Yeni bir 'İçimdeki deniz'

Yeni bir 'İçimdeki deniz'
Yeni bir 'İçimdeki deniz'

Filmde Camino yu 1996 doğumlu Nerea Camacho canlandırıyor.

İspanyol yapımı 'Camino', küçük yaşta kanser illetine yakalanan bir kızın yaşadıklarını anlatıyor. Film, meseleye yeni bir sınav gözüyle bakan kızın koyu Katolik annesi odağında seyirciyi, hastalığın fiziksel olduğu kadar ruhsal açmazlarıyla da yüzleştiriyor
Haber: UĞUR VARDAN / Arşivi

FİLMİN FRAGMANI VE FOTOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYIN

VİZYONDAKİ DİĞER FİLMLER İÇİN TIKLAYIN

 

Malum, her ölüm erken ölümdür ama bu kadar erkeni de en acısı... 11 yaşındaki Camino, henüz hayatının en delişmen çağında amansız bir hastalığa yakalanır. Kanser illeti, minik kızı yakalamıştır ve bırakmamakta kararlıdır.

Hikâye, Camino’nun son yolculuğuna çıkmadan hastanedeki yatağında başlar. Annesi, bir grup doktor ve din adamı, minik kızı İsa’yla ve babasıyla buluşacağı yeni geleceğe hazırlamaktadır. Bu son derece trajik ortamda Camino’nun ruhu ve zihni bir başka âlemdedir. Minik kız, birkaç ay önce bir tiyatro oyunu sırasında âşık olduğu Cuco’yla kendi yarattığı bir dünyada mutluluk içindedir. Bu sırada kamera, birkaç ay öncesine döner ve öyküyü bize geçmişiyle sunar. Annesi Gloria koyu bir Katolik olan Camino, dini öğretilerle dolu bir hayat sürmektedir. Zamanında İtalyan bir sevgilisi olan ama ebeveynlerinin bu aşka izin vermediği ablası Nuria, Navarro’daki bir kilisede ayak işlerine bakan bir rahibe adayı olmuştur. ‘Laik’ çizgilerini koruyan baba ise, eşinin dinle bu denli ilişkisine, hatta Opus Dei tarikatının üyesi olmasına engel olamamış, kendisini evde esen yoğun Katolik rüzgârlara teslim etmiştir. Lakin Camino’nun boynundaki küçük sızlanmalarla başlayan rahatsızlıkların omurilik kanseri olduğunun anlaşılmasıyla birlikte, aileyi büyük bir yıkım ve trajedi bekler. Her geçen gün, hayattan kopuş anlamına gelmektedir. Anne Gloria, bütün bu olup biteni Tanrı katında girdikleri yeni bir sınav olarak yorumlar ve kızının kimliğinde, ailenin böylesi bir sınavdan geçmesi için elinden geleni yapar. İnançlı bir Katolik olarak yetişen Camino ise hastalığın ilerleyen safhalarında, bir sorgulama sürecine girer. Madem Tanrı vardır, o halde bu minik kızın bu kadar acı çekmesine niye izin veriyordur?

Gerçek bir öykü
2008 tarihli ‘Camino’, Javier Fesser imzasını taşıyor. 1985’te omurilik kanseri sonucu hayatını kaybeden Alexia Gonzalez-Barros’un yaşadıklarından çıkarak çekilen film, geçen yılın Goya Ödülleri’ne ( İspanyol Oscar’ı) damgasını vurmuş, yedi dalda aday olduğu geceden başta ‘En iyi film’ ve ‘En iyi yönetmen’ kategorisi olmak üzere tam altı dalda ödülle dönmüştü. Tabii rakipleri hakkında bilgim yok ama doğrusu ‘Camino’nun dört başı mamur bir yapım olduğunu söylemek pek mümkün değil. 142 dakikalık süresi boyunca bir hastalığın türevi acıya eklenen dinsel baskının da yarattığı yoğun atmosferde hem kahramanlarını hem de seyircisini yoğuran film, elbette istediği kıvamı elde ediyor. Ama çaresizliği, kaderin bir parçası olarak alan bu insanların hayatına bizi ortak ederken, ipler bazen elden öyle bir kayıyor ki, film (ya da yönetmen) sanki kendi sözünü hiç ortaya koymuyor ve sadece durum tespiti yapıyor hale geliyor.

Üstelik kızın kurduğu dünya da, doğrusu ‘alternatif’ olarak değerlendirilecek cinsten değil. Daha çok orta sınıf zevkleriyle örülü, yer yer Disney’in kahramanlarına sığınılan, biraz aşk, biraz sanat olsun türünden fırça darbeleriyle süslenmiş bir tablo ortaya konulan. Öte yandan öykünün asıl altını çizmek istediği, bu çağda bile bu denli koyu bir Hıristiyan Batı olduğu gerçeği. Lakin şurası da bir başka gerçek: Kanser türünden amansız hastalığa yakalanan herkesin Tanrı ve din fikriyle hesaplaşması normal, bu sadece Camino gibi annesi tarikat üyesi olanların dışında neredeyse herkes için geçerli. Neyse, filmin en azından bu türden bir fikir cimnastiğine kapı araladığını söylemek mümkün.

Çocuktan oyuncu olur mu?
Öyküyü 1996 doğumlu Nerea Camacho sürüklüyor. Minik oyuncu, Camino rolünde son derece etkileyici bir performans ortaya koyuyor. ‘Müteveffa’ Sergio Leone, çocukların oyunculuklarına inanmaz, “Onlar zaten rol yapmıyor, kendilerini ortaya koyuyor” derdi lakin Camacho, kendisini ortaya koymanın yanında Camino’nun haletiruhiyesini de son derece başarılı bir şekilde perdeye taşımış. Keza anne Gloria’da da Carme Elias, nihayetinde kızının kilise tarafından ‘Azize’ ilan edilmesine yardımcı olan ‘katıksız bir Katolik’ rolünde, fazlasıyla inandırıcı. Ama ben en çok hem bir ebeveynin çaresizliğini yansıtan, hem de sorunlu bir eş karşısındaki kararsız tutumuyla rotasını şaşırmış babayı mükemmele yakın bir performansla ortaya koyan Jose’de Mariano Venancio’yu beğendim.

Cehennemimden bakarken...
‘Camino’, bazılarınca geçen sezonun ilgi çekici yapımı ‘Cennetimden Bakarken’in (The Lovely Bones) İspanyol versiyonu olarak nitelendirilmiş. Evet, ortada yaşananlara kendi zihninden farklı bakan bir minik kızın portresi var ama ‘Camino’, Peter Jackson ’ın yapıtı kadar derin ve görsel açıdan cezbedici bir çalışma değil. Ama yine de her evlat sahibi seyircinin bu filmin içine çektiği psikolojik girdaptan etkileneceği muhakkak. Salonun yolunu tutmak isteyenler, mendillerini şimdiden hazırlasınlar derim... Öte yandan filmin hastalık ve kahramanın bu hastalıkla olan her türlü bağı nedeniyle, uzaktan uzağa yine bir İspanyol klasiği olan, Javier Bardem ’li ‘İçimdeki Deniz’i de (Mar Adentro) çağrıştırdığını söylemeliyim.