scorecardresearch.com

Yeknesak ritm, çalkantılı ruh

Yeknesak ritm, çalkantılı ruh
Semih Kaplanoğlu, 'Yumurta'yla başlayan üçlemesinin ikinci filmi 'Süt'te, taşrayı anlatmayı sürdürüyor
Haber: ERMAN ATA UNCU / Arşivi

FİLMİN FOTOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYINIZ

VE YUSUF VE ANNESİ VE GÜĞÜMLER...UĞUR VARDAN'IN YAZISI İÇİN TIKLAYIN

BU 'SÜT' DERSLERE DE İYİ GELİR...ERKAN AKTUĞ'UN YAZISI İÇİN TIKLAYIN

YAPIM NOTLARI İÇİN TIKLAYIN

GÖSTERİMDEKİ DİĞER FİLMLER İÇİN TIKLAYIN


“Değişimin hayatımıza nüfuz edebileceği en zor, en dramatik yer ailedir. Ailedeki değerlerin, kavramların, sevginin değişmesidir. Bu değişim, hiçbir şeyin nüfuz edemeyeceği zannedilen anne-oğul veya baba-çocuk ilişkisine girebilir. Geleneksel, kutsal olanı zorlayıp deforme edebilir. Ve insan ruhu bu değişime ya ayak uydurur ya da uydurmaz. Uyduramadığı zaman da çok acı çeker. Türkiye taşrasında birarada yaşayan, okula gitmeyen, tarlada da çalışamayan genç erkekler topluluğunun yaşadığı kaygıları, anneleri, kız kardeşleri ya da sevgilileriyle yaşadıkları ve yaşayamadıkları meseleleri çok önemsiyorum ben. Ve oraya bakıyorum aslında.” Semih Kaplanoğlu, Venedik Film Festivali’nde, Süt’ün basın bültenindeki taşra kavramının filmine nasıl yansıdığını böyle anlatmıştı. Yönetmenin Yumurta’yla başlayıp Bal’la bitireceği üçlemesinin ikinci filmi Süt, yoğun bir festival trafiği sonrası bu hafta Türkiye’de vizyona girdi. Semih Kaplanoğlu’nun görüş alanından taşra, yerinde görücüsüne kavuştu.
Kaplanoğlu, kamerasını taşraya çevirdiğinde ismi taşrayla özdeşleşen sıkıntı halini, yani her günün bir diğerinin aynı olduğu yeknesak bir ritmi mi gösteriyor? Yoksa Yusuf karakterini canlandıran Melih Selçuk’un performansının da yansıttığı sürekli bir tedirginlik hali mi söz konusu? Aslında Süt’ün gösterdiği, dinginlik ve tedirginliğin “yoksa” bağlacıyla birbirine iliştirilecek kadar iki zıt uç olmadığı. Filmin tek bir kareye odaklanılan ilk planı, beklenmedik, çarpıcı bir finalle son buluyorsa, çarpılmamızı biraz da öncesindeki uzun süreli durağanlığa borçluyuz.
Bu tür çarpıcılıkların -onların ne olduklarını açıklamak filmi izlemeyenlere haksızlık- olası sembolik anlamlarını bir kenara bırakırsak, belki Semih Kaplanoğlu’nun sözünü ettiği değişime tepkiyi Süt’ün ritminde tespit edebiliriz. Filmdeki görücüye çıkma, fal bakma gibi kültürel unsurların yabancı eleştirmenlerce anlaşılıp anlaşılmayacağını umursamadığı, onlara sembolik birer anlam yüklemediği, hikâyenin gidişatı içerisinde anlamlı oldukları, Semih Kaplanoğlu’nun kendi filmiyle ilgili yaptığı bir diğer değerlendirmeydi. Hikâyenin gidişatı içerisinde anlamlı olmaları, aslında tüm bu şaşırtmaların, beklenmedik ani çıkışların ve alttan alta akan gerilimin taşra sıkıntısına yedirilmesi demek. Süt’ün söylediklerini dikkate alırsak değişmekle değişmemek arasındaki gerilim, değişim vuku bulunca ne yapılacağının bilinememesi, aslında taşra ruh halini yeknesaklıktan daha iyi aktarabilecek bir mod. Bu ruh halinin bize geçtiği aracı ise Yusuf. Yumurta’da gençliğini izlediğimiz Yusuf’un bir Anadolu kasabasında, Tire’de geçen ergenliğini seyrediyoruz Süt’te. Yusuf karakterini Nejat İşler’den Melih Selçuk devralıyor ve Kaplanoğlu’nun sözünü ettiği taşralılık, arada kalmışlık, değişime nasıl uyum göstereceğini bilememe hallerini sakin performansına yediriyor.

Ne içindesin çemberin ne de dışında
Melih Selçuk’un sakin performansının hemen altında cereyan eden çalkantılar, Semih Kaplanoğlu’nun sözünü ettiği, taşra durağanlığını yıkmaya hazır unsurlara göbekten bağlı. Bir tarafta Yusuf’un şiir yazarak çıkmaya çalıştığı bir cendere söz konusu. Ama dul annesinin (Başak Köklükaya) ikinci kez evlenecek olması, pek de memnun olmadığı bu cendereyi kıracak gibi olduğunda Yusuf’un da savunma mekanizması devreye giriyor. Beş Vakit, Tatil Kitabı gibi dingin taşra filmlerinde de görülebilecek bir ruh hali bu. Bir yanıyla taşrayla eş tutulabilecek aile kurumu, içinde de, dışında da memnun olunmayacak bir çember gibi. Tatil Kitabı’nda baba otoritesine içten içe kafa tutmak için yanıp tutuşan aile üyeleri veya Beş Vakit’te ergenlikten kelli isyanlarını bastırmaya zorlanan çocuklarla Süt’ün Yusuf’u arasında pek de fark yok aslında. Ergenlik, taşra ve aile söz konusu olduğunda kaçmakla kaçmamak birer tercih olmaktan çıkıyor, ikisi birden aynı bünyeye sığıyor. Söz konusu filmler yoluyla da taşra bir mekan, ergenlik bir yaşdönümü olmaktan çıkıp bir ruh haline dönüştüğü haliyle gözler önüne geliyor. Aradaki sınırların o kadar da keskin olmadığının belki de en gözönündeki kanıtı da dingin anlatımın illa çatışmaların üzerini örtmesi gerekmediği. Süt’ün ritmi de bu keskin sınırları delip geçen türden.


ETİKETLER:

haber

http://www.radikal.com.tr/9157669157665

YORUMLAR
(5 Yorum Yapıldı)
Tüm Yorumları Gör

İzlenmesi gereken filmler arasında - brkdvnc

Güzel ve kaliteli bir filme benziyor. İzlenmesi gereken filmler arasında olduğunu düşünüyorum.

film - payzen

süt çok farklı farklı olmak zorunda minimal sinema yapıyorsan görüntülerin ve senaryon çok iyi olmalı.kaplanoğlu matefiziki goğaya uyguluyor.

gişe? - desperatedan

Gişe filmi olmaz belki,ki muhtemelen olmaz. Semih Kaplanoğlu'nun bu üçlemeyi çekerken böyle bir kaygı taşıdığını da düşünmyorum.Zaten kalite de kesinlikle gişe başarısıyla ölçülmez.

kaçırmamalı - karakaplan

bu üçlemenın ikincisinide kaçırmamalı seyretmeli sinema kaliteli bir film kazandı

ödül alan filmler - maritsa

ödül kazanmış filmlerimizin seyirci toplama sıkıntısı yaşamasının nedenlerinin iyi bir araştırma konusu olacağını düşünüyorum.