Umudumuz Hellboy

Umudumuz Hellboy
Umudumuz Hellboy
İyisiyle kötüsüyle pek çok çizgi roman uyarlaması ya da çizgi roman kılıklı film izlediğimiz bir yazın ardından, Guillermo del Toro'nun filmi, seyredende bir ferahlık duygusu uyandırıyor

 

 FİLMİN FOTOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYIN

HELLBOY'LUM  'ALTIN' YAZMALIM...UĞUR VARDAN'IN YAZISI İÇİN TIKLAYIN

YAPIM NOTLARI İÇİN TIKLAYIN

GÖSTERİMDEKİ DİĞER FİLMLER İÇİN TIKLAYIN

 

 ‘Hellboy 2: The Golden Army / Altın Ordu’, gene Del Toro’nun yönettiği ilk filmi aratmıyor. Hatta ne bileyim, bana sanki daha bile iyiymiş gibi geldi. Diğer uyarlamaların büyük kısmı ile arasındaki fark da gene yönetmeninden kaynaklanıyor. Bilgisayar efektlerini uygun buldukları yerlere yerleştiren Hollywood yönetmenlerinin aksine, Guillermo del Toro hayal gücünden fazlasıyla nasibini almış bir yönetmen. Esas olarak bir makyaj ustası olduğu için de, mümkün mertebe insanlarla çalışmayı tercih ediyor. Ayrıca, müdahaleci bir stüdyonun gadrine uğradığı ‘Mimic’ten sonra, Hollywood konusunda ayağını denk atmaya karar vermiş.
Ron Perlman, kıpkırmızı teni, kesilmiş boynuzlarıyla ve kocaman yumruğuyla ikinci kez Hellboy’u oynuyor. Del Toro’nun ve Hellboy’un esas yaratıcısı olan, yönetmen ile birlikte filmlerin senaryosunu da yazan Mike Mignola’nın, kahramanı o oynasın diye niçin dayattıklarını anlıyorsunuz. Onun Hellboy’u, yeraltı dünyasından sürgün edilmiş zebaniden ziyade, sert görünüşlü ama yumuşak kalpli bir çavuşu andırıyor (Aman mesele çıkmasın, Amerikan ordusu çavuşu!). Dijital destekli kahramanlardan çok, eski filmlerin kahramanları gibi. İşin aşk boyutunu da gözden kaçırmıyoruz elbette. Hellboy ile yangın çıkarıcı sevgilisi Liz Sherman (Selma Blair), kavgalı-dövüşlü olsa da, imrenilecek bir aşk yaşıyorlar.
Hellboy’un insanlığı kurtarmak zorunda kalmasının sebebi ise elf prensi Nuada (Luke Goss). Prens, 5 bin askerden oluşan bir ordu yapmış olan elf kralının oğlu. Bu altın ordu öyle bir yıkıma yol açmış ki kral vazgeçmiş, orduyu geri çekmiş ve tacını üçe bölmüş. Altın Ordu’nun yeniden harekete geçmesi için hem tacın yeniden bütünleşmesi hem de kralın soylu kanından birinin komutasında olması gerekiyor. Prensin ikiz kardeşi Prenses Nuala (Anna Walton), şimdilik bizimkilerin safında gibi. Öte yandan, kardeşiyle aralarında çok yakın bir bağ var: Birini yaralasan, ötekinin kanı akmaya başlıyor. Hellboy’un yanında, Liz’den başka, su sever arkadaşı Abe Sapien (Doug Jones), çalıştığı kuruluşun kurallarına uymayan Hellboy’a disiplin vermek için gönderilmiş, bir gaz bulutundan ibaret Dr. Johann Kraus (Seth MacFarlane konuşuyor) var. Eh, patronu Tom Manning’i de (Jeffrey Tambor) sayabiliriz.
Hellboy’un kökenlerini unutmuşsak diye, yönetmen filmin başında bize bir çocukluk bölümü de sunuyor. İskoçya açıklarında bulunan, Nazilerin kaçırdığı ve iyi kalpli profesör Trevor ‘Broom’ Bruttenholm’un (emsalsiz John Hurt) kurtardığı ama iki dünyanın da kabul etmediği küçük oğlan. Hellboy büyüyünce insanları kurtarmak için kendi canını tehlikeye attığında da, o insanların lanetiyle, düşmanlığıyla karşılaşacak. Olsun, onun da dostu Abe ve sevgilisi Liz var. İlk filmde Abe’i konuşan David Hyde Pierce, karakteri oynayan Doug Jones’un Abe’le ne kadar bütünleştiğini görünce, seslendirmeyi de ona bırakmış. Doğrusu, ince bir hareket.
İnce dedik de, ‘Hellboy II’ elbette gene de bir özel efekt filmi, hem de başarılı özel efektler. Bir Japon ustanın elinden çıkan (Ne yazık ki adını not edip sonra da kaybetmişim) Altın Ordu yeter. Öte yandan, Del Toro’nun hayal gücünün eseri olan unsurlar da aynı derecede akılda kalıcı. Brooklyn Köprüsü’nün altındaki fevkalade zengin, renkli ‘troll’ pazarı gibi. Bir de ‘Katedral Kafa’ denen karakter. Guillermo del Toro’ya göre, kafasından kuleler ve surlar fışkıran bu şahıs, doğduğu şehri kafasında taşıyormuş.
Ron Perlman hakkında da bir çift laf etmek isterim. Onu daha çok insan olmayan ya da deforme karakterlerle hatırlıyoruz: ‘Le Guerre du feu’daki mağara adamı Amoukar, ‘Der Name der Rose’deki kambur Salvatore, ‘Beauty and the Beast’in aslan Vincent’i, ‘The Island of Dr. Moreau’da Kanunun Temsilcisi, ‘Blade II’de vampir Reinhardt, ‘Star Trek: Nemesis’te Reman Valisi ve Hellboy, her iki filmde de. Zaten iyi bir oyuncudur ama çocukluğu hakkında söyledikleri onun Hellboy’a nasıl cuk oturduğunu kanıtlıyor: “Fizik olarak, dünyanın en iyi eli bana verilmemişti. Burnum ağzıma uymuyordu. Alnım da yanaklarıma. Ve bunlar, bir erkek çocuğun geleneksel olarak öncelikle görünüşüyle değerlendirildiği yıllardı. Kendime hiç güvenmemenin acısını çektim. Bir anlamda, içimde bir hayvan vardı. Korku ve güvensizliğin hayvanı.”