112 yıldır süren dava: Penaltı

"Penaltı mı, değil mi, işte bütün mesele" demiş Vilyam Şekspir, Premier Lig'de bir maçın eleştirisini yazarken. Evet, futbol endüstrisinin en büyük davası, gol değil penaltıdır. Üstelik verileni de en az verilmeyeni kadar ayaktopu adaletini fena sarsar.
Haber: CENGİZ ALPMAN / Arşivi

"Penaltı mı, değil mi, işte bütün mesele" demiş Vilyam Şekspir, Premier Lig'de bir maçın eleştirisini yazarken. Evet, futbol endüstrisinin en büyük davası, gol değil penaltıdır. Üstelik verileni de en az verilmeyeni kadar ayaktopu adaletini fena sarsar. Pazar öğleden sonra 'Fırtınalar Vadisi'nde oynanan derbinin saha içi padişahı Muhittin Boşat, son dakikaya kadar ağır aksak yörük semai makamından karşılaşmayı idare ederken, konuk ekibin ceza alanı içinde meşin yuvarlağı smaçlayan bir el, fairplay'lik maçı, danıştaylık hale getiriverdi... Hakan Şükür'ün, kaleye doğru yönlenmiş kafa vuruşunda topu zıplayarak, fotoğraflara bile net biçimde yansayacak biçimde tokatlayan Luciano'nun hareketine düdük çalmayan Boşat'a karşı Galatasaraylılarca toplu bir itiraz hücumu gerçekleşti. Brezilyalı, topun kastı olmadan eline çarptığını ifade ederken, takım arkadaşı Van Hooijdonk açık seçik bir penaltı olduğunu söylüyor, ardından Bülent'in 18 içinde kendisini yere yıktığı pozisyonda da penaltı çalınması gerektiğini de ekliyordu.
Hiç gündemde yokken, emekliliği gelmiş Muhittin Boşat'a verilen derbi armağanı, üstelik sadece son dakikadaki penaltıyı vermeyişiyle değil, daha önceki hatalı yorumlarının da kalın harflerle ön plana çıkarılması sonucunda, olmaz olaydı türünden bir veda lanetine dönüşüyordu. Medyaya yansıyan hataları yeniden tadat ettiğimizde önce, arkadan Bülent'in topuğuna basan Hooijdonk'a sarının yetmediği ille de kırmızı gösterilmesi gerektiği yanlışlıklar serisinin ilk maddesi olarak ileri sürülüyordu. Bu pozisyonun hemen ardından, Bülent'in Hollandalı forvetin ümüğünü sıkarak didiştiği enstantanenin de penaltıyla cezalandırılması istendi. Yine kaptan Bülent'in, eski takım arkadaşı Fatih Akyel'i 18 içinde dizini kaldırarak düşürdüğü hareketin de 11 metre atışıyla sonuçlanması talepler arasındaydı.
Hakan Şükür'ün müsebbib olduğu 'akıl dolu gol'le 2-2 sonuçlanan derbinin ardından yanıp yakınan taraf Sarı-Kırmızılılar'dı. İkinci Başkan Ali Dürüst, Boşat'a verip veriştirirken 'Penaltımız verilmedi, Hasan haksız yere kırmızı kart gördü, Bülent Yavuz bu hatasını temizlemeli' görüşünü savundu. 'Bu hakem faciasına karşı sessiz kalınmayacağı'na, 'hakkımızı yedirmeyeceğiz' yaftası da eklendi. Bunlar maç sonrası, taraftarlara mesaj olarak yollanan tepkilerdir. İlle de hukuki sonuçlara varması gerekmez... Ali beyin 'Sessiz kalmayacağız'ı, 'Hakkımız yedirmeyeceğiz'i, 'Özür ve istifa isteriz'i sonuçta neye varacak ki!
Başta da dediğim gibi 'penaltı davası', 112 yıldır futbol aleminin, dahası hakemlerin başında Demokles'in kılıcı gibi sallanıp duruyor. Sonuza kadar sallanacağından da şek şüphe olmasın. Dürüst'ün işaret ettiği 'hak arama'nın hedefi neresi ola! Danıştay bu işlere karışmaz, Yargıtay da Sayıştay da Anayasa Mahkemesi de hakeza. Tahkim'e gidilse ola ki Hakan Şükür'ün kafasından sekerek filelerle buluşan goldeki antikalık bahis konusu olabilir bu kez. Kalakala Lahey Yüksek Adalet ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemeleri kaldı. O elemanlar da bu işlerle uğraşmaz.
Yani kısacası, verilmemiş penaltının hakkının aranacağı bir merci yoktur. Sessiz kalmayıp ebediyete kadar protestolarını sürdürebilirsin ama 'hak değirmende aranır'dan öteye bir gıdım gidemezsin. Bülent Yavuz, derbi öncesinde 'kefil olduğu' Boşat'a sezonu kapatabilir, yahut tutar istifa eder, hatta önce özür diler sonra görevden affını talep eder. İyi de bunların hiç birinin pragmatik bir yararı yok. Galatasaray yönetiminin böyle nafile namazlara yatmak yerine biraz ileriye bakmaları çok daha faydalı olur. Takımları iyi değil. Cim Bom'un kaderini verilmemiş penaltılar, çalınmamış düdükler değil kazanılacak maçlar belirleyecek.



Ne oldi saa Giga, ne oldi!
Hagi'nin Bursaspor'u, geçen sezon son anda ligde kalmayı başarmıştı. Bu kez vaziyet, daha altıncı haftada beterin beteri durumunda. Giga'nın, Galatasaray'a gelmeden önce, Marmara bölgesinde ısınmak ve ondan sonra yatay geçiş yapmak için Bursa'yı seçtiği söyleniyordu. Dilin de kemiği yok, elin de ağzı torba değil. Ne var ki bu ön görüşlü kahinlerin şu sıralar başka kehanetler yumurtlamadıkları kesin. Hagi'yi, Terim'le birlikte Galatasaray'a geldiğinden itibaren bire bir izledim. Üstelik büyük keyifle. Kaptan olmadığı halde maç sırasında, frikiklerde arkadaşlarının nerede duracaklarını, kurs verircesine göstermesine, antrenör olmamasına karşın oyunun temposunun nasıl ve ne zaman değiştirilme kararlarının uygulanmasına, genç futbolculara müşfik bir eğitimci olarak yakınlaşmasına, milyonlarca futbolseverle birlikte tanık oldum. Şimdi, üzülüyorum gidecek diye.


Şahane Züğürtler (ikinci bölüm)
Aykut'un İstanbulspor'una yürek dolusu kocaman kocaman alkışlar isterim. Ligin iki namağlubundan biri olan Boğalar'ın hocası, Trabzon'u yenerek şampiyon olduktan sonra rakip adına üzüntüsünü dile getirmesi sonucunda kovulmasına yol açan asaletini ve futbol bilgisini korumak değil, daha da olgunlaştırmış bir bilge kişi olarak haftabehafta anıtlaşıyor. Boğalar ve muzaffer kumandanlarının oynadığı 'Şahane Züğürtler' oyununa canı yürekten alkış isterim...