Ustam seslendi uzaktan...

Ustam seslendi uzaktan...
Ustam seslendi uzaktan...
Kral Arthur'un büyücüsü Merlin'in yardımcıları arasındaki mücadelenin günümüzdeki uzantıları üzerinde gezinen bir öyküye sahip olan 'Sihirbazın Çırağı', fantastik ögelerle bezeli kaliteli bir aksiyon. Filmin başrollerinde Nicolas Cage, Alfred Molina ve Jay Baruchel var

FİLMİN FOTOĞRAFLARI VE FRAGMANI İÇİN TIKLAYIN

 

Uğur VARDAN

Sen git Hogwarts’a o kadar dirsek çürüt, yok Draco Malfoy’du, yok Lord Voldemort’tu, yok Ölüm Yadigârları’ydı derken, onca düşmana karşı savaş ver; elin oğlu gelsin, bir dükkâna girsin, orada kendisine takılan bir yüzükle ‘seçilmiş’ ilan edilsin, sonra da koskoca Merlin’in bir anlamda modern zamanlardaki mirasçısı olsun. Bugünden itibaren gösterime giren ‘Sihirbazın Çırağı’ (The Sorcerer’s Apprentice), biz fanilerin arasındaki adaletsizliğin bahsettiğim anlamda ‘büyücüler’ arasında da olduğunu gösteriyor, ya da meseleyi şöyle özetlemek lazım galiba: Sihirbazlar arasında da ‘alaylı’ ve ‘okullu’ gerçeği var...

Gelelim söz konusu filme: Zamanında Merlin’in çok güvendiği üç ‘çırağı’ vardır; Balthazar, Horvath ve Veronica. Üçlüden biri, ustasına ihanet eder ve kötü büyücü Morgana’yla işbirliği yapar. Mesele günümüze taşındığında ise New York’lu minik, Dave’le tanışırız. Sınıfta âşık olduğu Becky’nin kendisine olan ilgisinin ölçüsünü, bir nottan öğrenmek isteyen Dave, notun sokakta oradan oraya savrulup en nihayetinde Arcana Cabana adlı bir dükkânın içine girmesiyle bambaşka bir eşiğe geçer. Dükkânın sahibi konumundaki kişi Balthazar’dır ve bu minikte, çırağı olabilecek yetenek görür. Hikâye Balthazar’la Horvath arasındaki mücadeleyi şimdiki zamana taşır ve Dave’i de bir üniversite öğrencisiyken olaya dahil eder.

Bu da şimşek tutkunu
Tarihsel öykülerin izlerini günümüze taşıyıp eski mitlerden yeni hikâyeler etmek bu aralar moda. ‘Sihirbazın Çırağı’, belki ‘alaylı’ bir Harry Potter öyküsü anlatıyor gibi görünse de asıl ‘akrabalığını’, ‘Şimşek Hırsızı’ filmiyle kuruyor. Burada da tıpk sıradan bir lise öğrencisiyken ‘Deniz Tanrısı’ Poseidon’un oğlu olduğunu fark eden Percy Jackson’ın yaşadığı türden bir maceranın peşinde sürükleniyor. Dave Stutler, Percy gibi ‘seçilmiş’ olduğunu Baltzahar’ın zorlamalarıyla kabullenmek durumunda kalıyor ve kendi meselesinin dışında, koca bir gezegenin kaderini kurtarmak üzere mücadeleye dahil oluyor. Üstelik iki film arasındaki benzerlik o kadar ilginç ki, Percy Jackson, Zeus’un şimşek âsasını çalmakla suçlanıyor, Dave Stuther’in asli gö-revi ise nerdeyse etrafa şimşek yollamak ya da üzerine gelen şimşekleri bertaraf etmek (buna ‘Şimşekleri üzerinde toplamak’ da diyebiliriz).
Yaz dönemindeyiz ve bu dönemin refleksi malum, büyük bütçeli aksiyonlarla seyirciyi salonlara çekmedir. Bu hamlelerin ilkini geçen hafta izlemiştik. Tom Cruise ve Cameron Diaz ’lı ‘Gece ve Gündüz’, bir ajanla sıradan bir kadının hem serüvenlerini, hem de romantik takılmalarını anlatıyordu. ‘Sihirbazın Çırağı’ ise, ‘Gece ve Gündüz’den farklı olarak (James Mangold imzalı bu film seyirci profili olarak aksiyonseverler kadar, genç kızları ve belli ölçülerde orta yaşlı kadınları seçmişti) daha çok ergen seyirciye sesleniyor. Hem aksiyon seveceksiniz, hem fantastikten hoşlanacaksınız, hem de yakışıklı olmayan ama aklıyla ön plana çıkmak isteyen farklı kahramanlara ilgi duyacaksınız. Evet, iki film de o ünlü tanımlamayı hak eden yapımlar: Kaliteli sabun köpüğü...

Hikâyeyi ayakta tutan isimlere gelince; malum Nicolas Cage her türden rolün ve yönetmenin oyuncusu. David Lynch’in ‘Mavi Kadife’sinde de, Mike Figgis’in ‘Elveda Las Vegas’ında da (ki bu filmdeki rolüyle ‘En iyi erkek oyuncu’ Oscar’ını almıştı), Alan Parker’ın ‘Birdy’sinde de, ‘Coenler’in ‘Bebek Arizona Büyüyor’unda da oynar, ‘Kaya’, ‘Con Air’, ‘60 Saniye’, ‘Face Off’ gibi aksiyonlarda da boy gösterir (hatta ‘Hayalet Sürücü’ gibi bir pespayede bile rol alır). Dolayısıyla Balthazar rolünde de gayet oturmuş bir görüntü çiziyor. Yalnız filmin gidişatı içinde ‘aynı zamanda romantik âşık’ esprisi pek oturmamış. Genç Dave’i canlandıran Jay Baruchel gayet iyi bir seçim olmuş. Genç oyuncu özellikle çizgi romanlardaki ‘nerd’ (inek öğrenci) karakterlerini fazlasıyla andırıyor.

Alfred Molina yine formda
Günümüz aksiyonlarında her daim ‘tatlı’ kötü adam rollerinin değişilmez adresi Alfred Molina, Horvath’ta öykünün en dikkat çekici karakterine imza atıyor. Sözün özü ‘Örümcek Adam’ın Dr. Ahtopot’u (Paul’den önce o vardı) ya da ‘Pers Prensi’nin Şeyh Amir’i bir kez daha karikatürize edilmiş bir kötücül tiplemeyle karşımızda. Öykünün bir başka kötüsü konumundaki Drake Stone’da ise Toby Kebbell da çok başarılı. Monica Belluci de, öyküde arada bir görünüp meseleye hafiften ‘etkileyici bir güzellik’ katıp gidiyor.

Wall Street ve ‘boğası’
İlk kez ‘Üşütük Popolar’la dikkat çeken yönetmen Jon Turteltaub, Nicolas Cage’le ‘Büyük Hazine: Sırlar Kitabı’nda da çalışmıştı. İlginçtir, o filmin öyküsü içinde Bağımsızlık Bildirgesi’nin en önemli ayaklarından olan Benjamin Franklin’in paratoneri icat etmekle kalmadığını, arada etrafa birkaç nesil sonrasında bile çözülebilecek ipuçları bıraktığını görüyorduk. Film hatta daha ileri gidiyor ve Wall Street’in ta o zamanlardan bile önemli bir yer olduğunun altını çiziyordu. Burada da öykü yine Wall Street’e uğruyor ve Horvath, Arturo Di Modica tasarımı, dev bronz boğa heykelini (Orijinal ismi Charming Bull, işin garibi ben bu boğayı Botero’nun işlerinden biri sanıyordum nedense) canlandırarak Balthazar’ın üzerine sürüyor. Bunu ‘sermaye’nin saldırısı olarak mı okumak lazım (çünkü sinema yazarı arkadaşım Cüneyt Cebenoyan öyle okudu), bilemedim... Öyküde ayrıca Çin Mahallesi esprisi var ve burada o ünlü ejder motifi, sihir yoluyla gerçeğe dönüştürülüyor.

Filmin notlarında, ‘Sihirbazın Çırağı’nın tarihsel kökenlerinden bahsedilirken ilham kaynakları arasında ünlü çizgifilm klasiği ‘Fantasia’ da gösteriliyor. Doğrusu ‘Fantasia’yı izlemediğim için göndermeyi anlamadım. Bir de, Baltzahar’ın 2000’lerde yok olmasının ardından 10 yıl sonra tekrar özgürlüğüne kavuştuğu sahnede, dışarı çıkar çıkmaz şehre şöyle bir bakıyor. Bu sırada kamera başta Empire State olmak üzere New York’tan bir panorama alıyor. Ben bu noktada, Baltzahar’ın ‘Vay be, İkiz Kuleler gitmiş’ demesini bekledim.
‘Sihirbazın Çırağı’, kaliteli bir eğlencelik. Salonlarda bu türden film arayanlar için en doğru seçim.