Uğur Vardan yazdı: 'Sex, drugs, rock 'n' roll' ve komedi...

Uğur Vardan yazdı: 'Sex, drugs, rock 'n' roll' ve komedi...
Uğur Vardan yazdı: 'Sex, drugs, rock 'n' roll' ve komedi...
Eskimiş bir rock yıldızıyla onu tekrar kitlelere hatırlatmaya çalışan genç bir plak şirketi çalışanının ilişkisini anlatırken 'zirvedeki yalnızlığa' da vurgu yapan 'Zorlu Görev', zekice göndermeleri ve başarılı durum komedisi sahneleriyle son derece eğlenceli bir yapım

 

UĞUR VARDAN

 

İster ‘Bitpazarına nur yağdırmak’, ister ‘Retro’ deyin... Çıkılan kapı aynı, sadece meselenin ‘Doğu’sal ve ‘Batı’sal tarifleri değişik. Özellikle müzik piyasasında eski yıldızlardan bir ya da birkaç kez daha post çıkarmanın yoludur, ‘hatırlanmak’ ve yeniden allanıp pullanarak tekrar piyasaya sürülmek... New York’taki bir plak şirketinde çalışan Aaron Green de, ‘cazgır’ patronu Sergio Roma’nın, “Para kazanmamızı sağlayacak yeni bir fikirler istiyorum” çağrısına, eskiyi hatırlamak ve hatırlatmakla cevap veriyor. Başarılı kariyerini, bütün zamanların en kötü şarkılarından biri kabul edilen ‘African Child’la bitiren İngiliz rock’çı Aldous Snow’u, bu parçayı piyasaya sürmesinin 10. yılında yeniden gündeme getirmeyi öneren Aaron, fikrini Sergio’ya kabul ettiriyor: Aldous Snow, Amerika ’ya getirilecek ve Los Angeles’taki Greek Theatre’da bir konser verecektir.
Lakin bu, ‘kendine anarşist’ rock’çıyı fazla dağıtmadan bir yere getirmek çok zordur. Üç gün içinde görevi başarmak zorunda olan Aaron, Londra’ya uçuyor ve Aldous’yu kapıp New York’a getirmeye çalışıyor. Fakat ne Londra’da, ne de işin Amerika faslında Snow, rahat durmayacak, daha doğrusu bir rock starı olarak doğasına göre davranacak, bu arada Aaron’ı da bir süreliğine kendisine benzetecektir...

‘Matrak Adamlar’ gibi
Konusunu kısaca özetlediğimiz ‘Zorlu Görev’ (‘Get Him to the Greek’), son dönemde kendine özgü bir mizah anlayışla öne çıkan ve yapıtlarıyla eni konu haklı bir şöhrete kavuşan ‘Judd Apatow ekolü’ne ait bir komedi. ‘Kırk Yıllık Bekâr’ (The 40 Year Old Virgin), ‘Kaza Kurşunu’ (Knocked Up) ve ‘Matrak Adamlar’ (Funny People), gibi kendi yazdığı filmlerde yönetmenliği de üstlenen Apatow, ‘Superbad’, ‘Forgetting Sarah Marshall’ ve ‘Year One’da da yapımcılığa soyunmuştu. Ayrıca son dönem işlerinden biri, senaryosunu yazdığı ‘Zohan’la Buluşma’ olan 1967 doğumlu sanatçı, ‘Zorlu Görev’de de bir kez daha yapımcılığa soyunurken senaryoyu ve yönetmenliği de, ‘Forgetting Sarah Marshall’la ilk kez kamera arkasına geçen Nicholas Stoller üstlenmiş. Öykünün iki temel karakteri Aldous Snow ve Aaron Green de, zaten ilk kez ‘Forgetting Sarah Marshall’da da karşımıza çıkan tiplemeler(miş, çünkü ben bu filmi izlemedim, konuya ilişkin yazı ve yapım notlarından meselenin böyle olduğunun farkına vardım).
Aslında çok da öteye gitmeye gerek yok, öykünün temel derdi ve ruhu, Apatow’un son çalışması olan ‘Matrak Adamlar’ı fazlasıyla çağrıştırıyor. Hatırlanacağı gibi komik olduğu kadar alabildiğine hüzünlü bir çalışma olan söz konusu filmde, ön planda Adam Sandler’ın canlandırdığı ünlü bir ‘stand-up’çıyla giderek onun yerine oynamaya başlayan, Seth Rogen’ın canlandırdığı genç bir yeteneğin ilişkisi anlatılıyor, arka planda da şöhretin getirdiği yalnızlık ve sevgisizlik deşiliyordu. ‘Matrak Adamlar’da Sandler, tipik bir ‘Herkesi güldürürken içi kan ağlayan palyaço’ydu. ‘Zorlu Görev’de de Aldous’la Aaron arasında benzer bir ilişki var; biri zirveden düşmüş ve çok yalnız (hayatta sadece annesine her şeyini anlatabiliyor), diğeri ise hayran olduğu yıldıza doğru attığı her adımda, farklı ve kendisini belli ölçülerde hâlâ hayal kırıklığına uğratan bir adam buluyor. Hoş, ‘Zorlu Görev’, ‘Matrak Adamlar’ gibi duygusal tonları yüksek seviyede seyretmiyor, az biraz hüzün takılıyor, genelde de komediye yüklendikçe yükleniyor.
Karakterlerin açılımına gelince; Jonah Hill’in canlandırdığı Aaron’ın aynı evi paylaştığı stajyer doktor nişanlısı Daphne’yle son derece komik bir ilişkisi var. Daphne genellikle nöbetini bitirip sabaha karşı eve geliyor ve bu esnada Aaron da, işe doğru yollanıyor. Lakin genç adam, ‘zorlu görev’i için Londra’ya gitmeden önce, nişanlısı Seattle’daki bir hastaneden daha iyi koşullarda bir iş teklifi aldığını söylüyor ve ekliyor: “Nirvana’yı çıkaran bu şehirde, sen de müzik sektöründe çalışabilirsin.” Bu tek başına alınmış karar aralarındaki ilişkiyi bozarken, Aaron İngiltere ’ye ‘kalbi kırık’ hareket ediyor. 

‘The Hangover’a da selam
Bu arada Aldous’un, yanına Aaron’ı katarak Londra’da başlayıp New York ve Las Vegas’ta da süren süren delidolu gece hayatı, filmin rotasını ‘Funny People’dan çıkarıp ‘The Hangover’ın sularına sokuyor. Todd Philipps’in filminde evlilik öncesi bekârlığın son günlerini kutlayalım derken zıvanadan çıkan ve başlarına gelmedik şey kalmayan bir arkadaş grubunun serüvenleri anlatılıyordu; ‘Zorlu Görev’ de, bir noktadan sonra ‘Aldous-Aaron ikilisi’nin ‘Sex, drugs and rock ‘n’ roll’ koridorlarında tükettikleri enerjiye odaklanıyor (bu arada ‘koridor’ demişken, ikilinin bir otelin koridorlarında koşarken Aaron’ın “Sanki bir Kubrick filmindeyiz” esprisiyle ‘The Shining’e yaptığı gönderme de gayet zeki ve zarifçeydi).

Geldof’a ayıp olmuş
Aldous tiplemesine gelince, İngiliz ‘stand-up’çı Russell Brand’ın canlandırdığı ‘bitik rockçı’ karakterini öyküde ilk olarak, ‘African Child’ şarkısına çekilen klipte tanıyoruz. ‘Kara kıta’ya “Darfur, Zimbabwe ya da Ruanda, her neyse” yaklaşımında olan Aldous’un meseleye yüzeysel bakışı, sözde 80’lerde Afrika ’ya yardım amaçlı ‘Live AID konserleri’yle tanıdığımız Bob Geldof’a göndermeymiş. Bunu da filme, İrlandalı müzisyenle aralarında bir problem olan Russell Brand ‘sokuşturmuş’. Eğer bu iddia doğrusuysa, bence halt edilmiş, Geldof’un müziğini ya da sanatçılık kalibresini tartışabilirsiniz ama sonuçta ‘yardım’ konusunda hedefine ulaşmış ve tarihe en azından bu özelliğiyle geçmiş biridir kendileri. Öte yandan Aldous karakteri için Brand ‘takıldığı’ İngiliz rock’çılardan da esinlenmiş (Amerikalı bir eleştirmen de bu tiplemede Rod Stewart esintileri bulmuş). Sonuçta hakkını teslim etmek lazım; daha önce Adam Sandler’ın Gerçek Masallar’ında (Bedtime Stories) küçük bir rolde de karşımıza gelen Russell Brand, ‘Zorlu Görev’de Jonah Hill’le son derece başarılı bir ikiliye hayat veriyor.

Lars Ulrich de var...
Aldous’la gelgitleri yoğun bir ilişki yaşayan ve birliktelikleri döneminde, magazin basınının en temel malzemesine dönüşen Jackie Q’de Rose Byrne de, bizim yerli popçuların o âlemlerdeki temsilcilerini andırıyor. Öykünün en kayda değer karakterlerinden biri olan, Aaron’ın patronu Sergio Roma’yı ise siyahi rap’çi Sean ‘Puff Diddy’ Combs canlandırıyor. İsminin İtalya bağlantısının hikâyedeki yeri pek çözülemiyor ama Combs, ‘sözde’ çocuklarına Air Jordan ayakkabısı giydirmek için didinen bir babanın yanı sıra sırtında (Kobe) Bryant yazılı Lakers formasıyla hem ruhen, hem de şeklen süper bir karakter çiziyor. Keza yıllar yıllar önce, Alan Parker’ın ‘The Commitments’ında müzik işlerine dalan İrlandalı Colm Meaney, bu kez de Aldous Snow’un aralarında ‘Freudyen problemler’ olan babası Jonathan’da kısa ama muhteşem bir performans sunuyor. Daphne rolündeki Elisabeth Moss da ‘Mad Men’le hatırlanıyormuş ama ben diziyi seyretmediğim için tabii ki hatırlayamadım.
‘African Child’ parçasını müzik eleştirmenlerinin, ‘Afrika’nın başına gelen en önemli üç kötü şeyden biri’ olarak değerlendirmesi, Metallica’nın davulcusu Lars Ulrich’in Jackie Q’nun sevgilisi olarak karşımıza gelmesi (New York Times’ın ekonomi köşe yazarı Paul Krugman da benzer şekilde öyküde kendisini canlandırıyor ama bu adam kim, şöhreti nerden kaynaklanıyor: bizim yakadan bakıldığında önemsiz bir ayrıntı, sadece Aaron’ın ‘üstad’a yaptığı espri çok iyiydi: “Babam sizin boktan yazılarını çok seviyor.”), ‘The Shining’in yanı sıra Londra’daki şoförün havaalanına giderken güzergâh için yaptığı açıklamayı, Aaron’ın “Orta dünya’ya mı düştük?” şeklinde yorumlaması, kıçta uyuşturucu saklamak, İngiliz rock’çıların bir türlü ölmediğine ve Mick Jagger-Keith Richards ikilisinin herkesi gömeceğine dair Sergio Roma’nın yaptığı ‘uyarı’ türünden aralara serpiştirilmiş onca hoş detayla birlikte ‘Zorlu Görev’ son derece güzel bir komedi. Hele ki dağıtma sahneleri; belki klişe ama yine de çok iyi. Bu durumda bana bir eleştirmen olarak düşen de ‘Kesinlikle kaçırmayın’ klişesine sığınmak...