Yeniden 'Bağla Beni'

Yeniden 'Bağla Beni'
Yeniden 'Bağla Beni'
Pedro Almodovar eski göz ağrısı Antonio Banderas'ı başrolüne koyduğu son filmi 'İçinde Yaşadığım Deri'de karanlık ve son derece etkileyici bir öykü anlatırken 'Modern zamanlar Dr. Frankenstein'ını perdeye taşıyor
Haber: UĞUR VARDAN - ugur.vardan@radikal.com.tr / Arşivi

İçİnde Yaşadığım Derİ
Orijinal Adı: La Piel Que Habito Yönetmen ve senaryo: P. Almodovar Oyn: A. Banderas, E. Anaya, M. Paredesjan
Yapım: İspanya, 2011
Süre: 117 dk.


Malum, bir yönetmenin uluslararası kimlik kazanmasının yolu Cannes, Berlin veya Venedik’teki festivallerden geçer. Hoş, Pedro Almodovar ilk kez 1987’de Berlin’de ‘Tutku Kanunu’yla boy göstermiş, akabinde 1988’de de ‘Sinir Krizinin Eşiğindeki Kadınlar’la ‘En iyi yabancı film’de, Oscar’ın beş taliplisinden biri olmuştu ama asıl şöhretini sağlayan, 1990’daki ‘Bağla Beni’ydi (Atame). Bizde 12 Nisan 1991’de gösterime giren bu yapım (şimdi yerinde yeller esen Harbiye AS’ta izlediğimi hatırlıyorum), 40. Berlin Film Festivali’nde ilk kez görücüye çıkmış ve ‘büyük ödüller’den birine layık görülmese de, ‘Provokatif’ bulunarak akıllarda yer etmişti. Filmde psikolojik sorunları bulunan Ricky adlı bir gencin, hayranı olduğu porno yıldızı Marina Osorio’yu kaçırıp alıkoyması üzerine gelişen öykü, uzaktan uzağa ‘Stockholm sendromu’na da göz kırpıyordu. Almodovar, ‘Bağla Beni’de, ‘kendi keşfi’ hüviyetindeki Antonio Banderas’la son kez çalışıyordu. İspanyol yıldız, sonrasında küçük denizlerden okyanusa açılmış, Hollywood’a kadar uzanmıştı. 

Pek bir estetik cerrah
Bugünden itibaren gösterime giren ‘İçinde Yaşadığım Deri’ (La piel quel habito), 21 yıl sonra Almodovar’la Banderas’ı yeniden buluşturan bir proje olmuş. Üstelik konu da en azından kâğıt üzerinde, yeni bir ‘Bağla Beni’ gibi duruyor. Şimdi her zaman olduğu üzere ‘Önce özetler’ diyelim: Toledo’da son derece güzel bir malikâne… İlk olarak bir yandan resim yapan, öte yandan yogayla uğraşan genç ve güzel bir kadını, Vera’yı tanıyoruz. Tanıdıkça da, kendisinin mekânda tutsak olduğunu da fark ediyoruz. Malikânenin sahibi ise estetik cerrah Robert Ledgard. Orta yaşlı doktor, tutsağı olan Vera’nın hayatını, aynı zamanda bir röntgenci tavrıyla kendi odasında kurduğu sistemle büyük bir ekrandan adım adım izliyor.
Mekândaki işleyişi ise yaşlı hizmetçi Marilia sağlıyor; iki yardımcısıyla birlikte hem doktorun hem de Vera’nın gündelik faaliyetlerini düzenliyor. Öte yandan Ledgard’ın geçmişinde büyük bir trajedi var; kendisini aldatan ve âşığıyla birlikte kaçarken arabası alevler içinde kalan, ama ağır yanıklarla kurtulan karısı, çok geçmeden intihar etmiştir. Bu ağır yük, başta travmaları tetiklemiş, işin ucu Vera’nın büyük sırrına kadar uzanmıştır. Film de, ağır ağır bu sırrı seyircisiyle paylaşma yoluna gidiyor… 

Cronenberg’e saygılarla…
Sinemada beden üzerinden farklı ve sarsıcı kapıları aralamak konusunda David Cronenberg’in üzerine yoktur. ‘Kanadalı büyük usta’, son dönemde ‘Şiddet ve anatomisi’ (‘A History of Violence’, ‘Eastern Promises’) üzerine kafa yorsa, sonra da ‘Psikanalitik’ (‘A Dangerous Method’) takılsa da, ana teması ruh ve beden arasındaki ilişkinin tuhaf varyasyonlarıdır. Almodovar ise daha çok kökenleri Douglas Sirk’e uzanan melodramatik bir anlatıyı, capcanlı kadrajlar içinde yeniden yaratır ve bu coğrafyadan bakıldığında yer yer ‘Arabesk’ olarak nitelenecek bir bütün içinde sunar.
Bu tablo içinde ‘İçinde Yaşadığım Deri’, İspanyol dehanın genel çizgilerinin uzağında gibi seyreden ve daha çok Cronenberg haletiruhiyesine yakın düşen bir film olmuş. Lakin, öykü bittiğinde yine de ortaya çıkan işin, sırf cinsel kimlikler labirentindeki yolculuğu itibariyle bile ‘Almodovar alamet-i farikası’ taşıdığına ikna olabilirsiniz.
Almodovar, Fransız yazar Thierry Jonquet’nin ‘Tarantula’ adlı romanından, bizatihi kendisinin uyarladığı bu son çalışmasında, bir tür ‘Modern zamanlar Frankenstein’ını resmediyor. ‘İçinde Yaşadığım Deri’, klasik Almodovar stilinde son derece güzel akıp gidiyor, hikâye kat kat örülüyor lakin asıl mesele belli bir aşamadan sonra kendini gösteriyor ve film sona erdiğinde, 117 dakikadan kalanlar sizi fazlasıyla çarpıyor. Evet, üslup bildiğiniz gibi ve bu, belki size filmde ilk elde saran nokta değil ama anlatılan hikâyenin kıvrımları, Almodovar’a bir kez daha hayran olmanız için yetip de artıyor. 

Tanrı’nın işine karışmak
Beyin c imnastiği yapmak açısından söylüyorum, ‘İçinde Yaşadığım Deri’, iki sezon önce izlediğimiz Adrien Brody’li ‘Deney’le (Splice) de çok uzaktan da olsa akraba gibi duruyor. Ama galiba asıl vurgulanması gereken şey, özellikle ‘Dolly’den (şu ünlü koyundan bahsediyorum) sonra başlayan ‘Gen tartışmaları’nın Hollywood’daki yansımaları olarak karşımıza çıkan, “Tanrı’nın işine karışmak ne derece doğrudur?” başlıklı bilimkurgu filmleri kulvarına, Almodovar’ın ‘İçinde Yaşadığım Deri’yle getirdiği farklı bakış açısı ve yorum olsa gerek.
Almodovar’ın ‘Tanrı’sı olarak karşımıza gelen Dr. Ledgard, hem geçmişteki bir trajedinin günümüzdeki uzantısı, hem gelişen bilimin sınırlarında gezinmek istiyor hem de hastasına giderek bir arzu nesnesi olarak yaklaşmak durumunda kalıyor. Ben suyu daha fazla bulandırmayayım, ‘İçinde Yaşadığım Deri’ hem farklı okumalara açık hem de kimilerine yakın, kimilerine uzak gelebilecek bir öyküye sahip. Yani her zaman olduğu gibi takdir sizin.
İşin oyunculuk kısmına gelince, Antonio Banderas bu karanlık öykünün, biraz da koşulların kararttığı ana karakterini canlandırıyor. Almodovar, eski göz ağrısıyla 21 yıl sonra buluşmasına ilişkin, Sinema dergisindeki söyleşisinde “Filmde tek bir duygu kırıntısı göstermemesini söylemiştim” diyor, Banderas da ‘acılı’ psikopatı gayet iyi oynamış. Victoria Abril, Carmen Maura, Marisa Paredes, Penelope Cruz, Rossy de Palma… Bu ‘Almodovar kadınları’ topluluğunun yeni üyesi Elena Anaya olabilir mi?.. İspanyol ustayla ‘Konuş Onunla’da da çalışan 1975 doğumlu oyuncu, Vera’da gayet etkileyici. Hizmetçi Marilia’da ise Marisa Paredes’le bir kez daha haşır neşir oluyoruz. Vicente rolündeki Jan Cornet’in de yolu açık gibi duruyor.
Bana sorarsanız ‘İçinde Yaşadığım Deri’, ‘yılın son iyi filmi’. Yeni yılla birlikte deri ve kabuk değiştirmek isteyenler başta olmak üzere, farklı öyküler peşinde koşanlara tavsiye ederim…