Yusuf Antep de bizi görecek mi?

Yusuf Antep de bizi görecek mi?
Yusuf Antep de bizi görecek mi?
Ferzan Özpetek son filmi 'Şahane Misafir'de, evindeki sanatçı kökenli hayaletlerle haşır neşir olan genç bir adamın öyküsünü anlatıyor. Filmde Cem Yılmaz da hayaletlerden Yusuf Antep'i canlandırıyor
Haber: UĞUR VARDAN - ugur.vardan@radikal.com.tr / Arşivi

Şahane Misafir
Orijinal adı: Magnifica Presenza
Yönetmen: Ferzan Özpetek
Oyuncular: Elio Germano, Marcherita Buy, Vittoria Puccini, Cem Yılmaz
Yapım: İtalya, 2012/ 105 dk.


Büyük aile sofraları, geçmişin o ‘güzelim’ günlerine duyulan özlem, öte yandan ‘şimdiki zaman ’ın sorunları olan ve her daim eşcinsel kimliğini açıklamakta zorlanan bireyler... Ferzan Özpetek’in, zaman zaman buradan esintiler sunsa da temel olarak İtalyan gündelik hayatı içinde kendini tanımlayan sinemasının genel karakteri aşağı yukarı bu çizgide ilerledi durdu. Geniş aile meselesi ve şimdiki zamanda tutunamama hali aslına bakılırsa galiba ‘Çizme sineması’nın genel haletiruhiyesi.
Bu yargıya da şuradan ulaşıyoruz; İtalyan sineması elbette birçok konuyla haşır neşirdir ama bizde gösterime giren yapımların genel dokusu bu çerçevede belirginleşiyor (ki bu filmler sanırım orada yaptıktan sonra yurtdışında da şansını deneyen örnekler oluyor ve biz de genel okumaları bu yapımların perspektifi üzerinden gerçekleştiriyoruz. Nanni Moretti klasman dışı takılıyor, komünizmi ‘hâlâ’ anıyor ve genel olarak da ‘çekirdek aile’nin dertlerini önemsiyor). 

Umduğunu değil
Öte yandan Özpetek yolun başındayken ‘Harem Suare’de (ki bence hâlâ en iyi filmidir), tarihi ait olduğu kendi yatağında ele almıştı, sonradan da ‘Karşı Pencere’de öykü bugünden geçmişe uzanmış ve köklerini aramıştı. Bugünden itibaren vizyona çıkan ‘Şahane Misafir’ (Magnifica Presenza) ise uzağı yakın eden bir hikâyeye sahip. Film, daha çok Amerikan sinemasının itibar ettiği ‘hayaletli ev’ motifini kullanıyor. Lakin öyküyü birlikte kaleme aldığı Federica Pontremoli’yle Özpetek’in derdi, Hollywood’vari bir gerilim filmine imza atmak değil. ‘Hayalet’ler, hayatla sanat arasındaki o hassas dengenin nasıl biçimlendiği konusunda ana karakter Pietro kadar biz seyircilere de bir şeyler hatırlatma işlevi görüyorlar.
Ama önce ‘kısaca özetler’ diyelim: Catania’dan Roma’ya, üç yıl önce birkaç saatliğine ilişki yaşadığı Massimo’yla yeniden beraber olma umuduyla taşınan Pietro, bir pastanenin mutfağında hünerlerini gösterirken asıl olarak oyuncu olmayı düşler. Lakin asıl problem tuttuğu yeni evde karşısına çıkar. Kontratı imzalar, yerleşir amma velakin evin içinde ‘şahane misafirler’ vardır. Piet-
ro, 2. Dünya Savaşı yıllarında, İtalya’da çok tutmuş ‘Apollonio’ adlı bir kumpanyanın üyeleri olduğunu fark ettiği bu topluluğa zamanla alışır. Ve çok geçmeden kendisinin de bir tür ‘Davetsiz misafir’ olduğunu fark eder…
Özpetek’in filmlerinde geçmiş, nostaljik bir öğeden çok yitip gitmekte olan değerlere de bir ağıttır aynı zamanda. ‘Şahane Misafir’ belki bu anlamda, eskiyi kendi konjonktüründe değerlendiriyor ve kumpanyanın ‘ihanetçisi’ itibariyle de meseleyi bir anlamda, ‘Her şey o kadar da iyi değilmiş’e getiriyor. Öykü de bu haliyle bir tür sanatın hayattaki en üstün, en ayrıcalıklı, en kutsal şey olmadığının altını çiziyor ve özellikle ‘sanatçı kaprisi’ olgusunu bence doğru koordinatlara oturtuyor.
Belki ‘Şahane Misafir’i geçmiş Özpetek filmlerinden ayıran en önemli özelliğinin de, ana karakterin tasviri olduğunu söyleyebiliriz. Pietro, genellikle kendi cinsel seçimini yakın çevresiyle paylaşma konusunda sorun yaşayan diğer Özpetek tiplemelerine benzemiyor. Onun, seçiminin etraftaki algısal yansımalarıyla problemi yok; asıl olarak evin diğer konuklarını, çevresine anlatmakta zorluk geçiyor; bu da sanırım ‘Şahane Misafir’in genelle özel arasındaki temel çatışması gibi görünüyor. Öte yandan öykünün siyasi altyapısı da, yine ‘Karşı Pencere’vari bir tat veriyor. 

Mimikleri ‘Perfecto’
Ya oyuncu performansları? Pietro’daki Elio Germano için İtalyan sineması üzerinden tarif vermek gerekirse Moretti, Fellini ya da Antonioni karakterlerinden çok Scola ya da Pupi Avati tiplemelerine daha yakın duruyor. 1980 doğumlu oyuncu, 2010’da Daniele Luchetti’nin ‘La nostra vita’sıyla Cannes’da en iyi erkek oyuncu ödülünü almış, Pietro’yu da sevimli, başta şaşkın ama daha sonra olgun bir çizgide, gayet başarılı canlandırmış. Kadronun diğer isimleri için de övücü ifadeler kullanmak mümkün ama ben en çok grubun şimdiki zamana direnebilmiş tek üyesi Livia Morosini rolündeki Anne Proclemer’i çok beğendim (hanımefendinin filmografisinde şöyle bir gezindiğimde de 1954 tarihli Roberto Rossellini klasiği ‘Viaggio in Italia’da önemli rollerden birini üstlendiği fark ettim).
Gelelim filmin, aksi bu yakaya vuran en önemli meselesine… Kumpanya elemanlarından Yusuf Antep’i, malum Cem Yılmaz canlandırıyor. Konunun uzmanı sinema yazarı arkadaşım Cumhur Canbazoğlu (İtalyan Lisesi mezunudur ve çalıştığı yıllarda gazetesi Cumhuriyet’in tüm İtalyan bağlantılı işlerinden o sorumluydu), bir kere aksanını çok beğendi, İtalyanca konuşmalarda verdiği tepkilerde mimiklerini de ‘kusursuz’ olarak niteledi. İşin performans kısmına gelince, tabii ki öykü Yılmaz’ın üzerine kurulu değil, burada daha çok takım oyuncusu gibi. Ayrıca biz zaten onun ne büyük bir yetenek olduğu biliyorduk, bunu tekrar hatırlatmanın gerekli olduğu kanısında değilim. 

Evdeki hayalet
Sonuç? Ferzan Özpetek, stil sahibi bir yönetmen. “Lakin stili bana hitap etmiyor” demeniz de mümkün. Ben mesela Özpetek’i tutarlı buluyorum ama bazen kendisini tekrarladığı kanısındayım. Bu kez Nanni Moretti’nin son filmi ‘Habemus Papam’ın yazarı Federica Pontremoli’yle birlikte kaleme aldığı öyküde, farklı bir kapıyı
yoklamış, ortaya çıkan ürünse kuşkusuz bir başyapıt değil ama kendisini izlettiriyor. Finali de bence iyi toparlamış (mesela Moretti’nin ‘Habebus Papam’ı mükemmel gidiyor ama finalde tökezliyordu). ‘Evdeki hayalet’ filmlerinin ‘sanatsal versiyonları’na ilgi duyanlar için diyerek bitirelim…