Videodan sinemaya bir yıldız daha

Videodan sinemaya bir yıldız daha
Videodan sinemaya bir yıldız daha

?Max Payne?de Mark Wahlberg ve Mila Kunis.

Video oyunundan sinemaya uyarlanan 'Max Payne'de Mark Wahlberg çok başarılı. Yani bu âlemin yeni kralı Wahlberg!
Haber: ERMAN ATA UNCU / Arşivi



FİLMİN FOTOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYIN

YAPIM NOTLARI İÇİN TIKLAYIN
GÖSTERİMDEKİ DİĞER FİLMLER İÇİN TIKLAYIN

Lara Croft: Tomb Raider’ın gösterime girdiği yıllarda nasıl tartışmalı bir ortama vesile olduğunu hatırlar mısınız? Video oyunlarının yarattığı en büyük yıldızın (kesinlikle ilk yıldız değil, öncesinde malum Pacman vardı) hangi oyuncu tarafından canlandırılacağı bayağı merak edilmişti. Neyse ki “Lara Croft= Angeline Jolie” gibi mükemmel bir denkleme erişildi.
Bu hafta gösterime giren John Moore’un yönettiği Max Payne de benzeri bir eşleşmenin epey işe yaradığı bir video oyunu uyarlaması. Film sonundaki yazıların bitmesini bekleyecek kadar sabırlı izleyicilerin göreceği üzere devam bölümü şimdiden yolda olan Max Payne’de de Mark Wahlberg’le nihai bir eşleşme söz konusu. Nasıl ki, en azından denk gelince video oyunlarına ilgi göstermiş izleyiciler için, Lara Croft artık Angelina Jolie’yle birse, aynı şeyi Max Payne ve onu canlandıran Mark Wahlberg için söylemek mümkün.
Video oyunlarıyla haşır neşir olmasa da, oyunlar etrafında oluşan külte aşina izleyici konumundan devam edelim. Video oyunlarındaki seçenek bolluğunun, sinemadaki yönetmen, yapımcı hükümranlığına pek uyum göstermeyeceği malum. Bir tarafta kahramanın silahını nereye doğrultacağı, hikâyenin nasıl gelişeceği sizin elinizde. Diğerinde hazır geliştirilmişi önünüze getiriliyor. Yani aslında video oyunları, başarılı bir biçimde sinemaya aktarıldığında ortaya izleyici açısından gayet eğlenceli ve ufuk açıcı bir şeyler çıkması olası. Dolayısıyla iyi bir uyarlama, oyunla çok haşır neşir olmayanın da hayrına.
Max Payne de böyle bir örnek. Kaynak oyuna sadık olup olmamasını bir kenara bırakalım. Oyunu oynayanın kahramanı yönlendirdiği yapının yansımaları aksiyon sahnelerinde iyice belirgin. Oyunların introlarının takipçisi atmosferde de bir video oyununun kaynak alındığına şükredebiliriz.
Aslında atmosferdeki bu ince ayrıntılar, iki mecranın, yani video oyunlarıyla sinemanın artık nasıl içiçe geçtiğini gösteriyor. Kara filmlerin yoğun stilize atmosferinin hafif gerçeküstü unsurlarla süslenmesi, hem video oyunlarında hem de son dönem neo noir’larda sık sık rastlanan bir yöntem. Misal Constantine, öte dünya ile bu dünya arasında gidip gelen hikâyesini, kara filmlere has unsurlar eşliğinde -hayata küsmüş sert bir kahraman, başta olmak üzere- sunuyordu.


HERDEM KARA
Max Payne de aynı yoldan ilerliyor. Karısının ve bebek yaştaki çocuğunun kurban gittiği cinayeti aydınlatmaya çalışan Max Payne, tam kara filmlere özgü bir karakter. Çevresinin “kokuşmuşluğundan”, başından geçenlerin korkunçluğundan kelli hayata küsmüş, umutsuz biri. Onun yaşadıklarını Constantine ve Günah Şehri gibi diğer neo-noir’lara bağlayan, gerçeküstü unsurlar. Constantine’de öte dünya ile bu dünyanın, aynı madalyonun iki yüzü gibi bir ilişki içinde olduğu fikri, gerçeküstücü numaralara malzeme sağlıyordu. Günah Şehri’nde çizgi roman estetiğinin direkt beyazperdeye taşınmasından kaynaklı hayali bir atmosfer vardı. Max Payne’de ise nereden geldiği belirsiz kanatlı iblislerin yol açtığı dehşet var. İzleyiciyi tavlamaya yönelik türlü mizansenin zirve noktası olarak ortaya çıkan bu yaratıklar, Max Payne’deki kara film atmosferinin en canalıcı yerini oluşturuyor.
Kara filmlerde renkler arasındaki kontrast, koyu tonların yoğunluğu, uzun bir süredir stilistik denemelere zemin sağlıyor. 1982’de Ridley Scott’ın Blade Runner/Bıçak Sırtı’nda devraldığı kara film unsurları, bilimkurgu sinemasında yeni bir ufuk açtı. David Fincher, 1999’da Fight Club/Dövüş Kulübü’nde kara filmlerden miras kasveti kahramanın ve döneminin hezeyanlarını eşleştirmek için kullandı. Ressam Robert Longo imzalı Johnny Mnemonic/Beynimdeki Düşman’da kara film estetiği, teknofobinin temsilcisiydi. 2000’lerdeki örneklerde ise halüsinasyon ile halüsinasyon olmayanı içiçe geçirmek için kullanılıyor. Constantine’de de, Max Payne’de de sınırlar bulandırılmak istendiğinde yönetmenler, kara filmlerdeki sınırları keskin estetiğin yardımına başvuruyor. Nasıl bir toplumsal ruh hali buna imkan veriyor, bu yazının sınırlarını aşar. Ama kara film estetiğinin, her dönemde çeşitli ihtiyaçlara cevap verecek şekilde kendini yeni baştan dirilttiğini bu kısıtlı örneklerden görmek de mümkün.