar gevşek, bitkiler sağlam değil ve tuttuğunuzda kolayca yerinden sökülüyor. Bizim mesleğimiz çizgi film yapmak, biz ancak binanın bir ucundan diğerine gitmeye alışıktık. Hiçbir şey bizi bu maceraya hazırlayamazdı.”
“En korkunç kabusumuz gibiydi.” diyor Peterson. “Zirveye tırmanış altı ya da yedi saat sürdü ve üzerimde çok alet vardı. Zirveye ulaştığımızda, bir buçuk saat kadar daha engebeli arazide yürümek zorunda kaldık. Kampa ulaştığımızda hava kararmıştı bile. Birden karanlığın içinde mumlarla aydınlatılmış mağarayı gördük ve bizi orada sıcak çorba bekliyordu. Çadırlarımızı gördüğümüzde çoğumuz yere çöktü ve ağlamaya başladı. Orada olduğumuz için çok mutluyduk. Sonra sabah uyandığımızda, kamp yaptığımız yerden 15 metre uzakta 1500 metrelik bir uçurum vardı. Başlarda pek konuşmadım ama bu yolculuğa çıktığım için çok mutluyum ,çünkü bambaşka bir dünyaya gittik. Dünya üzerinde, heykel görünümlü bu kadar çok kayanın olduğu başka bir yer yok.”
Grup, orada filmde yer alan köpek sürüsü ya da tarih öncesi çağlardan kalma kuşlar bulmadı ancak katil karıncalarla bir karşılaşmayı (ısırığı 24 saat içinde öldürebilen tehlikeli bir tür), deli edici sivrisinekleri, akrepleri, minyatür kurbağaları ve zehirli yılanları atlatmayı başardı. Roraima'dan sonra gayretli kaşifler helikoptere binip Kukenan'a gitti, burası da bölgedeki Pemon yerlileri tarafından “ölüler yeri” olarak kabul ediliyordu.
“Kukenan, Roraima'dan çok farklıydı.” diyor filmin yapım tasarımcısı Ricky Nierva. “Orası son derece el değmemişti ve kayalar çok daha tehlikeliydi. Rehberimiz Adrian Warren'a (belgeselci “Yaşayan Cennet: Kayıp Dünya-Venezüela'nın Eski Tepui'leri) “Buraya kaç kişi geldi? Yüzlerce mi?” diye sordum. “Daha çok onlarca kişi.” dedi. Orası çok ürkütücüydü. Köşeyi döndüğünüzde karşınıza bir dinozorun çıkmasını bekliyordunuz.”
Venezüela'daki dünyanın en yüksek şelalesi olan Melek Şelaleleri, Auyantepui'nin zirvesinden 1050 metre aşağıya düşüyor. Bu şelale, filmdeki gizemli Cennet Şelaleleri için ilham kaynağı oldu (3000 metrelik Cennet Şelaleleri, gerçek hayattaki karşılığından üç kat daha yüksek). Grup, Melek Şelaleleri'nin alt kısmına kadar tırmandı ve burada kaygan kayalar ve havadaki su tanecikleriyle baş etmek zorunda kaldı.
“Yukarı Bak”ın ekibi, binlerce fotoğraf ve video çekti, etraflarındaki çevrenin çizimlerini yaptı. Gözlemledikleri görüntüler ve bitkiler, filmin genel görünümünü büyük ölçüde etkiledi. Bonnetia ağaçları, Stegolepis bitkileri ve ortasından pembe çiçeklerin çıktığı siyah kayalar, bunların hepsi filmde kullanıldı.


Pixar, büyük beğeni toplayan 9 animasyon filminin yapımı sırasında çok farklı görünüm ve tarzlarla deneyler yaptı. “Yukarı Bak” filmi için yapımcılar, hikayenin kendisinden kaynaklanan basit ve minimal bir yaklaşımı benimsediler.
Pete Docter bu konuda şunları diyor: “Bu filmde, evini balonlarla uçurup Güney Amerika'ya getiren bir adamın hikayesi anlatılıyor. Bunun için biraz komedi ve karikatüre ihtiyacımız vardı ve bu zaten benim kullandığım genel estetiktir. Eskilere doğru uzanıp çocukluğumuzda seyrettiğimiz “Peter Pan”, “Külkedisi” gibi muhteşem Disney filmleri ile bir bağ kurduk ve onlardaki muhteşem stil ve karikatür anlayışını kullandık. Karakterleri ve bulundukları ortamları karikatürize etmek için çok uğraştık.”
“Bilgisayar teknolojisindeki son gelişmeler sayesinde istediğimiz ayrıntıları verebileceğimizi biliyorduk ancak biz gerçek hayatta var olmayan bir sadeleşme yoluna gittik.”
“Yukarı Bak”ın kendine has farklı bir görünümü olmasını ve diğer Pixar filmlerinden farklı olmasını istedik.” diye ekliyor yapımcı Jonas Rivera. “Mary Blair, George Booth gibi çizerlerin, ve Martin Provensen'in hikaye kitabı resimlerinden ilham aldık. Pete tüm filmin karikatürize bir görünümü olmasını istiyordu. Örneğin biz referans için gerçek insanları ya da kıyafetleri incelemedik. Hank Ketcham'ın “Afacan Dennis” çizimlerine ve annenin önlüğündeki bir kırışıklığı iki çizgiyle nasıl verebildiğine baktık. Yapım tasarımcımız Ricky Nierva, filmin bu eşsiz yaklaşımını anlatmak için bir kelime türetti.”
“‘Sadekarışık, bir şeyin özünü açıklamak için uydurduğum bir kelime.” diyor Nierva. “Çok ucuz bir görünüme yol açmadan ayrıntıların bir kısmını çıkarmak istedik. Bilgisayarlı grafik ortamı, inanılırlık sağlayan müthiş ayrıntıları eklemenizi sağlar. Biz gerçekçi bir film yapmaya çalışmıyorduk, elle tutulur bir şey istiyorduk. Filmdeki insanları karikatürize etmek istiyorduk fakat bunu seyircinin özdeşlik kurmasını engelleyecek düzeyde yapmak istemiyorduk..”
Filmin iki ana karakteri Carl ve Russell'ın karakter tasarımı basit çember ve kare motifleri üzerine yapıldı. “Bu, sadekarışıkın bir parçası.” diyor Nierva. “Her şeyi en temel özlerine indirgemeyi içeriyor. Bir kare, geçmişi simgeliyor, çember ise geleceği. Kareler durgundur, tuğla duvar gibi. Hareket etmezler ve Carl, Ellie'nin ölümünden sonra böyle bir şeye dönüşmüştür. Carl'ın tasarımında daha önce çocukluktan ihtiyarlığa geçiş yapan bir karakterimiz olmamıştı. Çocukken daha çok kavisleri olan yuvarlak bir tasarımı var. Ellie de daha yuvarlakımsı. Carl büyüdükçe daha katı biri oluyor. Russell ise yumurta şeklinde ve dinamikliğini gösteren yuvarlak kavisler var.
Renk, sinemacılar için önemli bir tasarım unsuru oldu. “Film siyah beyaz haber görüntüleriyle başlıyor ve bu yüzden hikayenin anlatımında renkten yararlanmayı düşündük.” diyor Nierva.Karısı Ellie hayattayken, Carl hayat doludur ve renkler canlıdır. Öldüğünde ise renkler solar, neredeyse siyah beyaz olur. Ayrıca Ellie'yi simgelemek için macenta kullandık. Film boyunca macenta çiçekler ve gökyüzü bize onu hatırlatıyor. Carl kendisini dünyadan soyutladığında, renkler solar ve Russell gelip onun hayat akışını bozana kadar bir daha renk görmüyoruz. Bu da onun hayatına renkleri geri getiriyor. Ne zaman bir karakter hayatına yeniden hayat katsa, örneğin Dug gibi, biraz daha renk katıyoruz.

ÇEKİM NOTLARI

“Yukarı Bak” Pixar filmlerinin yaşattığı deneyime yepyeni bir boyut katıyor çünkü bu stüdyodan çıkan ilk Disney Digital 3D™ formatındaki film. 14 yıl önce sinemaseverleri ilk bilgisayar yapımı animasyon filmle buluşturan ve tüm sektörde ayrıntılara önem vermesi ve en gelişmiş teknolojiyi kullanmasıyla tanınan stüdyo, böylece yepyeni imkanların olduğu sulara açılıyor.

Yönetmen Pete Docter'a göre, “Yukarı Bak”ı 3 boyutlu çekmelerini öneren John Lasseter'dı. “Yepyeni bir bölüm kurduk.” diyor Docter. “Bu yeni bölüm, bizim kullandığımız anlatım unsurlarını ele aldı ve üçüncü boyutu, hikayeyi anlatmanın başka bir yolu olarak kullandı.”
“Örneğin filmin başında, Carl kendi hayatı içinde sıkışmış ve küçük evinde yaşamaktadır.” diye devam ediyor Docter. “Klostrofobik bir hava vermek istedik ve bu yüzden her şeyi düzleştirdik, bu yüzden az derinlik kattık. Bunu Güney Amerika ile karşılaştırın. Bu muazzamlığı istiyorduk, rüzgarı yüzünüzde hissetmenizi istiyorduk ve bu yüzden derinliği abarttık. 3D'yi kalem kutumuzdaki bir kalem gibi görüyoruz.” diyor Docter.
“Yukarı Bak”ın Pixar'ın ilk Disney Digital 3D™ formatında gösterilmesine yardımcı olan kişi tecrübeli şablon çizeri Bob Whitehill'di ve stüdyoya beş yıl önce katılmıştı. Filmde üç boyut danışmanı olarak yer aldı.
“Carl karısı hayatını kaybettiğinde hayattan elini ayağını çeker ve filmin kompozisyonu son derece düz bir hal alır.” diye açıklıyor Whitehill. “Lensler biraz daha uzun ve Carl biraz daha karenin önünde bulunur ve biraz daha klostrofobik görünür. Z eksenini, hayatının merkezini kaybetmiş ve bizden uzaklaşmakta olan bir adamın hikayesini anlatmak için kullanıyoruz. O ve Ellie gençken, sahneyi geniş alan, özgürlük ve macerayı çağrıştıracak şekilde tasarlıyoruz. Sonra büyük macerasına çıktığında son derece ileri gidiyoruz. Carl'ın evinde mahsur kaldığı bir sahneden, büyük macerası sırasında ormanın derinliklerine geçmek son derece ilginç.”

ETİKETLER:

haber

http://www.radikal.com.tr/9593679593670

YORUMLAR

Bu habere henüz yorum yazılmamış.