'Yalanlar Üstüne' yeni bir yalan

'Yalanlar Üstüne' yeni bir yalan
'Yalanlar Üstüne' yeni bir yalan
'Yalanlar Üstüne' karşı tarafa kulak vermeye çabalayan bir film. Ancak El Selim'i yakalamak için CIA'nin 'yalandan' İncirlik'i bombalaması mantıksız. Bu iş, üzerinize gelen ayakkabılardan eğilerek kurtulmaya benzemez
Haber: UĞUR VARDAN / Arşivi

 

 

FİLMİN FOTOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYINIZ

YAPIM NOTLARI İÇİN TIKLAYIN

GÖSTERİMDEKİ DİĞER FİLMLER İÇİN TIKLAYIN

 

Hollywood, her yeni filmde Ortadoğu’yu daha yakından tanıdığını gösterme derdinde. ‘Syriana’ ve ‘Yargısız İnfaz (Rendition) derken sıra ‘Yalanlar Üstüne’de (Body of Lies). ‘Krallık’ı (The Kingdom) ise bu gruptan ayrı tutuyorum, o modern bir Rambo yaratmanın derdindeydi. Kanımca yaşayan en iyi yönetmenlerden biri olan Ridley Scott’ın, ‘Cennetin Krallığı’ndan sonra şarka yine olabildiğince objektif bakma gayesindeki filmi, ne yazık ki kağıt üzerindeki hedefi tutturmaktan çok uzak. Ama galiba kağıt üzerindeki hedef de, yani filmi kaynaklık eden roman da, bu uzaklığı artırıcı bir unsur.
The Washington Post köşe yazarlarından David Ignatius’un (kendisi öngösterimde tam arkamda otuyordu, bilmeyenler için söyleyeyim, Bahçeşehir Üniversitesi’nin davetlisi olarak ülkemizde bulunuyor) polisiye romanından uyarlanan filmde, Langsley’de oturduğu yerden CIA’nin Ortadoğu politikasını yürüten bir şefle, onun sahadaki gözü kulağı olan bir ajanın ilişkileri üzerinden siyasi bir aksiyon izliyoruz. Merkezdeki Ed Hoffman gözü kara, acımasız bir şefken (oğlunu okula götürürken ya da kızının futbol maçını izlerken kulaklığından emirler yağdırıyor), Arapça’yı öğrenen ve yöre insanını tanıma zahmetine giren Roger Ferris, El Kaide’nin uzantısı konumundaki El Selim’in (aslında bu karakter biraz da Bin Laden göndermesi) peşine düşüyor. Görev yeri Umman’da, yerel istihbaratın başı olan Hani Paşa’nın güvenini kazanan Ferris, bu arada sorunlu evliliğini sona erdirip İranlı göçmen hemşire Ayşe’yle de flört etmeye başlıyor.

Bütün pis işler Araplara
‘Yalanlar Üstüne’, gerçekten de karşı tarafa kulak vermeye çabalayan bir film. Ama hikâye hem mantık hataları barındırıyor, hem de yine ortalık kötü Araplardan geçilmiyor. Çünkü işkence dahil bütün pis işleri yapanlar onlar. Ama yine de ‘öteki’ni anlamamız için iyi bir beyaz karaktere ihtiyacımız var; bu da tıpkı ‘Yargısız İnfaz’da olduğu gibi yavaş yavaş safını değiştiren bir CIA ajanı oluyor. Yani oradaki Jake Gyllenhaal’ın yerini burada Ferris’i canlandıran Leonardo Di Caprio alıyor. Ferris, Jason Bourne gibi hafızasını kaybettikten sonra örgütüne savaş açmıyor ama örgütün pislikleri karşısında, inancını kaybediyor. Öte yandan da Arap teröristlerle savaşını ‘yiğitçe’ sürdürüyor.

İncirlik bombalanır mı?
Bu arada bence filmin en mantıksız yeri, El Selim’i yakalamak için CIA’nin ‘yalandan’ İncirlik’i bombalamasıydı. Gerçekte böyle bir üs bombalama olayı, Amerika’ya bütünüyle prestij kaybettirir ve bu iş, üzerinize gelen ayakkabılardan eğilerek kurtulmaya benzemez. Ignatius, böylesine inandırıcılığı tartışmalı bir ‘olayı’ romanına nasıl yedirmiş, pes doğrusu (basın toplantısına gidemedim ama bizim Alin Taşçıyan’la Esin Küçüktepepınar, Ignatius’u bayağı bir köşeye sıkıştırmışlar). Yönetmen Scott da, ‘Kara Şahin Düştü’de Amerikan politikalarına hizmet ettiği için eleştirilmiş, ‘Cennetin Krallığı’yla da durumu düzeltmişti. ‘Yalanlar Üstüne’, onun 71 yaşında bile dinamik anlatımını, enerjisini kaybetmediğini gösteriyor (hoş İngiliz Empire’ın yazarı Ian Nathan, filmi çok güzel ‘ti’ye aldığı eleştirisinde Ridley’in, kardeşi Tony’ye öykündüğünü yazmış). Ama bu anlatımın ideolojik karşılığı boş, çünkü filme göre Ortadoğu’daki barışın yolu bir Amerikalının, modern yetişmiş güzel bir Arap kızı bulup aşık olmasında yatıyor.
Oyunculuklara gelince Hani Paşa’da (bu da öykünün Osmanlı’ya gösterdiği saygının bir ifadesi) Mark Strong, Andy Garcia-Berhan Şimşek karışımı tarzıyla filme damgasını vuruyor. Leonardo DiCaprio’yla Russell Crowe’un çok özel bir performansları yok. Bir de Ayşe’de İranlı oyuncu Golshifteh Farahani, filme ‘güzellik’ katıyor.