Yetişkinlere aşk hikâyesi

Nicholas Sparks'ın romanından uyarlanan filmle Richard Gere ve Diane Lane yıllar sonra ısssız kumsalda, kasırganın müdahelesiyle tekrar kavuşuyor

 

 FİLMİN FOTOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYIN

 GÖSTERİMDEKİ DİĞER FİLMLER İÇİN TIKLAYIN

SEVGİ FIRTINASI

Yönetmen : George C. Wolfe
Senaryo : Ann Peacock, Nicholas Sparks (Kitap), John Romano
Oyuncular : James Franco, Richard Gere, Diane Lane, Scott Glenn, Charlie Tahan, Viola Davis, Mae Whitman, Ato Essandoh, Christopher Meloni, Pablo Schreiber, Austin James, Cari Moskow, Irene Ziegler, Nina Voltaire, Huyen Thi
Yapımcı : Bruce Berman, Denise Di Novi, Doug Claybourne, Dana Goldberg, Alison Greenspan


Kocasının ihanetinin etkilerinden kurtulmaya ve onsuz bir hayat kurmaya çalışan bir kadın olan Adrienne (Diane Lane), eşinin eve dönmek istediğini öğrenir. Çelişkili hislerle paramparça olan kadın, eski bir dostunun Rodanthe’teki otelini hafta sonu için idare etmesi yönündeki ricasını bir kaçış fırsatı olarak görür. Orada, Kuzey Carolina’nın Outer Banks adı verilen bölgesindeki uzak bir noktada, Adrienne hayatını yeniden gözden geçirmek için gereken sükûneti bulacağını ummaktadır.

Tatil sezonu bitmiştir ve otel, beklenmedik bir şekilde gelen tek konuğu, şehirli bir doktor olan Paul (Richard Gere) dışında kapalıdır. Uzun zaman önce kariyeri için ailesini feda etmiş biri olan Paul, Rodanthe’e zor bir yükümlülüğü yerine getirmek ve kendi vicdan azabıyla yüzleşmek için gelmiştir.

Onlar, aynı çatıyı paylaşan iki yabancıdır. Ancak büyük bir fırtına yaklaşırken, huzur bulmak için birbirlerine yaklaşırlar ve etkileri ömürlerinin sonuna kadar devam edecek, hayatlarını değiştiren bir aşka yelken açarlar.



YAPIM NOTLARI

“Bu, hayatlarında bir İkinci Perde olduğunu keşfeden insanlar hakkında bir öykü,” diyor yönetmen George C. Wolfe. Bu, iki Tony Ödülü sahibi, tanınmış bir tiyatro yönetmeni, yazarı ve prodüktörü olan ve “Sevgi Fırtınası/Nights in Rodanthe” ile ilk sinema filmini yöneten Wolfe’a yakışan bir benzetme.

“İnsanlar hayatlarının büyük bir kısmını iyi ya da kötü, doğru ya da yanlış kararlar verip seçimler yaparak geçiriyorlar ve çoğunlukla bunların getirdiği durumun kalıcı olduğunu hissediyorlar,” diyor. “Belli bir noktaya gelip ‘Pekâlâ, benim hayatım bu işte; ben buyum ve elde edeceğimi ettim’ diyorlar.”

“Ama hayatımızın ikinci yarısına başlarken ne oluyor?” diye soruyor yapımcı Denise Di Novi. “Aşkı buluyor muyuz? Henüz bulmadıysak ruh eşlerimizi buluyor muyuz yoksa bulduysak kayıp mı ediyoruz? İnsanlar daima yeni ilgi alanlarını ve kendilerinin yeni yönlerini keşfediyorlar. Yolculuğun ortasında ruh eşini bulma fikri alışılmamış bir şey değil; bu bazen uzun sürer, bazen hiç beklemediğiniz anda oluverir. Gerçek aşkı bulma hayali 25 yaşına geldiğinizde sona ermez. “Sevgi Fırtınası/Nights in Rodanthe’in mesajı da bu; pek çok kişinin bunu anlayabileceğine ve bundan ilham alacağına inanıyorum.”

“Bu, yetişkinler için bir aşk hikâyesi,” diyor Paul rolündeki Richard Gere. “Bu insanlar, karşılaşmadan önce bir hayatları olan ve kendilerini tanımlamak için bir ilişki aramayan kişiler.”

Yine de bu, kendilerini tanımlama şekillerini ve bunun sonucunda hayatlarını, birlikte geçirdikleri zamanın ötesinde değiştirecek bir ilişki.

Wolfe şöyle diyor: “Koşullar ve ilişkiler evrim geçirir. Bazen hayat ve evren bize hiç beklemediğimiz ya da umut etmekten vazgeçtiğimiz şeyleri sunar.”

“Sevgi Fırtınası/Nights in Rodanthe” gerçek aşkı bulmak için asla çok geç olmadığını söylemekle kalmıyor, yaşamak istediğinizi düşündüğünüz –ya da başkalarının sizden beklediği—hayatı sürerken kaybettiğiniz benliğinizi yeniden bulmak için de asla geç olmadığını anlatıyor.

Her şeyin ötesinde, bu Nicholas Sparks geleneğine uygun, sürükleyici bir aşk öyküsü.

Adrienne rolünü oynayan Diane Lane, Sparks’ın çekiciliğini “insanların yüreğine olan duyarlılığı”na bağlıyor. “Bence döneme, yaşa ya da koşullara bakmaksızın bizim gibi olan ve bizimkine benzer ihtiyaçlar duyan başka insanları görme yönünde bir iştah var. Aşk tüm sınırları aşıyor.”

The Notebook, Message in a Bottle ve A Walk to Remember (son ikisi Di Novi’nin yapımcılığında sinemaya uyarlanmıştı) gibi akılda kalan ve çok satan eserlerin yazarı olan Sparks, Nights in Rodanthe’in, bir hikâye anlatıcısı olarak köklerine tematik bir dönüş teşkil ettiğini söylüyor. “Bu, yazdığım en gerçek anlamda romantik kitaplardan biri. Bir fırtına, izole edilmiş bir kumsal, bir araya gelip birbirlerini iyileştiren yaralı bir çift... Ve insan duygularının geniş bir yelpazesi: mutluluk, hüzün, öfke, kızgınlık, tutku, sabırsızlık ve sabır.”

“Nick’in eserlerinde sevdiğim şey, erkek karakterlere eşit derecede ağırlık vermesi,” diye ekliyor bir hayran ve yaratıcı bir iş arkadaşı olarak konuşan ve sinemada ve edebiyatta erkeklerin duygusal yaşamının fazlasıyla ihmal edildiğine ya da basitleştirildiğine inanan Di Novi. “Paul karmaşık bir adam. O yalnızca ‘Adrienne’in aşık olduğu adam’ değil. George’la birlikte perdeye yansıtmaya çalıştığımız öyküde erkeğin yaşadıkları da kadınınkiler kadar önemli bir unsur. George’un yönetmesini istememin nedenlerinden biri bu.

“George’un çalışmalarını seviyorum,” diye devam ediyor, Wolfe’un HBO filmi “Lackwanna Blues”da eleştirmenlerce beğenilen yönetimini kastederek. “O filmde kostümlerden setlere, detaylara gösterdiği özen ve yarattığı dünyanın genel zenginliği büyük bir duygusal etkiye sahipti. Bu projeye de o duyarlılığı getireceğini biliyordum.”

Yapımcıların dikkat ettikleri bir başka şey ise, Paul ve Adrienne’in tanıştıklarında insanların özdeşleşebilecekleri bağımsız, yetişkin ve yalnızca duygusal yüklere değil geçmişlere, görüşlere ve sorumluluklara sahip bireyler olmaları. Wolfe “Pek çok şey yaşamışlar: ebeveynlerin ölmesi, çocukların doğumu, hepimizin uğraştığı planlar, hayal kırıklıkları ve acılar,” diye anlatıyor.

Bir cerrah olan Paul’ün, Rodenthe’teki Outer Banks’e gelme nedeni, kendi sorumluluğunda kaza sonucu ölen bir hastasının dul eşi Robert Torrelson’la tanışmaktır. Görünüşte Paul açıkta kalan şeyleri halletmek ve belki bir dava açılmasını engellemek için gelmiştir ama yaptıklarının ardında daha zorlayıcı nedenler de olma ihtimali vardır.

Gere şöyle anlatıyor: “Paul daha önce kariyerini ön planda tutmayı; para için değil ama insanlara gerçekten yardımcı olmak için olabileceği en iyi doktor olmayı seçmiş. Ancak bunu başarırken yetişkin oğlundan uzaklaşmış, evliliğini ve yuvasını kaybetmiş. Şimdi, bu duygusal ve manevi krizle yüzleşirken, hayatının tüm eski kriterlerinden uzaklaşıyor. Otele geldiğinde, her zamanki karakterinin aksine hiçbir şeyle bağlanmış değil.”

Adrienne de benzer şekilde bağlı değil ama “çözülmüş” kelimesi gerçeğe daha yakın olacaktır. Kocasının bir başka kadınla birlikte olduğu gerçeğiyle baş etmeye çalışırken, adamın fikrini değiştirip kendisini geri istediği haberiyle bir kez daha sarsılır. İki çocuğunun, özellikle bu yönde sonuna kadar baskı yapan kızı Amanda’nın istediğinin bu olduğu açıktır. Bu kesinlikle en basit çözümdür. Ama Adrienne’in gerçekten istediği bu mudur?

“180 derecelik dönüşler yaşıyor; önce boşanmayı düşünüyor, sonra olası bir barışma söz konusu oluyor. Adrienne yıllar boyunca ailesini ön planda tutarak özgürlüğünden ödün vermiş ama son günlerde bekâr bir kadın olarak kendisine benimsediği yeni kimliği bırakıp geri dönmenin o kadar da kolay olmadığını anlıyor,” diyor Lane.

“Bence Adrienne kendisini aşk yaşamaya hazır görmüyor,” diye ekliyor. “Aklı tam olarak orada değil. Kendisini bir spa’da üç ay geçirmek dışında hiçbir şey için hazır görmüyor muhtemelen.”

Adrienne’in arkadaşı Jean tatile giderken ondan Outer Banks’te sahip olduğu tablo gibi oteli bir hafta sonu için idare etme görevini devralmasını istediğinde, Adrienne her şeyi düşünme fırsatı sunan bu inzivayı seve seve kabul eder. Otel aynı zamanda Paul’ün Torrelson’la zor karşılaşmasına girmeden önce rahat bir yer sağlar.

Mekân Wolfe’a, öykünün önemli temalarından birini sergileme fırsatı verdi: Doğal olayların bir ilişkinin evrimini nasıl yansıtabileceği ve kontrol edilemez bir fırtınanın, aşkın gücüne dair bir mecaz olabileceği.

Böylece, iki karakter de otele yönetmenin deyimiyle “inanılmaz derecede kırılgan bir durumda” varırlar. “Sanki hayat, inanç ve elementler mükemmel fırsatı yaratmak için birleşmiştir. Burada, bir dizi olay –akşam yemekleri, sohbetler, karşılaşmalar ve eve sığınıp birlikte çalışmalarına yol açan kasırganın büyük müdahalesi— sonucu birbirlerini ancak normalde kendilerini tanımlayan ve güvende tutan yapay şeylerden uzaklaşmış insanların yapabileceği gibi, içten ve güçlü bir şekilde tanımaya başlarlar.”



“Bir yabancıyla konuşmak, tanıdığınız kişilerle nadiren yapabileceğiniz bir şekilde kendinizi ortaya koymanıza izin verir,” diyor Wolfe. Bir yabancının ilgi odağı olmak kendimize yeni bir açıdan bakmamızı ve yıllardan beri ilk kez unuttuğumu gücü ya da kabullendiğimiz özlem ve pişmanlığı görmemizi sağlayabilir.

“Paul ve Adrienne’in birbirlerine karşı hissettikleri, ‘Sen kim olduğunu sanıyorsun?’ küstahlığı. Bu iyi bir soru,” diyor Lane. “‘Bir dakika düşünmeme izin ver... Kim olduğumu mu sanıyorum?!’ İnsanların ilişkinin başlangıcında birbirlerine getirdikleri şey bu işte, süsleyip püslemek yerine kasıtlı bir şey yapma ya da söyleme fırsatı. Rahatsız edici olabilir ama insanı özgür kılıyor.”

“Bu bakımdan, Paul ve Adrienne birbirlerinin kendilerini keşfetmelerinde katalizör görevi yapıyor,” diyor senarist Ann Peacock. “Paul Adrienne’in yapmaya koşullandığı şey yerine kendisi için doğru olan şeyi yapmasını, Adrienne de Paul’ün gardını indirip kendisini sevgi ve affedilme olasılığına açmasını sağlıyor.”

“Bu tümüyle öğretici bir deneyim,” diyor Gere. Hepimiz kim ve ne olduğumuzu, her şeyin ne anlama geldiğini çözmeye çalışan bebekleriz. ‘Sevgi Fırtınası/Nights in Rodanthe’in güzel yanı, kriz anında iki insanın kendi savunma mekanizmalarını aşmalarını, birbirlerine ulaşıp kısa sürede birbirleri üzerinde muazzam bir etki bırakmalarını anlatması.”

Bu etki, çoğu zaman ikisinin ötesine geçebilir.

Di Novi, “Birbirlerinde buldukları şey, sahip oldukları bağlantı, hayatta bir kere olacak şeylerden biri,” diyor. “O kadar derin bir sevgi ki, Adrienne’in filmde söylediği gibi, dünyayla paylaşmak istiyorsunuz.”



GERE VE DIANE TEKRAR BİRLİKTE


“Sevgi Fırtınası/Nights in Rodanthe” Richard Gere ve Diane Lane’in beyazperdede bir araya üçüncü gelişleri. İkili ilk olarak 24 yıl önce Francis Ford Coppola’nın “The Cotton Club” filminde iki pervasız aşığı canlandırdı, daha sonra 2002 yılında çektikleri “Unfaithful”da bocalayan evlilikleri hâlâ enerji yayan bir çifti oynadı.

Perdede hissedilebilir kimyalarından söz eden Gere ve Lane, bu konuda şakalaşıp gülerlerken bile bu kimyayı kanıtlıyorlar. Lane gerçek hayatta inanılmaz bir kimyaya sahip oyuncuların romantik sahnelerde nasıl hüsrana uprayabildiklerinden örnek verdikten sonra, şakayla karışık “Richard’la durumumuz tam tersi. Yan yanayken birbirimize karşı hiçbir şey hissetmiyoruz...” diyor. Tam bu noktada Gere onaylarcasına atılıyor: “Yani hiçbir şey, hatta hiçbir şeyden de az. Yine de, perdede her şey var. Bu bir mucize.”

Gerçekte, diye devam ediyor, “Dostluğumuz yıllar içinde harika bir güven duygusuna dönüştü. Diane’le çalışmayı seviyorum.”

Gere ayrıca “Cotton Club” günlerinde oyuncu ve birey olarak oldukları kişilerle o zamandan beri geldikleri durum arasındaki farkların, Paul ve Adrienne arasında gelişen ilişkiye uygun olduğuna inanıyor. “Bu rolü almamda benim için önemli olan şey, ki Diane için de önemli olduğuna inanıyorum, bunun karşılaştıkları anda birbirlerinden gözlerini alamayan çocuklarla ilgili bir öykü olmayışıydı. Bu öyle bir film değil. Birbirlerine zar zor baktıkları sahneler var ama güçlü ve derinlemesine bir anlayış söz konusu; bunun gözünüzün önünde geliştiğini hissedebiliyorsunuz.”

Lane, “Bu aşamada bir ilişkiye getirecekleriniz, on sekiz yaşında verdiklerinizden çok daha fazladır,” diye ekliyor. “Daha sağduyulu, daha kişilikli, her şeyin –ve birbirinizin—değerini bilen insanlarsınızdır artık.”

Outer Banks’teki fırtınaya yakalanmış iki kişi olan Paul ve Adrienne arasında büyüyen anlayışta tüm bu etkenler bir araya gelirken “İki oyuncuyu izlediğimizi asla hissetmedik. Tersine, hayatı yaşayan iki insanı izliyorduk,” diye belirtiyor Wolfe.

Aşık olup amacınızı bulma şansı nasıl hep varsa, öğrenme, her şeyi daha iyi bir hale getirme ve hayatınızdaki insanlarla aranızı düzeltme şansı da var. Paul ve Adrienne dışında, onları bu dramda destekleyerek ya da zorlayarak yol ayrımına getiren başka anahtar oyuncular da var.

Paul’ün Outer Banks’a yaptığı yolculuğun ve bunun sonucunda ciddi anlamda bir arayış içine girmesinin nedeni, Torrelson’un yaşadığı trajedidir. Adrienne’in uzaklaşmasına neden olan krizi yaratan kişi, tutarsız kocası Jack’tir. Fırtınanın kopması ve aşkın dizginleri ele alması için mükemmel bir ortam sağlayan o hafta sonu oteli Adrienne’e emanet etme kararını veren ise Jean’dir

Paul’ün Torrelson’la içinde bulunduğu durum, neredeyse evliliğinin çözülmesi ve oğlundan uzaklaşmasıyla aynı anda gerçekleşir ve üçü arasında, çözümü en kolay görünen sorun budur. Wolfe şöyle açıklıyor: “Paul kariyerindeki krize odaklanmış durumda. Bir hasta ölmüş ve kocası dava açmış. Odaklanmış, hırslı ve başarılı insanlarda sıkça görüldüğü üzere, Paul başarısızlığı, kaybı ya da hayal kırıklığını hazmetmekte pek becerikli değil. Bir şeyleri onarma konusunda başarılı. Sorunların üstesinden gelip sonuç elde etmeyi seviyor. Bu sorunu da düzeltmek için Rodanthe’e gidiyor.”

Yas tutan dulu canlandıran Scott Glenn, “Paul’ün anlayamadığı şey, Torrelson’un parayla ilgilenmediği,” diye açıklıyor. “Konu dava değil; bir özür istiyor. Şimdi ölmüş olan sevdiği insanın bir rakamdan ibaret olmadığından, önemli ve değerli olduğundan emin olmak istiyor. Ona göre asıl mesele doktorun dikkatini çekmek ve başaramadığını kabul edip özür dilemesini sağlamak.”

“Scott bir harika,” diyor Di Novi. “Torrelson’un Paul’le yüzleştiği sahne tarif edilemez güzellikte. Bu, çektiği derin acıları ifade etmekte büyük zorluk çeken bir adam. Paul’ün bir başka insanla bu şekilde temas kurmaya ilk kez zorlandığı çok açık.”

Paul bu karşılaşmayı anlamlandırmak için çabalar ve bir sonraki sınava –oğluyla arasını düzeltmeye—nasıl yaklaşacağını merak ederken, Adrienne, yürekten gelen yalvarmalarıyla bu uzak yerde bile bir telefon kadar yakın olan Jack hakkında ne hissettiğine karar vermeye çalışmaktadır.

Jack rolündeki Christopher Meloni oynadığı rolü “katalizör” olarak görüyor. “Jack Adrienne’in yolculuğunu başlatan fünyeyi ateşliyor. Karısını, kendisi için neyin doğru neyin yanlış olacağına karar vermesi ve sonraki adımını belirlemesi için her şeyi düşünüp inceleyeceği bir çelişkiye itiyor

Di Novi, Jack rolünün göründüğünden daha karmaşık olduğunun altını çiziyor: “Kimse isteyerek kötü adam olmaz. Kimse yanlış olanı yapmayı planlamaz. Adrienne’in Jack’e aşık olmasının bir nedeni vardı; bu kadar uzun süre evli kalmalarının da bir nedeni olduğunu anlamalıyız. Jack’i oynayan aktörün tüm bu renkleri getirmesi ve siyah ve beyazdan ibaret bir karakter olmadığını göstermesi önemliydi.”

“Değerli bir rakip olmalı ki Adrienne’in içten ve inandırıcı bir şekilde ona doğru geri çekildiğini görebilesiniz,” diye ekliyor Wolfe.

“Son tahlilde,” diyor Meloni, “Jack ailenin bir parçası olmayı istemekte samimi; ama onun doğru nedenlerden ötürü geri döndüğünü sanmıyorum. Tüm içtenliğiyle bile onda bir şeylerin doğru olmadığı hissine kapılıyorsunuz. İzleyicilerin de bu yanlışların bazılarını anlayacağını umuyorum. Adrienne ona karşı bir şeyler hissediyor ve nedenini tam olarak bilemiyor.”

Bu görüşe katılabilecek birini, Adrienne’in sadık dostu ve sırdaşı Jean’i Viola Davis canlandırıyor. Jean verdiği cesaret, mizah ve dürüstçe ifade ettiği görüşleriyle yardımcı oluyor... hem de kendisinden istenmesini beklemeden.. İki kadının geçmişinin eskiye dayandığı çok açık. Jean’in evi olan otel, birer genç kızken yaptıkları eşyalarla dolu. Üstelik fotoğrafları ve anıları, Jean’in yolculuk hatıraları ve yıllar boyunca yaptığı ya da topladığı sanat eserleriyle birlikte duruyor.

Di Novi, “Jean tamamen özgür kalmış bir kadını temsil ediyor,” diyor. “Kim olduğunu biliyor ve başkalarının ne düşündüğünü umursamıyor. Sanatı ve yeteneğiyle kendini tam olarak ifade ediyor, hayatı doya doya yaşıyor ve bazı yönlerden Adreinne’e ilham veren de bu.”

Adrienne’in doğasında aynı unsurların olduğu belli ancak Davis “Jean ikisinin de birer genç kızken kurdukları hayallerin peşinden koşarken, Adrienne çocuk büyütmek, daha sabit, alışılmış bir hayat yaşamak adına belli özgürlüklerinden vazgeçip başkalarının ihtiyaçlarını ön plana alarak bu hayallerin bazılarını bastırmış. İyi bir ikili oluşturuyorlar çünkü benzer bir bakış açısına sahip olmakla birlikte, birbirlerinin seçimlerini dengeliyorlar.”

Benzer şekilde, Jean’in serbest hayat tarzının Davis’in sürdüğü hayattan çok farklı olması, rolün yarattığı zorluğa ve eğlenceye katkıda bulundu ve Wolfe’un rol için onu seçmesinde etkili oldu. “Ben kesinlikle böyle biri değilim,” diyor Davis. “Jean çok daha gösterişli, özgür ve benim asla yapmayacağım şeyler yapıyor. Ben daha ağırbaşlı ve içe dönük biriyim.”

Wolfe ve Davis Public Theatre’da görev almış olmalarına rağmen, yönetmen ve oyuncu olarak ilk kez bu kadar yakın bir işbirliği içine girdiler. Davis’e “Rodanthe”te rol veren Wolfe “Viola Jean’in sıcaklığını ve oyunbaz canlılığını olduğu kadar altındaki güçlü ruhu, en iyi dostunu yırtıcı bir şekilde koruyan bir kadını yansıtabilirdi” diyerek oyuncuya olan güvenini dile getiriyor.

Ana kadroya Mae Whitman (“Arrested Development”) anne babasının barışması yönündeki isteğinin ağırlığını hissettiren, Adrienne’in duygusal ve dikbaşlı kızı Amanda ve Pablo Schreiber (“The Wire”) Robert Torrelson’un, Paul konuşmak için geldiğinde üzüntüsünü korkutucu bir şekilde belli eden oğlu Charlie rollerinde katılıyorlar.


ÇEKİM NOTLARI


Prodüksiyon 2007 Mayıs’ında, Kuzey Carolina körfezine paralel, yaklaşık 200 mil uzunluğunda bir zincir oluşturan adalardan meydana gelmiş ve sezona bağlı olarak okyanusun öfkesini hisseden, Outer Banks’teki Rodanthe adlı küçük kasaba ve civarında başladı. Atlantik’in Mezarlığı olarak bilinen kasırgaya yatkın bu bölge, dünyada en yüksek oranda gemi enkazına sahip yerlerden biri.

“Nick’in kitapları daima Kuzey Carolina’da geçer. Rodanthe, Outer Banks’in çok izole ve belirgin bir kısmı,” diyen Di Novi, bölgede çekim yapmanın yarattığı güçlüklerin karşılığını aldıklarını söylüyor. “Orada başka bir yerde kopyalayamayacağımızı bildiğimiz, sihirli olduğu tartışma götürmez bir şey var. Filmlerde nadiren gördüğümüz türden bir ortam, Amerika’da çok az insanın tecrübe ettiği, gerçekten eşsiz bir yer.”

Filmin mekânlarını araştırırken, Wolfe Outer Banks’in öykünün romantik dramına ne kadar uygun olduğundan çok etkilendi. “Nefes kesici güzellikte bir arazi, aynı zamanda kırılgan ve savunmasız, iki yanı da suyla çevrili, nispeten ince bir toprak tabaksı. Okyanusun ve gökyüzünün gücünü gerçekten hissedebiliyorsunuz. Doğal güçlerin ve elementlerin bu iki insanın arasındaki aşkın doğmasında nasıl bir rol oynadıklarını açıkça anladım.”

Senaryo yazarı John Romano, Nicholas Sparks’ın, öykü anlatıcısı geleneğini onurlandırarak bu kuvvetli dış etkenleri karakterlerin duygusal durumlarına ve yaşamlarındaki duruma nasıl bağladığına dikkat çekiyor. “Kasırga dışarıda öfkesini kusarak ikisini bir araya getiriyor; ama evin içinde, ikisinin arasında oluşan ve dışarıdaki kasırgayı yansıtan bir fırtına da var. Dışarıdaki ve içerideki türbülanslar arasında eksiksiz bir akış var. George’un niyeti bunun perdede hayal ettiği gibi gerçekleştiğini görmekti; diyaloglarda, çekimlerde ve oyuncuların altmetin kapasiteleri sayesinde getirdikleriyle.”

Doğa ve koşullar Paul’ü ve Adrienne’i bir araya getirmek için komplo kuruyordu ama aynı güçlerin çekim ekibini ve malzemelerini kıyı şeridine dağıttığı da aynı derecede doğruydu.

Wolfe, kahkahayla çok canlı bir şekilde anımsıyor: “Bazen çekime başlıyorduk ve okyanus bize ‘Hayır, bugün bu sahneyi çekemeyeceksiniz çünkü setinizden bir parçayı alıp götüreceğim’ diyordu. Dediğini de yapıyordu. Takvimimizi ona göre ayarlamaktan başka bir şey gelmiyordu elimizden. Büyüleyici bir süreçti, özellikle de benim için; bin yıldır New York City’de yaşayan biri olarak oraya gidip işimi halletmek için doğayla pazarlığa oturuyordum.”

Fırtına sezonuna yakalanmamak için özenle yapılan tüm planlara rağmen, prodüksiyon daha ikinci gününde saatte 90 kilometre hıza sahip rüzgâr ve yağmuruyla Kuzeydoğudan gelen bir fırtınaya yakalandı. Son 30 yıldır bölgeyi en erken vuran fırtınanın beraberinde getirdiği dalgalar, on yıldan fazladır görülmemiş yükseklikteydi.

“Dalgalar evin altındaki kumun büyük bölümünü götürdü,” diyor Oscar sahibi prodüksiyon tasarımcısı Patrizia von Brandenstein (“Amadeus”), hikâyenin ana dış setini kastederek. Filmdeki otel olarak kullanılan yerel bina, temelinden bir metre kumla birlikte, 18 basamaklı iki merdiveni ve orada depolanmış dekor ve ekipmanı da kaybetti. “Hâlâ ayaktaydı ama güvenilmez bir açıda duruyordu. Kum sürüklendikten sonra, önceki bir fırtınada sağlam durması için evin altına büyük kum torbaları konulmuş olduğunu ve bölgenin ormanlık zamanlarından kalma, muhtemelen asırlık ağaçların suyun kenarında açığa çıkmış köklerini ve gövdelerini gördük.”

Ekip, von Brandenstein’ın rehberliğinde yakındaki Wilmington’dan ilave konstrüksiyon birimleri getirdi ve sonraki dört günü inşaat işleriyle geçirdi. “Kumsala sürüklenen iki merdiven birkaç hafta sonra bulundu ve geri getirildi,” diyor von Brandenstein. “Yeniden dönüştürme ruhuna uygun olarak onları diğer setlerimizde kullandık. Bu da bir bakıma öyküye uygundu. Mahvolmuş bir şeyi alıp yeniden yaparak kurtarma fikrini seviyorum. Bunu Adrienne’in ağaç parçalarını hazine kutularına dönüştürmesinde ve Paul’le birlikte hayatlarını kurtarıp yeniden yaratmalarında görebilirsiniz.”

İçeride geçen sahneler, Wilmington’a yaklaşık 40 mil mesafedeki Topsail Adası’nda iki ailenin yaşadığı rahat bir evde çekildi. Ev birkaç duvarın yıkılmasıyla otelin lobisi, yemek salonu ve mutfağını içeren geniş bir mekâna dönüştürüldü.

Wolfe’a göre evin kendisi “hikâyede önemli yere sahip bir karakter, tarihi ve ruhu olan bir yer, yılların ve insanların yaşamlarının yükünü taşıyan, manevi güçlere ev sahipliği yapan bir mekân.” Bölgenin eşsiz çok kültürlü tarihini dikkate alan ve Jean ile atalarından kalma ev için zengin bir geçmiş hayal eden yönetmen, Jean’in kendi eserleri ve ilgi alanlarını yansıtan anılarıyla aynı yeri paylaşan, nesiller boyu yapılmış ruhani temalı sayısız sanat eseriyle kimi unsurları otelin dekoruna işledi.

Rodanthe’in ruhani mirasının bir başka belirtisi, otelin en çarpıcı dış detaylarından biri oldu: Koyu mavi panjurları. Köle gemisi enkazlarından sağ kurtulanların bölgeye yerleştiği günlere uzanan ve yöre halkı tarafından “hortlak mavisi” olarak bilinen bu renk, yerli nüfusun kültürlerinin ve dinlerinin etkisine katkıda bulundu. Geleneklere göre, insanlar evlerinin panjurlarını maviye boyayarak hortlakları uzaklaştırıyordu. Her ne kadar doğaüstü ziyaretlere dair hikâyeler çoktan yitip gitmişse de renk kalmış. “Genellikle gri-mavi bir tonda ama bizimki daha parlak bir tona sahip çünkü Jean her şeyin parlak ve canlı olmasını seviyor,” diyor von Brandenstein.

Panjurlar yaklaşan fırtına için filmin tonunu ayarlamakta da rol oynuyor. Pencerelere ısrarla vurmaları belanın yaklaştığını işaret ediyor ve fırtına ivme kazanırken giderek artan bir huzursuzluk duygusu yaratıyor.

Otel ve sahip olduğu zorlu topografya, okyanus ve hava durumu birlikte, Wolfe’a göre “hayatı temsil ediyor. Evin bir tarafında okyanus, diğer tarafında körfezler arası suyolu ile konumlandırılmış olması gerçeği bile yaşamın ve aşkın ne kadar kırılgan ve kahramanca olduğuna dair bir simge. En önemlisi, hiçbir şey kalıcı değil gibi görünse de, bu kalıcı.

“Bence hepimizin içinde, perdedeki bir hikâyeyi izlerken duygusal bir gerçeği ve duygusal olasılıkları görme ihtiyacı var,” diye devam ediyor. “Hepimiz hayatın ne kadar kırılgan, birbirimizle geçirdiğimiz zamanın ne kadar değerli olduğunu anlıyoruz. Mutluluk bazı yönlerden bir hava kabarcığına benzer; çok sıkı tutarsanız patlayıverir. İki kişinin hâlâ kendileri hakkında bir şeyler öğrenmeleri ve büyük aşkın mümkün olduğu fikrini yeniden görmeleri harika bir şey.”

“İzleyicilerin bu karakterler aracılığıyla bir şey yaşadıklarını hissedeceklerini umuyorum,” diyor Di Novi. “İlham ve moral bulup sinema salonundan farklı bir bakış açısıyla çıkabileceklerini düşünmek hoşuma gidiyor. Henüz bulmadılarsa o özel insanı bulmak isteyebilirler ya da buldularsa biraz daha sıkı sarılabilirler.”



KADRO HAKKINDA


RICHARD GERE (Paul)

2002 yapımı Oscar® ödüllü hit müzikal “Chicago”da Catherine Zeta-Jones ve Renée Zellweger karşısında sergilediği performansla Golden Globe Ödülü kazandı. Ayrıca Sıra Dışı Kadro Performansı dalında bir Screen Actors Guild (SAG) Ödülü®ne ortak oldu ve Billly Flynn rolüyle En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu dalında SAG Ödülü®ne aday gösterildi. Gere beyazperdeyi “Unfaithful,” “Primal Fear,” “Pretty Woman,” “An Officer and a Gentleman,” “American Gigolo” ve “Days of Heaven” gibi unutulmaz filmlerle renklendirdi.

Gere’ın bir sonraki filmi, Lasse Hallström yönetimindeki aile dramı “Hachiko: A Dog’s Story” olacak. 1987 yapımı bir Japon klasiğini yeniden çevrimi olan film, terk edilmiş bir köpekle bağ kuran bir üniversite profesörünün gerçek öyküsünden esinlendi. 2009’da gösterime girmesi planlanan filmleri arasında Hilary Swank ve Ewan McGregor’la başrolleri paylaştığı, Mira Nair yönetimindeki Amelia Earhart’ın yaşam öyküsünü konu alan “Amelia” ve Don Cheadle ve Ethan Hawke’la birlikte çekimleri devam eden Antoine Fuqua filmi “Brooklyn’s Finest” sayılabilir.

2007 yılında, Gere Todd Haynes’ın Bob Dylan’ın hayatını ve şarkılarını konu alan ve eleştirmenlerce beğenilen filmi “I’m Not There”de kalabalık bir oyuncu kadrosuna katıldı ve bu filmdeki rolüyle 2008 Independent Spirit Ödülleri töreninde bir Robert Altman Ödülü’ne ortak oldu. Ek olarak, yakın zamanda Lasse Hallström’un “The Hoax” ve Richard Shepard’ın “The Hunting Party” filmlerinde rol aldı. Diğer sinema filmleri arasında bağımsız film “Bee Season” ve Jennifer Lopez ve Susan Sarandon’la birlikte rol aldığı “Shall We Dance?” bulunmaktadır. 2002 yılında Gere starred Adrian Lyne yönetimindeki “Unfaithful”da Diane Lane’in karşısında ve psikolojik dram “The Mothman Prophecies”de yer aldı.

Philadelphia’da doğan Gere aktörlük kariyerine sahnede, 1973 yılında “Grease”in Londra prodüksiyonunda Danny Zuko rolünü canlandırarak başladı. Provincetown Playhouse ve Seattle Repertory Theatre’da geçirdiği sezonlardan sonra, New York’ta sayısız tiyatro oyununda rol ald; bunların en bilinenleri olan Richard Farina’nın “Long Time Coming and a Long Time Gone”daki başrolü ve Sam Shepard’ın yazdığı “Back Bog Beast Bait” ve “Killer’s Head”den sonra rock opera “Soon” ile Broadway’e adım attı. Rol aldığı diğer tiyatro oyunları arasında “Habeas Corpus”un New York prodüksiyonu, Lincoln Center’da sunulan “A Midsummer Night’s Dream” ve London Young Vic Theatre tarafından sahnelenen “The Taming of the Shrew” sayılabilir. 1980 yılında, Broadway’e dönerek “Bent”te rol aldı ve canlandırdığı eşcinsel toplama kampı mahkumundaki performansıyla Theatre World Award sahibi oldu.

Beyazperdede, Gere ilk olarak “Looking for Mr. Goodbar” ve Terrence Malick’ten “Days of Heaven” filmleriyle dikkat çekti. “Days of Heaven”la İtalyan David di Donatello Award sahibi oldu. Erken dönem filmleri arasında “Bloodbrothers,” John Schlesinger’dan “Yanks,” “American Gigolo” ve Gere’e ilk Golden Globe adaylığını getiren, 1982 yapımı gişe rekortmeni romantik film “An Officer and a Gentleman” vardır. Daha sonra “Breathless,” “Beyond the Limit,” “The Cotton Club,” “Power,” “No Mercy” ve “Miles from Home” adlı filmlerde rol aldı.

1990 yılında, Gere “Internal Affairs” filmindeki yozlaşmış polis rolüyle olumlu eleştiriler aldı ve sonra Gary Marshall’ın romantik komedi hiti “Pretty Woman”da Julia Roberts’la birlikte yer alarak ikinci kez Golden Globe adayı oldu. Bu filmlere ek olarak Akira Kurosawa’dan “Rhapsody in August”; Jon Avnet’ten “Red Corner”; Michael Caton-Jones yönetimindeki “The Jackal”; Julia Roberts’la tekrar bir araya geldiği, Garry Marshall yönetimindeki gişe rekortmeni “Runaway Bride” ve Robert Altman’dan “Dr. T and the Women” bulunmaktadır. Gere ayrıca rol aldığı üç filmde yardımcı yapımcılık görevini üstlendi: “Final Analysis,” “Mr. Jones” ve “Sommersby.”

Televizyonda, Gere Randy Shilts’in Amerika’daki AIDS salgının ilk günlerini anlatan kitabından uyarlanan HBO filmi “And The Band Played On”daki rolüyle Emmy’ye aday gösterildi. Tüm bunlara ek olarak, Gere yetkin bir piyanist ve kompozitördür.

Dalai Lama’nın öğrencisi ve dostu olan Gere, son 20 yılda Hindistan, Nepal, Zanskar ve Tibet, Moğolistan ve Çin’e sayısız yolculuk yapmış ve bir fotoğrafçı olarak yeteneğini sık sık kullanmıştır. 25 yıllık Budizm yolculuğunu simgeleyen imgelerden oluşan ve önsözünü Dalai Lama’nın yazdığı fotoğraf kitabı Pilgrim 1997 yılında Little, Brown and Company tarafından yayımlanmıştır.

Açık sözlü bir insan hakları savunucusu olan aktör, sayısız sağlık eğitimi ve insan hakları projelerine doğrudan katkıda bulunan, özellikle Tibet’e ve yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunan kültürüne dikkat çekme amacını taşıyan Gere Vakfı’nın kurucusudur. 1987 yılında, New York’ta bulunan Tibet House’un yöneticiliğini yapmıştır. Daha sonra Washington D.C’deki International Campaign For Tibet’in yönetim kurulunda üyelik yapmış ve 1996’da yönetim kurulu başkanı olmuştur. Gere ABD kongresi, Avrupa Parlamentosu ve İnsan Hakları Altkomitesi önünde Tibet adına sözcülük yapmıştır.



DIANE LANE (Adrienne)

Adrian Lyne’ın 2002 tarihli beğenilen filmi “Unfaithful”daki aldatan eş rolüyle SAG®, Golden Globe ve Oscar® ödüllerine aday olmuş, New York Film Critics ve National Society of Film Critics tarafından En İyi Kadın Oyuncu seçilmiştir.

Sektörün önde gelen yeteneklerinden olan Lane, dünyanın en tanınmış yönetmenlerinden bazılarının imzasını taşıyan bağımsız ve stüdyo yapımlarıyla farklı bir portföy oluşturdu. Filmografisinde Francis Ford Coppola’nın övgü toplayan filmleri “The Outsiders,” “Rumble Fish” ve “The Cotton Club” bulunmaktadır. Diğer filmleri arasında Gregory Hoblit’in yakın zamanlı gerilim filmi “Untraceable”; John Madden’dan “Killshot”; Doug Liman’dan “Jumper”; Ben Affleck ve Adrien Brody’yle birlikte oynadığı Allen Coulter yönetimindeki dönem filmi “Hollywoodland”; John Cusack’lı “Must Love Dogs”; Lane’e bir Independent Spirit Award adaylığ getiren dram filmi “A Walk on the Moon”; Golden Globe’a aday gösterildiği, Audrey Wells yönetimindeki romantik komedi “Under the Tuscan Sun” George Clooney ve Mark Wahlberg’le birlikte rol aldığı, Wolfgang Petersen yönetimindeki aksiyon-dram “The Perfect Storm”; Willie Morris’in çocukluk anılarından başarıyla uyarlanan “My Dog Skip”; eleştirmenlerin beğenisini kazanan bağımsız yapım “My New Gun”; Keanu Reeves’le birlikte rol aldığı “Hardball”; Sir Richard Attenborough yönetiminde aktris Paulette Goddard’ı canlandırdığı “Chaplin”; Diane Keaton, Sam Shepard ve Robert Patrick karşısında, Peter Masterson yönetiminde yer aldığı bağımsız dram “The Only Thrill”; Wesley Snipes’la başrolleri paylaştığı politik gerilim “Murder at 1600”; Robin Williams karşısındaki rolüyle Francis Ford Coppola’dan “Jack” ve Jeff Bridges’la birlikte rol aldığı, Walter Hill’in destansı Western filmi “Wild Bill” sayılabilir.

Lane televizyon dünyasının en beğenilen film ve mini dizilerinden bazılarında da rol aldı: Bill Pullman’la birlikte TNT yapımı “The Virginian”; Alec Baldwin ve Jessica Lange karşısında “A Streetcar Named Desire” ve Robert Duvall karşısında kendisine Emmy adaylığı getiren Lorena rolünü canlandırdığı CBS dizxisi “Lonesome Dove.” Ayrıca Gena Rowlands’la birlikte Hallmark Hall of Fame yapımı “Grace & Glorie”de yer aldı. 1994 yılında, Lane Donald Sutherland, Cicely Tyson ve Anne Bancroft’la birlikte, Allan Gurganus’un çok satan romanından uyarlanan destansı mini dizi “Oldest Living Confederate Widow Tells All”da bir karakteri gençlik yıllarından altmışlı yaşlarına kadar canlandırdı.

Tiyatro koçu Burt Lane ve şarkıcı Colleen Farrington’ın kızı olan Lane altı yaşında La Mama Experimental Theater’daki çocuk oyuncu arandığına dair bir çağrıya kulak verdi. at Andrei Serbian’ın eşsiz “Medea” yorumunda rol aldı ve sonraki beş yıl “Electra,” “The Trojan Women,” “The Good Woman of Szechuan” ve “As You Like It,” prdüksiyonlarında, New York ve dünya çapındaki tiyatro festivallerinde yer aldı.

Joseph Papp’ın Lincoln Center’daki “The Cherry Orchard” ve “Agamemnon” prodüksiyonlarında yer aldığı 1976-77 sezonundan sonra, The Public Theater’dan “Runaways”de oynadı ve 1978’de Sir Laurence Olivier’nin karşısında, George Roy Hill’in “A Little Romance” adlı filminde rol alarak sinemaya adım attı.



Olağanüstü bir oyunculuk yelpazesine sahip olan SCOTT GLENN (Robert Torrelson), “Nights in Rodanthe”teki rolünü “Surfer Dude” adlı filmde Matthew McConaughey, Woody Harrelson ve Willie Nelson’ın yanında canlandıracağı komik rolle takip edecek ve yılı Oliver Stone yönetimindeki biyografik film “W”de Donald Rumsfeld rolüyle kapatacak.

Glenn yakın zamanda gişe canavarı “The Bourne Ultimatum,” bağımsız macera-komedi “Camille,” Richard LaGravenese’den “Freedom Writers” ve Robert James Waller’ın romanından uyarlanan 2004 yapımı kara film “Puerto Vallarta Squeeze”de yer aldı. Ayrıca Lasse Hallstrom yönetimindeki “The Shipping News,” “Buffalo Soldiers” adlı taşlama, Antoine Fuqua’dan “Training Day” ve aksiyon filmi “Vertical Limit”te oynadı.

Roman yazarı, şair ve gazeteci olarak sürdürdüğü 20 yıllık kariyerinden sonra, Glenn aralarında “Fortune & Men’s Eyes” ve “Collision Course” gibi prodüksiyonların olduğu tiyatro oyunlarıyla aktörlüğe adım attı ve 1960’lı yılların sonunu New York City’deki gezici tiyatro topluluklarında geçirdi.

Hollywood’a yerleştikten sonra Robert Altman’ın “Nashville,” Roger Corman’ın düşük bütçeli filmlerinden bazıları ve Francis Ford Coppola’nın “Apocalypse Now” filmlerinde küçük roller aldı. Daha sonra John Travolta’yla birlikte rol aldığı 1980yapımı klasik “Urban Cowboy”la ilk büyük çıkışını yaptı. Sonrasında gelen büyük rollerden bazıları: Robert Towne’dan “Personal Best”; John Frankenheimer’dan “The Challenge”; Astronot Alan Shepard’ı canlandırdığı, Philip Kaufman yönetimindeki “The Right Stuff”; Lawrence Kasdan Western’i “Silverado”; John McTiernan imzası taşıyan Oscar® sahibi macera “The Hunt for Red October”; Jonathan Demme’den Oscar®‘lı “The Silence of the Lambs”; Stuart Rosenberg’den “My Heroes Have Always Been Cowboys”; Ron Howard’dan “Backdraft”; destansı fantastik macera “Tall Tale”; kara komedi “Reckless”; Edward Zwick’ten savaş filmi “Courage Under Fire”; Ken Loach’un Nikaragua’daki gerilla savaşı sırasında yaşanan bir aşk öyküsünü anlatan, festivallerin gözdesi filmi “Carla’s Song”; Clint Eastwood’dan “Absolute Power” ve Sofia Coppola filmi “The Virgin Suicides.”

Glenn’in çalışmaları arasında sayısız televizyon filmi ve son otuz yılda rol aldığı TV dizileri bulunmaktadır. Yakın zamanda A&E yapımı biyografik film “Faith of My Fathers,” NBC yapımı “Homeland Security” ve Hallmark Hall of Fame yapımı olan “Gone But Not Forgotten,” John Gray’den “The Seventh Stream” ve John Grisham romanından uyarlanan “A Painted House” gibi yapımlarda yer aldı. 1994 tarihli Showtime yapımı kara film “Past Tense”de rol aldı ve Showtime’ın “Naked City” filmlerinde iki kez Sgt. Daniel Muldoon’u canlandırdı.

Actors Studio üyesi olan Glenn Lanford Wilson’ın “Burn This” oyunundaki Pale rolüyle Broadway’e muhteşem bir dönüş yaptı. Broadway dışı tiyatroya ise “Dark Rapture” ve eleştirmenlerin övgüsünü kazanan, kendisine Drama Desk Best Actor adaylığı ile Drama League Awards’da özel onur ödülü getiren “Killer Joe” ile döndü. Ayrıca Chicago’daki Goodman Theatre’da Arthur Miller’ın son oyunu“Finishing the Picture”da yer aldı. Miller bu oyunda Glenn için bir sahne yazmıştı.

Glenn 1967 yılından beri sanatçı Carol Schwartz’la evlidir. Glenn ailesi sayısız hayır kurumunun aktif destekçiliğini yürütmektedir.



CHRISTOPHER MELONI (Jack)

NBC’nin rating rekorları kıran dizisi “Law & Order: Special Victims Unit”te canlandırdığı merhametli dedekti Eliot Stabler rolüyle Emmy’ye aday gösterildi. Meloni şu an dizinin 10. sezonunda yer almaktadır.

Yelpazenin diğer ucunda, Meloni Tom Fontana’nın yarattığı, HBO yapımı gerilimli hapishane dizisi “Oz”da ikiyüzlü mahkum Chris Keller’ı oynadı. Televizyondaki diğer çalışmaları arasında “NYPD Blue,”
“Homicide: Life on the Street” ve “Scrubs” adlı dizilerdeki konuk oyunculukları gösterilebilir. Ayrıca “Leaving L.A.” dizisinde rol alan Meloni’nin rol aldığı mini dizilerden bazıları: “In a Child’s Name,” Mario Puzo’dan “The Last Don” ve son olarak Nickelodeon için çekilen televizyon filmi “Gym Teacher: The Movie.”

Meloni hit komedi filmi “Harold and Kumar Go to White Castle” ve devamı “Harold & Kumar Escape From Guantanamo Bay”de yer aldı. Yakın gelecekte Julianne Nicholson, Tİmothy Hutton ve Bobby Cannavale’nin rol aldığı, John Krasinski’nin yazıp yönettiği “Brief Interviews with Hideous Men” adlı filmde boy gösterecek. Meloni ayrıca Piper Perabo ve Chris Pine’la birlikte, tehlikeli bir virüsün yayıldığı, kıyamet sonrası macerayı anlatan Pastor kardeşler filmi “Carriers”da ve yönetmen-yapımcılığı üstlendiği arsız komedi “National Lampoon’s Dirty Movie”de yer alacak.

Daha önce, Meloni Janeane Garafolo ve David Hyde Pierce’ın karşısında oynadığı bağımsız komedi filmi “Wet Hot American Summer filmindeki sinirli yönetici rolündeki performansıyla dikkat çekti. Diğer filmlerinden bazıları: Julia Roberts’ın spor meraklısı nişanlısı rolünde oynadığı “Runaway Bride,” “Twelve Monkeys,” “Fear and Loathing in Las Vegas,” “Junior” ve “Bound.”

2005 yılında Dublin’de bulunan prestijli Gate Theatre’da Arthur Miller’ın “A View From the Bridge” oyununda canlandırdığı Eddie Carbone rolüyle büyük övgü topladı ve Irish Times’dan İrlanda’nın en üst düzey tiyatro ödülünde En İyi Aktör seçildi.

Washington, D.C. doğumlu olan Meloni Colorado Üniversitesi’nde oyunculukla ilgilenmeye başladı. Mezun olduktan sonra, liseden bir arkadaşı New York’a taşınıp oyunculuk okuması için kendisine ilham verene kadar inşaat işlerinde çalıştı. New York’ta Neighborhood Playhouse’da oyunculuk öğrenimi gördükten sonra NBC yapımı komedi “The Fanelli Boys”la ilk çıkışını yaptı.



Eleştirmenlerin beğenisini toplayan bir sinema, televizyon ve tiyatro oyuncusu olan VIOLA DAVIS (Jean) kendisine Independent Spirit Award adaylığı getiren rolü canlandırdığı Denzel Washington filmi “Antwone Fisher”la sinema tarihinde silinmeyecek bir iz bıraktı.

Davis will yakın gelecekte Meryl Streep ve Philip Seymour Hoffman’la birlikte, John Patrick Shanley’nin kendi oyunundan uyarladığı ve merakla beklenen “Doubt”ta rol alacak. Ayrıca Russell Crowe, Ben Affleck, Rachael McAdams ve Jason Bateman’la birlikte popüler BBC dizisinden uyarlanan, Kevin Macdonald (“The Last King of Scotland”) yönetimindeki “State of Play” ve Tyler Perry’nin Atlanta sahne prodüksiyonundan serbest bir şekilde uyarladığı “Medea Goes to Jail” adlı yapımlarda rol alacak. İki filmin de 2009’da gösterime girmesi planlanıyor.

Davis yakın zamanda gerilim filmi Shia LaBeouf’un D.J. Caruso yönetiminde başrolünü üstlendiği “Disturbia”da yardımcı bir rolde oynadı. Ayrıca bağımsız film “The Architect”te Anthony LaPaglia’nın karşısında göründü. Diğer filmlerinden bazılar: 50 Cent’le birlikte Jim Sheridan yönetimindeki “Get Rich or Die Tryin”; George Clooney’nin başrolünü, Stephen Gaghan’ın yönetmenliğini ve Steven Soderbergh’in yapımcılığını üstlendiği “Syriana” (Davis’in Oscar® ödüllü yönetmenle dördüncü işbirliği); Dennis Quaid ve Julianne Moore ile “Far from Heaven”; Soderbergh yönetimindeki “Solaris,” “Traffic” ve “Out of Sight.”

2008,Yazı’nda Davis Emmy Ödülü’ne aday olan A&E mini dizisi “The Andromeda Strain”de yer aldı. Diğer televizyon çalışmaları arasında “Law & Order: SVU” adlı dizide devamlı rol; CBS dizisi “Jesse Stone”da Tom Selleck’in karşısında canlandırdığı devamlı rol Lifetime için çekilen “Life is Not a Fairytale: The Fantasia Barrino Story”de başrol ve ABC’den “Traveler,” CBS’ten “Century City,” “Lefty” ve Steven Bochco dizisi “City of Angels”daki rolleri bulunmaktadır. Davis ayrıca Oprah Winfrey’in “Amy and Isabelle” ve Hallmark Hall of Fame’ yapımı “Grace and Glorie”de yer aldı.

2004 yılında, Davis Roundabout Theatre Company’nin sergilediği, Tony Award sahibi yönetmen Daniel Sullivan yönetimindeki Lynn Nottage oyunu “Intimate Apparel” ile sahneyi aydınlattı. Broadway dışı bir oyun için olabilecek en büyük ödülleri topladı: En İyi Kadın Oyuncu dalında Drama Desk, the Drama League, the Obies ve Audelco ödüllerine ek olarak e Lucille Lortel Award adaylığı. Los Angeles’taki Mark Taper Forum’da rolünü tekrarladığında Ovation, Los Angeles Drama Critics ve Garland ödüllerine layık görüldü. 2001 yılında, Davis August Wilson’ın “King Hedley II” oyunnudaki rolüyle En İyi Kadın Oyuncu dalında Tony Award sahibi oldu. İstenmeyen bir gebeliği iptal etme hakkına sahip olmak için savaşmak zorunda kalan 35 yaşındaki Tonya rolü ile eleştirmenlerin ve izleyicilerin dikkatini çekti. Davis bu rolüyle bir Drama Desk Award sahibi oldu.

Juilliard mezunu olan Davis Rhode Island College’dan Güzel Sanatlar Doktorası Fahri Diploması sahibidir. Davis oyuncu Julius Tennon’la evlidir.


YAPIMCILAR HAKKINDA


GEORGE C. WOLFE (Yönetmen) yazar yönetmen, prodüktör ve iki Tony Award sahibi olarak sürdürdüğü seçkin tiyatro kariyerini ilk sinema filmi yönetmenliğini müjdeleyen “Sevgi Fırtınası/Nights in Rodanthe” ile sürdürmektedir.

Daha önce, Wolfe’un HBO televizyonu için yönettiği “Lackawanna Blues” kendisine En İyi Yönetmenlik Başarısı dalında Directors Guild Award, En İyi İlk Film dalında bir Independent Spirit Award adaylığı, Christopher Award ve Humanitas Ödülü kazandırdı. “Lackawanna Blues” dört NAACP Image Ödülü kazandı, yedi dalda Emmy adaylığına layık görüldü ve Sundance Film Festivali’nde gösterildi.

Wolfe, “The Colored Museum” adlı oyunuyla Amerikan Tiyatrosu’nun Yeni Sesi olarak ülke çapında tanındı. Bunu Zora Neale Hurston’ın üç kısa öyküsünden uyarladığı “Spunk” ve on bir dalda Tony adaylığı getiren ilk Broadway müzikali “Jelly’s Last Jam,” izledi.

Kısa süre sonra, Tony Kushner Wolfe’tan Pulitzer Ödülü sahibi, olay yaratan “Angels in America”nın Broadway prodüksiyonunu yönetmesini istedi. Wolfe bu oyundaki çalışmasıyla Tony, Drama Desk ve Outer Critics Circle ödüllerini kazandı.

Bu sırada, Wolfe Joseph Papp Public Theatre/New York Shakespeare Festival’de prodüktörlük gibi zorlu bir görev üstlendi. Burada mihenk taşı sayılabilecek prodüksiyonlardan bazılarını yarattı: İkinci Tony’sini kazandığı “Bring in Da Noise, Bring in Da Funk”; “Elaine Stritch At Liberty” ve “The Tempest.” Diğer Broadway çalışmaları arasında Suzan-Lori Parks’ın Pulitzer ödüllü oyunu “Topdog/Underdog,” “The Wild Party,” “Twilight: Los Angeles, 1992,” “On the Town” ve yakın zamanda Londra’daki National Theatre’da yönettiği, En İyi Müzikal dalında Olivier ve Evening Standart ödüllerini toplayan “Caroline or Change” bulunmaktadır.

Wolfe’un ödülleri arasında additional dört Obies, Dramatist Guild’s Hull-Warner Award, Society of Stage Directors and Choreographers’ Calloway Award, bir Bessie Award, George Oppenheimer/Newsday Award, Lambda Liberty Award ve Actors Equity Paul Robeson Award sayılabilir. Wolfe New Public Library ve New York Landmarks Conservancy tarafından onurlandırılmıştır..



ANN PEACOCK (Senaryo)

Güney Afrika’da doğup büyüdü. Cape Towwn Üniversitesi’nde Hukuk eğitimi verdikten sonra, ailesiyle Los Angeles’a göç ederek senaryo yazmaya başladı.

Peacock’ın yakın zamanlı senaryoları arasına gerilim filmi “The Killing Room,” komedi-dram “Kit Kittredge: An American Girl,” 2007 Hallmark Hall of Fame yapımı televizyon filmi “Pictures of Hollis Woods” fantastik aile macerası “The Chronicles of Narnia: The Lion, the Witch and the Wardrobe” vardır.

1999 yılında Emmy’ye aday gösterildiği “A Lesson Before Dying” adlı HBO filmi Sıra Dışı Televizyon Filmi dalında Emmy kazandı ve beş dalda aday gösterildi. Peacock’un önceki projelerinden bazıları: Langston Hughes’un kısa öyküsünden uyarlanan PBS yapımı televizyon filmi “Cora Unashamed” ve Berlin Uluslararası Film Festivali’nde prömiyeri yapılan John Boorman filmi “Country of My Skull.”



JOHN ROMANO (Senaryo)

Şu sıralar A&E yapımı polisiye “The Beast”le, Emmy’ye aday olduğu dizi “Hill Street Blues” da yardımcı hikâye editörü olarak başladığı televizyon çalışmalarına etkileyici bir halka daha ekliyor.

Romano’nun sayısız dizide yazar/yapımcı olarak görev aldı: sayısız “L.A. Law,” “Early Edition” ve “Providence.” “Knots Landing,” “Party of Five” ve “Third Watch”un ilk sezonunda baş senarist olarak yer aldı. Ayrıca, “Class of ’96,” “Michael Hayes” ve “Sweet Justice” isimli programları yarattı. “Sweet Justice”le ikinci kez Emmy adayı oldu, NAACP Image ve Başkan Clinton’dan Justice & Media ödüllerini aldı. Ayrıca “American Dreams”de danışman yapımcılık görevini üstlendi.

Eric Roberts’ın başrolünü yazdığı televizyon filmi “Dark Angel”ın yazarlığını ve yapımcılığını üstlendiği Zoetrope Stüdyoları’nın sahibi Fred Fuchs ve Francis Ford Coppola’yla başarılı bir ortaklığın ardından, Romano Coppola’nın bağımsız filmi “The Third Miracle”ı yazdı. Ayrıca Coen Kardeşler komedisi “Intolerable Cruelty” ve önümüzdeki günlerde gösterime girecek olan, Philip Roth’un romanından uyarlanmış Philip Noyce yönetimindeki “American Pastoral”i yazdı.

Eğlence sektöründeki kariyerinden önce, Columbia Üniversitesi’nde İngilizce dalında Asistan Profesör olan Romano, Yale’de İngilizce ve Karşılaştırmalı Edebiyat alanlarında doktora yaptı. The New York Times Book Review, Harper’s, The New Republic ve başka yayınlarda 100’den fazla eleştirinin yanında Dickens and Reality adlı kitabın yazarı olan Romano televizyon ve topluluklar arasındaki bağlantılar konusunda konferanslar verdi.

2000 yılında, Romano Washington DC’de Center for Arts and Culture’un yönetim kurulunda olduğu National Endowment of the Humanities’de Başkan’ın konuşmasını sundu. 11 Eylül sonrası, Romano, House Committee on Foreign Relations’ta yaptığı konuşmada Kongre’ye yurtdışında ABD’nin imajını güçlendirmek için sinema ve televizyonun rolü konusunda tavsiyelerde bulundu.

NICHOLAS SPARKS (Roman yazarı)

Dünyanın en sevilen öykücülerinden biridir. New York Times’ın en çok satanlar listesinde 1 numara olmuş yedi esere sahip olan ve kitapları 40 dilde 50 milyondan fazla basılan (sadece Kuzey Amerika’da 36 milyon) yazarın popülaritesi artmaya devam ediyor.

Sparks en bilinen öykülerinden olan The Notebook’u 28 yaşında yazdı. Kitap 1996’da Warner Boks tarafından yayımlandı. Bunu Message in a Bottle (1998), A Walk to Remember (1999), The Rescue (2000), A Bend in the Road (2001), Nights in Rodanthe (2002), The Guardian (2003), The Wedding (2003), True Believer (2005) ve devamı niteliğindeki At First Sight (2005), Dear John (2006) ve The Choice (2007) adlı kitapları izledi. Ek olarak, Sparks 2004 yılında kardeşi Micah’la birlikte yazdığı biyografik Three Weeks With My Brother’ı yayımladı. Yazdığı tüm eserler ABD’de ve diğer ülkelerde en çok satanlar listesine girdi. Dear John, True Believer ve At First Sight adlı romanlarının her biri bir milyondan fazla sattı.

“Sevgi Fırtınası/Nights in Rodanthe” yazarın kitaplarından yapılan dördüncü uyarlama niteliğini taşıyor. Daha önceki uyarlamalar: Oldukça başarılı Message in a Bottle, Sparks’a muazzam bir genç okur kitlesi kazandıran A Walk to Remember ve yalnızca ABD’de 80 milyon dolardan fazla hasılat yapan The Notebook.

Yazarın eserlerinden yapılan bir sonraki sinema uyarlaması, Oscar® adayı yönetmen Lasse Hallstrom’un yönetiminde Channing Tatum’un başrolde oynadığı Dear John 2009 yılında gösterime girecek.

Sparks Kuzey Carolina’da ailesiyle birlikte yaşamaktadır.



DENISE DI NOVI (Yapımcı)

İlk filmi olan ve kült mertebesine erişen komedi hiti “Heathers” ile En İyi İlk Film dalında Independent Spirit Award sahibi oldu. Daha sonra sinemada çığır açan Tim Burton’la uzun soluklu bir işbirliğine girdi. Bu süre boyunca “Edward Scissorhands,” “Batman Returns,” “The Nightmare Before Christmas,” “Ed Wood” ve “James and the Giant Peach” gibi önemli filmlere imza attı.

Erken dönem filmlerinden bazıları: “Little Women”ın 1994 tarihli yeniden çevrimi, “Practical Magic” ve Nicholas Parks’ın romanından uyarlanan “Message in a Bottle.” “Practical Magic” ve “Message in a Bottle” gösterime girdikleri hafta sonu gişede bir numaraya yerleşti.

Daha yakın tarihli projeleri arasında yine Sparks’ın bir romanından uyarlanan “A Walk to Remember,” “Original Sin,” “What a Girl Wants,” “New York Minute,” “Catwoman,” “The Sisterhood of the Traveling Pants,” Curtis Hanson yönetimindeki “Lucky You” ve geçtiğimiz günlerde gösterime giren, dört sevimli arkadaşın hayatlarında açılan yeni bir sayfayı anlatan “The Sisterhood of the Traveling Pants 2” sayılabilir.

Di Novi sinema sektöründeki çalışmalarına ek olarak televizyon yapımcılığına da soyundu. “Eloise at Christmastime,” “Eloise at the Plaza,” ve “The ‘70s” gibi uzun soluklu projelerin yanında olumlu eleştiriler alan “The District” adlı dizide yardımcı yapımcılık görevini üstlendi.

Başlangıçta gazetecilik kariyerini sürdüren Di Novi started National Observer’daki redaktörlük görevinden sonra Toronto’daki “Canada AM”de yazarlık yaptı. Sinema sektörüne geçen Di Novi yeni kariyerine halkla ilişkiler birim sorumlusu olarak başladı. 1980 yılında Montreal merkezli prodüksiyon şirketi Film Plan’da müdür olarak “Scanners” ve “Videodrome” gibi dokuz büyük stüdyo filminde çeşitli kapasitelerde görev aldı. 1983 yılında, Film Plan Los Angeles’a taşındı ve Arnold Kopelson’ın şirketi Film Packages’la birleşti.

Di Novi daha sonra New World Pictures’da Prodüksiyon Başkan Yardımcısı oldu ve sonra bağımsız bir yapımcı olarak genel bir anlaşma imzaladı. 1989-1992 yılları arasında Tim Burton Productions’ı yöneterek yönetmenin en başarılı filmlerin yapımcılığını üstlendi. 1993 yılında Columbia Pictures bünyesinde kendi prodüksiyon şirketi Di Novi Pictures’ı kurdu.

Di Novi şu sıralar Warner Brs. Pictures ile bir prodüksiyon anlaşması imzaladı. Çeşitli aşamalarda bulunan projeleri arasında Zack Snyder’ın yönetiminde Ray Bradbury öyküsünden uyarlanan “The Illustrated Man”; Ann Brashares’ın kitabından uyarlanan “Last Summer of You and Me”; Robert Rodriguez’in yazıp yönettiği “The Jetsons” ve Philip Reeve romanından uyarlanan “Larklight” yer almaktadır..