Vejeteryan aslan ile bedhat filin aşkı

Vejeteryan aslan ile bedhat filin aşkı
Vejeteryan aslan ile bedhat filin aşkı
Vejeteryan aslan Leo ile kraliçe fil Avoria sıradışı aşkı, farklı görüşlere açık bir toplumda kendimizi olduğumuz gibi kabul etmemizin önemini anlatıyor

 

 

FİLMİN FOTOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYIN

 GÖSTERİMDEKİ DİĞER FİLMLER İÇİN TIKLAYIN

ASLAN KRAL'IN OĞLU LEO

 

Yönetmen : Mario Cambi
Senaryo : Orietta Borgia (Kitap), Pierstefano Marangoni
Seslendirenler : Oya Küçümen, Leo Gullotta, Murat Serezli, Harun Can, Neri Marcarè, Carlo Conti, Simona Marchini
Yapımcı : Veronica Salvi, Marco Ambrosino
Görüntü Yönetmeni : Marco Carosi


FİLMİN KONUSU


Leo vejeteryan bir aslandır. Arkadaşları tarafından sadece bu farklı özelliği yüzünden dışlanmış ve afaroz edilmiştir... Ancak, birgün olaylar, fil sürüsünün güzeller güzeli kraliçesi Avoria ile yollarını birleştirir… Fante Ele adında esrarengiz bir şekilde öldürülen filin güzel dul karısı Avoria, farklı kuyrukları olan iki yavru doğurur…Avoria’nun başı fil sürüsünün kralı olmak isteyen beyaz fil Zanco ile başı beladadır.

Doğumdan sonra ortaya çıkan olaylar silsilesi Avoria ile iki yeni doğmuş bebeğini birbirinden ayırır... Babaşık görevi Aslan Leo’ya kalır. İki fil bebeğin açlıktan ölmesini önlemek amacıyla efsanevi Süt Göl’ünü bulmalıdır.

Leo’nun en yakın arkadaşı Cobo O’nu bu yolculukta yalnız bırakmaz... Cobo yaşlı olmasına rağmen, yüreği hala genç, hikayelerle dolu, bir sürü torun sahibi bir antiloptur... Yaşlı antilop, nüktedan, eğlenceli ve oldukça girişkendir... Ve “farklılığın” sırrını bilen tek kişi O’dur... Yol boyunca kahramanlarımıza Leopardino, Zebra Zebrina, Küçük Maymun gibi diğer harika arkadaşları da eşlik edecek ve bu eğlenceli topluluk maceradan maceraya sürükleneceklerdir...

Gruba saldıran sırtlanlar ve akbabalar ile verilen destansı mücadeleden sonra Leo’nun işi bitmemiştir... Leo kötü ve zalim Zanco’yu da alt etmelidir... Zanco iki bebek fili bularak Avoria’yı kendisiyle mecburen evlenmesi için çalışmaktadır...

YÖNETMENİN AĞZINDAN

Küçük bir evreni temsil etmekte olan savan, av ve avcı rollerini rollerini sütlenen gezegenimizi temsil eder. Yaşayan canlılar kurtuluşlarını “grup olma avantajı”na borçludurlar… Bireysel olarak bu durumdan menfaat görseler de, kimi zaman ölüm gibi çok ağır bedeller ödemek zorunda kalırlar. Güçsüz ya da tecrübesiz olmak, onların kurban olması demektir ki bu da başka canlıların bir gün daha yaşayabilmesi anlamına gelir… Doğanın bu karmaşık ve hassas dengesinin basit bir o kadar da indirgeyici tanımlanışıdır… İnsanlık tarihinin başlangıcında insanoğlu tamamen doğaya bağımlı olarak yaşarken, artık O’nu kendi kurallarına göre yola getirme isteğinde… Doğa bundan çok daha fazlasını hakediyor… Kendi koyduğumuz kurallar ve yaşam biçimleri ile üzerine kurduğumuz sosyal yapımızın karmaşık sistemi, “hayvanlar alemi”ndeki en büyük zaferimiz gibi görülebilir… Ancak sofistike ve vazgeçilmez özgürlükler hassas dengeleri çözümlememize yetmeyebilir... Bu dengelerden bazıları bireyler arası ve “farklı olan” insanlarla ilişkilerdir… Paradoksal olarak en zor uzlaşım sağlanılan budur…

Aesop’un masallarından bugüne uzanan modern çizgi filmlerdeki “Hayvanlar Alemi” bize hayatla ilgili mecaz öğretiler sunarlar… Gördükleri rağbet hiçbir zaman sona ermez ve oldukça tesirlidirler… Geç insanlara, hayvanlar arasındaki farklılık konseptinden yararlanarak ulaşabilmek hiç sualsiz medeniyetleşmemizin bir kısmıdır…
Arslan Leo’nun hikâyesi, “farklılığı” anlatan bir masal… Sürüler yada bireyler… Yalnız vejeteryan bir fil ve bedbaht anne fil karşılaşırlar, birbirlerine yardım ederler, kaybolurlar ve sonunda birbirlerine aşık olurlar… Irksal farklılıklar, içsel yalnızlıklar, sosyal itilmeler, güce duyulan tutku… ve açlıktan ölmek üzre olan yavruların beslenmesi… Bunların hepsi çocuklara uzak temalar gibi gözükebilir… Ancak bu hikayede bir yolculuk masalı anlatılıyor… Efsanevi Süt Gölü’nün yolunu bulmaya çalışanlar ve tüm önyargıları yıkacak olan bir sevdanın hayali hikayesi söz konusu olan… Hikaye aslında, birleşik ve açık bir toplulukta yaşamanın ve kendimizi olduğumuz gibi kabul etmenin önemi anlatılıyor…

Hikâyenin diğer bir ana muhalif karakteri de tüm aslanlardan nefret eden hayvanları küçük görüp aşağılasa da yine de onların kralı olmak için herşeyi feda etmeye hazır Büyük Beyaz Fil’dir.… Sonuçta “kötü adamlar” birgün tekrar karşılaşacaklarına yemin ederek kendi yollarına gidiyorlar…